Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Ay Tehlikeli Alanlar Listesinde…

0
Ay Tehlikeli Alanlar Listesinde…

Ay, Dünya Anıtlar Fonu tarafından tehlike altındaki alanlar listesine eklendi

Clementine verileri kullanılarak 1994'te çekilen bu kompozit ay görüntüsü, dolunay halindeyken görme olasılığımızın en yüksek olduğu görüntüdür.

Uluslararası bir kar amacı gütmeyen kuruluş olan Dünya Anıtlar Fonu (Watch), her iki yılda bir risk altındaki 25 miras alanını vurgulayarak, ilk kez Dünya dışındaki bir yeri tehlike altındaki yerler listesine aldı.

Grubun yaptığı açıklamaya göre, Fon, yeni bir Uzay Çağı‘nın başlangıcı ve Ay’ın, üzerinde insanlığın varlığına ilişkin 90’dan fazla tarihi alana ev sahipliği yapması nedeniyle Ay’ı 2025 İzleme Listesi’ne aldı.

Apollo 11'in 55 Yılı: NASA'nın İlk Ay İniş Görevinin Lansmanını Yeniden Yaşayın

1969 yılında, üç NASA astronotu Apollo 11 görevi için Ay’da yürümek üzere fırlatıldı. Neil Armstrong, Edwin “Buzz” Aldrin ve Michael Collins ile birlikte Saturn V roketiyle gönderildiler ve dört gün sonra Ay’a ulaştılar.

Bu yerler arasında, insanın ilk kez Ay’a ayak bastığı yer olan Tranquility Base’de (Huzur Üssü, Temmuz 1969’da insanların ilk kez Dünya dışındaki bir gök cismine ayak bastığı ve yürüdüğü Ay’daki yerdir) yer alıyor.

Fona göre, iniş alanı astronot Neil Armstrong’un ayak izinin yanı sıra Apollo 11 görevinden 100’den fazla başka eseri de barındırıyor.

Apollo 11 astronaut Edwin "Buzz" Aldrin salutes the American flag on the surface of the moon on July 20, 1969. Aldrin was the second man to step foot on the lunar surface. The first was Neil Armstrong, Apollo 11's mission commander.

Başkan ve CEO Bénédicte de Montlaur açıklamasında, “Ay, insanlığın Dünya’nın ötesinde attığı ilk adımlara tanıklık eden eserleri tanıma ve koruma konusundaki acil ihtiyacı yansıtmak için ilk kez Watch’a dahil edildi. Bu, ortak tarihimizde belirleyici bir andır” dedi.

“Televizyondan yayınlanan Ay inişini yakalayan kamera gibi eşyalar; astronotlar Armstrong ve (Buzz) Aldrin tarafından bırakılan bir anma diski; ve yüzlerce başka nesne bu mirasın simgesidir.”

“Yine de, yeterli koruma protokolleri olmadan gerçekleştirilen, hızlanan Ay faaliyetleri ortasında artan risklerle karşı karşıyadırlar” diye devam etti.

“Ay’ın dahil edilmesi, ister Dünya’da ister ötesinde olsun, ortak anlatımızı yansıtan ve koruyan mirası korumak için proaktif ve işbirlikçi stratejilere yönelik evrensel ihtiyacın altını çiziyor” diye ekledi

 

 

 

Bir Kara Deliğin Kıyısında Benzersiz Özellikler Görüldü…

0
Bir Kara Deliğin Kıyısında Benzersiz Özellikler Görüldü…

Gökbilimciler aktif kara deliğin eşiğinde benzeri görülmemiş özellikler yakaladı

Gökbilimciler aktif kara deliğin eşiğinde benzeri görülmemiş özellikler yakaladı

Çember içine alınmış aktif galaksi 1ES 1927+654, görünür, morötesi ve X-ışını ışığında büyük bir patlamanın meydana geldiği 2018’den bu yana olağanüstü değişimler sergiliyor. Galaksi, yaklaşık 1,4 milyon güneş kütlesi ağırlığında merkezi bir kara deliğe ev sahipliği yapıyor ve 270 milyon ışık yılı uzaklıkta yer alıyor. 

Uzak bir galaksinin kalbindeki süper kütleli bir kara deliği izleyen uluslararası astronom ekipleri, NASA misyonlarından ve diğer tesislerden gelen verileri kullanarak daha önce hiç görülmemiş özellikler tespit etti.

Özellikler arasında, ışığın hızının neredeyse üçte biri hızında hareket eden bir plazma jetinin fırlatılması ve muhtemelen kara deliğin tam kenarından kaynaklanan alışılmadık, hızlı X-ışını dalgalanmaları yer alıyor.

Kaynak, Draco takımyıldızında yaklaşık 270 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan 1ES 1927+654 galaksisidir. Yaklaşık 1,4 milyon Güneş’e eşdeğer kütleye sahip merkezi bir kara deliğe ev sahipliği yapar.

Maryland Üniversitesi’nden Dr. Eileen Meyer, “2018’de kara delik, büyük bir optik, morötesi ve X-ışını patlamasıyla özelliklerini gözlerimizin önünde değiştirmeye başladı. O zamandan beri birçok ekip onu yakından takip ediyor” dedi.

Patlamadan sonra kara delik, yaklaşık bir yıl boyunca aktivitede bir durgunlukla sessiz bir duruma geri dönmüş gibi görünüyordu.

Ancak Nisan 2023’te, Maryland grubu, Goddard Uzay Uçuş Merkezi’ndeki bir ekip ve Swift Gözlemevi ve Uluslararası Uzay İstasyonu grubu tarafından yapılan ölçümlerde düşük enerjili X-ışınlarında aylarca süren istikrarlı bir artış olduğu fark edildi.

1ES 1927+654’ün radyo görüntüleri, güçlü bir radyo parlaması sonrasında galaksinin merkezi kara deliğinin her iki tarafından püsküren plazma jetleri gibi görünen ortaya çıkan yapıları ortaya koyuyor. Haziran 2023’te çekilen ilk görüntü, muhtemelen sıcak gazın onu görüş alanından gizlemesi nedeniyle jetin hiçbir belirtisini göstermiyor. Ardından, Şubat 2024’ten başlayarak, özellikler ortaya çıkıyor ve galaksinin merkezinden uzaklaşarak her yapının merkezinden ölçüldüğünde yaklaşık yarım ışık yılı toplam mesafeyi kaplıyor.

X-ışınlarındaki artış, Maryland (UMBC) ekibini yeni radyo gözlemleri yapmaya yöneltti ve bu da güçlü ve oldukça sıra dışı bir radyo parlamasının yolda olduğunu gösterdi.

Bilim insanları daha sonra Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi’nin (NRAO) Çok Uzun Baz Dizisi’ni (VLBA) ve diğer tesisleri kullanarak yoğun gözlemlere başladı.

