Ana Sayfa Blog Sayfa 23

2023 Yılının Gökbilimine En Önemli 10 Katkısı…

0
2023 Yılının Gökbilimine En Önemli 10 Katkısı…

2023’ün en önemli astronomi keşifleri

2023 yılı sona eriyor. Tüm zorluklara rağmen astronomi, astrofizik ve çevremizdeki dünyanın incelenmesiyle ilgili diğer bilim dalları gelişmeye devam ediyor. Bilim insanları, Evrenin gizemlerini çözen birçok şaşırtıcı keşif yaptılar. En ilginç ve önemli olanları bu yazıda topladık.

2023 yılı senaryosu

1. Maksimum güneş aktivitesi beklenenden daha erken gerçekleşebilir

Astronomi alanındaki en önemli keşiflerden biri, Güneş aktivitesi zirvesinin 2024 gibi erken bir tarihte gerçekleşebileceği verileriydi. Aylardır yaşam kaynağımız tuhaf davranıyor ve 2023’te tüm insanlar bunu deneyimleyebildi. Güneş patlamalarının neden olduğu kutup ışıkları Ukrayna’da bile görüldü.

Максимум сонячної активності відбудеться вже наступного року
Maksimum güneş aktivitesi gelecek yıl gerçekleşecek. 

25. güneş aktivitesi döngüsü öncekilerden çok daha güçlüydü. Bu, bilim insanlarının güneşimizin patlamalarından sorumlu olan manyetik alanlarının nasıl çalıştığını daha iyi anlamalarına yardımcı oldu.

Nisan ayının sonunda bilim insanları, maksimum aktivitenin 2024 ortasından sonuna kadar gerçekleşeceğine dair gözlemlere dayanan bir sonuç yayınladılar. Kasım ayında da Hintli meslektaşları yeni bir güneş döngüsü modeli geliştirdiler: buna göre maksimumu, önümüzdeki yılın başında bekleniyor.

2. 2023 yılı birçok sıcaklık rekoru kırdı.

Dünyanın dört bir yanındaki meteorologlar hava durumunu izlemeye devam ediyor. Dolayısıyla gezegenimizin Güneş etrafındaki bu deviniminin tarihin en sıcak devinimi haline geldiğini söyleyebiliriz. Birkaç hafta içinde böyle bir haber bekleyebiliriz.

Глобальна kart sıcaklığı у липні
Temmuz 2023’teki küresel sıcaklık haritası. 

Gerçek şu ki, 2023 yılında gezegenimizde birçok yerde sıcaklık rekoru kırıldı. İlk olarak 5 Temmuz Pazartesi, gözlem tarihindeki en sıcak gün oldu; ortalama sıcaklık daha sonra 17,01°C’ye ulaştı. Daha sonra Temmuz ayının tamamının tarihin en sıcak ayı olduğu ortaya çıktı. Üstelik Dünya okyanuslarındaki sıcaklık açısından da bir rekor kırıldı. Sonuçta 2023 yazının tamamı kayıtlara geçen en sıcak yaz oldu. Dünyanın iklimi değişiyor ve bu iyi bir haber değil.

3. Pasifik Okyanusu’nda yeni bir ada doğdu

Ama o kadar da kötü değil. Pasifik Okyanusu’nda yeni bir ada doğdu. Ekim ayının sonunda Iwo Jima yakınlarında bir su altı patlaması başlamasıyla birlikte meydana geldi. 3 Kasım’da Landsat-9 uydusu “yeni doğanı” böyle görüntüledi. O dönemde yeni kara parçası yüzlerce m uzunluğundaydı.

Yeni nesil острів
Patlama sonucu Iwo Jima kıyısı açıklarında yeni doğmuş bir ada ortaya çıktı. 

Ancak yeni adanın incelenmesi burada bitmedi. Uydu teknolojisinin gelişmesi sayesinde bilim insanları, Niijima adı verilen bebek adanın oluşumuna dair tüm detayları sadece yüzeyden değil, yörüngeden de gözlemledi.

4. Jüpiter yakınlarında yeni uydular keşfedildi

Ayrıca bu yıl Güneş Sistemindeki en büyük gezegene daha fazla uydu eklendi. Jüpiter’de zaten birkaç düzine bu uydulardan vardı ve Şubat 2023’ün başlarında gökbilimciler 12 tane daha yeni uydu olduğunu fark etti.

Орбіти супутників Юпитера
Jüpiter’in uydularının yörüngeleri. En büyük Galile uyduları mor renkle, Himalia grubu mavi renkle ve Carpo mavi renkle gösterilmiştir. Dıştaki geri giden uydular kırmızıyla gösterilmiştir. 

Böylece Jüpiter’in toplam uydu sayısı 92’ye çıktı. Ancak bu sayı hala 146 bilinen uydusu olan Satürn’den daha düşüktür. Yeni keşfedilen cisimlerin tümü yalnızca birkaç km büyüklüğünde ve çarpışma sırasında çöken daha büyük uyduların parçaları olabilir. Bunlardan 9’u geri harekettedir, yani dönüş yönleri merkezi gezegenin yönüne zıttır.

5. Kaynağı belli olmayan ultra yüksek enerjili bir parçacık

Kasım 2023’ün sonunda bilim insanları son on yılların en enerjik kozmik ışın parçacığını kaydetti. Parçacığa Japon güneş tanrıçasının onuruna Amaterasu Parçacığı adı verildi.

Teleskop Dizisi
Bir sanatçının hayal ettiği şekliyle Teleskop Dizisi tarafından tespit edilen kozmik ışın.

“Amaterasu Parçacığı”nın enerjisi 2,4×10²⁰ eV idi. Bu, Büyük Hadron Çarpıştırıcısında elde edilen en iyi insan yapımı başarılardan milyon kat daha yüksekti. Yalnızca 1991’de keşfedilen “Aman Tanrım” fotonu daha güçlüydü.

Yeni parçacıkla ilgili en ilginç şey, görünüşte birdenbire ortaya çıkmasıydı. Bilim insanları kaynağını aramaya devam etse de, gökyüzünün geldiği kısmında onu üretebilecek hiçbir şey yoktu.

6. Enceladus’ta fosfor ve hidrosiyanik asit

2023 yılında Dünya’nın ötesinde Güneş Sistemi’nde yaşam bulma şansı arttı. Bunun nedeni ise Satürn’ün buzlu uydusu Enceladus’tur. Yüzeyinin altında, organik bileşiklerin daha önce keşfedildiği bir sıvı su okyanusu vardır.

На Енцеладі знайдена молекула синильної кислоти
Enceladus’ta bir hidrosiyanik asit molekülü bulundu. 

Bu yılın haziran ayında, Cassini sondası tarafından toplanan verilerle çalışan bir ekip, Enceladus’ta fosfor içeren ve canlı organizmaların bir parçası olan organik maddeler olan fosfatların keşfedildiğini bildirdi.

Aralık ayında, aynı Cassini’den gelen verileri analiz eden başka bir bilim grubu, Enceladus’un başka bir önemli organik bileşik olan hidrosiyanik asit de içerdiğini öğrendi. Ayrıca uydunun okyanus derinliklerinde yoğun kimyasal aktivite izleri bulundu.

7. Asteroit Dinkinesh

1 Kasım’da, Jüpiter’in Truva asteroitlerine doğru ilerleyen Lucy sondası, Dinkinesh adlı Ana Kuşak nesnesinin yakın geçişini yaptı. Bunun tek bir “gök taşı” değil, yer çekimiyle birbirine bağlı bir çift cisim olduğu ortaya çıktığında araştırmacıların ne kadar şaşıracağını düşünün. İkisinden büyüğü 790 m, küçüğü ise 220 m’dir.

