Yeniden çift kutuplu dünyaya giderken beka sorunu ve referandum…

Yeniden çift kutuplu dünyaya giderken beka sorunu ve referandum…
Noyan Umruk

Hayrola diyeceksiniz… Nereden çıktı bu çift kutuplu dünya? Ben ne yapayım, kabahat bende değil, çıkıyor işte… Reel politik yapıyoruz…

Değişmeyen tek şey değişim…
Sovyetler Birliğinin çöküşü ile oluşan tek süper gücün jandarmalığına dayalı dünya düzeni, çeyrek asırlık toparlanma sürecinden sonra Rusya-ekonomik gücü ABD’ye erişmiş Çin-İran bloğunun güçlenmesi ve ABD’nin ekonomik zorunluluklarla jandarmalık maliyetlerini düşürme ya da bu yüksek maliyetleri, jandarmalıktan nemalanan diğer ülkelere de yükleme stratejisi nedeniyle çift kutuplu dengeye dönüşüyor… Obama ile başlayan bu süreç Trump’la kısa zamanda mesafe alacak gibi görünüyor…

Değişimde mihenk taşı Suriye…
Afganistan, Irak işgalleri, ”Turuncu Devrimler” ve “Arap Baharları” ile yükselen süper jandarmalık Suriye’de fena halde duvara toslandı.

Mısır’da ise kafasına düşen Mursi saksısının şaşkınlığı ile eski yavuklusu Mısır ordusuna sarılarak bu ülkeye demokrasi(!) getirilmiş oldu…
Diğer blokta ise çeyrek asırlık toparlanma ve özellikle kendi hinterlandındaki turuncu devrimlere karşı savunma sürecinden sonra “Savunma Konseptinden” Gürcistan’la başlayan Ukrayna ile devam eden “ “Etkin Müdahale Konseptine” geçiş yaşanıyor. Tahmin ve iddiaların aksine blok Suriye’yi “satmayarak” rüştünü ispatlamış oluyor…

Yumuşamadan Soğuk Savaşa…
Ukrayna müdahalesi nedeniyle Rusya’nın G-8 den çıkarılması ile yine çeyrek asırlık “Detent-Yumuşama” sürecine son verilme adımları atılırken, siyasi literatürde “Soğuk Savaş” denilen “dehşet dengesi” sürecine geçişin ilk adımları atılmış oluyor.

Bu sürecin sosyoekonomik yansımaları, AB’nin kendi halkları için, 70’lerin neoliberal fırtınasına rağmen sürdürdüğü “Welfare State-Refah Devleti”ni sarsıyor ve aşırı milliyetçi dalgalanmalarla sarsmaya devam ederek Avrupa’nın içlerine kadar uzanacak gibi görünüyor. Örneğin, Romanya, Moldavya, Macaristan, Yunanistan, İspanya, İtalya ve giderek Fransa…

Etme, bulma dünyası… Irak’ı sudan, uydurma bahanelerle işgal edip 1milyonu aşkın insanın ölümüne yol açarak, bölünmesini sağlarsanız, Libya’yı paramparça ederseniz Kırım referandumuna ne diyebilirsiniz?

Bakındı hele şu yüce rabbimin işine… Dinsizin hakkından imansız mı geliyor ne…

Ya Türkiye…
Dünya çift kutuplu yeni dengelere doğru evrilirken, Türkiye başını kuma gömmüş, taammüden hırpalanmış kurumları ve kışkırtılmış etnik ve dinsel motiflerle karpuz gibi dilimlenmiş bir toplumsal yapısıyla yolsuzluk ve hukuksuzluğun arş-ı alaya vardığı bir ortamda iki kutup arasında bi namaz, iki kutupla da ciddi sorunlar yaratarak ve yaşayarak referandum sürecine giriyor.

