Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Gezegen Biliminin Önümüzdeki On Yılı…

0
Gezegen Biliminin Önümüzdeki On Yılı…

GEZEGEN BİLİMİNİN ÖNÜMÜZDEKİ ON YILI İÇİN HEDEFİNDE NELER VAR?

Decadal Anketi illüstrasyon
Önümüzdeki on yıl için gezegensel bir vizyon.

Gezegen bilimi topluluğu, önümüzdeki on yıl için vizyonunu özetleyen bir rapor yayınladı. Yıllarca süren yönetim komiteleri, yazışmalar, danışma grupları ve konferansların sonucunda bu on yıllık hedef, NASA’nın ve bir dereceye kadar Ulusal Bilim Vakıflarının önümüzdeki 10 yılı aşkın gezegen ve öte gezegen keşifleri için yürütülmesi gerekenleri temsil ediyor.

SON ON YIL

Vizyonlar ve Yolculuklar başlıklı son on yıllık çalışmaya genel bir bakış, bu çabaların etkisinin olabileceğini gösteriyor. Raporda, şu anda Kızıl Gezegendeki Jezero Krateri’nin keşfinde bir Mars astrobiyoloji kaşifi gibi çalışan Perseverance (Azim) gezicisi en öncelikli olarak listelendi.

On yılın ikinci önceliği, şimdi Europa Clipper olarak adlandırılan 2024’te piyasaya sürülecek bir Avrupa yörünge aracı görevi. On yıllık çalışmada NASA tarafından New Frontiers (Yeni Ufuklar) ve Discovery (Bir dizi Güneş Sistemi keşif görevi) olarak sınıflandırılan daha küçük görevler için de temalar belirlenmişti.

Bu temalar nihayetinde 2027’de Satürn’ün uydusu Titan’a gidecek nükleer enerjili bir helikopter olan Dragonfly‘ın (Yusufçuk) seçilmesine, Lucy ve Psyche ile asteroit misyonlarının yanı sıra bu on yılın sonunda uçacak olan Davinci ve Veritas ile Venüs misyonlarının seçilmesine de yol açtı.

BU YILIN ŞAMPİYONLARI

Bu projelerin sürekli geliştirilmesi ve desteklenmesinin yanı sıra, en yeni on yıllık rapor, birkaç büyük heyecan verici görev konseptine öncelik veriyor. Rapor, tanımı gereği 1 milyar dolardan fazla bir bütçeye sahip olan en öncelikli yeni amiral gemisi görevi olarak Uranüs Orbiter ve Sondasını tavsiye ediyor.

Bu büyük, buz devi ve uydularına yönelik, Cassini tarzı bir görev olacak ve atmosfere girecek bir sonda içerecek. Bugüne kadar, 1986’daki kısa Voyager 2 uçuşu sırasında, Uranüs’ü yalnızca bir kez yakından gördük.

Amiral gemileri arasında ikinci en yüksek öncelik, raporda Enceladus Orbilander olarak adlandırılan Satürn’ün uydusu Enceladus‘a gidecek olan bir yörünge ve iniş aracı kombinasyonu.

Bu uydu, yaşamı barındırmak için gereken karmaşık süreçleri içerebilen bir yeraltı okyanusuna sahip dinamik bir dünya. Cassini, birkaç uçuşu sırasında buz gayzerlerinden çıkan kılcal kanalları görmüştü ve Enceladus Orbilander bunları örnekleyerek uydunun yüzeyini yakından inceleyebilir.

Yürütülmekte olan diğer dört amiral gemisi konsepti, 1) Europa iniş aracı. 2) Merkür iniş aracı. 3) Neptün/Triton görevi. 5) Venüs’e büyük bir görev.

Enceladus üzerinde Orbilander çizimi
Enceladus’un yüzeyinde bir sanatçının Orbilander konsepti.

Kılavuz ilkeler olarak, rapor üç ana tema altında önemli bilimsel soruları tanımlıyor: 1) Dünyaların kökenleri. 2) Süreçler ile yaşam. 3) Yaşanabilirlik. Dev gezegenlerin nasıl oluştuğundan, Dünya’nın ötesinde yaşam bulup bulamayacağımıza kadar her şeyi kapsayan bu sorular, kılavuz görevi seçiminde yardımcı olacak.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Jonathan Fortney’e göre, “Bence bu, önümüzdeki on yıl ve ötesi için uzay araştırmalarında çok çekici bir vizyon. En sıcak alanların bazılarından yeni veriler almanın harika bir karışımı ve esasen yeni bir keşif.”

KÜÇÜK GÖREVLERİN ROLÜ

NASA’nın konuyla ilgili iki küçük görev sınıfı vardır; bunlar: New Frontiers ve Discovery sınıfı görevlerdir. Son on yılı kapsayan ve başlangıçta Ekim 2022 için planlanan New Frontiers 5 sondası seçimi çeşitli nedenlerden ötürü Ekim 2024’e ertelenmiştir.

Yeni on yıllık rapor, bizi 2032’ye kadar götürecek olan sonraki iki raundu, New Frontiers 6 ve 7’yi kapsıyor. Bu rekabetçi seçimler için belirli görevler önermek yerine, rapor, ele alınması için ayrıntılı temalar belirliyor. Şöyle ki:

  • Centaur Asteroid Orbiter ve Lander
  • Ceres Numune İadesi görevi
  • Comet Yüzey Örneği İade görevi
  • Birden fazla uçuş ile Enceladus görevi
  • Ay’a Jeofizik Ağı
  • Satürn Sondası
  • Titan Orbiter
  • Triton Ocean World Surveyor
  • Venüs Yerinde Gezgini

Rapor, Discovery programı için herhangi bir özel tema ortaya koymuyor, ancak NASA’nın tur başına iki Discovery sınıfı görevi seçmeye devam etmesini tavsiye ediyor. Bunlara ek olarak, on yıl, NASA’nın Gezegensel Keşif için düşük maliyetli ‘Küçük Yenilikçi Görevler’ oluşturmasını (SIMPLEx) öneriyor.

InSight (Discovery Mission) | Missions – NASA Mars Exploration

Mars’taki bir sonraki adım için rapor, Mars Örneği Dönüşü tamamlandıktan sonra geliştirilecek görev olan Mars Yaşam Gezgini’ne öncelik veriyor. Ayrıca, Ay araştırması için, ayın güney kutbunu ziyaret edecek önemli ölçüde örnek toplayıp geri dönüş görevi olan Endurance A’nın geliştirilmesini öneriyor.

Artemis girişiminin bir parçası olarak astronotlar tarafından Dünya’ya gönderilmek üzere yaklaşık 100 kg numune toplanacak. Rapor, gezegensel keşif hedeflerinin bir yan hedeften ziyade Artemis için birincil olması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, NASA’nın son yıllarda sadece %4’e düşen gezegen bilimi misyonları için teknoloji finansmanındaki eksiklikleri ele alması gerektiğine değiniliyor.

GEZEGEN SAVUNMASI

NASA’nın gezegen savunmasındaki hedefleri, 2020 yılına kadar 140 m’ den daha geniş Dünya’ya yakın asteroitlerin %90’ını belirlemekti. 2021 itibariyle, bilim insanları tespit edilenlerin yalnızca üçte birini katalogladılar.

Halen geliştirilmekte olan orta kızılötesi NEO Surveyor uzay teleskobu, potansiyel olarak tehdit edici bu uzay kayalarından daha fazlasını bulmak için çok önemli olacak. Yakında faaliyete başlayacak olan Vera C. Rubin Gözlemevi, NEO Surveyor’ı tamamlayıcı olsa da, onun yerini alabileceği düşünülmüyor.

Raporda ayrıca NASA’nın Yörünge Enkazı Program Ofisi’nin Dünya’ya çok yakın olan asteroitleri tespit etmek için ABD Uzay Komutanlığı ile birlikte çalışması için çağrıda bulunuluyor.

Yer tabanlı radar ve diğer izleme aygıtları, 13 Nisan 2029’da yaklaşan 99942 Apophis yakın geçişi de dahil olmak üzere, Dünya’ya yakın küçük asteroitleri karakterize etme şansı sunmakta. Arecibo Teleskopunun yakın zamanda kaybı, izlemeyi ve Derin Uzay Ağı’nı özellikle acil hale getirme ihtiyacını ortaya çıkardı.

ÇEŞİTLİLİK VE EŞİTLİK

Öncelikle, bu on yıllık rapor, gezegen bilimi alanında çeşitliliği ve eşitliği teşvik etmenin acil ihtiyacının altını çiziyor. Raporda, “Sınırlı insan kaynakları için şiddetli bir rekabet ortamında yüksek kaliteli bilim üretmek için en geniş katılım düzeyinin sağlanması gerekiyor” deniliyor.

Bu amaçla, rapor, NASA’nın Gezegen Bilimi Müdürlüğü’nün, yanlılığın genellikle hem yaygın hem de kasıtsız olabileceği görüşünü benimsemesini ve ajansın “önyargılar, ne olursa olsun, prosedürleri ortadan kaldırmak için” çalışması gerektiğini öneriyor.

PLÜTONYUM İHTİYACI

Rapor ayrıca, derin uzay araştırmalarının geleceği için çok önemli olan 2013 yılında yeniden başlatılan plütonyum-238 üretiminin altını çiziyor. Güneş panellerini kullanmak için Güneş’ten çok uzaklara giden Uranüs ve Enceladus misyonları için radyoaktif enerji kaynağına ihtiyaç duyulacak.

Rapor, NASA’nın gelecek nesil görevleri için plütonyum ihtiyaçlarını gözden geçirmesini ve gerekirse üretimi artırmasını tavsiye ediyor.

Enceladus gayzerleri
Cassini, Enceladus’ta patlayan buz gayzerlerini görüntüledi.

UYDULAR VE YAKIN DÜNYA ASTEROİTLERİ

Son olarak, rapor, SpaceX’in Starlink’i, İngiltere’nin OneWeb’i ve Amazon’un Project Kuiper’i gibi uydu gönderme yükselişinin, Dünya’ya yakın asteroitleri etkili bir şekilde arama çabası üzerindeki etkisine atıfta bulunuyor.