Дінкінеш
Lucy sondasının L’LORRI (Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyici) kamerası tarafından görülen asteroit Dinkinesh ve uydusu. Bu açıdan bakıldığında uydunun çift kontaklı bir sistem olduğu ortaya çıktı. Böyle bir sistem ilk kez bir asteroitin yörüngesinde görülüyor.

Ancak 7 Kasım’da bilim insanları herkesi daha da şaşırttı. İki uzay kayasından daha küçüğünün tek bir cisim değil, çift temaslı bir sistem olduğu ortaya çıktı. Yani birbirine değen ve bu formda üçüncünün etrafında dönen iki büyük taştan bahsediyoruz.

8. Mars jeolojik olarak hâlâ aktif

Bu yıl araştırmacılar, Mars’ı jeolojik açıdan ölü bir cisim olarak kabul etmenin yanlış olabileceği ihtimalini ciddi olarak değerlendirdiler. Daha önce, Kızıl Gezegenin yüzeyinde çalışan InSight gezgini, derinliklerindeki depremleri defalarca kaydetmişti.

Mars’ın iç yapısını ve InSight sondası tarafından kaydedilen sismik dalgaların yolunu gösteren diyagram. 

Bu yıl bilim insanları nihayet bunun bir tesadüf olmadığına ikna oldular. Mars’ın derinliklerinde sıvı magma hala mevcut ve hatta potansiyel olarak volkanizmaya neden olabilecek bir sıcak madde akışı olan volkanik bir bulut bile oluşmuştu.

Aralık 2023’te gezegen araştırmacıları Elysium’un volkanik ovasına daha yakından baktılar. Uydu görüntüleri, üzerindeki son patlamaların 1 ila 120 milyon yıl önce meydana geldiğini ve daha önce düşünüldüğü gibi 3 milyar yıl öncesinden olmadığını gösterdi.

9. Arka planda kütle çekimsel dalgalar

Şu ana kadar kütle çekim dalgaları yalnızca yıldız kütlelerindeki kara deliklerin birleşmesi sırasında gözlemlendi. Bu oldukça nadir görülen bir olgudur. Ancak aslında gezegenimize her zaman ulaşmaları gerekiyordu. Kaynakları çok sayıda birleşen süper kütleli kara deliklerdir. Sürekli kütle çekimsel bir arka plan oluşturmalıdır.

Мілісекундні пульсари розповіли, що фонові graвітаційні хвилі існують
Milisaniyelik pulsarlar bize arka planda kütle çekimsel dalgaların var olduğunu söyledi. 

Bu sinyaller o kadar zayıftır ki, geleneksel yöntemlerle tespit edilmesi imkansızdır.  Ancak milisaniyelik sinyallerin zamanlanmasıyla bunun mümkün olduğu ortaya çıktı. 28 Haziran’da farklı ülkelerden bilim insanları bunu başardıklarını duyurdular.

10. On yıl içindeki en yakın süpernova

Bu yılın 19 Mayıs’ında Japon amatör gökbilimci Koichi Itagaki, Fırıldak gökadasında bir süpernova patlaması tespit etti. Bu yıldız sistemi bizden 21 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Ancak bu koşullar altında bile bu patlama son on yılın en yakın patlamasıydı.

М101 Galaktiцí'de Yenilik
M101 galaksisindeki bir süpernova. 

Bu yüzden bilim adamları onu dikkatle incelediler ve kısa sürede ilginç şeyler keşfettiler. Süpernova, dev bir yıldızın çekirdeğinin çökmesi sonucu oluşmuştu. Arşiv görüntülerini inceleyen uzmanlar, bu olaydan yaklaşık bir yıl önce, beklenmedik bir şekilde kendi kütlesinin önemli bir bölümünü uzaya fırlattığını keşfetti. Araştırmacılar bunun bir şekilde süper dev yaşamın son aşaması olan silikon “tükenmesinin” başlangıcıyla bağlantılı olduğundan şüpheleniyorlar.

Gezen Tavuk Bulutsusunun Olağanüstü Görüntüsü…

0
Gezen Tavuk Bulutsusunun Olağanüstü Görüntüsü…

1,5 milyar piksellik yeni görüntü, Gezen Tavuk Bulutsusunu benzeri görülmemiş ayrıntılarla gösteriyor

Pek çok ülkenin yeni yıl geleneklerinde hindi, tavuk, piliç ziyafetleri yer alırken, bu yıl Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) bizlere Gezen Tavuk Bulutsusuyla göz ziyafeti çekiyor.

Yeni 1,5 milyar piksellik ESO görüntüsü, Koşan Tavuk Bulutsu'nu benzeri görülmemiş ayrıntılarla gösteriyor

Gezen Tavuk Bulutsusu birkaç bulutsudan oluşur ve bunların hepsini ESO’nun VLT Araştırma Teleskobundan (VST) alınan bu geniş görüntüde görebilmekteyiz. Bu 1,5 milyar piksellik görüntü, gökyüzünde yaklaşık 25 dolunay kadar bir alanı kapsar. (Orjinal görüntü:3,9 Gigabyte) İncecik pembe tüylerle gösterilen bulutlar, içlerindeki genç ve sıcak yıldızlar tarafından aydınlatılan gaz ve tozla doludur. 

Oluşum sürecindeki genç yıldızlara ev sahipliği yapan Gezen Tavuk Bulutsusu olarak adlandırılan bulutsu, ESO’nun Şili’deki Paranal tesisinde bulunan VLT Araştırma Teleskobu (VST) tarafından çekilen bu 1,5 milyar piksellik görüntüde muhteşem ayrıntılarla ortaya çıkıyor. Bu geniş yıldız doğum evi, Dünya’dan yaklaşık 6.500 ışık yılı uzaklıkta, Erboğa (Centaurus) takımyıldızında yer almaktadır.

Bu bulutsunun içindeki genç yıldızlar, çevrelerindeki hidrojen gazının pembe tonlarında parlamasına neden olan yoğun radyasyon yayarlar. Bulutsunun içindeki en parlak bölge IC 2948 olarak adlandırılır; burada bazı insanlar tavuğun kafasını, bazıları ise arka ucunu görür.

İnce pastel hatlar, eterik gaz ve toz bulutlarıdır. Görüntünün merkezine doğru, parlak, dikey, neredeyse sütun benzeri yapıyla işaretlenen IC 2944 yer alır. Bu bölgedeki en parlak özel pırıltı, Dünya’ya çok daha yakın olan ve çıplak gözle görülebilen bir yıldız olan Lambda Centauri’dir.

Ancak IC 2948 ve IC 2944 içinde olan pek çok genç yıldız parlak olsalar da kesinlikle bildiğimiz gibi değildir. Çok büyük miktarlarda radyasyon yaydıkları için çevrelerini tıpkı bir tavuk gibi gagalar.

Resimde görülen diğer bölgeler arasında sağ üstte Gum 39 ve 40 ile sağ altta Gum 41 yer alır. Bulutsuların yanı sıra bölgede, havai fişeklerin patlamalarını andıran sayısız miktarda turuncu, beyaz ve mavi yıldız görülür. 

Bu görüntü, dikkatli bir şekilde birbirine dikilmiş yüzlerce ayrı kareden oluşan büyük bir mozaiktir. Görsellerin her biri, farklı renkteki ışığın geçmesine izin veren filtrelerden geçirilmiş ve bunlar daha sonra burada sunulan nihai sonuç halinde birleştirilmiştir.

