Ana Sayfa Blog Sayfa 32

Bir Kuyruklu Yıldızın Ölümü…

0
Bir Kuyruklu Yıldızın Ölümü…

Teleskoplar, güneşin bir kuyruklu yıldızı  pişirip yok edişini izliyor

Solda, Aralık 2020'de Subaru Teleskobu tarafından gözlemlenen 323P/SOHO kuyruklu yıldızı. Sağda, Kanada-Fransa Teleskobu tarafından Şubat ayında çekilen kuyruklu yıldızın görüntüsü.

Solda, dağılmadan önceki 323P/SOHO kuyruklu yıldızının görüntüsü. Sağda ise, kuyruklu yıldız çok farklı görünüyor, kuyruğu belirgin bir şekilde gelişmiş.

Güneşi ziyaret eden bir kuyruklu yıldız, güneşe yakın yörüngede dönen kuyruklu yıldızların neden ortadan kaybolduğunu açıklamaya yardımcı olabilecek benzeri görülmemiş bir dizi gözlemlerle gökbilimcilerin gözleri önünde parçalandı.

323P/SOHO adlı kuyruklu yıldız, 1999 yılında güneşi sürekli gözlemleyen bir NASA/ESA (Avrupa Uzay Ajansı) sondası olan SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) tarafından keşfedilmişti.

323P/SOHO, güneş sisteminin en iç gezegeni Merkür’ün yörüngesinden daha fazla güneşe yaklaşan eliptik yörüngeleri takip eden, güneşe yakın ender kuyruklu yıldızlardan biridir.

Teorik modeller, bu tür birçok kuyruklu yıldızın var olduğunu tahmin ediyor, ancak bugüne kadar sadece birkaçı gözlenmiştir. Araştırmacılar bu son gözlemin bunun nedenini açıklayabileceğini öne sürüyor.

2020/2021 kışında, 323P/SOHO, 4.2 yıllık yörüngesindeki güneşe en yakın nokta olan günberisine en son yaklaştığında, yüksek profilli bir izleyici kitlesine sahipti. Dünyanın en güçlü teleskoplarından bazıları HST, (Hubble Uzay Teleskopu), Gemini-Kuzey, Kanada, Fransa ve Hawaii’deki Subaru Teleskopları ve Arizona’daki Lowell Discovery Teleskopu dahil kuyruklu yıldızın Dünya’nın yakınından geçişini izlemişti.

Teleskoplar en yakın yaklaşma anını görmemiş olsalar dahi, birkaç kısa ay boyunca gözlemledikleri değişiklikler, 323P/SOHO’da olağandışı bir şeyler olduğunu göstermişti. Aralık 2020’de günberiye yaklaşırken kuyruklu yıldızı arayan Subaru Teleskopu, yalnızca basit küçük bir nokta görüyordu.

Bununla birlikte, kuyruklu yıldız Şubat ve Mart 2021’de HST, Lowell, Kanada-Fransa ve Gemini-Kuzey teleskoplarının görüş alanına girdiğinde, çok farklı görünüyordu. Uzun bir toz kuyruğa sahip olmuştu.

Bilim insanları, gözle görülür değişimin, güneşe yakın konumdayken aşırı ısınma nedeninden ötürü kuyruklu yıldızın parçalanmasıyla gerçekleştiğini öne sürüyorlardı.

Konu üzerine çalışan araştırma ekibi yaptığı açıklamada, “Güneşten gelen yoğun radyasyon, kuyruklu yıldızın parçalarının, üzerlerine sıcak bir içecek döktüğünüzde buz küplerinin çatlamasına benzer şekilde, termal kırılma nedeniyle parçalanmalara neden oluyor” dedi.

Kuyruklu yıldız ayrıca “güneş sistemindeki başka hiçbir şeye benzemeyen” bir renk değişikliği gösterdi. Gözlemler sırasında ayrıca 323P/SOHO’nun hızla döndüğü ve bir dönüşü sadece yarım saatte tamamladığı da bulundu.

Hawaii Üniversitesi’nden gökbilimci Man-To Hui, “Bu özellikleri paylaşıp paylaşmadıklarını görmek için güneşe yakın diğer nesnelerin gözlemlerine ihtiyaç var” dedi. Ancak güneşe yakın kuyruklu yıldızları gözlemlemek kolay bir iş değildir. Nedeni, çoğu kuyruklu yıldız SOHO gibi güneşi gözlemleyen uydular tarafından tesadüfen keşfedilir.

Galakside Bilinmeyen Bir Yapı Keşfedildi…

0
Galakside Bilinmeyen Bir Yapı Keşfedildi…

Yüksek Kontrastlı Bir Görüntüleme Galaksideki Bilinmeyen Yapıyı Ortaya Çıkardı

Yüksek Enerjili Jetli Dev Gökada

Sanatçının yüksek enerjili bir jete sahip dev bir galaksi izlenimi.

Gökbilimciler, bir galaksinin “gölgelerinde” gizlenmiş bilinmeyen bir yapı keşfettiler. Bunu, zayıf radyo emisyonunu tespit etmek için en büyük astronomik proje olan Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Dizisinin (ALMA) dinamik aralığını genişleterek başardılar.

Radyo frekansından bağımsız olarak sabit parlaklığa sahip olan bu zayıf radyo emisyonu, ikonik bir kozmik deniz feneri olan kuasar 3C 273’ün ev sahibi gökadası boyunca on binlerce ışık yılı uzaklığa kadar uzanıyor. Bu keşif, galaksi evriminin ve yıldız oluşumunun sırlarının çözülmesine yardımcı olabilir.

Japonya’daki bir gökbilimciler ekibi, yüksek görüntüleme dinamik aralığına ulaşmanın bir sonucu olarak, merkezinde enerjik bir kara delik bulunan dev bir galaksiyi kaplayan zayıf bir radyo emisyonunu ilk kez keşfetti. Radyo emisyonu, doğrudan merkezi kara delik tarafından oluşturulan gazdan salınmaktaydı. Ekip, aynı tekniği diğer kuasarlara uygulayarak bir kara deliğin ev sahibi galaksiyle nasıl etkileşime girdiğini anlamayı umuyor.

Parlak Kuasar 3C 273

Dünya’dan 2,4 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan 3C 273 bir kuasardır. Bir kuasar, merkezinde büyük bir kara delik barındırdığına inanılan ve çevresindeki materyali yutan ve muazzam radyasyon yayan bir galaksi çekirdeğidir. 3C 273 şimdiye kadar keşfedilen ilk kuasar olup, en parlak ve en iyi çalışılmış olanıdır.