Rapor bu nedenle NASA’yı, Ulusal Bilim Vakfı’nı ve astronomi topluluğunu uydu gruplarını izlemeye devam etmeye ve gözlemler üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmanın yollarını araştırmaya çağırıyor.

Önümüzdeki on yıl için, heyecan verici ve yıllar sürecek gezegensel uzay araştırmaları vaat ediyor. Enceladus’un buzlu ufkunun üzerinde hilal şeklinde bir Satürn görmek mi? Yoksa Uranüs ve uydularının yeni görüntüleri mi? Bekleyelim bakalım yeni yeni neler keşfedilecek…

Europa’da Dünya Dışı Yaşam Arayışında iyiye İşaret…

0
Europa’dan Dünya Dışı Yaşam Arayışı İçin iyiye İşaret…

Europa’da bol miktarda bulunan özelliklerin oluşumuyla ilgili açıklamalar, dünya dışı yaşam arayışı için iyiye işaret ediyor

Europa'da bol miktarda bulunan özelliklerin oluşumuyla ilgili açıklama, dünya dışı yaşam arayışı için iyiye işaret ediyor

Bu sanatçının yorumu, Jüpiter’in uydusu Europa’nın yüzeyindeki çift çıkıntıların, buz kabuğu içindeki sığ, yeniden donan su cepleri üzerinde nasıl oluşabileceğini gösteriyor. Bu mekanizma, Dünya’nın Grönland Buz Levhasında bulunan benzer bir çift sırt özelliğinin çalışmasına dayanmaktadır. 

Europa, güneş sistemimizdeki yaşam için önemli bir adaydır ve derin tuzlu su okyanusuyla, bilim insanlarını on yıllardır büyülemiştir. Kilometrelerce kalınlığında olabilen buzlu bir kabukla çevrilidir, bu da onu örneklemeyi göz korkutucu bir olasılık haline getirir.

Ancak şimdi, artan yeni kanıtlar, buz kabuğunun bir bariyerden ziyade daha çok dinamik bir sistem olabileceğini ve kendi başına potansiyel yaşanabilirlik alanı olabileceğini ortaya koyuyor.

Grönland’daki  “çift sırt” özelliğinin oluşumunu yakalayan buza nüfuz eden radar gözlemleri, Europa’nın buz kabuğunun, yüzeyde yaygın olan benzer özelliklerin altında bol miktarda su cebine sahip olabileceğini düşündürmektedir. Ortaya çıkan yeni bulgular, Jovian ayının dışındaki potansiyel olarak yaşanabilir ortamları tespit etmek için zorlayıcı olabilir.

Araştırmanın kıdemli astrofizikçisi Dustin Schroeder, “Europa’nın kabuğunda su cepleri varsa hayat olmasının bir şansı var. Grönland’da gördüğümüz mekanizma, Europa’da da bu şeyler nasıl olduğuysa, her yerde su olduğunu gösteriyor” dedi.

Karasal bir analog

Araştırmacılar Dünya’daki buz tabakalarının büyüyerek geri çekilmesinin deniz seviyesindeki yükselmeyi nasıl etkileyebileceğini anlamak için jeofizik aletler kullanarak kutup bölgelerini analiz ediyor.

Bu çalışma alanının çoğu, buz tabakalarının akışının, deniz seviyesi tahminlerinde belirsizliğe katkıda bulunan dinamik alt buzul gölleri, yüzeyde eriyen göletler ve mevsimsel drenaj kanalları gibi karmaşık hidrolojiye tabi olan karasal yerlerde gerçekleşir.

Kara tabanlı bir yer altı, Europa’nın yer altı sıvı su okyanusundan çok farklı olduğu için, çalışma grubu, Europa hakkında bir laboratuvar sunumu sırasında, buzlu ayı çizen oluşumların küçük bir özelliğe son derece benzer göründüğünü fark ettiklerinde şaşırdılar.

Araştırmacılar, Europa’nın buz kabuğunda suyun yaygın olabileceğini öne sürüyorlar. Türkçe alt yazı seçeneği için videonun sağ alt kısmında bulunan CC butonuna tıkladığınızda açılan “English” sekmenine tıklayın.

Schroeder, “Grönland buz tabakasının yüzeyinde (grubun ayrıntılı olarak incelediği buz tabakası) bu küçük çift sırtları gördüğümüzde iklim değişikliği ve bunun Grönland yüzeyindeki etkisi ile ilgili tamamen farklı bir şey üzerinde çalışıyorduk ve sırtların ‘oluşmamış’tan ‘oluşmuş’ hale geldiğini görebildik” dedi.

Daha fazla inceleme üzerine, Grönland’da çift sırt olarak bilinen “M” şeklindeki armanın, Europa’daki en belirgin özelliğin minyatür bir versiyonu olabileceğini buldular.

Öne çıkan ve yaygın olan

Europa’daki çifte sırtlar, uydunun buzlu yüzeyinde dramatik yarıklar olarak görünür, tepeler yaklaşık 305 m’ye kadar ulaşır ve yaklaşık 1 km genişliğinde vadilerle ayrılır. Bilim insanları, 1990’larda Galileo uzay aracı tarafından ayın yüzeyinin fotoğraflanmasından bu yana özellikleri biliyorlardı, ancak nasıl oluştuklarına dair kesin bir açıklama yapamadılar.

Araştırmacılar, NASA’nın IceBridge Operasyonu tarafından 2015’ten 2017’ye kadar toplanan yüzey yüksekliği verilerinin ve buza nüfuz eden radar analizleri yoluyla, kuzeybatı Grönland’daki çift sırtın, içinde yeniden donmakta olan basınçlı sıvı su cebinin etrafında buz kırıldığında nasıl üretildiğini ortaya çıkardılar. Buz tabakası, iki tepe noktasının belirgin bir şekilde yükselmesine neden oluyordu.

Grubun lideri, Dr. Riley Culberg, “Grönland’da, bu çift sırt, yüzey göllerinden ve akarsulardan gelen suyun sıklıkla yüzeye yakın yerlere aktığı ve yeniden donduğu bir yerde oluştu. Europa’da benzer sığ su ceplerinin oluşmasının bir yolu, yeraltı okyanusundan gelen suyun çatlaklar yoluyla buz kabuğunu zorlanması olabilir ve bu, buz kabuğunun içinde makul miktarda değiş tokuş olabileceğini düşündürür” dedi.

Kartopu karmaşıklığı

Europa’nın kabuğu, hareketsiz bir buz bloğu gibi davranmak yerine, çeşitli jeolojik ve hidrolojik süreçlerden geçiyor gibi görünüyor. Bu çalışma ve yüzeye kılcallardan çıkan suyun kanıtları da dahil olmak üzere desteklenen bir fikir. Dinamik bir buz kabuğu, yüzey altı okyanusu ile yüzeyde biriken komşu gök cisimlerinden gelen besinler arasındaki alışverişi kolaylaştırdığı için yaşanabilirliği destekler.

Alien search breakthrough: Jupiter's moon Europa may have a ... | MENAFN.COM

Jüpiter’in uydusu Europa’nın yaşanabilir bir buz kabuğu olabilir.

Grubun bir diğer araştırmacısı gezegen bilimci Gregor Steinbrügge, “İnsanlar 20 yılı aşkın bir süredir bu çifte sırtları inceliyorlar, ancak Dünya’da gerçekten benzer bir şeyi ilk kez izleyebildik ve doğanın sihrini ortaya çıkardığını gördük. Europa’nın buz kabuğunun fiziğine ve dinamiklerine gerçekte hangi süreçlerin hakim olduğunu anlama yönünde çok daha büyük bir adım atıyoruz” dedi.

Araştırma ekibi, çift sırtların oluşumunun nasıl bu kadar karmaşık olduğuna dair açıklamalarını, Dünya’daki örneği olmadan düşünemeyeceklerini söylediler.  Schroeder, “Bu çalışmada öne sürdüğümüz mekanizmanın, Grönland’da olduğunu görmeden önermek neredeyse çok cüretkar ve karmaşık olurdu” dedi.

Bulgular, araştırmacıları, şu anda Europa’yı uzaydan keşfetmek için planlanan araçlar arasında yer alan buz delici radar kullanarak bu çift sırt oluşumu sürecini hızlı bir şekilde tespit etmeye yöneltiyor.

Culberg, “Bizimkisi birçoklarının üzerinde başka bir hipotez. Sadece hipotezimizin, Dünya’da benzer bir özelliğin oluşumundan bazı gözlemlere sahip olması avantajını elde ettik. Bu da, çok heyecan verici bir keşif için tüm bu yeni olasılıkları açıyor” dedi.

Bilinenlerden Elli Kat Daha Büyük Bir Kuyruklu Yıldız…

0
Şimdiye Kadar Görülen En Büyük Kuyruklu Yıldız…

Hubble teleskobu, ‘Mega Kuyruklu Yıldız’ Bernardinelli-Berstein’ın şimdiye kadar görülenlerin en büyüğü olduğunu doğruladı

Hubble Uzay Teleskobundan alınan bu görüntüler şimdiye kadar görülen en büyük kuyruklu yıldız olan C/2014 UN271 (Bernardinelli-Berstein) kuyruklu yıldızını gösteriyor.

Bu devasa bir kuyruklu yıldız olup aslında şimdiye kadar görülen en büyük kuyruklu yıldızdır. Hubble Uzay Teleskobu tarafından yapılan yeni yapılan gözlemler bunu onaylıyor.

NASA’dan yapılan bir açıklamaya göre, C/2014 UN271 (Bernardinelli-Bernstein) olarak bilinen kuyruklu yıldızın çekirdeği (katı merkezi bölgesi), yaklaşık 129 km boyunca uzanıyor. Bu durumda ortalama bir kuyruklu yıldız çekirdeğinden yaklaşık 50 kat daha büyük olduğunu anlıyoruz.

Kuyruklu yıldızın boyutunu doğrulayan araştırmacılardan David Jewitt, “Bu kuyruklu yıldız, güneş sisteminin uzak kısımlarında görülemeyecek kadar sönük olan binlerce kuyruklu yıldız için kelimenin tam anlamıyla buzdağının görünen kısmıdır. Her zaman bu kuyruklu yıldızın büyük olması gerektiğinden şüphelenmiştik çünkü bu kadar uzak mesafede çok parlaktı. Şimdi öyle olduğunu onaylıyoruz” diyor.