ABD’nin dört bir yanına yayılmış bir radyo teleskop ağı olan VLBA, güçlü, yüksek çözünürlüklü bir radyo kamerası oluşturmak için ayrı çanaklardan gelen sinyalleri birleştirir. Bu, VLBA’nın 1ES 1927+654 mesafesinde bir ışık yılından daha az genişlikteki özellikleri tespit etmesini sağlar.

Şubat, Nisan ve Mayıs 2024’ten gelen radyo verileri, kara deliğin her iki yanından uzanan ve toplam boyutu yaklaşık yarım ışık yılı olan iyonize gaz veya plazma jetleri gibi görünen şeyleri ortaya koyuyor.

Gökbilimciler, canavar kara deliklerin yalnızca bir kısmının neden güçlü plazma jetleri ürettiği konusunda uzun zamandır kafa yoruyorlar ve bu gözlemler kritik ipuçları sağlayabilir.

Meyer, “Bir kara delik jetinin fırlatılışı daha önce gerçek zamanlı olarak hiç gözlemlenmedi. Dış akışın daha erken başladığını düşünüyoruz, X ışınları radyo parlamasından önce arttığında ve jet geçen yılın başlarında patlayana kadar sıcak gaz tarafından görüş alanımızdan gizlenmişti” dedi.

Gökbilimciler aktif kara deliğin eşiğinde benzeri görülmemiş özellikler yakaladı

Bu sanatçı konseptinde, bir madde akışı, 1ES 1927’nin süper kütleli kara deliğini çevreleyen en içteki birikim diski içinde yörüngede dönen bir beyaz cüceyi (sağ altta küre) takip ediyor. Gökbilimciler, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) XMM-Newton uydusu tarafından tespit edilen hızlı X-ışını salınımlarının evrimini açıklamak için bu senaryoyu geliştirdiler. Önümüzdeki on yılda fırlatılması planlanan ESA’nın Lazer İnterferometre Uzay Anteni (LISA) görevi, ürettiği kütleçekim dalgalarını tespit ederek yörüngede dönen bir beyaz cücenin varlığını doğrulayabilmelidir. 

Ekibin araştırmacılarından Masterson, XMM-Newton gözlem verilerini kullanarak kara deliğin Temmuz 2022 ile Mart 2024 arasında son derece hızlı X-ışını değişimleri sergilediğini buldu.

Bu süre zarfında, X-ışını parlaklığı her birkaç dakikada bir %10 artıp azaldı. Mili hertz yarı periyodik salınımlar olarak adlandırılan bu tür değişimlerin süper kütleli kara deliklerin etrafında tespit edilmesi zordur ve bugüne kadar yalnızca bir avuç sistemde gözlemlenmiştir.

Masterson, “Bu salınımları üretmenin bir yolu, kara deliğin birikim diski içinde yörüngede dönen bir nesnedir. Bu senaryoda, X ışınlarının her yükselişi ve düşüşü bir yörünge döngüsünü temsil eder” dedi.

Eğer dalgalanmalar yörüngedeki bir kütle tarafından meydana getirilmiş olsaydı, nesne kara deliğin olay ufkuna, yani geri dönüşü olmayan noktaya yaklaştıkça periyot kısalırdı.

Yörüngedeki kütleler uzay-zamanda kütleçekim dalgaları adı verilen dalgalanmalar üretir. Bu dalgalar yörünge enerjisini tüketerek nesneyi kara deliğe yaklaştırır, hızını artırır ve yörünge periyodunu kısaltır.

İki yıl boyunca, dalgalanma periyodu 18 dakikadan sadece 7 dakikaya düştü – bu, süper kütleli bir kara delik etrafında türünün ilk ölçümüydü.

Eğer bu yörüngedeki bir nesneyi temsil ediyorsa, artık ışık hızının yarısı kadar bir hızla hareket ediyordu. Sonra beklenmedik bir şey oldu – dalgalanma periyodu sabitlendi.

Masterson,”ilk başta buna şaşırdık. Ancak, nesne kara deliğe yaklaştıkça, güçlü kütleçekiminin yoldaştan maddeyi soymaya başlayabileceğini fark ettik. Bu kütle kaybı, kütleçekim dalgaları tarafından uzaklaştırılan enerjiyi dengeleyebilir ve yoldaşın içe doğru hareketini durdurabilir” dedi.

Peki bu yoldaş ne olabilir? Küçük bir kara delik doğrudan içeri dalar ve normal bir yıldız canavar kara deliğin yakınındaki gelgit kuvvetleri tarafından hızla parçalanırdı.

Ancak ekip, düşük kütleli bir beyaz cücenin (Dünya kadar büyük bir yıldız kalıntısı) kara deliğin olay ufkuna yakın bir yerde sağlam kalabileceğini ve maddesinin bir kısmını atabileceğini buldu.

Masterson, bu modelin önemli bir öngörüde bulunduğunu belirtiyor. Kara deliğin bir beyaz cüce arkadaşı varsa, ürettiği kütleçekim dalgaları, ESA’nın NASA ile ortaklaşa yürüttüğü ve önümüzdeki on yılda fırlatılması beklenen bir görev olan LISA  tarafından tespit edilebilecek.

Atlas Kuyruklu Yıldızı 160 Bin Yıl Sonra Gökyüzünde…

0
Atlas Kuyruklu Yıldızı 160 Bin Yıl Sonra Gökyüzünde…

Nadir bir kuyruklu yıldız 160 bin yıl sonra ilk kez görülecek

Don Pettit/NASA Kuyrukluyıldızı Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan uzayda görüntülendi

Kuyruklu yıldız hafta sonu Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan görüldü.

Önümüzdeki günlerde 160 bin yıl sonra ilk kez dünya semalarında parlak bir kuyruklu yıldız görülebilecek. NASA, bir kuyruklu yıldızın gelecekteki parlaklığının tahmin edilmesinin “çok zor” olduğunu, ancak C/2024 G3 (Atlas) Kuyruklu Yıldızı’nın çıplak gözle görülebilecek kadar parlak kalabileceğini söyledi.

13 Ocak 2025 günü kuyruklu yıldız, Güneş’e en yakın olduğu nokta olan günberideydi ve bu da ne kadar parlak göründüğünü etkiliyor. Uzmanlar, Pazartesi gecesinden itibaren görülebileceğini söylüyor.

Olası görünürlük noktaları henüz tam olarak bilinmemekle birlikte uzmanlar, Venüs kadar parlak olabileceği düşünülen kuyruklu yıldızın güney yarımküreden daha iyi gözlemlenebileceğini düşünüyor.

Kuyrukluyıldız C/2024 G3 (ATLAS), 31 Aralık 2024'te Şili'nin Río Hurtado kentinde yakalandı

Kuyrukluyıldız C/2024 G3 (ATLAS), 31 Aralık 2024’te Şili’nin Río Hurtado kentinden bir teleskop kullanılarak yakalandı.