Bulutsunun Bart Damlacıkları olarak bilinen bazı bölgeleri, bu bölgeye yayılan ultraviyole ışınımın şiddetli bombardımanına dayanabilir. Görüntüyü yakınlaştırırsanız bunları nebulanın üzerinde küçük, koyu ve yoğun toz ve gaz cepleri olarak görebilirsiniz.

Gezen Tavuk Bulutsusunun üç boyutlu animasyonu. Gözlemler, İtalya Ulusal Astrofizik Enstitüsü’ne (INAF) ait, güney gökyüzünü haritalamak için ideal olan Şili’nin Atakama Çölü’nde ESO tarafından barındırılan bir teleskop olan VST üzerindeki geniş alan kamerası OmegaCAM ile görünür ışıkta gerçekleştirilmiştir.

Bu mozaiğin yapımında kullanılan veriler, yıldızların yaşam döngüsünü daha iyi anlamayı amaçlayan bir proje olan Güney Galaktik Düzlem ve Galaktik Şişkin Bölge’nin VST Fotometrik Ha Araştırması (VPHAS+) kapsamında alınmıştır.

Yeni Yılda Teleskoplar Yılbaşı Ağacına Çevriliyor…

0
Yeni Yılda Teleskoplar Yılbaşı Ağacına Çevriliyor…

Teleskoplar ‘Yılbaşı ağacı kümesini’ aydınlatıyor

Bu fotoğraf, kesinlikle kozmik bir Yılbaşı ağacına benzeyen bir grup genç yıldızın kompozit görüntüsünü içeriyor! NGC 2264 olarak bilinen küme, Samanyolu galaksimizde, Dünya’dan yaklaşık 2.500 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.

Kümedeki yıldızların bazıları güneşe göre küçük, bazıları ise nispeten büyüktür; kütleleri güneşin onda biri ile yedi katı arasında değişir. Bu kompozit görüntüde, kümenin bir Yılbaşı ağacına benzerliği, görüntü döndürme ve renk seçimleri yoluyla güçlendirilmiştir.

Optik veriler, ağaç şeklinin dallarını ve iğnelerini oluşturan ince yeşil çizgiler ve şekillerle temsil edilmiştir. Chandra X-ışın Uydusu tarafından tespit edilen X-ışınları mavi ve beyaz ışıklar halinde sunulmuş ve ağaç üzerinde parlayan ışık noktalarına benzetilmiştir.

Kızılötesi veriler, ön ve arka plandaki yıldızları, uzayın karanlığına karşı parıldayan beyaz lekeler olarak gösterilmiştir. Görüntü, gökbilimcilerin yukarıyı gösteren standart Kuzey yönünden 160 derece döndürülmüştür.

Görüntünün sağ alt köşesi Yılbaşı ağacının oturma odasında bir köşeye konması için gereken tırnaklara benzetilmiştir. Bu paylaşımda yıldız kümesi hem statik bir görüntü hem de kısa bir animasyon olarak sunulmuştur.

Noel ağacı ve bir yıldız kümesi, Bulutsusu Koni, NGC 2264, yıldız - uzay, HD masaüstü duvar kağıdı

NGC 2264 Koni Bulutsusu, yılbaşı ağacı ve yıldız kümesinin orijinal görüntüsü.

Bu yeni kompozit görüntü, renk ve döndürme seçenekleriyle Yılbaşı ağacına benzerliği artırıyor. Mavi ve beyaz ışıklar (bu görüntünün animasyonlu versiyonunda yanıp sönen), Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından tespit edilen X-ışınlarını yayan genç yıldızlardır.

Ulusal Bilim Vakfı’nın Kitt Peak’teki WIYN 0,9 metrelik teleskopundan alınan optik veriler, nebuladaki gazı, ağacın “çam iğnelerine” karşılık gelen yeşil renkte gösterirken, İki Mikron Tüm Gökyüzü Araştırması’ndan alınan kızılötesi veriler, ön ve arka plandaki beyaz yıldızları gösterir.

NGC 2264’tekiler gibi genç yıldızlar uçucudur ve X-ışınlarında güçlü parlamalara ve farklı ışık türlerinde görülen diğer varyasyonlara maruz kalırlar. NGC 2264, yaşları yaklaşık bir ila beş milyon yıl arasında değişen genç yıldızlardan oluşan bir kümedir.

Animasyonda, Chandra uydusundan  gelen mavi ve beyaz X-ışını noktaları, bir Yılbaşı ağacındaki ışıklar gibi ağaç üzerinde titriyor ve parlıyor. NGC 2264’ün “Yılbaşı Ağacı Kümesi” olarak da bilinen bu yeni görüntüsü, yıldız ışıklarının parıltısıyla kozmik bir ağacın şeklini gösteriyor.

Ancak videoda gösterilen koordineli, yanıp sönen varyasyonlar, X-ışınlarında görülen yıldızların konumlarını göstermek ve bu nesnenin bir Yılbaşı ağacına benzerliğini vurgulamak için yapaydır. Gerçekte yıldızların değişimleri senkronize değildir.

Chandra ve diğer teleskoplar tarafından gözlemlenen farklılıklar birkaç farklı süreçten kaynaklanmaktadır. Bunlardan bazıları, Güneş’in maruz kaldığına benzer ama çok daha güçlü patlamalarla ve yıldızlar dönerken görüş alanına giren ve çıkan yıldızların yüzeylerindeki sıcak noktalarla ve karanlık bölgeler de dahil olmak üzere manyetik alanları içeren faaliyetlerle ilgilidir.

Ayrıca yıldızları gizleyen gazın kalınlığında da değişiklikler olabilir ve çevredeki gaz disklerinden yıldızların üzerine düşmeye devam eden malzeme miktarında da değişiklikler olabilir.

Çok Güçlü Bir Güneş Patlaması Gözlendi…

0
Çok Güçlü Bir Güneş Patlaması Gözlendi…

2017’den bu yana görülmeyen güçlü bir güneş patlaması meydana geldi

Güneş Dinamikleri Gözlemevi tarafından tespit edilen M9.6 sınıfı bir güneş patlaması.

Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO), 14 Aralık 2023’te patlayan X2.8 sınıfı bir güneş patlamasının görüntüsünü yakaladı. Olay, Güneş Dinamikleri Gözlemevi uzay aracı tarafından aşağıda gösterilen videoyla kayda alındı. Patlama saat 12.02’de meydana geldi.

Parlamanın sınıfı X2.8 olarak kaydedildi. Uzay havası internet sitelerine göre parlama, Eylül 2017’den bu yana görülen en güçlü güneş patlamasıydı. Güneşin güçlü patlamalarına sıklıkla koronal kütle atımları (CME) eşlik eder; bu patlamalar, devasa güneş plazması bulutlarının saatte milyonlarca km hızla uzaya fırlamasına neden olur.

Olaya büyük olasılıkla bir CME, “Dünyaya yönelik bir bileşenle” gerçekten de bu parlamaya eşlik etmiş görünüyor. Çünkü ABD Hava Kuvvetleri, genellikle CME’nin ön kenarından gelen bir Tip II güneş enerjisi radyo patlaması rapor ediyor.

Güneşin Tip-II radyo patlaması spektrumuna bir örnek.

Güneş radyo patlamaları, güneşin radyo dinamik spektrumunda emisyonun geçici ve yoğun artışları olgusunu temsil eder. Bu patlamalar, spektral görünümlerine göre beş ana tipe ayrılırlar: Tip I, Tip II, Tip III, Tip IV ve Tip V.

