Yatak odası kararlarının sorumlusu kim?

Yatak odası kararlarının sorumlusu kim?
Ruhat Mengi –

Sağlık Bakanı Akdağ Başbakan’ın “sezaryen ve kürtaj”la ilgili konuşmasının ertesi günü (yoksa aynı gün müydü) hastanelere “sezaryenle ilgili yaptırım geleceğini” açıkladığında bundan sonra da “kürtajla ilgili” yaptırım geleceğini yazmıştım. Ki fazla beklemedik, Başbakan dün “kürtaj yasası hazırladıklarını, bu yasayı çıkaracaklarını” söyledi. Bir süre sonra bu kararın “dini nedenlere” bağlandığını, MHP’nin de sırf bu konuda (konu din olunca yarış var ya) geri kalmamak için destek verdiğini de görürüz sanıyorum.

Bu kadar çok “kaza”nın olduğu, her yıl “damdan düşüp ölenlerin, şofbenden zehirlenenlerin” sayısının bile azalmayıp arttığı bir ülkede “çeşitli nedenlerle istenmediği halde oluşan kaza gebelikleri”nin de ne kadar çok olacağını hepimiz biliyoruz. Köylerde bile evlilik dışı ilişkilerden hamile kalanlar var. 13-14 yaşında olduğu halde yaşlı adamlara para karşılığı satılan binlerce kız var.. Bu çocukları doğurtmaya kalktıklarında “ölümle karşılaşıyor” ve bazıları ölüyorlar, gazetelerde kaç haber duyduk..

KADIN ÖLÜMÜ ARTAR!

Hükümet tüm uyarılara rağmen tecavüz cezalarını arttıracak, sayısı en ilkel ülkelerle yarışan bu “kadın ve çocuk tecavüzü” felaketini azaltacak bir çalışma yapmadı. Bilinenler dışında duyulmayan, saklanan tecavüz olayları ve hamilelikler var. Şu anda bile hastaneler kürtaj yapmayı durduğu için “merdiven altı çocuk düşürme” yöntemlerinin arttığı konusunda sivil toplum kuruluşlarından duyumlar geliyor.

Hastanelerin kürtaj yapmaması yasaya bağlanacak olursa o istenmeyen bebeklerin doğması yine önlenecek ama kadın ve “çocuk gebe”lerde ölüm oranı artacaktır. Başbakan Erdoğan eleştirilere cevap verir ve “kürtaja da, sezaryene de müdahale hakkı olduğunu, bu ülkede her meselenin sorumlusunun kendisi olduğunu” söylerken bu kez de yine (Uludere benzetmesindeki gibi) olmayacak şekilde “intihar edenlere müdahale” ile bu konuyu karşılaştırıyor. Oysa..

İNTİHARLA BİR OLUR MU?

Oysa kürtaj ile intihar arasında büyük fark var.. İntihar edecek kişi mutlaka psikolojik travma sonucu böyle bir karar verir ve bir yetişkinin hayatını kaybetmesi söz konusudur, diğerinde ise Pazartesi günü yazdığım gibi “8-10 haftalık cenin”den söz edilmektedir . Hiç kimse kürtajın iyi bir seçenek olduğunu söylemiyor ama eğer başka bir çare yoksa, örneğin “bu bebeği 9 ay karnında taşıyacak ve herkesten (babadan bile) önce onun sorumlusu olacak anne” istemiyorsa veya diyelim ki ortada “sorumluluk taşıyacak bir baba” yoksa, “çocuğun geçimi, eğitimi ve tüm bakımı da sağlanamayacaksa” kürtajı engellemek, yasak getirmek insanları çaresizliğe sürüklemenin ta kendisi değil mi?

Böyle bir baskı yapmayan ülkelerde gebeliği durdurmak için “2.5-3 aydan önce” olması kuralı konur ve karar öncelikle bebeği taşıyacak anneye bırakılır. “Vatandaşının canını kaybedeceği yönteme sapmasını” düşünmeyip “cenini düşünen” hükümet de (zaten hakkı yoktur ya) mantığa sığmaz.

2’DEN FAZLA KARARI..

Uzun süredir “3 çocuk-beş çocuk” baskısı sürüyor.. Hükümet üyeleri gittikleri her düğünde ve sık sık bunu tekrarladılar. Başbakan dün de Grup konuşmasında “Sezaryenle doğum olursa 2’den fazla olmaz. Niye 2’den fazla olmasın. Ben bu ülkede her meselenin sorumlusuyum” demiş. Türkiye’de mevcut çocuklar içinde kabus gibi yaşamlara mahkum, aile içi ve dışında “şiddete terk edilmiş” en az binlerce çocuk var.. Birçok bölgede “okula gidecek ayakkabısı, giderken yiyecek bir dilim ekmeği olmayan, anaların çöpten ekmek toplayarak bakmaya çalıştığı” çocuklar var.. O “bir deri, bir kemik kalmış analar”la yapılmış röportajlar gazetelerde de çıktı. Yoksulu çok ve nüfusu 75 milyonu bulmuş bir ülkede mevcut çocuklara ve yoksullara çözüm üretmeye kafa yormak gerekirken bu 3-5 çocuk ısrarı neden yapılıyor belli değil. Ama hangi nedeni düşünüyorlarsa düşünsünler insanların yatak odasında vereceği “sezaryenle doğum veya kürtaj” konuları bir hükümetin, hele de böyle “halihazırdaki nüfusunun binlerce ciddi ve çözülmemiş sorunu olan, karakollarında bile komiserlerin kadınlara tecavüz ettiği bir ülkede”, sorumluluğu ya da işi değildir.

Ama sonuçta her konuda olduğu gibi ortada bir tartışma, bir fikir alışverişi filan yok. “Her konunun tek sorumlusu” olduğunu söyleyen Başbakan istemişse o nasılsa yapılacak ve herkes de susup kabul edecek demektir. Son çıkan yasalardan hangisi uzmanlara sorularak tartışıldı ki en azından bu yapılsın. Ya olacak, ya olacak. Bu ülkenin kaderi demek ki!

Bir Cevap Yazın