2002-2003’de Bahçeli’nin nereden önüne çıktığı hala bilinemeyen bir virajı hızla dönmesi ile erken seçime sürüklenen Türkiye, yine aynı üslupla durup dururken dünyada eşi menendi görülmemiş, kimbilir nerelerde redakte edilmiş sahipsiz bir metinle bir garip rejimi kabule zorlanıyor…

Gerçekten bu kadar kötü bir metnin bu ülkenin hukukçuları tarafından yazıldığına insanın inanası gelmiyor…
Bilmem, 2006’lardan itibaren ABD çıkarlarına göre bölgenin şekillendirilmesi sürecinin Türkiye’nin ancak böylesine tuhaf tek adam rejimiyle gerçekleştirilebileceğini açıkça ortaya koyan Paul Henze, Graham Fuller raporlarını hatırlatmaya gerek var mı?

Küresel oyunun envai çeşit rezillikleri anlaşılabilir şeylerdir de…
Anlaşılmayanı zaten ülkede her istediğini anında yapabilen, “keyfi yerinde” bir siyasi iktidarın ve yine köklü bir siyasi kadronun kendi geleceğinin de sonunu getirecek desteğiyle, “fiili durumu hukuki duruma uydurma” gibi anlamsız bir bahane yanında “beka” sorununu da ileri sürerek böyle ucube bir rejim değişikliğine apar topar gitmesidir…

Şimdi bırakalım bir yana şu “fiili durumu hukuki duruma uydurma” komedisini ve ülkeyi referanduma sürükleyen liderlerin kişisel neden, sorun ve sorumluluklarını da, gelelim çok ciddi, tüyler ürpertici olduğu söylenen “beka sorununa”…
Acaba bölge üzerindeki emellerini rahatça gerçekleştirmek için kutuplardan biri, ekonomik alandaki tartışılmaz gücünü kullanarak ülke ekonomisini depreme uğratma tehdidi mi talep edilen rejim değişikliğine yönelik referandumu zorunlu hale getirmiştir?

Yoksa yine bir yerlere “Yanlışlıkla” bir şeyler atmak ya da toplumu sarsacak cinayetler ve malum terör örgütlerinin de iyice azgınlaştırılması ile oluşturulması öngörülen “büyük kaos” tehdidi mi söz konusu rejim değişikliği için ülkenin referanduma götürülmesini zorunlu kılmıştır?
Ya da mesela Membiç dolaylarındaki provoke edilmiş bir sıcak çatışmanın, ülkemize karşı ciddi güç kullanımına yol açmasıyla ortaya çıkacak bir “Metal Fırtına” çağrışımı, tehdidi mi liderleri bu yola sürüklemiştir?
İşte bu nedenlerle mi siyasi iktidar söz konusu rejim değişikliğini, kabul görse dahi uygulamayı 2 sene erteleyerek, zaman kazanmak için topu taca atarak gün ola harman ola mı demek istemektedir?
Tabii hüner, aslında ülkeyi bu denli envai çeşit tehdit ve baskılara açık hale getirmeyecek basireti göstermekti ya, neyse…

Sonuç:
Eveeeet parlamenter ve çoğulcu demokrasi talepleri yanında “beka sorunu” başlı başına önümüzdeki referandumu ülke için gerçekten hayati kılmaktadır.

Hayır! Hem küresel emellere otur yerine diyecek, hem de önümüze aniden damdan düşen bu süreçte başta, yeni gelişmekte olan dünya dengeleri çerçevesinde güvenlikten dış politikaya, eğitimden ekonomiye değin çoğu zaman hırsla, bazen “aldatılarak” yapılan ve de artık ülkenin tarihsel bellek, beyin ve belkemiğini çatlatmak üzere olan korkunç hataları sakin ve ciddi bir biçimde değerlendirmemiz için yeterli zaman sağlayacaktır.

Böylece, hayır diyerek, bir kısmı bizim dışımızdaki nedenlerden, bir kısmı ise siyasi iktidarın bariz ve akıl almaz hatalarından doğan duruma fenersiz yakalanmamış olacağız…
O halde “ilelebet payidar olacak” 100 yaşına giden Cumhuriyetimizin bu en kritik dönemecinde, aynı kayığın içinde olduğumuzu da hiç unutmadan yeniden aklımızı başımıza toplayabilmek için sandığa gitmek ve “HAYIR!” demek hem yaşamsal, hem toplumsal, hem de milli bir görev olup, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!”