Kuyruklu yıldız geçen yıl Asteroit Dünyaya Çarpma Son Uyarı Sistemi tarafından tespit edilmişti. King’s College London’dan (KCL) Dr. Shyam Balaji, “Mevcut yörünge hesaplamaları, onun Güneş’ten yaklaşık 13,4 milyon km uzakta geçeceğini gösteriyor ve bu da onu güneşin etrafından dolanan bir kuyrukluyıldız olarak sınıflandırıyor” dedi.

Dr. Balaji, kuyrukluyıldızı gözlemleme fırsatlarının “yerel koşullara ve kuyrukluyıldızın davranışına bağlı olarak, günberi civarındaki günlerde” ortaya çıkabileceğini söyledi. “Tüm kuyrukluyıldızlarda olduğu gibi, görünürlüğü ve parlaklığı tahmin edilemez olabilir” diye ekledi.

Kuyrukluyıldız C/2024 G3, günberi zamanında Venüs kadar parlak olabilir. Ancak kuyrukluyıldız 2025’te diğerlerinden daha parlak olsa da herkes tarafından görülemeyecektir.

Düşen bir kuyruklu yıldızKuyruklu yıldızlar Güneş Sistemi’nin merkezine yaklaştıkça etrafa gaz ve toz izleri gönderirler. 

Dr. Balaji, kuyruklu yıldızın en iyi gözlemlenebileceği tahmin edilen güney yarımkürede yaşayan insanların “güneş doğmadan önce doğu ufkuna, günberiden sonra ise gün batımından sonra batı ufkuna bakmaları gerektiğini” söyledi.

Bunun nedeni, kuyrukluyıldızın Güney Yarıküredeki izleyiciler tarafından Kuzey Yarıküredeki izleyicilerden daha iyi görülebilecek şekilde konumlandırılmış olmasıdır.

Kuzey Yarıküredeki bazı gözlemciler, gün doğumundan önce doğu ufkunda alçakta, kısa kuyruklu bulanık bir nokta olan ATLAS Kuyruklu Yıldızı’nı çoktan fark ettiler. Yüksekliği ve şafak vakti ışığı nedeniyle, özellikle dürbün veya teleskop olmadan görmek zordur.

Gökyüzünde Comet C/2023 /A3 Tsuchinshan-Atlas ile dağlarda güzel ve parlak gün doğumu.

ATLAS G3 kuyruklu yıldızı, Ekim 2024’te görülen C/2023 A3 Tsuchinshan-Atlas kuyruklu yıldızından farklı olacağı bekleniyor.

Dr. Balaji, kuyrukluyıldızın “oldukça parlak” olmasının beklendiğini ancak kuyrukluyıldız parlaklığına ilişkin tahminlerin “çok belirsiz” olduğunu, çoğunun başlangıçta tahmin edilenden daha sönük çıktığını sözlerine ekledi.

Bu arada gökbilimciler kuyrukluyıldızın yolunu takip ediyorlardı. 11 Ocak 2025 Cumartesi günü NASA astronotu Don Pettit, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) çekilen kuyruklu yıldızın fotoğrafını sosyal medyada paylaştı ve “bir kuyrukluyıldızı yörüngeden görmek gerçekten muhteşem. Atlas C2024-G3 bizi ziyaret ediyor” diye yazdı.

Merkür’de Donmuş Su…

0
Merkür’de Donmuş Su…

Merkür’ün kraterlerinde donmuş su olma ihtimali, uzay aracının yakın uçuşu sırasında ortaya çıktı

BepiColombo uzay aracının Merkür’e altıncı uçuşunun simülasyonu.

Uzay aracının yakın zamanda Merkür üzerinden yaptığı yakın geçiş, uzmanların güneşe en yakın gezegenin yüzeyinde “donmuş su” olduğuna inanmasına yol açtı ve önümüzdeki yıllarda bu gezegene daha yakından bakacakları için heyecanlılar.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) tarafından başlatılan altıncı BepiColombo görevi, Merkür’ün kuzey kutbu yakınlarındaki bir dizi derin krateri incelemeyi başardı.

Araştırmacılar Merkür gezegeninde donmuş suya dair olası kanıtlar buldular.Araştırmacılar Merkür gezegeninde donmuş suya dair olası kanıtlar buldular.

Aracın izleme kamerası, gezegenin sert “sonlandırıcı” bölgelerinin üzerinden başarıyla geçerek onu karanlıktan ve güneşin ultra güçlü ışığından ayırdı.

Daha parlak tarafa geçtiğimizde, uzmanların donmuş suyun soğuk tabanlara doğru izlerini gördüğü, karanlık gölgeli batık yerler çok daha görünür hale geldi.

Merkür'ün yakın geçişi, gezegende donmuş su olma ihtimalini ortaya koydu.Merkür’ün yakın geçişi, gezegende donmuş su olma ihtimalini ortaya koydu.

ESA, gezegen çukurlarını “Güneş Sistemi’ndeki en soğuk yerlerden bazıları” olarak adlandırıyor. Uzmanlar, titreme durumunun daha fazla araştırılacağını söyledi.

ESA’nın BepiColombo proje bilimcisi Geraint Jones, “Önümüzdeki birkaç hafta boyunca BepiColombo ekibi, bu yakın geçişten elde edilen verilerle Merkür’ün gizemlerinin mümkün olduğunca çoğunu çözmek için sıkı bir şekilde çalışacak” dedi.

ESA uzmanları, bu eski girintilerin büyük ihtimalle yaklaşık 3,7 milyar yıl önce aşırı lav akıntıları ve uzay kayalarının çarpması sonucu oluştuğunu tespit etti.

Gelecek görevlerde Merkür'de donmuş su olup olmadığı daha ayrıntılı olarak araştırılacak.

Gelecek görevlerde Merkür’de donmuş su olup olmadığı daha
ayrıntılı olarak araştırılacak.

Lavların katılaşmasının Merkür’ün yüzeyindeki derin ceplerin oluşumuna neden olduğuna inanıyorlar.

2018 yılında ilk kez fırlatılan bu altıncı BepiColombo görevi, uzay aracına 2026’nın sonlarında Merkür’e geri dönebilmesi için ihtiyaç duyduğu yer çekimi salınımını sağlamayı amaçlıyordu.

O tarihte uzay aracı iki yörüngeye ayrılacak ve gezegeni 2027’deki bilimsel operasyonlara hazırlamak için manevra yapacak. Daha sonra araçlar Merkür hakkında bir yıllık veya daha fazla veri toplayacak.

Yeni Araştırma Karanlık Enerji Yok Diyor…

0
Yeni Araştırma Karanlık Enerji Yok Diyor…

Süpernovalar üzerine yapılan yeni bir araştırma, karanlık enerjinin var olmadığını iddia ediyor

Gerçekse çok büyük: Süpernovalar üzerine yapılan yeni bir araştırma, karanlık enerjinin var olmadığını iddia ediyor
Büyük bir yıldızın ölümünün bir çizimi. 