Kuyruklu yıldız şu anda Dünya’dan çok uzakta ve saatte takribi 35 bin km hızla yaklaşıyor. Bir milyon yıldan fazla bir süredir güneşe doğru çekilerek yol alıyor. Hesaplamalara göre endişelenecek bir durum yok çünkü bize göre en yakın olduğu mesafe yaklaşık 1,6 milyar km olacak ve bu konuma 2031 yılında ulaşacak.

Daha önce, “en büyük çekirdek” unvanını elinde tutan kuyruklu yıldız, 2002 yılında gözlenen yaklaşık 96 km çapında olduğu tahmin edilen C/2002 VQ94 idi. Bu yeni dev kuyruklu yıldız ilk olarak 2010’da gözlemlendi. Birkaç yıl sonra, gökbilimciler Pedro Bernardineli ve Gary Bernstein, nesneyi Şili’deki Cerro Tololo Gözlemevi’nde Karanlık Enerji Araştırması tarafından toplanan arşiv verilerinde buldular.

İlk keşfinden bu yana nesne, hem yer tabanlı teleskoplar hem de Hubble gibi uzay tabanlı teleskoplar gibi çeşitli araçlarla inceleniyor. Hubble’ın gözlemleriyle, araştırmacılar sonunda bu “kirli kartopu”nun devasa boyutunu resmi olarak doğrulayabildiler (Kuyruklu yıldızlar, kaya, buz ve diğer malzemelerden oluştuğu için “kirli kartopu” olarak adlandırılırlar, ancak nesnelerin bileşimi değişebilir).

Bu noktada, Bernardinelli-Bernstein Kuyruklu Yıldızı’nın yörüngesi üzerinden yapılan hesaplar sonucu, “sadece” yaklaşık Güneşten 3,2 milyar km uzakta olduğu ve ayrıca buzlu nesnenin yaklaşık eksi 211 santigrat derecede olduğu tespit edildi.

Şimdiye kadar bulunan en büyük kuyruklu yıldız olan C/2014 UN271 ile diğer kuyruklu yıldızlar arasındaki karşılaştırma.

Soğuk olsa da, bu sıcaklık, karbon monoksitin kuyruklu yıldızın kayalık yüzeyinden süblimleşmesine (katı malzemenin gaz haline geldiği bir süreç) izin verecek kadar sıcak olduğundan kuyruklu yıldızın katı merkezi bölgesini çevreleyen toz ve gazdan bir zarf yani bir “koma” yaratır.

Macau Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacı Man-To Hui, “Bu, güneşten hala çok uzaktayken ne kadar aktif olduğu düşünüldüğünde, inanılmaz bir nesne. Kuyruklu yıldızın oldukça büyük olabileceğini tahmin ettik, ancak bunu doğrulamak için en iyi verilere ihtiyacımız vardı” dedi.

Bu nedenle ekip, 8 Ocak 2022’de kuyruklu yıldızın beş fotoğrafını çekmek için Hubble’ı kullandı. Ekibin çekirdeğin boyutunu doğrulamada karşılaştığı ana zorluk, çekirdek ile kuyruklu yıldızın koması arasındaki ayrımı yapmaktı. Kuyruklu yıldızın çekirdeğinin tam olarak tanımlanması için cisim çok uzakta olduğundan ekip teleskopla kuyruklu yıldızın yerini gösteren bir ışık sinyali tespit etti.

Daha sonra sahip oldukları Hubble Uzay Teleskopunun gözlemlerini kullanabildiler ve nesnenin komasının nerede olacağını göstermek için bir bilgisayar modelleme tekniği kullanarak çekirdeğinin boyutunu belirleyebildiler.

Yukardaki videoda kuyruklu yıldızla ilgili bilgiler İngilizce olarak anlatılmakta. Türkçe alt yazı seçeneği için videonun sağ alt kısmında bulunan CC butonuna tıkladığınızda açılan “English” sekmenine tıklayın.

Ekip, verilerini Şili’deki Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Dizisi (ALMA) tarafından yapılan daha önceki gözlemlerle karşılaştırdı ve ALMA ile yapılan daha önceki boyut tahminlerinin yeni Hubble bulgularıyla uyumlu olduğunu buldu. 

Ayrıca, ALMA’nın radyo gözlemleri, kuyruklu yıldızın yüzeyinin beklediklerinden daha karanlık olduğunu gösterdi ve nesnenin yansıtıcılığını bilmelerine olanak sağladı. Bunun için Jewitt, “Büyük ve kömürden daha siyah” dedi. Dünya’dan çok uzak olan ve güneş sistemimizin en uzak noktalarından kaynaklanan bu kuyruklu yıldızın, güneş etrafında 3 milyon yıllık eliptik bir yörüngede seyahat ettiği düşünülüyor.

Bilim insanları, Bernardinelli-Bernstein’ın çok sayıda kuyruklu yıldızın bulunduğu güneş sistemimizin en uzak bölgesi olan Oort bulutundan yola çıktığını düşünüyor. Bu uçsuz bucaksız, dağınık bulutun içinde yer alan kuyruklu yıldızların güneşe daha yakın oluştuğu, ancak güneş sistemimizde yeni doğan dev gezegenlerin kütle çekimsel  etkileşimleri sonucu çok daha uzağa fırlatıldığı sanılıyor. 

Şimdiye Kadar Görülen En Uzak Yıldız…

0
Şimdiye Kadar Görülen En Uzak Yıldız…

Hubble Uzay Teleskopu şimdiye kadar görülen en uzak yıldızı buldu!

“Earendel” (Eski İngilizce’de “sabah yıldızı”) veya yükselen yıldız olarak adlandırılan bu yıldız, evrenin büyük patlamada doğumundan sonraki ilk milyar yıl içinde oluştu. Earendel, Dünya’dan o kadar uzakta ki, ışığının bize ulaşması 12.9 milyar yıl sürüyor, Yeni bulunan bu yıldız ışığının bize ulaşması 9 milyar yıl süren önceki rekor sahibini çok geride bıraktı.

Hubble Görülen En Uzak Yıldızı Ortaya Çıkardı

Yukardaki fotoğrafta önceki rekor sahibi, eriyen balmumu ve tüy kanatlarıyla Güneş’e çok yakın uçan Yunan mitolojik karakterinden yola çıkarak “İkarus” adını verilen resmi adı MACS J1149+2223 Lensed Star 1 yıldızı görülüyor.

Teknik adı WHL0137-LS olan Earendel, Güneşimizin kütlesinden en az 50 kat büyüklükte ve milyonlarca kez daha  parlak olmasına rağmen, normalde onu Dünya’dan göremiyoruz.

Ancak, Earendel ile aramızdaki devasa bir gökada kümesinin kütlesi, güçlü bir doğal büyüteç yarattı. Gökbilimciler, yıldızın yıllarca yüksek oranda büyütülmüş olmasını beklediler ve böylece gözlemlediler.

Earendel, NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu tarafından da gözlemlenecek. Webb’in kızılötesi ışığa karşı olan yüksek hassasiyeti nedeniyle bu yıldız hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiz.

resim

NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu tarafından tespit edilen bu yeni keşfi, o kadar uzakta ki ışığının Dünya’ya ulaşması 12.9 milyar yıl sürdü.

Normalde, Earendel kadar parlak bir yıldızı Dünya’dan görmek imkansızdı. Daha önce, bu kadar uzak mesafeden görülen en küçük nesneler, erken galaksilerin içine gömülü yıldız kümeleriydi. Bilim insanları, Earendel’i de Dünya ile yeni keşfedilen yıldız arasında duran devasa bir galaksi kümesi olan WHL0137-08’in yardımıyla tespit ettiler.

Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi’nde astrofizikçi olan Brian Welch, “Bu bulgu bize erken evrendeki bir yıldızı ayrıntılı olarak inceleme fırsatı veriyor” dedi. Welch, Earendel’in bilim insanlarının şimdiye kadar keşfettiği en uzak nesne olmadığını vurguladı.

NASA images the most distant galaxy ever resolved | Astronomy.com

“Hubble, galaksileri daha uzak mesafelerde gözlemledi (bkz. yukarıdaki fotoğraf). Ancak, milyonlarca yıldızdan gelen ışığın hepsinin birbirine karıştığını görüyoruz. Bu, tek bir yıldızdan gelen ışığı tanımlayabildiğimiz en uzak nesne.” Ayrıca bu yıldızın uzak olduğunu ancak yaşlı olmadığını da kaydetti. Welch, “Yıldızı 12,8 milyar yıl önceki haliyle görüyoruz, ancak bu, yıldızın 12,8 milyar yaşında olduğu anlamına gelmiyor” dedi.

Earendel’in kütlesi, parlaklığı, sıcaklığı ve türü gibi birçok ayrıntı belirsizliğini koruyor. Bilim insanları, Earendel’in bir veya iki yıldız olup olmadığından henüz emin değiller. Earendel’in kütlesindeki çoğu yıldızın genellikle daha küçük, daha sönük bir arkadaşı olduğu ve Earendel’in eşini gölgede bırakmasının olası olduğunu belirtiyorlar.

Welch, “Bence bu sonuçla ilgili en heyecan verici şeylerden biri, erken evrene yeni bir pencere açması. Tipik olarak bu mesafelerde, tüm galaksileri küçük, bulanık nesneler olarak görürüz ve daha sonra içlerindeki yıldızların toplam ışıklarından ayrıntılar çıkartırız” dedi.

2022’nin Kuyruklu Yıldızları…

0
2022’nin Kuyruklu Yıldızları…

2022’de görülecek kuyruklu yıldızlar

Önümüzdeki aylarda ziyareti beklenen 11 kuyruklu yıldız bulunmakta. Bunlardan birkaçı sıradan bir dürbünle bile görülebilecek. Burada, hem mevcut kuyruklu yıldızları keşfedeceğiz hem de yıl içinde görülebilecek olanlar için ileriye bakacağız. Hoş sürprizlere hazır olun.