Radyo patlamasının sürüklenme hızına bağlı olarak, ortaya çıkan CME’nin hızı 2.100 km/saati aşabilir deniyor. Dünya’yı vuran CME’ler jeomanyetik fırtınalar doğurabilir ve bu da güç şebekelerini ve diğer altyapıyı bozabilir.

Bu tür fırtınalar aynı zamanda kuzey ışıklarını (aurora) aşırı yükleyerek bu göksel ışık gösterilerinin daha yoğun ve daha geniş alanlarda görünür olmasını sağlarlar.

NASA’nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi, 14 Aralık 2023’te X2.8 sınıfı bir güneş patlamasını ve ondan önce birden fazla dalga boyunda gelen bir çift M Sınıfı parlama yakaladı. Bu, Eylül 2017’deki X9.3 patlamasından bu yana görülen en büyük patlamaydı.

Arz atmosferi güneş patlamalarını önler; böylece zararlı radyasyonun yere ulaşması engellenir. Ancak bu radyasyon, örneğin GPS ve iletişim uyduları tarafından gönderilen sinyalleri bozar ve ayrıca radyo kesintilerine neden olarak yaşamlarımızı etkileyebilir.

Aslında, raporlara bakılırsa o günkü parlamanın Amerika kıtası üzerinde kısa dalga radyo kesintisine neden olduğu görülüyor. Güneş giderek daha da aktif hale geleceğinden, yakında fazlaca güneş etkinliği faaliyeti görebiliriz. Güneş aktivitesi 11 yıllık bir döngüde artıp azalır. Şu anki 25. Güneş Döngüsünün gelecek yılın Ocak ve Ekim ayları içinde zirveye ulaşacağı tahmin ediliyor.

Güneş Etkinliği 2024 Yılında Zirveye Ulaşacak…

0
Güneş Etkinliği 2024 Yılında Zirveye Ulaşacak…

Astrofizikçiler, Güneş Aktivitesinin 2024’te Zirveye Ulaşabileceğini Söyledi

Güneş lekeleri dört yüzyılı aşkın süredir gözlemleniyor ve güneş lekesi döngülerinin manyetik doğası yaklaşık yüzyıldır biliniyor. Bununla birlikte, temel fiziğinin bir kısmının hala anlaşılmasında zorluklar var. 

Yeni bir araştırmada, IISER’deki (Hindistan Bilim Eğitim ve Araştırma Enstitüsü) gökbilimciler, güneş lekesi döngüsünün yükseliş hızı ile güneşin manyetik alanı arasında yeni bir ilişki keşfettiler.

Sonuçları, devam eden 25. güneş lekesi döngüsünün maksimum yoğunluğunun yakın olduğunu ve muhtemelen bir yıl içinde gerçekleşeceğini göstermektedir.

Çeşitli teleskoplardan alınan gözlemlerin bir araya getirildiği bu görüntüde, Güneş'in parıldayan aktif bölgeleri vurgulanıyor. NASA'nın Nükleer Spektroskopik Teleskop Dizisinden (NuSTAR) gelen yüksek enerjili X ışınları mavi renkle gösterilmiştir; Japonya'nın Hinode uzay aracından gelen düşük enerjili X-ışınları yeşil; ve NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi'nden (SDO) gelen aşırı ultraviyole ışık sarı ve kırmızıdır. Her üç teleskop da güneş görüntülerini 29 Nisan 2015'te hemen hemen aynı zamanlarda yakaladı. Görüntü kaynağı: NASA / JPL-Caltech / GSFC / JAXA.

Çeşitli teleskoplardan alınan gözlemlerin bir araya getirildiği bu görüntüde, güneşin parıldayan aktif bölgeleri vurgulanıyor. NASA’nın Nükleer Spektroskopik Teleskop Dizisinden (NuSTAR) gelen yüksek enerjili X ışınları mavi renkle gösterilmiştir; Japonya’nın Hinode uzay aracından gelen düşük enerjili X-ışınları yeşil; ve NASA’nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nden (SDO) gelen aşırı ultraviyole ışık sarı ve kırmızıdır. Her üç teleskop da güneş görüntülerini 29 Nisan 2015’te hemen hemen aynı zamanlarda yakalamıştır.

Ev sahibi yıldızımız güneş, manyetik aktivitesi dakikalardan bin yıllara ve daha da ötesine uzanan geniş bir zaman ölçeği aralığında değişen dinamik bir yıldızdır.

Bu değişkenliğin en göze çarpan imzası, güneş lekesi döngüsü olarak bilinen, neredeyse her 11 yılda bir tekrarlanan güneş lekelerinin (güneş yüzeyindeki koyu, manyetik lekeler) büyüyüp küçülmesiyle gözlenmektedir.

Güneş lekesi döngüleri hem genlik hem de süre bakımından önemli dalgalanmalar sergiler ve bu dalgalanmalar zaman zaman güneşte büyük minimum ve büyük maksimum gibi aşırı aktivite aşamalarıyla sonuçlanır.

Güneş’in dinamik aktivite çıktısı, uzay çevre koşullarını şekillendirerek ve yaşana bilirliği belirleyerek, ana gezegenimiz de dahil olmak üzere helyosferin tamamını etkiler.

Solar Cycle 25 peaking around 2022 could be one of the weakest in centuries

     Güneş çevrimlerindeki leke sayılarının yıllara göre değişimleri.

Bu nedenle, uzun vadeli güneş aktivitesine ilişkin doğru tahmin yeteneklerinin geliştirilmesi, gelecekteki uzay görevlerinin planlanması ve uzaya bağımlı teknolojilerin korunması açısından çok önemlidir.

IISER araştırmacısı Dibyendu Nandy ve arkadaşları, “güneş döngüsü, güneşin içindeki plazma akışlarından elde edilen enerjinin yönlendirdiği bir dinamo mekanizması tarafından üretiliyor.”

“Bu dinamo mekanizmasının güneşin manyetik alanının iki ana bileşenini içerdiği anlaşılmaktadır; biri güneş lekelerinin döngüsünde, diğeri ise güneşin büyük ölçekli dipol alanının geri dönüşümünde kendisini gösteriyor; ikincisi Dünya’nın manyetik alanına çok benziyor; güneşin bir kutbundan diğerine uzanıyor.”

“Güneş lekelerinin döngüsüyle birlikte, güneşin dipol alanının da güçlenip zayıfladığı, kuzey ve güney manyetik kutuplarının da her 11 yılda bir yer değiştirdiği gözlemleniyor” dediler.

1935’te İsviçreli gökbilimci Max Waldmeier, bir güneş lekesi döngüsünün yükseliş hızı ne kadar hızlıysa, gücünün de o kadar güçlü olduğunu, dolayısıyla daha güçlü döngülerin zirve yoğunluğuna ulaşmasının daha az zaman aldığını keşfetti (Waldmeier Etkisi).

Timelapse (zaman atlamalı fotoğraf çekim tekniği), 25. Güneş Döngüsü sırasında artan güneş aktivitesini gösteriyor.

Bu ilişki, erken yükselme evresine ilişkin gözlemlere dayanarak bir güneş lekesi döngüsünün gücünü tahmin etmek için sıklıkla kullanıldı. Bu yeni araştırmada ekip, güneş lekesi döngüsünün yükselme hızı ile güneş dipol momentinin bozulma hızı arasında yeni bir ilişki buldu.

Bu keşif, Waldmeier Etkisi’ni tamamlıyor ve güneşin iki ana manyetik alan bileşenini birbirine bağlıyor ve güneş lekelerinin evriminin, güneş dinamo sürecinin sadece bir belirtisi olmaktan çok onun işleyişinin ayrılmaz bir parçası olduğu teorisini destekliyor.