1998 yılında gökbilimciler, süpernova adı verilen uzak patlayan yıldızlardan gelen ışığa bakarak evrenin sadece genişlemediğini, aynı zamanda hızlandığını keşfettiler. Peki bu hızlanmanın ardında ne var?

Karanlık enerji, modern fiziğin en çok tartışılan ve merak uyandıran eksik bulmaca parçalarından biridir; uzayın her yerine eşit şekilde nüfuz ettiğine inanılan gizemli bir enerji biçimidir.

Modern kozmolojinin şu anki en kabul gören modelinde, karanlık enerji evrenin hızlanan genişlemesini yönlendiren şeydir. Peki ya karanlık enerjiyi içermeyen başka bir açıklama varsa?

Süpernovalardan alınan verileri kullanan yakın tarihli bir çalışma, gerçekten de bir açıklama olabileceğini ima ediyor ve buna Timescape (Zaman manzarası) modeli deniyor. Bu bulgu, evrene dair anlayışımızı derinden etkileyebilir.

Karanlık enerji nedir?

Modern kozmolojinin omurgası Lambda-Soğuk Karanlık Madde (Lambda-CDM) modelidir. Karanlık bir enerjinin (Λ ile gösterilen, Yunan harfi Lambda) evrenin hızlanan genişlemesinin arkasındaki itici mekanizma olduğu bir evreni tanımlar.

Bu modele göre, galaksiler hiçbir şeyle etkileşime girmeyen ağır parçacıklardan oluşan görünmez bir karanlık madde ağının etkisi altında birlikte dans eder. Bu soğuk karanlık maddenin etkileri yalnızca yerçekimi yoluyla gözlemlenebilir.

Gerçekse çok büyük: Süpernovalar üzerine yapılan yeni bir araştırma, karanlık enerjinin var olmadığını iddia ediyor
Lambda-CDM modeline göre evrenin bir zaman çizelgesi. 

Karanlık enerji, evrenin toplam enerji bütçesinin yaklaşık %70’ini oluşturur, ancak onun tam olarak doğası fizikteki en büyük gizemlerden biri olmaya devam ediyor.

Bazı yorumlar karanlık enerjinin vakum enerjisiyle bağlantılı olabileceğini öne sürerken, diğer çalışmalar onu uzaya yayılan yeni ve gelişen bir enerji alanı olarak tanımlamaya çalışıyor.

Uluslararası Karanlık Enerji Spektroskopik Aleti (DESI) işbirliğinin evrenin genişlemesini inceleyen son araştırması, karanlık enerjinin zamanla zayıflıyor olabileceğine işaret ediyor.

Mevcut kütleçekim teorisinin (genel görelilik) eksik olması da mümkündür. Belki de kozmolojik ölçeklerde kütleçekimsel etkileşimi tanımlamak için bir uzantıya ihtiyaç duyuyordur.

Videoda sağ altta ayarlara tıkladıktan sonra altyazılar ve oradan otomatik çevire daha sonra da Türkçe ‘ye tıklamanızla birlikte videoyu Türkçe altyazılı olarak izleyebilirsiniz.

Timescape modeli nedir?

Lambda-CDM modeli için evrenin homojen ve izotropik olduğu varsayılır. Bu, kozmik ölçeklerde maddenin dağılımının düzgün ve tekdüze göründüğü anlamına gelir. Bulabileceğimiz herhangi bir küme ve boşluk, tüm şeyin büyük ölçeği nedeniyle önemsiz sayılabilir.

Buna karşılık, Timescape modeli maddenin eşit olmayan dağılımını hesaba katar. Galaksilerden, kümelerden, filamentlerden ve uçsuz bucaksız kozmik boşluklardan oluşan karmaşık kozmik ağımızın, evrenin genişlemesini nasıl yorumladığımızı doğrudan etkilediğini öne sürer.

Bu, evrenin eşit bir şekilde genişlemediği anlamına gelir. Timescape modeline göre evrenin genişleme hızı, bölgelerin yoğunluğuna bağlı olarak değişir.

Timescape modelindeki temel parametre “boşluk oranı”dır: genişleyen boşlukların kapladığı alan oranını niceliksel olarak ifade eder.

Kütleçekimi boşlukların daha yoğun bölgelerden daha hızlı genişlediğini belirtir; onları geri tutan daha az maddeye sahiptirler ve bu da uzayın daha özgürce esnemesine olanak tanır.

Bu, Lambda-CDM’deki karanlık enerjiye atfedilen hızlandırılmış genişlemeyi taklit edebilen ortalama bir etki yaratır. Kısacası, Timescape modeli bize evrenin genişlemesinin hızlandığı  izlenimini veriyor olabilir. Genişleme hızı evrende nerede olduğunuza da bağlıdır.

Çalışmadaki araştırmacılar, Tip Ia süpernovalarının en büyük koleksiyonlarından biri olan Pantheon+veri kümesine baktılar. Bu süpernovalar, kozmolojik modelleri test etmek için kullanılan güvenilir bir standarttır.

Ekip iki önemli modeli karşılaştırdı: Standart Lambda-CDM ve Timescape modeli. Yakındaki parlak süpernovalara bakıldığında, Timescape modeli her şeyi standart modelden daha iyi açıklamış görünüyor.

Ancak bu yalnızca istatiksel analiz olduğundan “çok güçlü” bir tercihi gösteriyordu. Daha uzak süpernovaları, yani nesnelerin daha eşit bir şekilde dağılmış olması gereken yerleri incelediklerinde bile Timescape, normal modelden biraz daha iyi performans gösteriyor.

Kozmik “kümeler ve boşlukların” evrenin büyümesini görme şeklimizi nasıl değiştirdiğine odaklanan Timescape modeli, evrenimizin genişlemesinin gerçek doğasını yakalamada daha iyi olabilir.

Bu özellikle yakın evren için geçerli oluyor; yakınımızda çok sayıda boşluk ve filament var ve bu da genişlemeyi nasıl gördüğümüzü etkiler.

Peki, kanıtlar ne kadar güçlü?

Madde (karanlık madde, gaz, toz, galaksiler, yıldız kümeleri ve süper kümeler) evrende eşit olarak dağılmamıştır. Önemli uyarılar var. Analiz, süpernova ölçümlerini etkileyebilecek galaksilerin küçük, rastgele hareketleri olan tuhaf hızları hesaba katmıyor.

Ayrıca, daha parlak süpernovaların yalnızca tespit edilmeleri daha kolay olduğu için verilere dahil edilme olasılığının daha yüksek olduğu Malmquist eğilimini (gözlemsel astronomide, parlak nesnelerin tercihli olarak tespit edilmesine yol açan bir etki) de hesaba katmıyorlar.

Bu olası hata kaynakları sonuçları kötü etkileyebilir. Ek olarak, çalışmada süpernovaların en son veri seti, 5-yıllık Fotometrik Karanlık Enerji Araştırması (DES5yr) kullanılmadı.