Kuyruklu Yıldız ATLAS (C/2019 L3)
Küçük ama nispeten parlak bir kuyruklu yıldız olan ATLAS (C/2019 L3), bu kış İkizler takımyıldızının etrafındaydı ve bu bahar mütevazı teleskoplarla izlenmeye devam ediyor.
19P/Borrelly ve Kaliforniya Bulutsusu
Kuyruklu Yıldız 19P/Borrelly, 24 Mart’ta Kaliforniya Bulutsusu ile aynı sahneyi paylaşıyor. 31 Mart ve 1 Nisan gecelerinde, Üç Boğumlu Kuzey Bulutsusu olarak adlandırılan NGC 1579’un 2° içinde görünüyor.

İster görsel bir gözlemci olun ister bir gökyüzü fotografçısı olun, kuyruklu yıldız izlemek, tüm astronomik uğraşların en zevklilerinden biridir. Kuyruklu yıldızların güzel formları vardır, görünüşleri zamanla gelişir ve öngörülemeyen davranışlara eğilimlidir. Durağan değil hareketli bir hedeftir.

Her gece ve haftalar boyu bir kuyrukluyıldızı bulmak ve gözlemlemek, yalnızca astronomik bir nesnenin gözlerimizin önünde değiştiğini görmekle birlikte, aynı zamanda bir kuyruklu yıldızı avlamak, bulmak ve takip etmek gözlemciye büyük bir mutluluk getirir.

24 Mart'ta Lemmon-PanSTARRS Kuyruklu Yıldızı
Lemmon-Panstarrs Kuyruklu Yıldızı, 24 Mart 2022’de doğuya bakan kuyruğuyla ipucu veriyor. Kuyruklu yıldız, alacakaranlıkta batıda nispeten parlak ama alçak konumdadır.

2022 senesi kuyruklu yıldızlar bakımından verimli görülse de, yalnızca birkaçının 8. veya daha parlak kadir değerlerine ulaşması neticesiyle küçük teleskoplar ve dürbünler ile görünebilecek hale gelmesi bekleniyor. Her yıl, dürbün, teleskop hatta çıplak gözle görünen birçok yeni kuyruklu yıldız keşfi yapılır.

Örneğin, Güneş Gözlemevi (SOHO) tek başına yılda 200’den fazla kuyruklu yıldız tespit eder. PanSTARRS, Zwicky Transient Facility (ZTF) ve ATLAS Projesi gibi robotik araştırmalar, yılda 40 ila 50 nesne keşfeder. Yılda birkaç kez amatör gökbilimciler robotik olasılıkları yener ve kendi adlarını taşıyan yeni kuyruklu yıldızlar ortaya çıkarır.

Örneğin, Japon Hideo Nishimura, geçtiğimiz Temmuz ayında Canon dijital kamerasıyla yaptığı pozlarda Comet Nishimura’yı (C/2021 O1) buldu. 2019’da Kırımlı amatör Gennady Borisov, ilk haydut yıldızlararası kuyruklu yıldız 2I/Borisov’u keşfetti.

Şimdi listemizdekileri kuyruklu yıldızları tanımaya başlayalım.

19P/BORRELLY

19P/Borrelly haritası
Şimdi ilkbaharda zayıflamasına rağmen, 19P/Borrelly’nin hala epeyce ömrü var. Yukardaki açıklamada belirtildiği gibi, Kuyruklu Yıldız 19P/Borrelly için 8. kadir parlaklığındaki yıldızlarla birlikte günlük konumu gösteriliyor.

Günberi : 1 Şubat 2022 — 195 milyon km (1,3 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 11 Aralık 2021 — 175 milyon km (1.2 AB)
Ayrıntılar : Birçoğumuz için 19P/Borrelly,  9. kadirde bir kış cismi olmuştur, ancak son haftalarda yavaş yavaş sönükleşti ve şimdi 10. kadir civarında parlıyor.

LEMMON-PANSTARRS (C/2021 F1)

Kuyruklu yıldız Lemmon-PanSTARRS haritası
Lemmon-PanSTARRS Kuyruklu Yıldızı’nı (C/2021 F1) güneş ışığında kaybolmadan önce görmek için yalnızca yaklaşık bir haftanız var.

Günberi : 6 Nisan 2022 — 150 milyon km (1.0 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 12 Şubat 2022 — 210 milyon km (1.4 AB)
Ayrıntılar : Kuyruklu yıldızı akşam alacakaranlığın sonunda kuzeybatı gökyüzünde alçak konumda. Şu anda, gökyüzündeki en parlak kuyruklu yıldız, ama uzun sürmeyecek. Lemmon-PanSTARRS hızla Güneş’e yaklaşıyor ve yakında onun parıltısında kaybolacak. Güney Yarımküre gözlemcileri için Mayıs ayında sabah gökyüzüne geri dönecek.

KUYRUKLU YILDIZ ATLAS (C/2019 L3), 104P/KOWAL

104P ve ATLAS (C/2019 L3) haritası
104P/Kowal ve ATLAS (C/2019 L3) Kuyruklu yıldızları Mart sonu ve Nisan başında aynı gökyüzünü paylaşıyor. ATLAS, 10. kadirden 12. kadire düşerken Haziran ayının başlarına kadar iyi durumda. 104P/Kowal, 11. kadirde daha az yoğunlaşırken ve daha hızlı kararıyor.

Günberi :
9 Ocak 2022 — 531 milyon km (3,6 AB) 104P/Kowal
11 Ocak 2022 — 165 milyon km (1,1 AB) ATLAS (C/2019 L3)
Dünya’ya en yakın yaklaşım :
6 Ocak 2022 — 386 Kuyruklu Yıldız ATLAS milyon km (2,6 AB)
104P/Kowal 28 Ocak 2022 96 milyon km (0,6 AB)
Ayrıntılar :
C/2019 L3, küçük, iribaş şeklindeki kuyrukluyıldız, İkizler takımyıldızında yavaşça kıvrılırken tüm kış boyunca izlenir durumda. ATLAS, bir aydan daha uzun bir süre önce yaklaşık 9. kadirde zirveye ulaştı, ancak Dünya’dan oldukça uzak olmasına rağmen, 2′ genişliğinde yoğun bir koma ve kuzeydoğuyu gösteren kısa, soluk bir kuyruk ile 10. kadir parlaklıkta.

104P/Kowal kuyruklu yıldızı, son birkaç aydır nispeten parlak ama dağınık bir nesne durumunda. Şubat ayında 9.5 kadir olarak parlaklığı zirveye ulaştı, ancak o zamandan beri parlaklığı 11. kadir civarına azaldı.

KUYRUKLU YILDIZ PANSTARRS (C/2017 K2)

Kuyruklu Yıldız PanSTARRS (C/2017 K2)
Neredeyse beş yıl önce keşfedilen PanSTARRS (C/2017 K2) Kuyruklu Yıldızı nihayet bu yaz kendine gelecek ve Haziran ortasına kadar 8. kadir parlaklığına ulaşacak. Güney Yarımküre gözlemcileri için bu yıl 6. kadir civarında zirve yapacak. 

Günberi : 19 Aralık 2022 — 269 milyon km (1,8 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşma : 14 Temmuz 2022 — 271 milyon km (1,8 AB)
Ayrıntılar : Kuyruklu yıldız, aylardır 11.5 ila 12. kadir civarında oldukça durağan. Şu anda batı Kartal takımyıldızında sıkı bir döngü yapıyor ve 31 Mart ile 14 Nisan arasında sadece 20′ doğuya seyahat ediyor.

Mayıs ayına gelindiğinde, Yılancı takımyıldızına dalarken yavaş yavaş hızlanacak ve parlayarak batıya dönecek. Kuyruklu yıldızın Haziran ve Temmuz aylarında uygun gözlem saatlerinde 8 ila 8,5 kadir değerine ulaşması bekleniyor. 15 Temmuz’da, parlak küresel küme M10’un ½° kuzeybatısından geçiyor.

PanSTARRS, kuzey izleyicileri için Eylül ayında alacakaranlıkta ortadan kayboluyor, ancak Güney Yarımküre gök gözlemcileri, 7 Aralık günberi ve sonrasında onu takip edebilecekler. Kuyruklu yıldız o sırada Sunak ve Tavus takımyıldızlarında oldukça sönük olacak olsa da, en parlak olacağı zaman Aralık ayının sonundan Ocak 2023’ün başına kadar 6. kadire ulaşacağı bekleniyor.

29P/SCHWASSMANN-WACHMANN

29P/SW bulucu haritası
29P/Schwassmann-Wachmann, Mayıs ortasına kadar batı gökyüzünde görünmeye devam edecek. Normalde 16. kadir civarında olan kuyruklu yıldızın her yıl bir kadirden daha fazla parlayacağı düşünülüyor.

nberi : 7 Nisan 2019 — 864 milyon km (5,8 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım (bu yıl): 760 milyon km (5,1 AB)
Ayrıntılar : 29P, tahmini çekirdek çapı yaklaşık 60 km olan büyük ve aktif bir kuyruklu yıldızdır. Genellikle küçük bir teleskopla görülemeyecek kadar sönüktür, her yıl ortalama 7,4 patlama yaşar ve bu da büyüklüğünün çarpıcı biçimde değişmesine neden olur. Çoğu yıl, en az bir kez 10.5-12. kadire kadar ulaşır.

Patlamaların nedeni, kuyruklu yıldızın kabuğunun altındaki basınç altında karbon monoksit ve metan buzlarının patlamasıyla, eriyen, karışan ve enerji salan kriyovolkan gibi görünüyor. Güneş enerjisiyle ısınma, bu noktaların üzerindeki kabuğun çökmesine neden olduğunda, gazı bir milyon tona kadar toz ve döküntü ile birlikte uzaya serbest bırakıyor.

PANSTARRS KUYRUKLU YILDIZI (C/2021 O3)

Kuyrukluyıldız PanSTARRS (C/2021 O3) haritası
PanSTARRS Kuyruklu Yıldızı, Nisan ayının sonunda, Ülker kümesinin yakınında akşam alacakaranlıkta ortaya çıkıyor ve hızla kuzeye doğru ilerliyor. Sürekli olarak sönmeden önce 6. kadir parlaklığa kadar ulaşacak.