Bilim insanları ayrıca, devam eden döngünün ne zaman zirveye ulaşacağını tahmin etmek için güneşin dipol manyetik alanının azalma hızına ilişkin gözlemlerin güneş lekesi gözlemleriyle nasıl yararlı bir şekilde birleştirilebileceğini gösterdi.

Sonuç olarak, “analizimiz, 25 numaralı güneş döngüsünün zayıf-orta düzeyde bir döngü olacağını ve 2024’te zirveye ulaşacağını gösteriyor” dediler.

İlk Kez Galaksimiz Dışında Bir Gezegen Oluşumu Gözlendi…

0
İlk Kez Galaksimiz Dışında Bir Gezegen Oluşumu Gözlendi…

İlk kez başka bir galaksideki yıldızın etrafında gezegen oluşturan bir disk görüldü

Bir sanatçının çizimi, Büyük Macellan Bulutu adı verilen komşu bir galakside bulunan HH 1177 sistemini tasvir ediyor. Merkezdeki devasa genç yıldız, dönen bir gaz ve toz diskinden malzeme çekiyor, ancak aynı zamanda jet formundaki maddeyi de dışarı atıyor.

Bir sanatçının çizimi,  Büyük Macellan Bulutu adı verilen komşu bir galakside bulunan HH 1177 sistemini tasvir ediyor. Merkezdeki devasa genç yıldız, dönen bir gaz ve toz diskinden malzeme çekiyor, ancak aynı zamanda jet formundaki maddeyi de dışarı atıyor.

Gökbilimciler ilk kez Samanyolu’nun dışında, gezegenlerin oluşabileceği yoğun bir diskle çevrelenen genç bir yıldız gördü. HH 1177 adı verilen bu devasa yıldız ve dönen diski, yaklaşık 160 bin ışık yılı uzaklıktaki komşu bir cüce galaksi olan Büyük Macellan Bulutunda tespit edildi

Benzeri görülmemiş bu buluş, bilim insanlarının yıldız ve gezegen oluşumunu daha iyi anlamalarına yardımcı olacak. Yeni doğmuş bir yıldızın boyutu, çevresinden madde çekerek büyür. Gaz ve toz, güçlü çekim kuvvetlerinin bir sonucu olarak, yıldızın etrafındaki, birikim diski olarak bilinen düz bir diskte birikir.

Dönen disk, maddeyi giderek büyüyen yıldızın üzerine taşır. Yıldızın kütlesi ne kadar büyük olursa, kütle çekim alanı da o kadar güçlü olur ve böylece diske daha fazla gaz ve toz çekilir.

HH 1177 gibi devasa bir yıldız hızlı yaşar ve genç ölür, daha hızlı oluşur ve güneşimiz gibi bir yıldızın ömründen yalnızca çok daha küçük bir ömre sahiptir. Bu kısa zaman çizelgesi, hem yıldız hem de diski, kendisini oluşturan tozlu malzeme nedeniyle görüş alanından gizlendiğinden, büyük kütleli bir yıldızın erken aşamalarının galaksimizde gözlemlenmesini zorlaştırmaktadır.

Ancak Büyük Macellan Bulutundaki yıldızların oluştuğu malzeme Samanyolu’nda olandan farklıdır. HH 1177, N180 adı verilen, daha az toz ve daha az metal bolluğuna sahip bir yıldız doğumevi içerisinde yer almaktadır. Yıldız, gaz ve tozdan oluşan bir koza tarafından örtülmediğinden uzak ama net bir görüş sağlamaktadır.

Yıldız oluşturan bölge. Sol panel: Büyük Macellan Bulutundaki N180 yıldız oluşum bölgesinin üç renkli kompoziti. Merkezi yıldızdan çıkan dışarıdan ışınlanmış HH 1177 jetini vurgulamaktadır. Sağ panel: HH 1177 sisteminin itici yıldızına yakınlaştırılmış, merkez yıldızın konumunda dönen moleküler gazı gösteren üst üste bindirilmiş bölge (AU: Güneş-Dünya arası uzaklık 150 milyon km).

Araştırmanın lideri, astrofizikçi Dr. Anna McLeod, “ALMA (Atacama Büyük Milimetre/Milimetre-altı Dizisi) verilerinde dönen bir yapının kanıtını ilk gördüğümde, ilk galaksi dışı birikim diskini tespit ettiğimize inanamadım, bu özel bir andı” dedi.

Durham Üniversitesi’nden yapılan açıklamada. “Disklerin galaksimizdeki yıldızların ve gezegenlerin oluşumunda hayati öneme sahip olduğunu biliyoruz ve burada, ilk kez, başka bir galakside bunun doğrudan kanıtını görüyoruz” denildi.

Genç bir yıldızın dinamik aktivitesi

ALMA gözlemleri, ESO’nun (Avrupa Güney Gözlemevi) VLT‘si (Çok Büyük Teleskop) ile yapılan önceki bir tespitin devamı olarak geldi. Teleskoptaki MUSE (Çoklu Birim Spektroskopik Kaşif) cihazı, genç yıldızdan yayılan bir malzeme jetini yakaladı.

Gökbilimciler, Güneşimizden yaklaşık 15 kat daha büyük bir kütlesi olduğu tahmin edilen HH 1177 yıldızını galaksideki bir gaz bulutunun derinliklerinde buldu. McLeod, “Bu genç, devasa yıldızdan fırlatılan bir jet keşfettik ve onun varlığı, devam eden disk birikiminin bir işaretidir” dedi.

Galaksi dışı diskin keşfine birden fazla gözlemevi katkıda bulundu. Yıldız ve jetleri ilk olarak Çok Büyük Teleskop'un MUSE aygıtı (solda ve ortada) kullanılarak keşfedildi. ALMA'dan (sağda) yapılan gözlemler yıldızın etrafında dönen diski ortaya çıkardı.

Galaksi dışı diskin keşfine birden fazla gözlemevi katkıda bulundu. Yıldız ve jetleri ilk olarak VLT’nin MUSE aygıtı (solda ve ortada) kullanılarak keşfedildi. ALMA’dan (sağda) yapılan gözlemler yıldızın etrafında dönen diski ortaya çıkardı.

Yıldızın etrafında bir disk olup olmadığını anlamak için ekibin, yoğun gazın yıldızın etrafında ne kadar hızlı hareket ettiğini ölçmesi gerekiyordu. Madde genç, gelişen bir yıldıza doğru çekildiğinde doğrudan gök cismine düşmez.

Bunun yerine malzeme düzleşip yıldızın etrafında dönerek disk benzeri bir yapı oluşturur. Diskin merkezinde daha hızlı döner. Hızdaki fark, gökbilimcilerin bir yıldızın etrafında bir disk oluşup oluşmadığını belirlemesine yardımcı olabilir.

John Moores Üniversitesi’nden Dr. Jonathan Henshaw, “Işığın frekansı, ışığı yayan gazın bize doğru veya bizden ne kadar hızlı hareket ettiğine bağlı olarak değişiyor. Bu tam olarak aynı olay, yanınızdan geçen bir ambulans sireninin sesinin değişmesi ve sesin frekansının yüksekten alçağa doğru inmesiyle ortaya çıkar.

ALMA gözlemleri diskin dönüşünün ayrıntılı ölçümlerini yapabildi. Genç yıldızlar, birikim disklerine sahip olan tek gök olayı değildir. Süper kütleli kara deliklerin ayrıca etraflarında dönen ve beslendikleri ince, sıcak madde diskleri de vardır.