Veri toplamada Pantheon+’dan daha tutarlı ve tekdüzedir, bu da onu karşılaştırma için daha güvenilir hale getirir. Süpernovaların yanı sıra şu anda Lambda-CDM modelini destekleyen başka şeyler de var.

En dikkat çekeni baryon akustik salınımları (erken evrenin ilkel plazmasındaki akustik yoğunluk dalgalarının neden olduğu, evrenin görünür maddesinin yoğunluğundaki dalgalanmalar) ve kütleçekimsel merceklenmedir.

Gelecekteki çalışmaların bunları Timescape modeline entegre etmesi gerekecektir. Ancak bu yeni çalışmayla Timescape modeli, Lambda-CDM’ye ilgi çekici bir alternatif sunuyor.

Sonuç olarak evrenimizin ivmesi, yoğun bölgelerden daha hızlı genişleyen büyük kozmik boşluklarla maddenin eşitsiz dağılımından kaynaklanan bir yanılsamadır.

Eğer doğrulanırsa bu, kozmolojide devrim niteliğinde bir paradigma değişimini temsil edecektir.

Kütleçekimsel Merceklenme İle Yeni Yıldız Keşifleri…

0
Kütleçekimsel Merceklenme İle Yeni Yıldız Keşifleri…

Gökbilimciler uzak galakside 44 yeni yıldız keşfetmek için kütleçekimsel merceklenmeyi nasıl kullandılar?

Uzaya gönderilen en güçlü teleskop tarihi bir keşfe imza attı uzak bir galakside rekor sayıda yeni yıldız tespit ederek tarihe geçti. 

Dünyanın dört bir yanındaki binlerce gökbilimciye hizmet veren tarihin en büyük ve en karmaşık uzay gözlemevi olan James Webb Uzay Teleskobu (JWST), Samanyolu’ndan 6,5 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksideki 44 ayrı yıldızı ortaya çıkaran benzersiz bir görüntü yakaladı.

     Binlerce saklı galaksi barındıran Abell 370 gökada kümesi.

Araştırmacılar, gökbilimcilerin JWST’in yüksek çözünürlüklü optiklerini ve uzaydaki bozulmayı kullanarak daha önce bilinmeyen düzinelerce yıldızın varlığını ortaya çıkardıklarını söyledi.

Bir “hazine” yıldızın tespiti yalnızca 44 yeni yıldızdan gelen ışığın önündeki Abell 370 adlı büyük bir gökada kümesi tarafından büyütülmesi sayesinde mümkün oldu. Bu teknik, kütleçekimsel merceklenme olarak bilinir.

Büyük miktarda maddenin (bir galaksi kümesi gibi) arkasında bulunan ancak aynı görüş hattında bulunan uzak galaksilerden gelen ışığı bozan ve büyüten bir kütleçekimsel alan yaratmasıyla gerçekleşir, etkisi esasen dev bir büyüteçten bakmak gibidir.

                            Abell 370 gökada kümesi.

Araştırmaya göre, güçlü kütleçekimsel büyütme gökbilimcilerin sönük arka plan kaynaklarını tespit etmelerine ve iç yapılarını incelemelerine olanak sağladı; bu da uzak galaksilerdeki tek tek yıldızların tanımlanmasına yol açabilir.

Kütleçekimsel merceklenme, ünlü fizikçi Albert Einstein’ın genel görelilik kuramında öngördüğü olasılık nedeniyle “Einstein Halkası” olarak da bilinir. Yerçekimi merceklenmesi ve Abell 370’in ötesinde ışığın bükülmesiyle oluşan görünür bir yay, “Ejderha Yayı” olarak adlandırıldı.

Araştırmacılar, Ejderha Yayı’nın içindeki her bir yıldızın rengini dikkatlice analiz ettikten sonra, çoğunun yaşamlarının son evrelerinde olan kırmızı süper devler olduğunu buldular.

Verilere göre, keşif, gece gökyüzündeki en parlak yıldızlar arasında yer alan mavi süper devleri tanımlayan önceki bulgularla çelişiyor. Samanyolu’nda ve Andromeda Gökadası gibi yakın galaksilerde, gökbilimciler yıldızları tek tek gözlemleyebilirler.

Ancak milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksiler için, yıldızlar mesafe nedeniyle birbirine karışmış gibi görünür. Japonya Chiba Üniversitesi’nden ekibin şefi Yoshinobu Fudamoto yaptığı açıklamada, “Bizim için çok uzaktaki galaksiler genellikle dağınık, bulanık bir leke gibi görünür” dedi.

FOTOĞRAF: Yerçekimi Mercek Diyagramı.
Yer çekimsel Merceklenme Diyagramı. Bu diyagram, uzak bir galaksiden veya yıldızdan gelen ışık  ışınlarının, araya giren bir galaksi kümesinin yerçekimi tarafından nasıl bükülebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, Dünya’daki bir gözlemci, uzak nesneyi, kütle çekimsiz olsaydı görüneceğinden daha parlak görür.

Araştırmacılar gözlemlenebilir evrenin yarısında tek tek yıldızları bulma şansını “kraterlerinin içindeki tek tek toz taneciklerini seçebilmek umuduyla dürbünü aya doğru kaldırmaya” benzetti.

Grubun diğer bir araştırıcısı Fengwu Sun’a göre, keşif tesadüfen gerçekleşti; gökbilimciler arka plandaki bir galaksiyi arıyorlardı ancak bunun yerine tek tek yıldızları buldular.

Sun, “Bu çığır açan keşif, ilk kez, uzak bir galaksideki çok sayıda bireysel yıldızı incelemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Artık, daha önce yeteneğimizin dışında olan yıldızları çözme yeteneğine sahibiz” dedi.

25 Aralık 2021’de fırlatılan JWST teleskobu, Dünya’dan yaklaşık 2,5 milyon km uzakta Güneş’in yörüngesinde dönüyor ve gökbilimcilerin Büyük Patlamadan yaşamı destekleyebilecek güneş sistemlerinin oluşumuna kadar evrenin tarihinin her aşamasını incelemelerine yardımcı olmak için veri topluyor.

Ejderha biçimli bu yapı, bir yay biçiminde yan yana birden fazla noktada beliren tek bir sarmal gökadadır.

 

Araştırmacılara göre, JWST teleskobunun tarihi keşfi, gelecekte gökbilimcilerin “evrenin en büyük gizemlerinden biri olan karanlık maddeyi” araştırmasına olanak tanıyacak.

JWST teleskobunun gelecekteki gözlemleri sonucu Dragon Arc galaksisindeki daha fazla büyütülmüş yıldızı yakalaması bekleniyor.

Sun, “Daha fazla tekil yıldızı gözlemlemek, daha önce gözlemlediğimiz bir avuç tekil yıldızla yapamadığımız bu galaksilerin ve yıldızların mercek düzlemindeki karanlık maddeyi daha iyi anlamamıza da yardımcı olacak” dedi.