Günberi : 21 Nisan 2022 — 43 milyon km (0,3 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 8 Mayıs 2022 — 90 milyon km (0,6 AB)
Ayrıntılar : Bu buzlu tükürük topuna parlaklık tutturmak zor, çünkü Oort Bulutundan  yakın zamanda geldi. Ancak PanSTARRS (C/2021 O3) günberiden sadece 17 gün sonra gezegenimizi geçtiğinde dürbünle gözlenme potansiyeline sahip olacak.

Toz üretimi güçlüyse, Kahraman ve Zürafa takımyıldızlarını ziyaretiyle Mayıs ayının başında 6. kadire ulaşabilir. Gözlem için alacakaranlık ve alçak irtifa ilk başta zorluklar yaratacaktır, ancak PanSTARRS yakında daha karanlık gökyüzüne geçiş yapacak.

KUYRUKLU YILDIZ ZTF (C/2021 E3)

C/2021 E3 ZTF haritası
Kuyruklu Yıldız ZTF (C/2021 E3), Güney Yarımküre izleyicileri için Haziran sonu ve Temmuz başında 10 ila 11. kadirler arasında parlayacak.

Günberi : 11 Haziran 2022 — 425 milyon km (1,8 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 31 Mayıs 2022 — 289 milyon km (1.2 AB)
Ayrıntılar : Bu kesinlikle güney kuyruklu yıldızıdır, güney göksel kutup bölgesinden Mayıs sonundan itibaren Temmuz ortalarına kadar Yelken takımyıldızına doğru yol alır.

73P/SCHWASSMANN-WACHMANN

73P bulucu tablosu
Periyodik kuyruklu yıldız 73P/Schwassmann-Wachmann, her 5,4 yılda bir iç güneş sistemine geri döner. Çekirdeği 1995 dönüşü sırasında birkaç parçaya bölünerek birden fazla kuyruklu yıldız üretti. Sonraki geçişlerinde, nispeten soluk bir nesne oldu.

Günberi : 25 Ağustos 2022 — 145 milyon km (1.0 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 22 Eylül 2022 — 145 milyon km (1.0 AB)
Ayrıntılar : 73P/SW, güneybatıdaki düşük konumu nedeniyle kuzeyli gözlemciler için nispeten görünür olacak ağustos ayından eylül ayına kadar gece karanlığında izlenebilirken parlaklığı 11.5 kadir ile zirve yapacak.

KUYRUKLU YILDIZ ATLAS (C/2021 P4)

Kuyruklu Yıldız ATLAS (C/2021 P4) haritası
Kuzey yarımküre gözlemcilerinin Haziran ortasından Temmuz ortasına kadar ATLAS (C/2021 P4) kuyruklu yıldızını en iyi şekilde tespit etmeleri için yaklaşık bir ayları olacak.

Günberi : 30 Temmuz 2022 — 162 milyon km (1.1 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşma : 13 Temmuz 2022 — 293 milyon km (2.0 AB)
Ayrıntılar : Kuyruklu Yıldız ATLAS (C/2021 P4) 10. kadirde orta derecede parlaklığa ulaşacak olsa da, görünümünün en iyi döneminde kuzeybatı gökyüzünde alçak konumda görünecek.

KUYRUKLU YILDIZ ZTF (C/2022 E3)

Kuyruklu Yıldız ZTF (C/2022 E3) haritası
Bu yıl en heyecan verici kuyruklu yıldız, Mart 2022’nin başlarında keşfedilen ZTF (C/2022 E3) olabilir. Önümüzdeki Ocak ayında günberi dönemini geçtikten sonra, nispeten Dünya’nın yakınına ve kırsal gökyüzünden çıplak gözle görülebilir bir parlaklığa ulaşabilir.

Günberi : 13 Ocak 2023 — 165 milyon km (1.1 AB)
Dünya’ya en yakın yaklaşım : 2 Şubat 2023 — 43 milyon km (0.3 AB)
Ayrıntılar : ZTF Kuyruklu Yıldızı (C/2022 E3) şu anda 16. kadirde zayıf parlıyor, ancak Kasım ayı sonlarına gelindiğinde, 11. kadir, hatta yeni yıla doğru 8,5. kadir parlaklığa kadar ulaşacak.

2 Şubat 2023’te Dünya’nın yanından geçerken 6. kadirde zirveye ulaşması bekleniyor. Gelecek yıl Ocak ayının sonundan Şubat ayının başlarına kadar, ZTF Kuyruklu Yıldızı, güneye doğru hızlandığı (günde 6°-7°) ve sabahtan akşam gökyüzüne geçiş yaptığı için dairesel bir nesne olacak.

Thesan: Evrenin En Ayrıntılı Simülasyonu…

0
Thesan: Evrenin En Ayrıntılı Simülasyonu…

İlk Evrenin Bugüne Kadarki En Büyük Ve En Ayrıntılı Simülasyonu

Thesan simülasyonundan küçük bir klip.

Adını şafak tanrıçasından alan Thesan simülasyonu, ilk milyar yılda  radyasyonun erken evreni nasıl şekillendirdiğini açıklamaya yardımcı oluyor.

Her şey yaklaşık 13,8 milyar yıl önce, evreni aniden ve muhteşem bir şekilde var eden büyük, kozmolojik bir “patlama” ile başlar. Kısa bir süre sonra, bebek evren çarpıcı biçimde soğur ve tamamen kararır.

Ardından, Büyük Patlamadan birkaç yüz milyon yıl sonra, kütle çekimi maddeyi ilk yıldızlara ve galaksilere topladığında evren uyanmaya başlar. Bu ilk yıldızlardan gelen ışık, çevreleyen gazı sıcak, iyonize bir plazmaya dönüştürür. Evreni bugün gördüğümüz karmaşık yapıya iten kozmik yeniden iyonlaşma olarak bilinen çok önemli bir dönüşümdür bu.

Günümüzde, MIT, Harvard Üniversitesi ve Max Planck Astrofizik Enstitüsü’ndeki bilim insanları tarafından geliştirilen Thesan olarak isimlendirilen yeni bir simülasyonla evrenin bu önemli dönemde nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair ayrıntılı bir görüş öne sürüldü.

Adını Etrüsklerin şafak tanrıçasından alan Thesan simülasyonu, bu etkileşimleri en yüksek ayrıntılarıyla, gerçekçi bir galaksi oluşumu modelini, ışığın gazla nasıl etkileşmeye girdiğini izleyen yeni bir algoritmayla ve kozmik toz için yeni bir modelle birleştirdi.

Thesan Erken Evren Simülasyonu

Thesan oluşumunda simüle edilmiş özelliklerin evrimi. Zaman soldan sağa doğru ilerler. Karanlık madde (üst panel), filamentlerle birbirine bağlanan kümelerden (halolar) oluşan kozmik ağ yapısında çöker ve ardından gaz (üstten ikinci panel), galaksiler oluşturmak üzere çöker. Bunlar, kozmik yeniden iyonlaşmayı (üstten üçüncü panel) harekete geçiren ve süreçteki gazı ısıtan (alt panel) iyonlaştırıcı fotonlar üretir.

Thesan ile araştırmacılar, 300 milyon ışık yılı boyunca uzanan evrenin kübik hacmini simüle edebildiler. Büyük Patlamadan yaklaşık 400 bin yıl sonra başlayan ve ilk milyar yıl boyunca uzaydaki yüz binlerce galaksinin ilk görünümünü ve evrimini izlemek için simülasyonu zamanda ileriye doğru yürüttüler.

Şimdiye kadar yapılan simülasyonlar, astronomların erken evren hakkında sahip oldukları birkaç gözlemle uyumluydu. Bu döneme ilişkin daha fazla gözlem yapıldıkça, örneğin yeni fırlatılan James Webb Uzay Teleskobu ile Thesan bu tür gözlemleri kozmik bağlama yerleştirmeye yardımcı olabilir.

Yani önceki simülasyonlar, erken evrende ışığın ne kadar uzağa seyahat edebileceği ve hangi galaksilerin yeniden iyonlaşmadan sorumlu olduğu gibi belirli süreçlere ışık tutuyordu.

MIT’nin Kavli Astrofizik ve Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden Aaron Smith, “Thesan erken evrene bir köprü görevi görüyor. Kozmos anlayışımızı temelden değiştirmeye hazır olan gelecek gözlem tesisleri için ideal bir simülasyon muadili olarak hizmet etmesi amaçlanıyor” diyor.

Işığı takip et

Kozmik yeniden iyonlaşmanın ilk aşamalarında, evren karanlık ve homojen bir alandı. Fizikçiler için, bu erken “karanlık çağlar” sırasındaki kozmik evrimi hesaplamak nispeten basittir.

Smith, “Prensipte bunu kalem ve kağıtla çözebilirsiniz. Fakat bir noktada kütle çekimi maddeyi çekmeye ve çökertmeye başlar, ilk başta yavaş ama sonra o kadar hızlanır ki, hesaplamalar çok karmaşık hale gelir ve bu noktada tam bir simülasyon yapmamız gerekir” diyor.

Ekip, kozmik yeniden iyonlaşmayı tam olarak simüle etmek için erken evrenin mümkün olduğu kadar çok ana bileşenini dahil etmeye çalıştı. Gruplarının daha önce geliştirdiği, gelişen gökadaların özelliklerini ve popülasyonlarını doğru bir şekilde simüle ettiği gösterilen Illustris-TNG adlı başarılı bir gökada oluşumu modeliyle işe başladılar.

Daha sonra galaksilerden ve yıldızlardan gelen ışığın çevredeki gazla nasıl etkileşime girdiğini ve onu yeniden iyonize ettiğini dahil etmek için yeni bir kod geliştirdiler.  Bu, daha önceki simülasyonların büyük ölçekte doğru bir şekilde yeniden üretemediği son derece karmaşık bir süreçti.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Rahul Kannan, “Thesan, bu ilk galaksilerden gelen ışığın ilk milyar yıl boyunca gazla nasıl etkileştiğini ve evreni nötrden iyonize hale nasıl dönüştürdüğünü izliyor. Bu şekilde, yeniden iyonlaşma  ortaya çıktıkça sürecini otomatik olarak takip ediyoruz” diyor.

Son olarak, ekip, erken evrenin bu tür simülasyonlarına özgü bir başka özellik olan kozmik tozun bir ön modelini işleme dahil etti. Bu erken model, küçük malzeme taneciklerinin erken, seyrek evrendeki galaksilerin oluşumunu nasıl etkilediğini açıklamayı amaçlamaktaydı.