McLeod, “Astronomik tesisler söz konusu olduğunda hızlı bir teknolojik ilerleme çağındayız. Bu kadar inanılmaz mesafelerde ve farklı bir galakside yıldızların nasıl oluştuğunu inceleyebilmek çok heyecan verici” dedi.

 

İnsanlık İçin İnanılmaz Bir Başarı: Marifet Helikopteri…

0
İnsanlık İçin İnanılmaz Bir Başarı: Marifet Helikopteri…

Mars helikopteri Marifet (Ingenuity) inanılmaz bir başarıdır. NASA bu teknolojiyi yeni nesil için test ediyor.

Test, Marifet (Ingenuity) helikopterinin Kızıl Gezegen üzerinde rekor kıran uçuşunu gerçekleştirmesinden sadece bir gün öncesi olan 15 Eylül’de gerçekleşti.

Marifet’in büyük başarısıyla NASA, 66. uçuşunu tamamlayan ve sayımı devam eden öncülerinden daha sağlam tasarımlarla inşa edilen gelecekteki Mars görevlerine helikopter benzeri dronları da dahil etmeyi planlıyor.

Yakın zamanda JPL’de test edilen yeni çift rotor sistemi, çapı 1,3 m’den fazla olan 2 karbon fiber kanattan oluşuyor. Bu helikopter, Marifet’ten neredeyse 10 cm daha uzun oluyor.

Bir NASA videosundan alınan bu ekran görüntüsü, testte Mars için yeni nesil helikopter kanatlarını gösteriyor.

Rotorlar, mühendisler tarafından uzay aracı sistemlerini bir görev sırasında karşılaşacakları benzer koşullara maruz bırakmak için kullanılan bir vakum odası olan JPL’nin 7.62 m olan Uzay Simülatöründe test edildi.

Paslanmaz çelik bölme 26 m yüksekliğe sahip ve gezegenler arası uzayın boşluğunda bulunan aşırı sıcaklık ve güneş ışınımı koşullarını simüle edebilir. Üç hafta boyunca çift rotorlar, dayanıklılıklarını test etmek için katlanarak artan hızlarda döndürüldü.

Perseverance Kicks Off Elaborate Effort to Bring Mars Rocks to Earth | Science | Smithsonian Magazine

                       Mars görevi için gönderilen Azim keşif aracı.

Uzay simülasyon odasının içinden çekilen bir NASA videosu, kanatların neredeyse ses hızı olan 0,95 Mach hızında döndürüldüğü 15 Eylül testini gösteriyor. Tesadüfen, Marifet ertesi gün rekor bir uçuş gerçekleştirdi.

16 Eylül’de Mars helikopteri, Mars yüzeyinde 59. uçuşunu gerçekleştirerek 20 m yüksekliğe ulaştı. Bu, o dönemde şimdiye kadarki en yüksek uçuşuydu.

Ancak bu rekor, Marifet’in 24 m yüksekliğe uçtuğu 5 Ekim uçuşu sırasında kırıldı. Marifet, Şubat 2021’de NASA’nın Azim (Perseverance) gezgini ile Mars’a inmiş ve başlangıçta bu tür bir uçuş teknolojisi için bir kavram kanıtlama gösterisinde yalnızca 5 kez uçması amaçlanmıştı.

                          Mars Gezegeninden gelen en son görüntü.

Şimdi, uzun bir görevde helikopter, Mars havasında toplamda yaklaşık 2 saat geçirdi ve toplam 14.5 km boyunca uçtu. 16 Eylül uçuşu önemli bir kilometre taşı olmaya devam ediyor ve onun halefi olan uzay aracı bileşenlerinin yalnızca bir gün önce yapılan karasal testlerinin yanı sıra gerçekleşmesiyle de dikkate değer.

Marifet, başlangıçtaki yaşam beklentisini çok aşan bir test aracıdır; NASA’nın hem simüle edilmiş hem de dünya dışı ortamlarda donanımın neredeyse eş zamanlı gezegenler arası uçuş testlerini gerçekleştirebilmesi, insanlığın bir bütün olarak uzay araştırmalarındaki ilerlemesine büyük ölçüde değinmektedir  .

Bu aynı zamanda şüphesiz uzay ajansının yeniliği son sınıra kadar sürdürme kararlılığını da vurguluyor.

Yirmi Galaksiyi İçeren Devasa Bir Yapı Bulundu…

0
Yirmi Galaksiyi İçeren Devasa Bir Yapı Bulundu…

‘Kozmik Asma’: Gökbilimciler en az 20 büyük galaksiye ev sahipliği yapan büyük bir yapı keşfettiler

Gökbilimciler devasa galaksilere ev sahipliği yapan büyük bir yapı keşfetti

Kozmik Asmanın James Webb Uzay Teleskopu (JWST) renkleriyle oluşturulmuş görüntüsü.

Uluslararası bir gökbilimci ekibi, en az 20 büyük gökadadan oluşan büyük ölçekli bir yapının keşfedildiğini bildirdi. “Kozmik Asma” olarak adlandırılan yapı, yaklaşık 13 milyon ışık yılı büyüklüğünde. Bulgu, 8 Kasım’da yayınlanan bir çalışmayla ayrıntılı olarak açıklandı.

Galaksilerin olağanüstü büyük ve yoğun yapıları, evrendeki en güçlü kütle çekimsel bağlı sistemler olan galaksi kümelerinin öncüleri olarak algılanır. Dolayısıyla bu türden yeni yapıların tespit edilmesi ve detaylı bir şekilde incelenmesi galaksilerin oluşumu ve evrimini anlamamız açısından temel teşkil etmektedir.

Danimarka Teknik Üniversitesi’nden Shuowen Jin liderliğindeki bir grup gökbilimci, bu türden yeni bir nesne tespit etti; sarmaşık benzeri büyük bir yapıydı, dolayısıyla adına Kozmik Asma denildi.

Yapı, JWST ile gözlemlenen Genişletilmiş Groth Şeridi (EGS, Hubble Uzay Teleskopu (HTS) tarafından yapılan bir dizi gözlem sonuçlarına dayanan, Büyük Ayı ve Bootes takımyıldızları arasındaki bölgenin görüntüsüdür) alanında, z = 3,44 kırmızıya kayma değeriyle ortaya çıktı. Gözlemler HTS’den elde edilen verilerle tamamlandı.

A team of researchers recently identified an extensive galaxy structure named "Cosmic Vine”.

Araştırmacılar, “Bu çalışmada, JWST araştırmalarının kapsadığı Genişletilmiş Groth Şeridi (EGS) alanında z = 3,44’teki büyük ölçekli bir ‘Kozmik Asma’ yapısını rapor ediyoruz ve bu yapıdaki iki büyük gökadayı araştırıyoruz” diye açıklama yaptılar.

Gözlemler, Kozmik Asmanın son derece uzun ve büyük bir yapı olduğunu gösterdi; uzunluğu yaklaşık 13,04 ve genişliği 0,65 milyon ışık yılıydı. Bu nedenle bu yapı,  3,0’ın üzerindeki kırmızıya kayma oranlarıyla kompakt gökada gruplarından ve ilk galaksi kümelerinden önemli ölçüde daha büyüktü.

Çalışmada, Kozmik Asmanın en az 20 büyük galaksiden ve 6 aşırı galaksi yoğunluğundan oluştuğunu ve 260 milyar güneş kütlesi düzeyinde toplam bir kütleye katkıda bulunduğunu tespit ettiler.

Yapının en büyük iki gökadası olan yukardaki görüntüde işaret edilen Gökada A ve Gökada E, hareketsizdi (yıldız oluşum oranları yılda 0,5 güneş kütlesinin altında) ve şişkinliğin hakim olduğu morfolojiler sergiliyorlardı.