2025’in Önemli Gökbilim Olayları…

0
2025’in Önemli Gökbilim Olayları…

2025’te mutlaka görülmesi gereken 11 astronomi olayı

Yıllar sonra gerçekleşecek ilk tam ay tutulmasından gezegen dizilimlerine kadar, 2025 yılı boyunca takip etmeniz gereken en önemli gökbilim olayları.

2025’in en önemli astronomi olayları

Yeni yıl, herkesin keyif alabileceği her türden göksel manzarayla gece gökyüzünde yoğun bir yıl olacak, bunların çoğu teleskopa ihtiyaç duymadan veya görmek için yüzlerce km yol kat etmeden izlenebilecek.

Gezegen buluşmalarından üç yıldaki ilk tam ay tutulmasına kadar, 2025 boyunca dikkat edilmesi gereken en önemli astronomi etkinlikleri şunlardır:

16 Ocak: Mars karşıtlığı

Mars

Ocak ayında, gezegen Güneş etrafındaki yörüngesinde Dünya’ya en yakın olduğu bir zaman olan karşıtlığa ulaştığında, Mars’ın yıldız manzaraları yıldız gözlemcilerini karşılayacak.

Kızıl Gezegen, Ocak ayının her bulutsuz gecesi boyunca tüm gece görülebilecek, ancak en iyi manzaralar ayın ortalarında olacak.

Lakabına sadık kalarak, gezegen gökyüzünde sayısız beyaz yıldızın arasında kırmızı veya turuncu görünecek.

17-18 Ocak: Venüs-Satürn kavuşumu

Planets Saturn And Venus Will Light Up The Night Sky On This Date; Find Out

Venüs, 2025’te birden fazla gezegensel hizalanmanın temel taşı olacak ve bunlardan ilki, Satürn’le yan yana parladığında 17 Ocak Cuma günü gerçekleşecek.

İkili, gecenin karanlığında güneybatı gökyüzünde yüksekte görünecek ve yerel saatle akşam 9 civarında batmadan önce yavaş yavaş ufka doğru kayacak. Ertesi gece tekrar görülecek.

13-14 Mart: Tam ay tutulması

2022’den beri ilk kez, tam bir ay tutulması, Ay’ın Dünya’nın gölgesinden geçerken kırmızıya dönmesine neden olacak.

Sadece küçük bir alandan görülebilen tam bir güneş tutulmasının aksine, yaklaşan ay tutulması, hava şartları uygunsa 13 Mart Perşembe gecesi, 14 Mart Cuma sabahının erken saatlerine kadar tüm Kuzey Amerika’da görülebilecek.

İkinci tam ay tutulması 7 Eylül’de gerçekleşecek, ancak yalnızca Asya’da ve Avrupa, Afrika ve Avustralya’nın bazı bölgelerinde görülebilecek.

Nisan-Mayıs: 2 ilkbahar meteor yağmuru

2025’in ilk yarısında meteor yağmurları seyrek ve aralıklı olacak, ancak ikisi ilkbahar gökyüzünde zirveye ulaşacak.

Lyridler ilk olarak 21 Nisan Pazartesi gecesi ile 22 Nisan Salı gecesi arasında saatte 20’ye kadar meteorla açılacak.

Sadece birkaç hafta sonra 3-4 Mayıs gecesi, Eta Aquaridler saatte 30’a kadar kayan yıldızla zirveye ulaşacak.

Temmuz-Eylül: Samanyolu’nun kozmik parıltısını görün

Yaz, Samanyolu’nu görmek için yılın en iyi zamanıdır, ancak izleyicilerin galaksinin sönük parıltısını görmek için insan yapımı ışık kirliliğinden uzak, karanlık bir alana seyahat etmeleri gerekecektir.

Uzmanlar, gökyüzünün en karanlık olduğu zaman olduğu için yeni ayın etrafındaki gecelerde yıldızlara bakmayı öneriyor. 2025’te yaz aylarındaki yeni aylar 10 Temmuz, 9 Ağustos ve 7 Eylül’e denk geliyor.

12 Ağustos: Jüpiter-Venüs kavuşumu

Yıldız gözlemcileri, 12 Ağustos Salı günü iki göksel manzaranın ortaya çıkmasıyla uykularını kaybetmeye hazır olmalılar.

İlk olay gün doğumundan önce görülebilecek ve gökyüzündeki en parlak iki gezegeni içerecek: Venüs ve Jüpiter. Bu eşleşmeyi teleskop olmadan görmek kolay olacak ve gezegenler, kol boyu uzaklıkta tutulan bir serçe parmağın genişliği kadar ayrı görünüyor.

12-13 Ağustos: Perseid meteor yağmuru

Jüpiter-Venüs kavuşumundan saatler sonra, popüler Perseid meteor yağmuru zirveye ulaşacak ve bu genellikle yılın en iyi meteor yağmurlarından biri olacak.

İdeal koşullar altında, izleyiciler saatte 100’e kadar kayan yıldız sayabilir, ancak saatlik oranlar bu yıl o kadar yüksek olmayacak çünkü neredeyse dolunay 12 Ağustos’tan 13 Ağustos’a kadar olan gecede parlak bir şekilde parlayacak.

Ayın görüş alanının dışında olduğu gökyüzünün daha karanlık bölgelerini izleyerek meteorlar hala görülebilecek.

19 Ağustos: Venüs, Jüpiter ve hilal

bright star, crescent moon, another bright star seen in the bare branches of a tree

Venüs, yılın üçüncü kez, 19 Ağustos Salı günü gün doğumundan önce Jüpiter ve hilal ay ile birlikte parladığında bir gezegensel hizalanmanın temeli olacak.

Üçlü, şafaktan yaklaşık bir ila iki saat önce doğu gökyüzünde kolayca fark edilebilecek.

Üç gök cismi, ay Venüs’e çok daha yakın olmasına rağmen ertesi sabah tekrar görülebilecek.

21 Eylül: Satürn karşıtlığı

Teleskopunuzu Eylül ayında hazırlayın, Satürn gökyüzünde merkez sahneye çıkacak ve yılın diğer zamanlarından daha parlak parlayacak.

Gezegen, Dünya’ya en yakın olduğu zaman olan 21 Eylül’de karşıtlığa ulaşacak, ancak bulutsuz bir gece, gezegeni karanlıktan sonra gözlemlemek için ideal olacaktır.

Satürn çıplak gözle görülebilecek kadar parlaktır, ancak orta büyüklükte bir teleskop kullanmak ünlü halkalarını ortaya çıkaracaktır.

6-7 Ekim: Süper Hasat Ayı

A super harvest moon

Ekim ayında, yılın başlarındaki diğer dolunaylardan biraz daha büyük ve biraz daha parlak görünen üç ardışık süper aydan ilki gerçekleşecek.

İlk süper ay aynı zamanda Eylül ekinoksuna en yakın yükselen dolunaya verilen takma ad olan Hasat Ayı olacak. Sonuç “Süper Hasat Ayı” olacak.