1960’ların başında astronom Allan Sandage tarafından keşfedilmiştir. Gökyüzünde bir konum standardı olarak kullanılabildiği için teleskoplarla en sık gözlenen kaynaklardan biridir: başka bir deyişle 3C 273 bir radyo deniz feneridir. Başak takımyıldızında dev bir eliptik galakside bulunmasına rağmen, Dünya’dan gökyüzündeki optik olarak en parlak kuasardır.

Dinamik Aralık

Bir arabanın farını gördüğünüzde, göz kamaştırıcı parlaklık, daha karanlık çevreyi görmenizi zorlaştırır. Aynı şey, parlak nesneleri gözlemlediğinizde teleskoplara da olur. Dinamik aralık, bir görüntüdeki en parlak ve en koyu tonlar arasındaki kontrasttır.

Bir teleskopun tek çekiminde hem parlak hem de karanlık kısımları ortaya çıkarmak için yüksek bir dinamik aralığa ihtiyacınız olur. ALMA ile düzenli olarak yaklaşık 100’e kadar dinamik görüntüleme aralığı elde edilebilir, ancak ticari olarak temin edilen dijital kameralar tipik olarak birkaç bin dinamik aralığa sahiptir. Radyo teleskoplar, belirgin kontrastlı nesneleri görmede pek iyi değildir.

3C 273’e Uygulanan Teknik

3C 273, onlarca yıldır en ünlü kuasar olarak bilinir, ancak bilgilerimiz, çoğu radyo dalgasının geldiği parlak merkezi çekirdekleri üzerinde yoğunlaşmıştı. Ancak, ev sahibi gökadanın kendisi hakkında çok daha az şey biliniyordu çünkü sönük ve dağınık gökada ile 3C 273 çekirdeğinin birleşimini algılamak için bu kadar yüksek dinamik aralıklar gerektiriyordu.

Araştırma ekibi, 3C 273’ten galaksiye radyo dalgalarının sızmasını azaltmak için “kendi kendine kalibrasyon” adı verilen bir teknik uyguladı; bu teknikte, Dünya’nın atmosferik dalgalanmalarının teleskop sistemi üzerindeki etkilerini düzeltmek için 3C 273’ün kendisi kullanıldı. Böylece galaksi dışı nesneler için ALMA kaydı olan 85 binlik bir görüntüleme dinamik aralığına ulaştılar.

Kuasar 3C273

Hubble Uzay Teleskobu (HST) tarafından gözlemlenen Kuasar 3C 273 (solda). Aşırı parlaklık, teleskop tarafından saçılan ışığın yarattığı dikine ışık sızıntılarına neden olur. Sağ altta, merkezi kara deliğin etrafındaki gaz tarafından salınan yüksek enerjili bir jet görülüyor. 3C 273’ün ALMA tarafından gözlemlenen radyo görüntüsü, çekirdeğin etrafındaki (sağda) soluk ve uzun süreli radyo emisyonunu (mavi-beyaz renkte) gösteriyor. Parlak merkezi kaynak görüntüden çıkarılmıştır.

Ekip, yüksek görüntüleme dinamik aralığına ulaşmanın bir sonucu olarak, ev sahibi 3C 273 gökadası üzerinde on binlerce ışık yılı boyunca uzanan zayıf radyo emisyonunu keşfetti. Kuasarların etrafındaki radyo emisyonu, tipik olarak, yıldız oluşumu patlamaları veya merkezi çekirdekten çıkan ultra hızlı jetler gibi yüksek enerjili olaylardan gelen sinkrotron ışınımıdır. 3C 273’te görüntülerin sağ alt kısmında görülen bir sinkrotron jetidir.

Sinkrotron ışınımı, elektronlar ya da herhangi diğer yüklü parçacıkların eğrisel bir yörüngede ivmelendirildiklerinde hareket doğrultusunda yaptıkları elektromanyetik ışınımdır. Bu ışınımın temel bir özelliği, parlaklığının frekansla değişmesidir.

Ancak ekip tarafından keşfedilen zayıf radyo emisyonu, radyo frekansından bağımsız olarak sabit bir parlaklığa sahipti. Alternatif mekanizmaları düşündükten sonra ekip, bu zayıf ve uzun süreli radyo emisyonunun, doğrudan 3C 273 çekirdeği tarafından enerji verilen galaksideki hidrojen gazından geldiğini buldu.

Böyle bir mekanizmadan gelen radyo dalgalarının, bir kuasarın ev sahibi gökadasında on binlerce ışık yılı boyunca uzandığı ilk kez keşfediliyor. Gökbilimciler, bu ikonik kozmik deniz fenerinde onlarca yıldır bu fenomeni gözden kaçırmışlardı.

Peki bu keşif neden bu kadar önemlidir?

Bir kuasar çekirdeğinden gelen enerjinin, galaksinin yıldız oluşturma yeteneğinden yoksun bırakacak kadar güçlü olup olmadığı galaktik astronomide büyük bir gizem olmuştur. Keşfedilen soluk radyo emisyonu bunu çözmeye yardımcı olabilir. Hidrojen gazı, yıldızların yaratılmasında temel bir bileşendir. Ancak üzerlerine o kadar yoğun bir ışık parlarsa, gaz çözülür (iyonize olur), hiçbir yıldız doğamaz.

Bu sürecin kuasarların etrafında olup olmadığını incelemek için gökbilimciler iyonize gazın yaydığı optik ışığı kullandılar. Optik ışıkla çalışmanın sorunu, kozmik tozun teleskopa giden yol boyunca ışığı emmesidir, bu nedenle gazın ne kadar ışık yaydığını bilmek zordur. Dahası, optik ışık yaymaktan sorumlu mekanizma karmaşıktır ve astronomları birçok varsayımda bulunmaya zorlar.

3C-273 | Hubble images, Nasa hubble images, Hubble

Bu çalışmada keşfedilen radyo dalgaları, basit işlemlerden dolayı aynı gazdan gelmekte ve toz tarafından emilmemektedir. Radyo dalgalarını kullanmak, 3C 273’ün çekirdeği tarafından oluşturulan iyonize gazın ölçülmesini çok daha kolay hale getirir.

Bu çalışmada gökbilimciler, 3C 273’ten gelen ışığın en az %7’sinin ev sahibi gökadadaki gaz tarafından emildiğini ve güneşin kütlesinin 10 ila 100 milyar katı kadar iyonize gaz oluşturduğunu buldular. Bununla birlikte, 3C 273, yıldızların oluşumundan hemen önce çok fazla gaza sahipti, bu nedenle bir bütün olarak, yıldız oluşumu çekirdek tarafından güçlü bir şekilde bastırılmış gibi görünmüyordu.