Çalışmaya göre, elde edilen sonuçlar Kozmik Asmanın sanallaştırılmış bir sistem olmadığını ve bir galaksi kümesi oluşturma yolunda olduğunu gösteriyor dahası, bulgular büyüyen büyük ölçekli yapılarda devasa hareketsiz galaksilerin oluşabileceğini doğruluyordu.

Araştırmacılar, daha sonraki kozmik zamanda küme çekirdeğine düşmesi durumunda Galaksi E’nin ‘En Parlak Küme Galaksisi‘ (BCG, galaksi kümelerinin merkezinde yer alan ve evrendeki en parlak ve en büyük kütleli galaksiler) haline gelmesinin mümkün olduğunu ekledi.

Gigantic Cosmic Vine Discovered In Deep Space

Çalışma aynı zamanda Galaksi A ve E’nin Kozmik Asmanın çekirdeğine düşmeden önce muhtemelen son 500 milyon yılda birleşmeyle tetiklenen yıldız patlaması veya ‘Aktif Galaktik Çekirdek‘ (AGN) geri bildirimiyle söndürüldüğünü buldu.

Özetle araştırmacılar, evrendeki en büyük yapıların nasıl oluştuğuna ve geliştiğine dair anlayışımızın ilerlemesinde çok önemli olabilecek, yüksek kırmızıya kaymalardaki hareketsiz küme gökadalarının daha fazla araştırılmasını önermektedirler.

Bu konu, yakın zamanda fırlatılan Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Öklid uzay teleskobunun yardımıyla mümkün olabilir; çünkü teleskobun bilimsel hedeflerinden biri, kozmik ağın yapısını ve tarihini keşfetmektir.

SPHEREx, 450 Milyon Galaksinin ve 100 Milyon Yıldızın Haritasını Çıkaracak…

0
SPHEREx, 450 Milyon Galaksinin ve 100 Milyon Yıldızın Haritasını Çıkaracak…

NASA’nın SPHEREx misyonu 450 milyon galaksinin ve 100 milyon yıldızın haritasını çıkarmayı hedefliyor

Dünya'nın üzerinde yörüngede bulunan koni şeklinde bir teleskop

Dünya üzerinde yörüngede bulunan SPHEREx gözlemevinin çizimi. 

Yeni ve olağanüstü bir NASA misyonu, gökyüzünü benzeri görülmemiş ayrıntı ve renkte haritalamayı amaçlıyor.

Elektromanyetik spektrumun kızılötesi aralığında 96 renk bandında, kendi galaksimizdeki (Samanyolu) 100 milyon yıldıza ek olarak 450 milyondan fazla galaksiyi haritalandıracak yeni bir uzay tabanlı gözlemevi olan SPHEREx’in inşaatı başladı.

NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’na (JPL) göre, planlanan iki yıllık ömrü boyunca SPHEREx, yılda iki harita üreterek tüm gökyüzünün haritasını çıkaracak.

JPL’deki bilim insanları son aylarda teleskopa, çeşitli bileşenlerini de bir araya getirerek son şeklini veriyorlar. Açıklamalarına göre, “SPHEREx uzay teleskobu, Dünya yörüngesine varıp da tüm gökyüzünün haritasını çıkartacağı zamandaki gibi görünmeye başladı.”

Gözlemevinin evrenin ömrünün üç ana dönemine bakmaya yönelik üç bilim misyonunun baş harfleri, SPHEREx’in tam adını yansıtmaktadır. Bunlar: ‘Evrenin Tarihi için Spekto-Fotometre, Yeniden İyonlaşma Çağı ve Buz Kaşifi’dir.

SPHEREx ile Gökyüzünde Uçmak. Animasyon, Argonne Ulusal Laboratuvarı’nda oluşturulmuştur. SPHEREx misyonu, tüm gökyüzünü kapsayan spektral bir araştırmadır. Tüm gökyüzünü birden çok kez gözlemleyecek planlanan iki yıllık görevi sırasında Enstrümanın üç ana özelliği vardır. Biliminin hedefleri: Kozmik enflasyonu araştırmak. Büyük ölçekli kozmolojik yapıyı araştırmak. Su ve diğer biyojenik buzlar için galaktik düzlem, ve galaksi oluşumunun tarihini incelemek.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ne göre (Caltech) SPHEREx, yakın evrende ve galaksimizdeki yıldızları oluşturan disklerde su ve karbon monoksit gibi diğer moleküllerin kanıtlarını arayacak. Bildiğimiz yaşamın kökeni için gerekli olan bu moleküllerin, bu sistemlerin içinde buz halinde var olduğu düşünülmektedir.

SPHEREx, çok uzak evrenin daha uzaklarında, yıldız ve galaksi oluşumunun ilk başladığı zamanı ve Yeniden İyonlaşma Çağı’nı (ilk yıldızların ve galaksilerin evrendeki her hidrojen atomunu iyonize etmeye yetecek kadar enerji yaydığı bir zaman) inceleyecek. Galaksi oluşumunun nasıl başladığını ve zaman içinde nasıl değiştiğini anlamak amacıyla bu ilk galaksilerin kolektif ışığına bakılacak.

SPHEREx, başlangıç aşamasındaki evrende kozmik enflasyonu veya evrenin doğumundan sonraki saniyenin ilk kesrinde nasıl katlanarak genişlediğini anlamaya çalışacak ve  galaksilerin ve maddenin konumları üzerindeki enflasyonun etkisini ölçecek.

SPHEREx’in filtreleri, dalga boylarından biri hariç tümünün teleskopa ulaşmasını engelleyecek şekilde tasarlanmıştır.

Ancak bazıları bu teleskopun biraz tuhaf göründüğünü düşünebilir. Koni şekli daha çok veterinere gittikten sonra bir köpeğin kafasının etrafında bulabileceğiniz bir şeye benzemektedir. Ancak SPHEREx’in Proje Müdür Yardımcısı Beth Fabinsky gururla şunu belirtmektedir: “Bunlar utanç külahları değil. Onlar SPHEREx’in şöhret konileri!”

Koni şeklindeki kalkanlar, SPHEREx’i güneşten, Dünya’dan ve teleskopun kendisinden gelen kızılötesi radyasyondan korumak için tasarlanmıştır. 

Koniler çok önemli bir amaca hizmet eder; teleskopu ısıdan veya kızılötesi radyasyondan korumak. SPHEREx’in ana teleskopu iç içe geçmiş üç koni ile korunmaktadır.

Bu korunma olmasaydı, SPHEREx’in Dünya’dan, Güneş’ten ve teleskoptan gelen ısı nedeniyle gözleri kör olurdu. Ek olarak, gözlemini gerçekleştirmek için teleskopun kendisinin -210 dereceye kadar soğutulması gerekir.

Bu, SPHEREx’in çok zayıf ve çok uzak kızılötesi evrene bakmasına olanak tanıyacak. Haritalarını oluşturmak için ışığın 96 kesin dalga boyuna bakacak; bu teknik spektroskopi olarak adlandırılıyor. SPHEREx’in tamamlanmasının ardından Haziran 2024’ten önce SpaceX Falcon 9 roketiyle fırlatılması planlanıyor.