13-14 Aralık: Geminid meteor yağmuru

Yılın en iyi göksel ışık gösterilerinden biri, Geminidler zirveye ulaştığında 13 Aralık’ı 14 Aralık’a bağlayan gecede gerçekleşecek.

Uzmanlar, 2025’in yıllık meteor yağmuru için özellikle iyi bir yıl olacağını söylüyor çünkü aysız bir gecede gerçekleşecek ve yıldız gözlemcilerinin saatte 120’ye kadar kayan yıldız görmesini sağlayacak.

2024’te Rekor: 260’tan Fazla Yörüngesel Fırlatma Gerçekleşti…

0
2024’te Rekor: 260’tan Fazla Yörüngesel Fırlatma Gerçekleşti…

2024’te 260’tan Fazla Yörüngesel Fırlatma Gerçekleşti. Yeni Bir Rekor

Bir roketin yörüngeye fırlatılması asla rutin hale gelmemelidir. Muhtemelen 50’li ve 60’lı yıllarda bir roket fırlatmasının manşetlere çıktığı bir zaman vardı.

Şimdi sadece başka bir fırlatma. Geçtiğimiz yıl (2024) rekor kıran 263 fırlatma gerçekleşti. ABD 158, Çin 68 fırlatma gerçekleştirdi ve Avrupa, Rusya ve Japonya gibi diğer ülkeler/bölgeler fırlattı.

Geçtiğimiz yıl sadece 224 fırlatma tamamlandı ve iki yıl önce, 2022’de 168 fırlatma tamamlandı. Belki de şaşırtıcı bir şekilde, 2020’den önce rekor 1967’de 141 olarak belirlenmişti, roket uçuşunun geleceği hala oldukça canlı görünüyor! 

Belki de şaşırtıcı bir şekilde, roket uçuşu en saf haliyle yüzyıllar öncesine, kökeni antik Çin’e dayanır. 9. yüzyılda Çinlilerin, roket uçuşunun ilk örneklerinde düşmanlarına barutla çalışan bambu tüpleri ateşledikleri kaydedilmiştir.

Modern roketçilik, ancak 20. yüzyılda Konstantin Tsiolkovsky ve Robert Goddard gibi mühendislerin ve bilim insanlarının çalışmaları sayesinde şekillenmeye başladı. 

Tsiolkovsky’nin teorik çalışmaları roket biliminin temellerini atarken, Goddard 1926’da Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk sıvı yakıtlı roketi başarıyla fırlattı.

II. Dünya Savaşı sırasında roket teknolojisi, keşif değil silah arayışı için hızla ilerledi. Almanya’nın V-2 roketini geliştirmesi, ilk uzun menzilli balistik füzeyi işaretlerken, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş rekabeti roket gelişimini daha da hızlandırdı.

Sonunda bu, 1957’de Sputnik 1’in fırlatılmasına ve 1969’da Apollo 11 Ay’a inişe ve sonraki yıllarda uzak gezegenleri keşfetme görevleri ve uzay istasyonlarının kurulması için roket fırlatmalarına yol açtı.

Sputnik uzay aracı 4 Ekim 1954’te yörüngeye fırlatıldığında dünyayı şaşkına çevirdi.

Belki de son yıllardaki en muhteşem gelişmelerden biri ve 2024’te bunun güzel bir şekilde gösterildiği görüldü, uzay aracı roket kontrolü altında başarılı bir şekilde geri indi.

SpaceX bu teknolojiyi ilk olarak Falcon roketlerinin drone gemilerine inişi ile hızla ilerletiyordu ancak geçen yıl gerçek bir dönüm noktası yaşandı. 

Bir SpaceX Falcon 9 yeniden kullanılabilir birinci aşaması, Port Canaveral'a taşınmadan önce drone gemisine iniyor. Resim: SpaceX
Bir SpaceX Falcon 9 yeniden kullanılabilir birinci aşaması, Port Canaveral’a taşınmadan önce drone gemisine iniyor. 

Ekim ayında SpaceX Starship fırlatma aracının 5. test uçuşu gerçekleşti. Uçan en yüksek fırlatma aracı oldu ve Apollo Saturn V roketini 11 metre geride bıraktı.

13 Ekim’deki fırlatılışından ve üst kademenin alt yörüngesel bir yörüngeye yerleştirilmesinden (uzaya ulaştı ancak geri dönmeden önce bir yörüngeyi tamamlamadı) sonra güçlendirici geri döndü!

Sadece parçalanmadı veya paraşütlere bağlı olarak yere düz bir şekilde düşmedi, fırlatma rampasına geri dönmek için güçlü Raptor motorlarını kullandı.

İnişten sonra yavaşladı, neredeyse havada asılı kaldı, ardından tekrar yere değmeden önce fırlatma rampasıyla hizalanmak için yanlara doğru manevra yaptı. Fırlatma kulesinin kollarına döndüğünde, kollar roketi kavradı ve motorlar kapandı! 

Starship Super Heavy, Mechazilla beşiğinde yakalandı
SpaceX’in Starship Super Heavy güçlendiricisi, Teksas’taki fırlatma rampasının kollarına geri yerleşiyor. 

2024’ün roket uçuşunda SpaceX güçlendirici inişleri dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere bazı şaşırtıcı gelişmelere tanıklık ettiğine şüphe yok. 2025’te ne olacak? Önümüzdeki yılda neler bekleyebiliriz? 

Bu yıl saf roket fırlatma dönüm noktaları göreceğimizden emin değilim ancak önümüzde bazı heyecan verici görevler var.

NASA’nın SPHEREx’i (gökyüzünü optik ve yakın kızılötesi olarak haritalamak için yeni uzay gözlemevi) fırlatması, SpaceX’in Ay yüzeyine görevler fırlatması (Teksas yapımı Blue Ghost ve bir Japon iniş aracı), Haven-1 adlı yeni bir ticari uzay istasyonu.

Her şey planlandığı gibi giderse Haziran ayından beri planlanan 1 haftalık görevlerinden sonra ISS’de mahsur kalan Suni Williams ve Butch Wilmore’un sonunda Dünya’ya dönüşünü görebiliriz!

Bu sanatçının çizimi, NASA’nın SPHEREx gözlemevini yörüngede gösteriyor. Görev 2025’te fırlatılacak. 

Mavi Hayalet Ay İniş Aracı Yolculuğunu Belgeliyor…

0
Mavi Hayalet Ay İniş Aracı Yolculuğunu Belgeliyor…

Mavi Hayalet (Blue Ghost) Ay iniş aracı Ay yolculuğunu nefes kesici manzaralarla belgeliyor

Firefly Aerospace'in Blue Ghost Ay iniş aracının üst güvertesi, arka planda Ay'ı görecek şekilde görüntülendi.