Kogakuin Üniversitesi’nden ekip lideri astrofizikçi Shinya Komugi, “Bu keşif, daha önce optik ışıkla gözlemler kullanılarak ele alınan sorunları incelemek için yeni bir yol sağlıyor. Aynı tekniği diğer kuasarlara uygulayarak, bir galaksinin merkezi çekirdekle etkileşimi yoluyla nasıl geliştiğini anlamayı umuyoruz” dedi.

Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…

0
Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…
Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…

Solar Orbiter Aracı, Güneş’in Muhteşem Görüntülerini Gönderdi

26 Mart 2022’de Solar Orbiter uzay aracı günberi geçişlerinden ilkini gerçekleştirdi. Uzay aracı, Güneş’e Merkür’den daha yakın uçtu ve en yakın konumuna ulaştı. Güneş’e bu kadar yakın olduğu için gelen görüntüler, filmler ve veriler muhteşemdi. Güçlü parlamalar, güneş kutupları boyunca nefes kesen manzaralar görülüyordu. Günberi sırasında görülen en göz alıcı özellik; Güneş boyunca 25 bin km civarında ve her yöne ulaşan çok sayıda sıcak ve soğuk gaz yapılardı.

Solar Orbiter, Güneşimizi incelemek için Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA arasında sürdürülen ortak bir görevdir. 10 Şubat 2020’de piyasaya sürülmüş, on bilimsel enstrüman taşmaktadır. Bilimsel ana hedefi, Güneş ve heliosfer arasındaki bağlantıyı keşfetmektir.

Heliosfer, Güneş Sistemimiz gezegenlerinin ötesine uzanan büyük uzay ‘balonu’dur. Çoğu güneş tarafından güneş rüzgarını oluşturmak için dışarı atılan elektrik yüklü parçacıklarla doludur. Uzay havasını yaratan, bu parçacıkların ve ilişkili güneş manyetik alanlarının hareketidir.

Güneş’in heliosfer üzerindeki etkilerini haritalamak için, Güneş’in görünür yüzeyindeki veya yakınındaki olaylara kadar izlenmesi gerekmektedir. Uzay aracı boyunca yayılan parçacıkları ve manyetik alanları kaydeden Solar Orbiter’ın aletlerinden elde edilen sonuçlar ve görüntüler uzaktan algılama cihazları ile kaydedilmiştir.

Güneş’in etrafındaki manyetik ortam oldukça karmaşık olduğu için bu kolay bir iş değildir, ancak uzay aracı Güneş’e ne kadar yaklaşırsa, manyetik alan çizgilerinin ‘otoyolları’ boyunca parçacık olaylarını Güneş’e kadar takip etmek o kadar daha az karmaşık hale gelir. İlk günberide bu önemli testler yapıldı ve şu ana kadar sonuçlar çok umut verici görünüyor.

21 Mart 2022’de, günberiden birkaç gün önce, bir enerjik parçacık bulutu Solar Orbiter’ı adeta süpürdü. Olay, Enerjik Parçacık Dedektörü (EPD) tarafından tespit edildi. Açıkça, en enerjik olan parçacıklar en önce geldi, ardından daha düşük ve sonra daha da düşük enerjik parçacık akışı meydana geldi.

Aynı gün, Solar Orbiter’ın Radyo ve Plazma Dalgaları (RPW) deneyinde, hızlandırılmış parçacıklardan ötürü (çoğunlukla elektronlar) Güneş’in manyetik alan çizgileri boyunca dışa doğru spiral olarak üretilen güçlü karakteristik radyo frekanslarının geldiği görüldü. RPW daha sonra Langmuir dalgaları olarak bilinen salınımları da tespit etti.

Paris Gözlemevi’nden RPW baş araştırmacısı Dr. Milan Maksimovic, “Bunlar, enerjik elektronların uzay aracına ulaştığının bir işaretidir. Bu, parçacıkların uzay aracına yakın üretilmediğini gösteriyor. Bunun yerine, Güneş’in yüzeyine güneş atmosferinde üretildiler. Uzaydan geçerken, daha hızlı parçacıklar, bir sprintteki koşucular gibi, daha yavaş olanların önüne geçti” dedi.

Uzaktan algılama araçlarından hem EUI hem de X-ışın Spektrometre/Teleskopu (STIX), Güneş’te parçacıkların salınmasından sorumlu olabilecek olayları görüntüledi. Uzaya doğru akan parçacıklar EPD ve RPW’nin tespit ettiği parçacıklar olsa da, diğer parçacıkların aşağı doğru hareket ederek Güneş atmosferinin daha düşük seviyelerine çarpabileceğini hatırlamak önemlidir. STIX’in devreye girdiği yer burasıdır.

EUI, Güneş’in atmosferinde parlama bölgesinden salınan morötesi ışığı görürken, STIX, parlama tarafından hızlandırılan elektronların Güneş atmosferinin daha düşük seviyelerindeki atom çekirdekleriyle etkileşime girdiğinde üretilen X-ışınlarını görür.  Bu gözlemlerin tam olarak birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğu, şimdi araştırmacılar  için önemli bir konudur.

EPD tarafından tespit edilen parçacıkların bileşiminden, bunların parlamadan bir dürtülüş olarak değil de daha kademeli bir olayda muhtemelen koronal kütle atımları sırasında oluşan şok dalgaları tarafından hızlandırıldığına dair bazı belirtiler vardı.

ESA - Solar Orbiter

Solar Orbiter

STIX baş araştırmacısı Dr. Samuel Krucker, “Birden çok hızlandırma bölgesi olabilir. Bu duruma başka bir bükülme eklemek, Manyetometre cihazının (MAG) o sırada önemli bir şey kaydetmemiş olmasıdır. Ancak, bu olağandışı bir durum değildir” dedi.

Bilim insanları, tüm araçlardan gelen verileri birleştirerek, Güneş’in yüzeyinden Solar Orbiter’a ve ötesine kadar uzanan güneş aktivitesinin hikayesini artık daha ayrıntılı anlatabilecekler. Bu bilgi, Dünya’daki uzay hava koşullarını gerçek zamanlı olarak tahmin etmek için tasarlanmış gelecekteki bir sistemin yolunu tam olarak açacaktır.

Dev Bir Göktaşı Dünya’nın Yakınından Geçecek…

0
Dev Bir Göktaşı Dünya’nın Yakınından Geçecek…

Ay’dan 10 kat daha uzakta, Dünya’nın yanından güvenli bir şekilde geçen devasa bir asteroiti izleyin

Uydumuz Ay’ın 10 katı bir uzaklıkta gezegenimizin yanından geçecek bu asteroiti 27 Mayıs cuma gecesi canlı olarak izleyebilirsiniz. Uzay kayası, asteroit 7335 (1989 JA) olarak bilinir. Bu göktaşı, 2022’nin şimdiye kadarki en büyük asteroit geçişi olsa da, kaya gezegenimize tamamen güvenli bir mesafede kalacaktır.