13 Milyar Işık Yılı Uzaklıkta Süper Kütleli Bir Kara Delik Keşfedildi…

0
13 Milyar Işık Yılı Uzaklıkta Süper Kütleli Bir Kara Delik Keşfedildi…

NASA, Uzaklıkta Rekor Kıran Bir Keşfe İmza Attı: 13 Milyar Işık yılı Uzaklıkta Süper Kütleli Bir Kara Delik

En Uzak Kara Delik İllüstrasyonu

Gökbilimciler, X-ışınlarında şimdiye kadar gözlemlenen en uzak kara deliği, 13 milyar ışık yılı uzaklıktaki UHZ1 galaksisinde keşfettiler. Chandra X-ışını Gözlemevi ve James Webb Uzay Teleskobundan elde edilen veriler kullanılarak elde edilen bulgulardan, kara deliğin doğumda büyük kütleli olduğu ileri sürülüyor ve evrenin erken dönemlerindeki süper kütleli kara delikler hakkındaki mevcut teorilere meydan okuyor.

  • Büyüyen bir süper kütleli kara deliğin önemli bir göstergesi olan X-ışını emisyonu, son derece uzak bir galakside bulundu.
  • Bu galaksi, UHZ1, 13,2 milyar ışık yılı uzaklıkta olup, evrenin şu andaki yaşının yalnızca %3’ü olduğu bir zamanda görülüyor.
  • Chandra X-ışını Gözlemevi ve JWST (James Webb Uzay Teleskobu) bu keşfi gerçekleştirmek için güçlerini birleştirdi.
  • Bu, bazı erken kara deliklerin devasa gaz bulutlarından oluştuğuna dair bugüne kadarki en iyi kanıt olarak kabul ediliyor.

Kara Delik UHZ1 Açıklamalı

Gökbilimciler Chandra ve JWST uzay teleskoplarını kullanarak X-ışınlarında şimdiye kadar tespit edilen en uzak kara deliği (UHZ1 olarak adlandırılan bir galakside) buldular. X-ışını emisyonu, büyüyen bir süper kütleli kara deliğin göstergesidir. Bu sonuç, evrendeki ilk süper kütleli kara deliklerin bazılarının nasıl oluştuğunu açıklayabilir. Bu görüntüler, UHZ1’in arkasında yer aldığı Abell 2744 gökada kümesini, Chandra’dan gelen X-ışınlarında ve JWST’den gelen kızılötesi verilerde kara delik barındıran gökada UHZ1’in yakın çekimlerini göstermektedir.

NASA Teleskopları Rekor Kıran En Uzak Kara Deliği Keşfetti

Bu görüntü, şimdiye kadar X-ışınları yoluyla tespit edilen en uzak kara deliği ortaya çıkarıyor ve evrendeki en eski süper kütleli kara deliklerin oluşumuna potansiyel bir  ışık tutuyor. Bu keşif, Chandra X-ışın Gözlemevi’nden alınan X-ışın (mor renk) ve JWST’den alınan kızılötesi verileri (kırmızı, yeşil ve mavi renk) kullanılarak yapılmıştır.

Galaktik Mesafeler ve Gözlemler

Son derece uzaktaki bu kara delik, Abell 2744 gökada kümesi yönünde UHZ1 gökadasında yer almaktadır. Gökada kümesi Dünya’dan yaklaşık 3,5 milyar ışık yılı uzaklıktadır. Ancak JWST verileri, UHZ1’in Abell 2744’ten çok daha uzakta olduğunu ortaya koyuyor. Yaklaşık 13,2 milyar ışık yılı uzaklıktaki UHZ1, evrenin şu anki yaşının yalnızca %3’ü olduğu bir dönemde görülüyor.

Kütle Çekimsel Mercekleme ve X-ışını Algılama

Araştırmacılar, Chandranın iki haftadan uzun süren gözlemlerini kullanarak, galaksinin merkezinde büyüyen süper kütleli bir kara deliğin işareti olan UHZ1’den gelen X-ışın emisyonunu tespit ettiler. X-ışını sinyali son derece zayıftı. Chandra, bu uzun gözlem süresine rağmen, sinyali dört kat artıran kütle çekimsel mercekleme olarak bilinen olay nedeniyle cismi ancak tespit edebildi.

Görüntüleme Teknikleri ve Yönlendirme

Görüntünün mor kısımları, Abell 2744’teki büyük miktardaki sıcak gazdan gelen X ışınlarını gösteriyor. Kızılötesi görüntü, kümedeki yüzlerce gökadayı ve ön plandaki birkaç yıldızı gösteriyor. Ekler, UHZ1’in merkezinde yer alan küçük bir alanı yakınlaştırıyor.

JWST görüntüsündeki küçük nesne uzak gökada UHZ1’dir ve Chandra görüntüsünün merkezi, UHZ1’in ortasındaki süper kütleli kara deliğe yakın malzemeden gelen X ışınlarını göstermektedir. X-ışını kaynağının galaksinin kızılötesi görüntüsüyle karşılaştırıldığında büyük boyutu, Chandra’nın çözebileceği en küçük boyutu temsil etmesinden kaynaklanmaktadır.

X-ışınları aslında galaksiden çok daha küçük bir bölgeden geliyor. Tam alan Chandra görüntüsüne ve aynı zamanda yakın çekimdeki Chandra görüntüsüne farklı yumuşatma uygulandı.

UHZ1 gibi soluk X-ışını noktası kaynaklarının gösterilmemesi pahasına, soluk küme emisyonunu vurgulamak amacıyla büyük görüntü için birçok piksel boyunca yumuşatma gerçekleştirildi. Böylece soluk X-ışını kaynakları görülebildi.

Ağır Tohumlu Kara Delik Oluşumu

İllüstrasyon: Büyük Bir Gaz Bulutunun Doğrudan Çökmesiyle Ağır Tohumlu Bir Kara Deliğin Oluşumu.

Keşfin Önemi

Bu keşif, milyarlarca güneş kütlesi içeren ve galaksilerin merkezlerinde bulunan bazı süper kütleli kara deliklerin, Büyük Patlamadan hemen sonra nasıl devasa kütlelere ulaşabildiğini anlamak için çok önemlidir.

Doğrudan büyük gaz bulutlarının çökmesinden mi oluşuyorlar ve yaklaşık on bin ile yüz bin güneş kütlesi arasında ağırlığa sahip kara delikler mi yaratıyorlar? Yoksa ağırlığı yalnızca on ila yüz güneş arasında değişen kara delikler yaratan ilk yıldızların patlamalarından mı geliyorlar?

Araştırma Bulguları ve Teorik Çıkarımlar

Gökbilimcilerden oluşan ekip, UHZ1’de yeni keşfedilen kara deliğin büyük kütleli doğduğuna dair güçlü kanıtlar buldu. X ışınlarının parlaklığına ve enerjisine dayanarak kütlesinin 10 ila 100 milyon güneş arasında olduğunu tahmin ediyorlar.

Bu kütle aralığı, yaşadığı galaksideki tüm yıldızlarınkine benzer; bu, yakınlardaki galaksilerin yıldızlarına ev sahipliği yapan, evrendeki galaksilerin merkezlerinde bulunan ve genellikle kendi kütlelerinin yalnızca onda birini içeren kara deliklerle tam bir tezat oluşturur.

Kara deliğin genç yaştaki büyük kütlesi, ürettiği X-ışınlarının miktarı ve JWST tarafından tespit edilen galaksinin parlaklığı, büyük bir gaz bulutunun çökmesi, bunların tümü, 2017’de doğrudan doğruya yıldızdan oluşan “Büyük Boyutlu Kara Delik” için yapılan teorik tahminlerle örtüşüyor.

Devam Eden Araştırma ve İşbirliği

Araştırmacılar bunu ve JWST’den gelen diğer sonuçları ve diğer teleskoplardan gelen verileri birleştirerek erken evrenin daha büyük bir resmini doldurmayı planlıyor.