Gaz ve radyasyon evriminin Thesan simülasyonu, nötr hidrojen gazının işlenmesini gösteriyor. Yoğunluğu ve parlaklığı temsil eden renkler, yüksek yoğunluklu nötr gaz filamentlerinden oluşan bir ağ içindeki düzensiz yeniden iyonlaşma yapısını ortaya çıkarıyor.

kozmik köprü

Simülasyonun bileşenleri yerindeyken, ekip, Büyük Patlamadan gelen kalıntı ışığın hassas ölçümlerine dayanarak, Büyük Patlamadan sonraki yaklaşık 400 bin yıl için başlangıç ​​koşullarını belirledi. Daha sonra, dünyanın en büyük bilgisayarlarından biri olan Süper MUC-NG’yi kullanarak evrenin bir parçasını simüle etmek için bu koşulları zamanda ileriye doğru geliştirdiler.

Thesan’ın hesaplamalarını 30 milyon CPU’ya eşdeğer bir şekilde gerçekleştirmek için eşzamanlı olarak 60 bin bilgi işlem çekirdeğinden (Bir PC’de 3 bin 500 yıl sürecek bir çalışma) yararlandılar.

Simülasyonlar sonucu, en büyük uzay hacminde kozmik yeniden iyonlaşmanın en ayrıntılı görünümü üretildi. Bazı simülasyonlar büyük mesafeler boyunca nispeten düşük çözünürlükte modelleme yaparken, daha ayrıntılı simülasyonlar büyük hacimleri kapsamıyordu.

MIT’de astrofizikçi Mark Vogelsberger, “Bu iki yaklaşımı birleştiriyoruz: Hem büyük hacme hem de yüksek çözünürlüğe sahibiz” diye vurguluyor. Simülasyonların ilk analizleri, kozmik yeniden iyonlaşmanın sonuna doğru, ışığın seyahat edebildiği mesafenin, bilim insanlarının daha önce varsaydığından daha çarpıcı bir şekilde arttığını gösteriyor.

Kannan, “Thesan, ışığın evrenin erken dönemlerinde büyük mesafeler kat etmediğini keşfetti. Aslında, bu mesafe çok küçüktür ve yalnızca yeniden iyonlaşmanın en sonunda büyür, sadece birkaç yüz milyon yılda 10 kat artar” diyor.

Araştırmacılar ayrıca yeniden iyonlaşmayı sağlamaktan sorumlu olan gökada türlerinin ipuçlarını da görüyorlar. Ekip, James Webb ve diğer gözlemevleri tarafından alınan daha fazla gözlemin bu baskın galaksileri tespit etmeye yardımcı olacağını söylese de, bir galaksinin kütlesi yeniden iyonlaşmayı etkiliyor gibi görünüyor.

Vogelsberger, “Kozmik yeniden iyonlaşmayı modellemede çok sayıda hareketli parça var. Bütün bunları bir tür makinede bir araya getirip çalıştırmaya başladığımızda ve dinamik bir evren oluşturduğumuzda, bu hepimiz için oldukça tatmin edici bir andı” diyor.

Kuantumun İnanılmaz Dünyası…

0
Kuantumun İnanılmaz Dünyası…

Kuantum dünyası hakkında bilmeniz gereken 10 akıl almaz şey

Anlıyorsun? Aynen bir çift ayakkabı gibi

Kuantum dünyasının ayakkabılarla çok ortak noktası vardır. Bir mağazaya gidip ayağınıza tam uyan spor ayakkabılarını seçemezsiniz. Bunun yerine, önceden belirlenmiş boyutlarda gelen çiftler arasında seçim yapmak zorunda kalırsınız.

Atom altı dünya da buna benzerdir. Einstein, enerjinin kuantize olduğunu kanıtladığı için Nobel Ödülünü kazanır. Ayakkabıları yalnızca yarım numaranın katları halinde satın alabileceğiniz gibi, enerji de yalnızca aynı “kuanta”nın katları halinde gelir. Bu nedenle fiziğin bu dalına kuantum fiziği adı verilir.

Buradaki kuanta, kuantum fiziğinin babası sayılan Max Planck’ın adını taşıyan Planck sabitidir. Planck, Güneş gibi sıcak cisimleri anlamamızla ilgili bir sorunu çözmeye çalışır. Ancak en iyi teoriler bile yayınlanan enerji gözlemleriyle uyuşamaz. Ama Planck, enerjinin kuantize olduğunu öne sürerek, teoriyi deneyle düzgün bir şekilde uyumlu hale getirmeyi başarır.

2. Bir şey hem dalga hem de parçacık olabilir

Bir güneş yelkeni: uzayda ışık, dünyadaki rüzgar gibi basınç uygular.

JJ Thomson elektronların parçacıklar olduğunu keşfettiği için 1906’da Nobel Ödülü’nü kazanır. Oğlu George ise, 1937’de elektronların dalga olduğunu gösterdiği için Nobel Ödülü’nü kazanır. Peki kim haklıdır? Cevap her ikisi de. Bu sözde dalga-parçacık ikiliği, kuantum fiziğinin temel taşıdır.

Elektronlar kadar ışık için de geçerlidir. Bazen ışığı bir elektromanyetik dalga olarak düşünmek işe yarar, ancak diğer zamanlarda onu foton adı verilen parçacıklar biçiminde hayal etmek daha yararlıdır.

Bir teleskop, uzak yıldızlardan gelen ışık dalgalarını odaklar ve ayrıca fotonları toplamak için dev bir ışık kovası görevi görür. Ayrıca, fotonlar bir nesneye çarptığında ışığın basınç uygulayabileceği anlamına gelir.

Bu zaten bir uzay aracını güneş yelkenleriyle hareket ettirmek için kullandığımız bir yöntemdir. Hatta tehlikeli bir asteroidi Dünya ile çarpışma rotasından çıkarmak için de mümkün olabilir.

3. Nesneler aynı anda iki yerde olabilir

Erwin Schrödinger, süper pozisyonu basitleştirmek için bir kutudaki kedi fikrini kullanır.

Dalga-parçacık ikiliği bir süper pozisyon örneğidir. Yani, aynı anda birden fazla durumda bulunan bir kuantum nesnesidir. Örneğin bir elektron aynı anda hem “burada” hem de “orada” bulunur.

Sadece bir kez nerede olduğunu bulmak için bir deney yaptığımızda, birine veya diğerine yerleşir. Bu durum, kuantum fiziğinin tamamen olasılıklarla ilgili olduğunu gösterir.

Bir nesnenin hangi durumda olma olasılığının en yüksek olduğunu ancak bir kez baktığımızda söyleyebiliriz. Bu olasılıklar, dalga fonksiyonu adı verilen matematiksel bir varlık içinde özetlenebilir. Gözlem yapıldığında dalga fonksiyonunun ‘çöktüğü’, süper pozisyonu yok ettiği ve nesneyi birçok olası durumundan sadece birine zorladığı söylenir.

Bu durum, ünlü Schrödinger’in kedisi düşünce deneyinin arkasında yatan fikirdir. Mühürlü bir kutudaki bir kedinin kaderi bir kuantum cihazına bağlıdır. Cihaz bir ölçüm yapılana kadar her iki durumda da var olduğu için biz bakana kadar kedi aynı anda hem canlıdır hem de ölüdür.

4. Bizi çoklu evrene götürebilir

Her biri evrenin farklı bir versiyonunu içeren birçok balondan sadece biri olabiliriz.

Gözlemin dalga fonksiyonunu çökerttiği ve bir kuantum “seçimini” zorladığı fikri, kuantum fiziğinin Kopenhag yorumu olarak bilinir. Ancak, masadaki tek seçenek bu değildir. ‘Çoklu evren’ yorumunun savunucuları, hiçbir seçeneğin olmadığını öne sürerler.

Bunun yerine, ölçüm yapıldığı anda gerçeklik kendisinin iki kopyasına bölünür: birinde A sonucunu deneyimleriz, diğerinde ise B sonucunun ortaya çıktığını görürüz. Böylece bir şeyleri gerçekleştirmek için gözlemciye ihtiyaç duyma gibi çetrefilli sorun çözülmüş olur.

Bunun yerine, bir kuantum parçacığı söz konusu olduğunda, birçok karışık katmandan oluşan çok garip bir gerçeklik vardır. Günden güne deneyimlediğimiz daha büyük ölçeklere doğru uzaklaştıkça, bu katmanlar çoklu evren teorisinin dünyalarında çözülür. Astrofizikçiler bu sürece uyumsuzluk kuramı derler.

5. Yıldızları karakterize etmemize yardımcı olur

Yıldız tayfları bize yıldızların hangi elementleri içerdiklerini söyler, yaşları ve diğer özellikleri hakkında ipuçları verir.

Danimarkalı fizikçi Niels Bohr bize atomların içindeki elektron yörüngelerinin de kuantize olduğunu gösterir. Elektronlar, önceden belirlenmiş enerji seviyelerinde bulunurlar. Bir elektron daha yüksek bir enerji seviyesinden daha alçak bir enerji seviyesine düştüğünde, boşluğun boyutuna eşit enerjide bir foton yayınlar.

Aynı şekilde, bir elektron bir ışık parçacığını soğurabilir ve enerjisini daha yüksek bir enerji düzeyine sıçramak için kullanır. Gökbilimciler bu etkiyi her zaman kullanırlar. Yıldızların neden yapıldığını biliyoruz.

Çünkü ışıklarını gökkuşağı benzeri bir spektruma böldüğümüzde eksik renkleri görüyoruz. Farklı kimyasal elementlerin farklı enerji seviyesi, aralıkları vardır. Bu nedenle güneşin ve diğer yıldızların bileşenlerini eksik olan renklerden kesin olarak bulabiliriz.

6. Onsuz güneş parlamaz

Kuantum tünelleme, bir parçacığın bir enerji bariyerini aşmasının sonlu olasılığıdır.