Sanal Teleskop Projesi, Türkiye saatine göre 27 Mayıs Cuma saat 02:00’da başlayacak ve aynı gün saat 16:00’a kadar sürecek olan göktaşının geçişi sırasında bir web yayını gerçekleştirecek. Olayı yukardaki pencereden ya da proje web sitesi üzerinden izleyebilirsiniz.

Sanal Teleskop Projesi kurucusu Gianluca Masi, asteroitin orta büyüklükte amatör bir teleskopla, özellikle güney yarımküreden görülebilecek kadar parlak olması gerektiğini belirtti. Asteroit kabaca 1,8 km çapında ve en yakın yaklaşımı Dünya’dan 4 milyon km uzaklıkta olacaktır.

Asteroit 7335 (1989 JA) teknik olarak “potansiyel olarak tehlikeli” diye sınıflandırılır, ancak bu daha çok göreceli boyutuna (150 m’den büyük) ve diğer faktörlerin yanı sıra nesnenin Dünya’ya yaklaşma mesafesine dayanan bir tanımdır.

NASA’nın Gezegensel Savunma Koordinasyon Ofisi, nesnenin hiçbir tehdit oluşturmadığını belirledi. Yaklaşan diğer önemli göktaşı geçişlerini takip etmek isterseniz tıklayınız.

25 Mart 2022’de küçük bir asteroit Dünya’yı sadece birkaç bin km ile ıskaladı.

Ajans, küçük ve istatistiksel olarak Dünya’ya çarpma olasılığı olmayan bir asteroit listesi de tutuyor. Ancak bunların hiçbiri acil bir endişe teşkil etmiyor. Örneğin, yeni gözlemlerin önümüzdeki yüzyılda hiçbir tehdit oluşturmadığını göstermesinin ardından asteroit Apophis 2021’de listeden çıkarıldı.

Dünyanın dört bir yanındaki ajanslar ayrıca asteroitlerin bileşimi ve tarihi hakkında daha fazla bilgi edinmek için çalışmalar yürütüyor. Örnekler arasında, bir asteroitin ayını yeniden yönlendirmeyi amaçlayan DART misyonu ve asteroid Bennu’dan aldığı bir örneği Dünya’ya getirecek olan OSIRIS-REX projesi sayılabilir.

Voyager 1’den Garip Sinyaller…

0
Voyager 1’den Garip Sinyaller…
Voyager 1’den Garip Sinyaller…

Voyager 1, güneş sistemimizin ötesinden gizemli veriler gönderiyor. Bilim insanları bunun ne anlama geldiğinden emin değiller.

NASA'nın ikiz Voyager uzay araçlarından birini gösteren bir çizim. Her iki Voyager da yıldızlararası uzaya girdi.
NASA’nın ikiz Voyager (Gezgin) uzay araçlarından birini gösteren bir çizim. Her iki Voyager da yıldızlararası uzayda. 

NASA çalışanları, 1977’den beri güneş sistemimizi ve yıldızlararası ortamı araştıran Voyager 1 uzay aracının, hareketleriyle eşleşmeyen veriler gönderdiğini söyledi. Uzay aracı şu anda Dünya’dan 23,3 milyar km uzakta, bu da onu en uzak insan yapımı nesne yapıyor.

Voyager 1 fırlatılmasından bu yana 45 yıl geçti. Güneş sistemimizin ötesindeki yolculuğuna hala devam ediyor. Ancak şimdi bu kıdemli uzay aracı, mühendislerini şaşırtan garip veriler göndermeye başladı.

NASA, 18 Mayıs 2022’de yaptığı açıklamada, sondanın hala düzgün bir şekilde çalışırken, artikülasyon (Sesletim bozukluğu; seslerin, hecelerin ya da sözcüklerin yanlış üretilmesi) ve kontrol sisteminden (AACS) gelen okumaların uzay aracının hareketleri ve yönü ile eşleşmediğini ve uzay aracının uzaydaki konumu hakkında kafasının karıştığını öne sürdü.

AACS, Voyager 1 uzay aracının antenini tam gezegenimize doğrulttuğu için, çevresindeki yıldızlararası ortam hakkında topladığı verilerini göndermesi için gerekli bir aygıttır.

Jet Propulsion Laboratuvarı çalışanı ve Voyager’ların proje yöneticisi Suzanne Dodd, “Böyle bir gizem, Voyager görevinin bu aşamasındaki rotası için bilinmedik bir şey. Uzay aracının ikisi de neredeyse 45 yaşında, bu da görev planlayıcılarının beklediğinin çok ötesinde bir durum. Voyager 1’in ikizi olan Voyager 2 sondasının ise normal şekilde davrandığını söyleyebiliriz” dedi.

1977’de güneş sistemimizdeki dış gezegenleri keşfetmek için fırlatılan Voyager 1, beklentilerin çok ötesinde operasyonel durumda kaldı ve Dünya’ya yaptığı yolculuklar hakkında bilgi göndermeye devam ediyor. Öncü araç, 2012’de güneş sistemimizden ayrılmış ve yıldızlararası uzaya girmişti.

Bu arşiv fotoğrafı, büyük, çanak şeklinde bir Voyager yüksek kazançlı antenin yapımı üzerinde çalışan bir mühendisi gösteriyor. Fotoğraf 9 Temmuz 1976'da çekildi.
9 Temmuz 1976’da bir mühendis çanak şeklindeki Voyager’ın yüksek kazançlı anteni üzerinde çalışıyor.
 

NASA, mühendislerinin söyleyebildiği, Voyager 1’in AACS’sinin “gemide gerçekte ne olduğunu yansıtmayan” rastgele oluşturulmuş veriler gönderdiği. Ancak sistem verileri aksini gösterse bile, uzay aracının anteni düzgün bir şekilde hizalanmış görünüyor.

Araç, NASA’dan komutları alıyor, yürütüyor ve verileri Dünya’ya geri gönderiyor.  Şimdiye kadar sistem sorununun, yaşlanan uzay aracının yalnızca temel işlemlerini gerçekleştirdiği “güvenli moda” girmesini tetiklemediği söylendi.

NASA yetkisi, “Sorunun doğası daha iyi anlaşılana kadar, ekip bunun uzay aracının bilim verilerini ne kadar süreyle toplayıp iletebileceğini etkileyip etkilemeyeceğini tahmin edemez” dedi. Dodd ve ekibi, robot elçiyi gereksiz veriler göndermeye neyin sevk ettiğini bulmayı umuyor.