Teksas merkezli Ateş Böceği Havacılık ve Uzay Şirketi (Firefly Aerospace), bu hafta yaptığı açıklamada, Mavi Hayalet adlı Ay iniş aracının Dünya etrafındaki yörüngesinden Ay’ın ilk görüntülerini yakaladığını duyurdu.

Uzay aracının 2 Mart’ta Ay’a iniş yapması beklenirken, Ateş Böceği Şirketi’nin düzenli görev güncellemeleri sağlamayı planladığı belirtildi. Uzay aracı ayrıca, Dünya’nın güneş tutulması görüntüleri de dahil olmak üzere gezegenimizin görüntülerini ve videolarını da yakalıyor.

Bu görüntüler, Dünya’nın güneşin ışığının neredeyse tamamını engellediği sırada uzay aracının kısa bir karanlığa gömüldüğünü gösteriyor. Ateş Böceği, Mavi Hayalet’in uzay aracı yörüngede hareket ederken Dünya’nın Ay’ı tutması görüntülerini yayınladı.

Blue Ghost, uzay aracının gezegenimizin yörüngesindeki konumundan, Dünya’nın Ay’ı tutma anının görüntülerini yakaladı. 

“En önemlisi, gökbilimciler için yol boyunca kritik bilimsel veriler yakalayacak bu da kalıcı bir Ay varlığına giden yolu açacak ve Güneş Sistemimizde daha fazla keşif imkânı sağlayacak” dedi.

Blue Ghost'un paylaştığı görseller arasında Dünya'nın ünlü "Mavi Bilye" fotoğrafının kendine ait bir versiyonu da yer aldı.
Blue Ghost, uzay aracının Dünya etrafındaki yörüngesinden Ay'ın ilk fotoğraflarını çekti.

Şirket, Dünya yörüngesel yolu boyunca ilerlerken komşumuz ve Güneş arasında doğrudan hareket ettiğinde Ay’dan tam bir Ay tutulmasının HD görüntülerini çekmeyi planlıyor.

Dünya’da, tam tutulma yolunda olanlar Ay’ın tamamen Dünya’nın gölgesine geçtiğini görecek ve bu da Ay’ın kırmızımsı bir renk almasına neden olacak.

13-14 Mart tarihlerinde Batı Avrupa, Asya’nın bazı bölgeleri, Avustralya’nın bazı bölgeleri, Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika ve Antarktika’dan görülebilecek.

Her şey yolunda giderse, Mavi Hayalet, 483 km’lik Mare Crisium veya “Krizler Denizi” adı verilen bir havzada bulunan eski bir volkanik yapı olan Mons Latreille yakınlarındaki Ay’ın yakın tarafının en doğu ucuna inecek.

İniş aracı daha sonra, karanlık ve soğuk hava döneminin uzay aracının faaliyetlerini durdurmasına neden olması beklenen Ay gecesiyle karşılaşmadan önce bir Ay günü (yaklaşık 14 Dünya günü) boyunca yüzey operasyonları gerçekleştirecek.

 

Kara Delik Paradoksu Nasıl Çözülür?

0
Kara Delik Paradoksu Nasıl Çözülür?
Sanatçıya göre, istikrarlı bir duruma doğru çınlayan bir kara deliğin görünümü.

Kara Delik Bilgi Paradoksunu Kuantum Korelasyonları Çözebilir

Kara delik bilgi paradoksu fizikçileri onlarca yıldır şaşırtmaktadır. Yeni araştırmalar, uzay-zamandaki kuantum bağlantılarının paradoksu nasıl çözebileceğini ve bu süreçte kütle çekim dalgalarında ince bir imza bırakabileceğini göstermektedir.

Uzun bir süre, gizemli olmalarına rağmen kara deliklerin hiçbir soruna yol açmadığı düşünüldü. Bilgi yaratılamaz veya yok edilemez, ancak nesneler olay ufuklarının altına düştüğünde, yanlarında taşıdıkları bilgi sonsuza dek görüşten kilitlenir. En önemlisi, yok edilmez, sadece gizlenir olarak bilindi.

Ancak daha sonra Stephen Hawking kara deliklerin tamamen kara olmadığını keşfetti. Az miktarda radyasyon yayarlar ve sonunda buharlaşarak kozmik sahneden tamamen kaybolurlar.

Fakat bu radyasyon beraberinde hiçbir bilgi taşımaz ve bu da şu ünlü paradoksu yaratır: kara delik öldüğünde, tüm bilgileri nereye gider?

Simulation of merging supermassive black holes. Credit: NASA's Goddard Space Flight Center/Scott Noble

Birleşen süper kütleli kara deliklerin simülasyonu.  

Bu paradoksa bir çözüm, şiddet içermeyen yerel olmama durumu olarak bilinir. Bu, kuantum dolanıklığının daha geniş bir versiyonundan, parçacıkları birbirine bağlayabilen “uzaktan ürkütücü eylem”den yararlanır.

Böylece daha geniş resimde, uzay-zamanın yönleri birbirleriyle dolanık hale gelir. Bu, kara deliğin içinde olan her şeyin, onun dışındaki uzay-zamanın yapısına bağlı olduğu anlamına gelir.

Genellikle uzay-zaman yalnızca kara delik birleşmeleri veya yıldız patlamaları gibi şiddetli süreçler sırasında değişir. Ancak bu etki çok daha sessizdir, bir olay ufkunu çevreleyen uzay-zamanda sadece ince bir parmak izidir.

Eğer bu hipotez doğruysa, kara deliklerin etrafındaki uzay-zaman tamamen rastgele olmayan minik bozulmalar taşır; bunun yerine, değişimler kara deliğin içindeki bilgiyle ilişkilendirilir.

Sonra kara delik kaybolduğunda, bilgi onun dışında korunur ve paradoksu çözer. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, Caltech’teki iki araştırmacı, bu ilgi çekici hipotezi nasıl test edebileceğimizi keşfetmek için inceledi.

Araştırmacılar, uzay-zamandaki bu imzaların kara delikler birleştiğinde kütle çekim dalgalarında da bir iz bıraktığını buldular. Bu izler inanılmaz derecede küçüktür, o kadar küçüktür ki henüz mevcut kütle çekim dalgası deneyleriyle tespit edemiyoruz.

How low-mass black holes bend space the most - Big Think

Kara delikler uzayı en çok nasıl büker.

Ancak, olağan dalga örüntüsünün üzerinde duran ve onları potansiyel olarak gözlemlenebilir kılan çok benzersiz bir yapıya sahiptirler.

Önümüzdeki on yılda çevrimiçi olmayı hedefleyen yeni nesil kütle çekim dalgası dedektörleri, bu sinyali ortaya çıkarmak için yeterli duyarlılığa sahip olabilir.

Eğer bunu görürlerse, bu muazzam olurdu, çünkü sonunda sorunlu paradoksun net bir çözümüne işaret eder ve hem uzay-zamanın yapısı hem de kuantum yerel olmayanlığının doğası hakkında yeni bir anlayış açardı.