Güneş, enerjisini nükleer füzyon adı verilen bir süreçte üretir. Bir atomdaki pozitif yüklü parçacıklar olan iki protonun birbirine kaynaşarak yapışmasını içerir. Ancak aynı yükler, tıpkı bir mıknatısın iki kuzey kutbu gibi, birbirlerini iterler. Fizikçiler bu duruma Coulomb bariyeri derler. Bu olay iki proton arasındaki bir duvar gibi düşünülebilir.

Proton parçacıkları sadece duvarla çarpışır ve birbirlerinden uzaklaşır: Füzyon yoksa güneş ışığı yoktur. Parçacıkları dalgalar olarak düşündüğümüzde bu kez farklı bir hikaye ortaya çıkar. Dalganın tepesi duvara ulaştığında, ön kenar çoktan öte tarafa geçmiştir.

Dalganın yüksekliği, protonun olma olasılığının en yüksek olduğu yeri temsil eder. Dolayısıyla, öncünün olduğu yerde olması pek olası olmasa da, bazen oradadır. Sanki proton bariyeri delip geçmiş ve füzyon meydana gelmiş gibidir. Fizikçiler bu etkiye “kuantum tünelleme” ismini verirler.

7. Ölü yıldızların çökmesini durdurur

Beyaz cüce yıldızların çekirdeklerinin yaşlandıkça kristalleşebileceği bilinir.

Sonunda güneşteki füzyon duracak ve yıldızımız ölecektir. Çekim gücü kazanacak ve güneş çökecektir, ama süresiz değildir. Ne kadar küçülürse, o kadar fazla malzeme bir araya toplanır. Sonunda, Pauli dışlama ilkesi adı verilen bir kuantum fiziği kuralı devreye girer.

Bu ilke, elektronlar gibi belirli türdeki parçacıkların aynı kuantum durumunda bulunmasının yasak olduğunu bize söyler. Yıldızın çekim gücü tam da bunu yapmaya çalışırken, gökbilimcilerin yozlaşma basıncı dediği bir dirençle karşılaşır. Çöküş durur ve beyaz cüce adı verilen Dünya boyutunda yeni bir nesne oluşur.

Bununla birlikte, yozlaşma baskısı ancak bu kadar direnç gösterebilir. Beyaz cüce büyür ve 1,4 güneşe eşit bir kütleye yaklaşırsa, onu parçalara ayıran bir füzyon dalgasını tetikler. Gökbilimciler bu patlamaya Tip Ia süpernova derler ve patlama, tüm galaksiyi gölgede bırakacak kadar parlaklığa ulaşır.

8. Kara deliklerin buharlaşmasına neden olur

Bir kara deliğe düşen her şey kaybolmaz, bazı maddeler kaçabilir.

Heisenberg belirsizlik ilkesi adı verilen bir kuantum kuralı, bir sistemin iki özelliğini aynı anda tam olarak bilmenin imkansız olduğunu söyler. Birini ne kadar doğru bilirseniz, diğerini o kadar az kesin olarak bilirsiniz. Bu, momentum ve konum için ve ayrıca enerji ve zaman için de geçerlidir.

Biraz kredi çekmeye benzer. Kısa bir süre için çok para ödünç alabilir veya daha uzun süre için daha az nakit ödünç alabilirsiniz. Bu bizi sanal parçacıklara götürür. Eğer doğadan yeterli enerji “ödünç alınırsa”, o zaman bir çift parçacık, kredi borcunu ödememek için hızla ortadan kaybolmadan önce, kısa bir süre için ortaya çıkabilir.

Stephen Hawking, bu işlemin bir parçacığın kaçtığı (Hawking radyasyonu), diğerinin yutulduğu bir kara deliğin sınırında meydana geldiğini öne sürer. Zamanla kara delik, ödünç aldığı miktarın tamamını geri ödemediği için yavaş yavaş buharlaşır.

9. Evrenin büyük ölçekli yapısını açıklar

Bir tekillik olarak yola çıkan evren, 13,8 milyar yıldır genişlemektedir.

Evrenin kökenine ilişkin en iyi teorimiz Büyük Patlama‘dır. Ancak 1980’lerde enflasyon adı verilen başka bir teoriyi içerecek şekilde değiştirilir. Saniyenin trilyonda birinin trilyonda birinin trilyonda birinin trilyonda birinde, kozmos bir atomdan daha küçükten yaklaşık bir greyfurt boyutunda balonlaşır.

Yani 10^78 (1’in yanında 78 adet 0) kat daha büyümüş demektir. Bir kırmızı kan hücresini aynı miktarda şişirmek, onu günümüzün tüm gözlemlenebilir evreninden daha büyük yapar. Başlangıçta bir atomdan daha küçük olduğu için, bebek evrene Heisenberg belirsizlik ilkesine bağlı kuantum dalgalanmaları hakim olacaktır.

Enflasyon, bu dalgalanmaların kaybolma şansı bulamadan evrenin hızla büyümesine neden olur. Bu enerji, diğerlerinden ziyade bazı alanlarda yoğunlaşır. Bu durum, gökbilimcilerin, şu anda gözlemlediğimiz gökada kümelerini oluşturmak için etrafında malzemelerin toplanabileceği tohumlar olarak hareket ettiğine inandıkları bir şeydir.

10. Biraz ‘ürkütücü’ olmaktan daha fazlası

Bir parçacığın özellikleri, kuantum dolaşıklık yoluyla 'ışınlanabilir'

Bir parçacığın özellikleri, kuantum dolaşıklık yoluyla “ışınlanabilir.”

Einstein, ışığın kuantum olduğunu kanıtlamaya yardımcı olmasının yanı sıra, “uzaktan ürkütücü eylem” olarak adlandırdığı başka bir etkiyi de savunur. Bugün bu ‘kuantum dolaşıklığının‘ gerçek olduğunu biliyoruz, ancak hala neler olduğunu tam olarak anlayamıyoruz.

Diyelim ki iki parçacığı, kuantum durumları amansız bir şekilde bağlı veya dolaşmış olacak şekilde bir araya getiriyoruz. Biri A durumunda, diğeri B durumunda. Pauli dışlama ilkesi, ikisinin aynı durumda olamayacağını söyler.

Birini değiştirirsek, diğeri anında olayı telafi etmek için değişir. Bu, evrenin zıt taraflarındaki iki parçacığı birbirinden ayırsak bile olur. Sanki yaptığımız değişiklikle ilgili bilgiler aralarında ışık hızından daha hızlı seyahat etmiş gibidir. Bu durum, Einstein’ın imkansız olduğunu söylediği bir şeydir.

Dünya’ya En Yakın Kara Delik Yoksa Kara Delik Değil Mi?

0
Dünya’ya En Yakın Kara Delik Yoksa Kara Delik Değil Mi?

Dünyanın sözde ‘en yakın kara deliği’ bir kara delik değil

Tartışmalı bir çoklu yıldız sistemi, yıldız evriminde eksik bir halkadır

HR 6819 yıldız sistemindeki iki mavi yıldızın çizimi

Yıldız sistemi HR 6819, daha önce bildirildiği gibi hiçbir kara deliğe ev sahipliği yapmıyor, bunun yerine  yakın zamanda biri diğerinden gaz çeken iki mavi yıldıza ev sahipliği yapıyor.

Dünya’ya en yakın kara delik aslında bir kara delik değil. Bunun yerine, bilim insanlarının bir yıldız üçlüsü olduğunu düşündükleri şey (iki yıldız ve bir kara delik) aslında benzersiz bir evrim aşamasına yakalanmış bir çift yıldız.

Mayıs 2020’de bir gökbilimciler ekibi, HR 6819 yıldız sisteminin muhtemelen, yıldızından beslenmeyen, görünmez bir kara delik ve daha uzakta yörüngede dönen ikinci bir yıldız ile 40 günlük sıkı bir yörüngeye kilitlenmiş parlak, büyük bir yıldızdan oluştuğunu bildirdi.

Bu sistem, Dünya’dan yaklaşık 1000 ışık yılı uzaklıkta olduğundan, bize en yakın kara deliği bulmuş oluyorduk. Ancak ilerleyen aylarda diğer ekipler aynı verileri analiz ettiler ve farklı bir sonuca vardılar: Sistem sadece iki yıldıza ev sahipliği yapıyordu yani bir kara delik ortada yoktu.

Şimdi, asıl ekip ve takip ekiplerinden biri güçlerini birleştirdi ve farklı türde veriler toplayan daha güçlü teleskoplarla HR 6819’u gözlem altına aldı. Ekiplerin bildirdiğine göre, yeni veriler gökyüzündeki daha ince ayrıntıları ortaya çıkararak gökbilimcilerin sistemde kaç tane nesne olduğunu ve bunların ne tür gökcisimleri olduklarını kesin olarak görmelerine olanak tanıyor.

Belçika’daki KU Leuven’den gökbilimci Abigail Frost, “Sonuçta, her şeyi en iyi açıklayan ikili sistemdi” diyor. HR 6819’un önceki gözlemleri onu tek bir birim olarak göstermişti, bu nedenle gökbilimciler sistemdeki nesneleri veya kütlelerini ayırt edemediler.

HR 6819’un gerçek doğasını tespit etmek için Frost ve meslektaşları, esasen yıldızları ayrı ayrı görebilen Şili’deki birbirine bağlı dört teleskoptan oluşmuş bir ağ olan Çok Büyük Teleskop Dizisi’ne (VLT) yöneldiler.

Frost, “Bu aygıt, sistem içinde kaç yıldız olduğunu ve bunlardan birinin kara delik olup olmadığını belirlemek için gerçekten önemli olan orijinal sinyali kesin olarak çözmemize izin verdi” diyor.

Bilim insanları, yıldızlardan birinin, ona eşlik eden yıldızın şişmiş atmosferinden malzeme çeken devasa, parlak mavi bir yıldız olduğunu düşünüyor. Bu yoldaş yıldızın artık çok az gazlı atmosferi kalmış.

Astrofizikçi Kareem El-Badry, “Yıldız zaten ana ömrünü tamamlamış, ancak dışı soyulduğu ve yalnızca açığa çıkan çekirdeği görüldüğü için genç bir yıldızla benzer sıcaklık, parlaklık ve yarıçapa sahip” diyor.