Dodd, “Mühendislik ekibi için bazı büyük zorluklar var. Önemli bir tanesi: Voyager’ın şu anki yıldızlararası konumuna ulaşmak 20 saat 33 dakika sürüyor, bu nedenle uzay ajansı ile Voyager arasındaki gidiş-dönüş mesajı iki gün sürüyor. Ancak AACS ile bu sorunu çözmenin bir yolu varsa, ekibimiz onu bulacaktır” dedi.

Uzayda Çekilen Ay Tutulmasının Harika Fotoğrafları…

0
Uzayda Çekilen Ay Tutulmasının Harika Fotoğrafları…

Uzay İstasyonundaki Astronot, Ay Tutulmasının Muhteşem Fotoğraflarını Yakaladı

Uluslararası Uzay İstasyonundan Ay Tutulması

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) astronotu Samantha Cristoforetti, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) Mayıs 2022 ay tutulmasının fotoğraflarını çekti.

15 Mayıs 2022 akşamı Dünya, Güneş ile Ay arasından geçerek güneş ışığını engelledi ve ay yüzeyine bir gölge düşürdü.

Mayıs 2022 Ay Tutulması

Ay sağdan sola doğru hareket eder, yarı gölge ve tam gölgeden geçer ve arkasında tutulmanın çeşitli aşamalarındaki zamanları gösteren bir tutulma diyagramı bırakır.

Ay tutulması nedir?

Ay, Dünya’nın gölgesinden geçecek şekilde Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldiğinde bir ay tutulması meydana gelir. Tam bir ay tutulmasında, Ay’ın tamamı, Dünya’nın umbra adı verilen gölgesinin en karanlık kısmı içine düşer. Ay tam gölgedeyken kırmızımsı bir renk alır. Bu fenomen nedeniyle Ay tutulmalarına bazen “Kanlı Ay” denir.

Ay Tutulması Sırasında Dünya'nın Atmosferi Güneş Işığını Saçıyor

Ay tutulması sırasında Dünya’nın atmosferi güneş ışığını saçar. Güneş’ten gelen mavi ışık saçılır ve daha uzun dalga boylu kırmızı, turuncu ve sarı ışık geçerek Ay’ımızı kırmızıya çevirir. *resim ölçekli değildir.

Tutulmayı nasıl gözlemleyebilirim?

Ay tutulmasını gözlemlemek için herhangi bir özel ekipmana ihtiyaç yoktur, ancak dürbün veya teleskop, görünümü ve kırmızı rengi daha iyileştirecektir. Parlak ışıklardan uzak karanlık bir ortam, en iyi izleme koşullarını sağlar.

Tam Ay Tutulması Mayıs 2022

Mayıs 2022 tam ay tutulması sırasında Ay’ın görünümü.

15 Mayıs 2022 gecesi ve 16 Mayıs’ın erken saatlerine kadar, gökyüzü gözlemcileri yaklaşık her 1,5 yılda bir gerçekleşen muhteşem bir fenomenle karşılaştılar: tam bir ay tutulması.

Tam ay tutulmaları, Ay ve Güneş, Dünya’nın zıt taraflarındayken ve gezegen, tek doğal uydusunun üzerine tam bir gölge veya tam gölge oluşturduğunda meydana gelir. Her yıl birden fazla parçalı ay tutulması olabilir, ancak tam tutulmalar biraz daha nadirdir.

Hepsinden iyisi, tam güneş tutulmasını güvenli bir şekilde gözlemlemek için alınması gereken önlemlerin aksine, bir ay tutulmasını çıplak gözle izlemek tamamen güvenlidir. Buna rağmen, dürbün veya güçlü bir teleskop kesinlikle bu deneyimdeki gözlem zevkini büyük ölçüde artırabilir.

Ay tutulması sırasında Dünya’nın atmosferi güneş ışığını saçar. Güneş’ten gelen mavi ışık saçılır ve daha uzun dalga boylu kırmızı, turuncu ve sarı ışık geçerek Ay’ımızı kırmızıya çevirir.

Uluslararası Uzay İstasyonu 1'den Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan görülen bir ay tutulması görüntüsü.

Bu görüntülerde Ay, Uluslararası Uzay İstasyonunun güneş panellerinden biriyle saklambaç oynuyor gibi görünüyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu 4'ten Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu 3'ten Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu 2'den Ay Tutulması

ESA astronotu Samantha Cristoforetti, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan ay tutulmasına tanık oldu ve bir dizi fotoğrafla tutulmanın tüm safhalarını yakaladı. Samantha, ikinci görevi ‘Minerva’ için Uzay İstasyonunda yaşıyor ve çalışıyor.

Gizli Atarcaları Keşfetmek İçin Yeni Bir Teknik…

0
Gizli Atarcaları Keşfetmek İçin Yeni Bir Teknik…

Samanyolumuz, şimdiye kadar görülen en parlak gökada dışı pulsarı (atarca) maskeliyor.

ASKAP radyo teleskobu tarafından Büyük Macellan Bulutu içindeki Tarantula Bulutsusu'nun görüntüsü.

En parlak galaksi dışı pulsar, Büyük Macellan Bulutu’nda tespit edildi.

Gökbilimciler, uzak bir gökada olduğunu düşündükleri bir nesnenin aslında şimdiye kadar görülen en parlak gökada dışı pulsar olduğunu doğruladılar. Ekip, bu keşfi, “gizli” pulsarları gözetlemek için kullanılabilecek belirli bir polarize ışık türünü engelleyen (polarize güneş gözlüklerine benzeyen) bir teknik kullanarak yaptı.

Pulsarlar, patlamış yıldızların çökmüş kalıntılarından oluşan, yüksek oranda manyetize olmuş dönen nötron yıldızlarıdır. Pulsarlar döndükçe kutuplarından bir radyo dalgası akışı yayarlar. Radyo teleskoplar kullanılarak tespit edilebilen bu yayına “nabız” (puls) denir.

Gökbilimciler, kütle çekim kuramlarını test etmek ve çekim dalgalarının kanıtlarını aramak için pulsarları kullanır. PSR J0523−7125 olarak adlandırılan bu yeni pulsar, Büyük Macellan Bulutu’nda (LMC) Dünya’dan yaklaşık 50 bin parsek uzaklıktadır ve bilinen çoğu atarcadan oldukça farklıdır.

Avustralya’nın Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Kurumu’nda astrofizikçi olan Yuanming Wang’a göre: “Nabzı çok geniştir – LMC’deki bilinen diğer pulsarların iki katından daha büyük ve radyo spektrumunda istisnai olarak görülen bir parlaklıktadır.”

Pulsar Olarak Maskelenen Bir Galaksi - Samanyolu'nun Dışındaki En Parlak

Samanyolu’nun bir cüce uydusu olan LMC, galaksimizin dışında şimdiye kadar görülen en parlak pulsarı içerir. 

Wang ve ekibi, pulsarın Samanyolu dışında bulunan diğer tüm pulsarlardan on kat daha parlak olduğunu söylüyor. Sidney Üniversitesi’nde radyo astronom olan Tara Murphy, “Bu pulsar, olağandışı özellikleri nedeniyle, bu kadar da parlak olmasına rağmen önceki çalışmalarda gözden kaçırıldı” dedi.

Yeni teknik

Pulsarlar tipik olarak, periyodik bir şekilde titreyen zayıf nabız atışlarıyla tanımlanır. Ancak PSR J0523−7125 durumunda, pulsarın nabzı o kadar geniş ve parlak ki, tipik bir pulsar profiline uymadı ve bir galaksi olduğu düşünüldü.

Wang ve uluslararası bir gökbilimciler ekibi, Batı Avustralya’daki (ASKAP) teleskopunu (Avustralya Kare Kilometre Dizisi Yol Bulucu) kullanılarak elde edilen verilerde ilk olarak nesnenin bir pulsar olabileceğinden şüphelendi.

Kullanılan veri seti (VAST), oldukça değişken radyo dalgası kaynakları için büyük miktarda ve zamanda gökyüzünü gözlemleyip diğer verilerin yanı sıra dairesel polarizasyon içermektedir.

Pulsarlardan gelen emisyonlar genellikle oldukça polarizedir ve bazıları dairesel bir şekilde salınır. Çok az uzay nesnesi bu şekilde polarize edilmiştir, bu da pulsarları öne çıkarır. Ekip, bir bilgisayar programı kullanarak dairesel polarize olmayan ışığın dalga boylarını bloke ederek nadir görülen bu pulsar türünü ortaya çıkardı.

Güney Afrika’daki MeerKAT radyo-astronomi teleskopu da dahil olmak üzere diğer teleskoplar bulgularını doğruladı. Murphy, “Bu tekniği kullanarak daha fazla pulsar bulmayı beklemeliyiz. Bir atarcanın kutuplaşmasını sistematik ve rutin bir şekilde ilk kez arayabildik” dedi.

137 Pulsar Star Stock Photos, Pictures & Royalty-Free Images - iStock

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde radyo astronom olan Yvette Cendes, “radyo astronomi ‘geçici’ nesneleri (görüş alanına giren ve çıkan pulsarlar gibi uzay nesneleri) bulmada optik astronomi kadar etkili değil. VAST gibi çalışmalar bunu değiştiriyor” diyor.

“Ancak geçici bir [nesne] bulmanız, onun ne olduğunu anlamanın kolay olduğu anlamına gelmez. Polarizasyon verileri, nesnenin kaynağını daraltmaya yardımcı oldu, bu da tekniğin gelecekte diğer geçici olayları tanımlama potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor” diye ekliyor.

Diğer teleskoplar polarizasyon verilerini toplamalarına rağmen, dairesel polarizasyon tekniğini kullanan yalnızca birkaç büyük ölçekli radyo araştırması yapılmıştır. 2022 Mart ayında, Hollanda’daki Düşük Frekans Dizisi (LOFAR) teleskopundan gelen verileri kullanan araştırmacılar, çalışmalarında detaylandırdıkları tekniği kullanarak iki yeni pulsar buldular.

Samanyolu’nun Merkezindeki Dev Kara Delik İlk Kez Görüntülendi…

0
Samanyolu’nun Merkezindeki Dev Kara Delik İlk Kez Görüntülendi…

Gökbilimciler, galaksimizin kalbindeki kara deliğin görüntüsünü elde ettiler

Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) genel merkezinde ve dünyanın dört bir yanındaki eş zamanlı basın toplantılarında, gökbilimciler Samanyolu galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliğin ilk görüntüsünü tanıttılar.

Bu sonuç, cismin gerçekten bir kara delik olduğuna dair ezici bir kanıt sağlıyor ve çoğu galaksinin merkezinde yer aldığı düşünülen bu tür devlerin çalışmaları hakkında değerli ipuçları veriyor. Görüntü, dünya çapında bir radyo teleskop ağından gözlemler kullanılarak Olay Ufku Teleskopu (EHT) adlı küresel bir araştırma ekibi tarafından üretildi.

Görüntü, galaksimizin tam merkezinde bulunan devasa nesneye uzun zamandır beklenen bir bakıştı. Bilim insanları daha önce Samanyolu’nun merkezinde görünmez, kompakt ve çok büyük bir şeyin etrafında dönen yıldızları görmüşlerdi.

Bu durum, Sagittarius A* (Sgr A*) olarak bilinen bu nesnenin bir kara delik olduğunu kuvvetle muhtemel olarak gösteriyordu ve bugünün görüntüsü bunun ilk doğrudan görsel kanıtını sağlamış oldu.

Kara deliğin kendisini, tamamen karanlık olduğu için göremememize rağmen, etrafındaki parlayan gaz, belirgin bir imza ortaya koyar: parlak halka benzeri bir yapı ile çevrili karanlık bir merkezi bölge (gölge denir). Yeni görüntü, Güneşimizden dört milyon kat daha büyük olan kara deliğin güçlü çekim gücü tarafından bükülen ışığı yakaladı.

Supermassive black hole at the center of our galaxy may have a friend Bizsiziz

EHT Projesinden astrofizikçi Geoffrey Bower, “Yüzüğünün boyutunun Einstein’ın Genel Görelilik Teorisi’nden gelen tahminlerle ne kadar iyi uyuştuğuna şaşırdık” dedi.  “Amacımız Galaksimizin tam merkezinde neler olduğunu anlamak ve bu dev kara deliklerin çevreleriyle nasıl etkileşime girdiğine dair yeni bilgiler sunmak” diye devam etti.

Kara delik Dünya’dan yaklaşık 27 bin ışık yılı uzaklıkta olduğu için, bize gökyüzünde Ay’daki bir çörek ile aynı büyüklükte görünüyor. Bunu görüntülemek için ekip, gezegendeki mevcut sekiz radyo gözlemevini “Dünya boyutunda” tek bir sanal teleskop oluşturarak birbirine bağlayan güçlü EHT’yi yarattı.

EHT, Sgr A*’yı 2017 yılında birden fazla gecede gözlemledi ve bir kamerada uzun pozlama süresi kullanmaya benzer şekilde art arda saatlerce veri topladı. Diğer tesislere ek olarak, EHT radyo gözlemevleri ağı, Şili Atacama Çölü’ndeki Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Dizisi (ALMA) ve Atacama Pathfinder Experiment’i (APEX) içermektedir.

ESO Genel Müdürü Xavier Barcons, “ESO’nun kara deliklerin ve özellikle de Sgr A*’nın gizemlerini çözmede bu kadar önemli bir rol oynaması çok heyecan verici. ESO sadece ALMA ve APEX tesisleri aracılığıyla EHT gözlemlerine katkıda bulunmakla kalmadı, aynı zamanda Şili ve Avrupa’daki diğer gözlemevleri ile Galaktik merkeze ilişkin önceki çığır açan gözlemlerden bazılarını da mümkün kıldı” dedi.

ALMA & APEX's Crucial Contribution to the EHT | ESO

EHT’nin bu başarısı ve işbirliği, daha uzaktaki Messier 87 galaksisinin merkezindeki M87* adlı bir kara deliğin ilk görüntüsünün 2019 yılında yayımlanmasını takip etmiş oluyor. Galaksimizin kara deliği M87*’den bin kat daha küçük ve daha az kütleli olmasına rağmen, iki karadelik oldukça benzer görünüyor.

EHT Bilim Konseyi Eş Başkanı ve teorik astrofizik profesörü Sera Markoff, “tamamen farklı iki tür gökadamız ve çok farklı iki kara delik kütlesine sahibiz, ancak bu kara delikler kenarlarına yakın yerlerde inanılmaz derecede birbirine benziyor.”

“Bu bize, Genel Göreliliğin bu nesneleri yakından yönettiğini ve daha uzakta gördüğümüz tüm farklılıkların kara delikleri çevreleyen materyaldeki farklılıklardan kaynaklanması gerektiğini söylüyor” dedi.

Arizona Üniversitesi Veri Bilimi Enstitüsü’nden EHT bilimcisi Chi-kwan (‘CK’) Chan şöyle açıklıyor: “Kara deliklerin çevresindeki gaz aynı hızda neredeyse ışık kadar hızlı hareket ediyor (hem Sgr A* hem de M87* civarında).” 

“Ancak gazın daha büyük olan M87*’yi yörüngeye oturtması günler ila haftalar alırken, çok daha küçük olan Sgr A*’da bir yörüngeyi yalnızca dakikalar içinde tamamlıyor.  EHT İşbirliği bunu gözlemlerken Sgr A* çevresindeki gazın parlaklığının ve düzeninin hızla değiştiği anlamına geliyor.”

M87*, neredeyse tüm görüntülerin aynı göründüğü daha kolay ve sabit bir hedef iken, Sgr A* için durum böyle değildi. Sgr A* kara deliğinin görüntüsü, ekibin çıkardığı farklı görüntülerin ortalamasıdır ve sonunda galaksimizin merkezinde gizlenen devi ilk kez ortaya çıkarttı.

What does a black hole look like?

Bu çaba, EHT İşbirliğini oluşturan dünya çapında 80 enstitüden 300’den fazla araştırmacının yaratıcılığı sayesinde mümkün oldu. Ekip, Sgr A* görüntülemenin zorluklarının üstesinden gelmek için, beş yıl boyunca titizlikle çalıştı, verileri birleştirip analiz etmek için süper bilgisayarlar kullandı ve tüm bunları gözlemlerle karşılaştırmak için benzeri görülmemiş simüle edilmiş kara delikler kitaplığı derledi.

EHT bilimcisi Keiichi Asada, “Artık bu önemli sürecin nasıl çalıştığına dair yeni ipuçları elde etmek için bu iki süper kütleli kara delik arasındaki farkları inceleyebiliriz. Evrendeki süper kütleli karadeliklerin biri büyük ucunda ve diğeri küçük ucunda olmak üzere iki kara delik için görüntülerimiz var, bu nedenle çekim gücünün bu aşırı ortamlarda her zamankinden daha farklı nasıl davrandığını test edebiliriz” dedi.

EHT’deki ilerleme devam ediyor: Mart 2022’deki büyük bir gözlem kampanyası, her zamankinden daha fazla teleskop içeriyordu. EHT ağının devam eden genişlemesi ve önemli teknolojik yükseltmeler, bilim insanlarının yakın gelecekte kara delik filmlerinin yanı sıra daha da etkileyici görüntüleri paylaşmalarına olanak tanıyacaktır.

Kara Delikten Çıkan Ses kaydedildi…

0
Kara Delikten Çıkan Ses kaydedildi…

NASA, bir kara deliğin ses kaydını yayınladı.

Black Hole Sound Effects ~ Royalty Free Black Hole Sounds | Pond5

Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından kaydedilen kayıt, Perseus gökada kümesindeki kara delik tarafından gönderilen ve kümenin sıcak gazında dalgalanmalara neden olan basınç dalgalarına ait.

Bu yıl NASA’nın Kara Delik Haftası kapsamında piyasaya sürülen yeni “sonifikasyon”, esasen astronomik verilerin bir çevirisidir ve insanlar tarafından duyulabilmesi için gerçek perdelerinin 57 ve 58 oktav üzerine ölçeklendirilmiştir.

NASA’dan yapılan açıklamada, “Uzayda ses olmadığına dair yaygın yanılgı, uzayın çoğunun esasen bir boşluk olduğu ve ses dalgalarının yayılması için bir ortam sağlamadığı gerçeğinden kaynaklanmaktadır” denildi.

“Öte yandan, bir galaksi kümesi, içindeki yüzlerce hatta binlerce galaksiyi saran ve ses dalgalarının seyahat etmesi için bir ortam sağlayan bol miktarda gaza sahiptir.”

NASA has released a haunting Black Hole remix – but what does it sound like? - Daily Star

“Ses dalgaları radyal (dikine) yönlerde, yani merkezden dışa doğru çıkarıldı. Sinyaller daha sonra, gerçek perdelerinin 57 ve 58 oktav üzerinde yukarı doğru ölçeklendirilerek insanın işitme aralığına yeniden sentezlendi.”

“Bunu ifade etmenin bir başka yolu da, orijinal frekanslarından 144 katrilyon ve 288 katrilyon kat daha fazla duyuluyor olmalarıdır. Görüntünün etrafındaki radar benzeri tarama, farklı yönlerden yayılan dalgaları duymayı sağlar.

Bu verilerin görsel görüntüsünde, mavi ve mor, Chandra tarafından yakalanan X-ışın verilerini gösterir. Keşif, NASA’nın Mars’ın iki ses hızına sahip olduğunu ortaya çıkaran bir kaydı açıklamasından bir ay sonra geldi. Ocak ayında ise, “gizemli bir nesnenin” uzayda radyo dalgaları yaydığını ortaya çıkaran makale yayınlandı.

Kasım ayında  NASA, verilerin sese dönüştürülmesini içeren veri sonifikasyonunu kullanarak derin uzaydaki bir bulutsunun (Kelebek Bulutsusu) yukarıdaki videoda görüldüğü gibi temsili bir müzikalini paylaştı.

Samanyolu Galaksimiz Kara Deliklerle Dolu …

0
Samanyolu Galaksimiz Kara Deliklerle Dolu …

Garip ve Harika Kara Deliklerle Dolu Gökadamız

Kara delikleri bulmak gerçekten zordur. Bunlar, ışığın onlardan kaçamayacağı kadar güçlü çekim gücü olan nesnelerdir, bu yüzden onları bulmak için çevrelerinden gelen ipuçlarına güvenmek zorundayız. Güneşten 20 kat daha ağır olan bir yıldızın yakıtı bittiğinde, çöker ve bir kara delik oluşur.

Bilim insanları, Samanyolu’nun etrafında bu karadeliklerden on milyonlarca olduğunu tahmin ediyor, ancak şimdiye kadar sadece birkaç düzine tanımlanabildi. Bunların çoğu, her biri diğerinin etrafında dönen bir yıldızla bulunuyor. Bu tür bir çift yıldız için başka bir isim ikili sistemdir.

Bunun nedeni, doğru koşullar altında yıldızdan gelen malzemenin karadelikle etkileşime girerek varlığını ortaya çıkarmasıdır. Yukarıdaki videoda Samanyolu’muzda ve onun komşu gökadasında bulunan göreli boyutları ve yörüngeleri ile ölçeklenmiş bu ikili sistemlerden birkaçı görülmektedir.

Video, her bir sistemin, Dünya’daki görüş noktamızdan burada gördüğümüz şekilde eğildiğini de gösteriyor. Elbette bilim insanlarımız bu kara delikler hakkında daha fazla veri topladıkça, onları anlamamız gelişecek ve değişecektir.

Bir yıldızın ve kara deliğin yakın yörüngesi, yıldızın dış katmanlarının bir kısmını kara deliğe kaybetmesine neden olur. Parlayan bir yıldızın arkasından bir kaydırma görüntüsü gelir ve bir kara delik, bir yıldız maddesi akışını etrafındaki dönen, sıcak bir diske çeker.

Yıldız ve kara delik yörüngesi yeterince yakınsa, kara delik yoldaş yıldızından malzeme çekebilir! Malzeme kara deliğe doğru dönerek düşerken, toplanma diski adı verilen düz bir halka oluşur. Bu yüzden disk çok ısınır ve parlayarak parıltılı ışık patlamalarına neden olur.

Bu görselleştirmede, beyazımsı, yuvarlak bir yıldız, etrafını saran parıldayan turuncu malzeme ile bir kara deliğin etrafında dönüyor. Kara delik, birbirlerinin yörüngesinde dönerken yıldızdan parlayan beyaz malzemeyi çekiyor. V404 Cygni, 1989 ve 2015 yıllarında bir X-ışını novasıyla patlayan bir kara deliktir. 8.200 ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Kara deliğin kütlesi Güneş'in 12 katıdır ve eşlik eden yıldızın kütlesi iki Güneş'in hemen altındadır. Her 6,5 günde bir birbirlerinin yörüngesinde dönüyorlar.

Yukarıda canlandırmada tasvir edilen V404 Cygni, Güneş’ten biraz daha küçük bir yıldızın, sadece 6,5 günde, kütlesinin 10 katı bir kara deliğin yörüngesinde döndüğü ikili bir sistemdir. Kara delik, yıldızın şeklini bozar ve yüzeyinden malzeme çeker.

2015 yılında V404 Cygni, Swift uydusu tarafından başlangıçta tespit edilen X-ışın patlamaları ile 25 yıllık bir uykudan uyanır. Aslında, V404 Cygni her birkaç on yılda bir patlamakta, belki de toplanma diskinin dış kısımlarında biriken ve sonunda içeri akan bir malzeme tarafından yönlendiriliyor.

Bir illüstrasyon, gökbilimcilerin yüksek kütleli bir yıldız ve yıldız kütleli bir kara delik içeren ikili bir sistemde neler olduğunu düşündüklerini gösteriyor. Büyük, mavi-beyaz bir yıldız, hemen solunda parlak bir nesne ile çevresinden "rüzgar" telleri yayar. Parlak nesne, yıldızın rüzgarından toplanan ve içeri düşmeden önce kara deliğin etrafında dönen parlayan malzeme diskidir.

Diğer durumlarda, kara deliğin yoldaşı, güçlü bir yıldız rüzgarı olan dev bir yıldızdır. Bu, Güneşimizin rüzgarı gibi olup, ancak daha da güçlüdür. Malzeme yoldaş yıldızdan dışarı fırlarken, bir kısmı kara deliğin çekim gücü tarafından yakalanır ve bir yığılma diski oluşturur.

Cygnus X-1 sisteminin bu görselleştirmesinde, parlak mavi bir yıldız ve dönen bir sıcak, parlayan malzeme diskine sahip bir kara delik birbirinin yörüngesinde dönüyor. Cygnus X-1, onaylanmış ilk kara deliktir. 7200 ışıkyılı uzaklıkta yer alır. Kara deliğin kütlesi Güneş'in 21 katı ve ona eşlik eden yıldızın kütlesi ise 40 Güneş'tir. Her 5,6 günde bir birbirlerinin yörüngesinde dönerler.

Yoldaş yıldızın rüzgarından güç alan ünlü bir kara delik örneği Cygnus X-1‘dir. Aslında, kara delik olarak geniş çapta kabul gören ilk nesnedir! Son gözlemlerle, kara deliğin kütlesinin Güneşimizin 20 katı kadar olabileceği tahmin ediliyor. Ve onun yıldız arkadaşı, Güneş’in yaklaşık 40 katı ağırlığında olup tembel bir yıldız değildir.

Bu görselleştirmede çok farklı iki kara delik sistemi bir arada gösterilmektedir. GRS 1915 olarak adlandırılan bir tanesinde, parlak bir yıldız ve büyük bir dönen parlayan madde diskine sahip bir kara delik birbirinin yörüngesinde dönerek neredeyse tüm görüntüyü dolduruyor. GIF'in oynattığı birkaç saniye içinde yörüngelerinin yalnızca küçük bir bölümünü tamamlarlar. İkinci sistem H1705 olarak adlandırılan çok daha küçük bir sistemdir. Küçük bir malzeme diskine sahip küçük bir kara deliğin yörüngesinde dönen boncuk büyüklüğünde küçük bir yıldızı var. Küçük sistem, GIF'in oynattığı birkaç saniye içinde üç yörüngeyi tamamlar.

Galaksimizin, bir dizi çift yıldız sistemlerinde birçok boyutta kara deliklerle dolu olduğu biliniyor, ancak şu ana kadar bunların yalnızca küçük bir kısmı bulunabildi. Bilim insanları, kara delik topluluğumuza yenilerini eklemek için gökyüzünü incelemeye devam ediyorlar.