Yoldaşı tarafından adeta emilmiş yıldızın çekirdek rengi ve parlaklığı, eski verilere bakan gökbilimcileri, 10 kat daha fazla kütleye sahip genç bir yıldız olduğunu düşünmeleri konusunda kandırabildi. Başlangıçta, bu yıldız, büyük ama görünmez bir şeyin, bir kara deliğin yörüngesindeymiş gibi görünüyordu.

Araştırmacılar yıldız sisteminin ayrıntılarını çözdükten sonra, bu sistemin benzersiz olduğunu fark ettiler ve gökbilimcilere devasa yıldızlara sahip sistemler arasında daha önce görülmemiş evrimsel bir aşama olduğunu gösterdiler.

Arizona Üniversitesi’nden astrofizikçi Maxwell Moe, “Yeni bulgu, ikili yıldız evriminde eksik bir halkaydı ve aynı zamanda yeni çalışmanın bir parçası değildi” diyor.  Gökbilimciler yıllardır bir yıldızın aktif olarak diğerinden gaz çektiği ikili sistemler gözlediler ve “donör yıldız”ın sadece çıplak bir yıldız çekirdeği olduğu sistemler de gördüler. Ancak HR 6819’da donör yıldız diğerine kütle vermeyi bırakmıştı.

Dürbün (Telescopium) takımyıldızındaki gökyüzünün bir bölgesinin geniş alan görüntüsü ve üçlü bir sistem olduğu sanılan HR 6819. 

Moe, “Hala bir miktar zarfı kalmış, ancak hızla küçülüyor, geriye kalan bir çekirdek haline geliyordu” diyor. Frost ve meslektaşları, yıldızların nasıl hareket ettiğini tam olarak izlemek için bir yıl boyunca HR 6819’u Çok Büyük Teleskop Dizisini kullanarak gözlediler.

Frost, “Sistemdeki bireysel yıldızların nasıl çalıştığını gerçekten anlamak istiyoruz. Bunu daha ayrıntılı olarak araştırmak için bir tür temel taşı olarak kullanabileceğimiz bir sisteme sahip olmak heyecan verici” diyor.

Ekip daha sonra bu bilgiyi ikili yıldız evriminin bilgisayar simülasyonlarında kullanmayı düşünüyor. Sonuçta HR 6819, Dünya’ya en yakın kara deliğe sahip olmasa da, gökbilimciler için daha faydalı bir şeye vesile olmuş gibi görünüyor.

NASA’nın Tehlikeli Göktaşlarını Önleme Planı…

1
NASA’nın Tehlikeli Göktaşlarını Önleme Planı…

Küçük bir göktaşı tüm bir şehri yok edebilir. NASA’nın olası bir asteroit çarpma felaketini önleme planları açıklandı.

Bir uzay güvenliği uzmanı, NASA'nın olası bir asteroit çarpma felaketini önleme planlarını açıklıyor
Binlerce asteroidin (mavi renkte) yörüngeleri, Dünya’nınki de dahil olmak üzere gezegenlerin yörüngeleriyle (beyaz renkte) kesişir.

Dünya tehlikeli bir ortamda bulunmaktadır. Asteroitler ve kuyruklu yıldızlar gibi kozmik cisimler sürekli olarak uzayda birbirlerine yakınlaşır ve sıklıkla gezegenimize çarparlar.

Bunların çoğu bir tehdit oluşturamayacak kadar küçüktür, ancak bazıları endişe kaynağı olabilir. Böyle bir cismin gezegenimize çarpma olasılığının gerçekte ne olduğunu ve hükümetlerin böyle bir olayı önlemek için yapılacak araştırmalara yeterince para harcayıp harcamadığını biliyor muyuz?

Bu soruların cevaplarını bulmak için, Dünya’ya yakın nesnelerin (NEO) ne olduğunu bilmek gerekir. Bugüne kadar NASA, daha büyük olanların tahminen yalnızca % 40’ını izledi. Sürpriz asteroitler geçmişte Dünya’yı ziyaret ettiler ve şüphesiz gelecekte de edecekler. Ortaya çıktıklarında, insanlık olarak bu duruma hazırlıklı mıyız?

Asteroitler ve kuyruklu yıldızlardan gelen tehdit

Çeşitli boyutlarda milyonlarca gök cismi Güneş’in etrafında döner. Dünya’ya yakın tehlike oluşturacak nesnelerin yörüngeleri, onları Güneş’in yaklaşık 190 milyon km yakınına getirecek olan göktaşları ve kuyruklu yıldızlar içerir.

Gökbilimciler, Dünya’ya yakın bir nesneyi gezegenin yaklaşık 7,5 milyon km yakınına geldiyse ve çapı en az 140 m’yse bir tehdit olarak kabul eder. Bu büyüklükte bir gök cismi Dünya’ya çarparsa, bütün bir şehri yok edebilir ve aşırı bölgesel yıkıma neden olabilir.

Daha büyük nesneler (1 km veya daha büyük) küresel etkilere ve hatta kitlesel yok oluşlara neden olabilir. En ünlü ve yıkıcı etki 65 milyon yıl önce 10 km çapında bir asteroidin şimdiki Yucatan Yarımadası’na çarpmasıyla gerçekleşti. Dinozorlar da dahil olmak üzere dünyadaki çoğu bitki ve hayvan türünü yok etti.

65 milyon yıl önce dev bir asteroid Dünya’ya çarptı ve dinozorları yok etti.

Ancak daha küçük nesneler de önemli hasara neden olabilir. 1908’de Sibirya’daki Tunguska nehri üzerinde yaklaşık 50 m’lik bir gök cismi patladı. 2 bin 100 km karelik bir alan üzerindeki 80 milyondan fazla ağaç dümdüz oldu.

2013 yılında ise, Rusya’nın Chelyabinsk kentinin 32 km yukarısında, atmosferde yalnızca 20 m çapında bir asteroid patladı. 30 Hiroşima bombasına eşdeğer bir enerji açığa çıktı. 1.100 civarında insan yaralandı. 33 milyon ABD Doları kadar hasara neden oldu.

Potansiyel olarak Dünya’ya çarpacak önemli büyüklükteki bir sonraki göktaşı, asteroid 2005 ED224’tür. 50 m’lik büyüklüğe sahip bu asteroid 11 Mart 2023’te yakınımızdan geçişinde, yaklaşık 500 bin’de 1’lik bir çarpma ihtimali vardır.

Bir uzay güvenliği uzmanı, NASA'nın olası bir asteroit çarpma felaketini önleme planlarını açıklıyor
NASA, 1990’lardan beri sürekli olarak Dünya’ya yakın nesneleri bulmakta ve takip etmektedir. Mavi renk toplam cisim sayısını, turuncu renk, 140 m üzeri cisim sayısını, kırmızı renk 1 km üzeri cisim sayısını göstermektedir.

Gökyüzünü izlemek

Daha büyük bir kozmik cismin Dünya’yı etkileme olasılığı küçük olsa da, yıkımı muazzam olacaktır. Bu tehdit fark edildiğinde NASA’ya 10 yıl içinde 1 km veya daha büyük çapta Dünya’ya yakın nesnelerin %90’ını bulma ve izleme görevi verildi. NASA, 2011 yılında hedefini % 90 aştı.

14 Şubat 2022 itibariyle, gökbilimciler 10 bin 33’ü 140 m veya daha büyük ve 888’i en az 1 km çapında olan 28 bin 266 Dünya’ya yakın asteroit tespit etti. Bu sayıya her hafta yaklaşık 30 yeni nesne ekleniyor.

NASA yeni bir görevle birlikte, 2026’da, potansiyel olarak tehlikeli göktaşlarını aramaya adanmış kızılötesi, uzay tabanlı bir teleskop olan olan NEO Surveyor‘u piyasaya sürmesini planlıyor.

Kozmik sürprizler

Bir felaketi ancak geleceğini bilirsek ve asteroitler daha önce Dünya’nın yakınlarına gizlice girmişse önleyebiliriz. “Şehir Katili” olarak adlandırılan futbol sahası büyüklüğünde bir asteroid, 2019’da Dünya’dan 70 bin km’lik bir mesafeden geçti. 2021’de jet büyüklüğünde bir asteroit 1 km yakına kadar geldi.

2012’de büyücek bir göktaşı son anda görüldü. Bunların her biri, Dünya’yı geçmeden sadece bir gün önce keşfedildi. Araştırmalar, bunun bir nedeninin, Dünya’nın dönüşünün, bazı asteroitlerin tespit edilmediği veya sabit göründüğü bir kör nokta oluşturması olabileceğini düşündürmektedir.

Bazı sürpriz asteroitler bu şekilde gözden kaçtığından bir sorun olabilir. 2008 yılında, gökbilimciler küçük bir göktaşını Sudan’ın kırsalına çarpmadan sadece 19 saat önce fark ettiler. Ayrıca 2 km çapında bir asteroidin yakın zamanda keşfi, hala büyük nesnelerin gizlendiğini gösteriyor.


2013’te Rusya üzerinde patlayana benzer daha küçük asteroitler, uyarı vermeden Dünya’ya çarpabilir, ancak son anda gözlenen daha büyük, daha tehlikeli nesneler de gökbilimcileri şaşırtıyor.

Ne yapılabilir?

Gezegeni kozmik tehlikelerden korumak için erken teşhis çok önemlidir. 2021 Gezegen Savunma Konferansı’nda bilim insanları, tehlikeli asteroitlere karşı başarılı bir savunma yapmak için en az beş ila 10 yıllık bir hazırlık süresi önerdiler.

Gökbilimciler tehlikeli bir nesne bulurlarsa, bir felaketi azaltmanın dört yolu olduğunu söylüyorlar. Birincisi, bölgesel ilk yardım ve tahliye önlemleri. İkinci bir yaklaşım, küçük veya orta büyüklükteki bir asteroidin yakınında uçmak için bir uzay aracı göndermek; geminin çekimi ile yavaş yavaş nesnenin yörüngesini değiştirmek.

Üçüncü ve dördüncü yol daha büyük bir asteroidin yolunu değiştirmek için ya yüksek hızlarda bir şekilde çarpmak ya da yakınında bir nükleer savaş başlığı patlatmak. Bunlar uçuk fikirler gibi görünebilir, ancak Kasım 2021’de NASA, bu yöntemlerin kanıtı olarak dünyanın ilk tam ölçekli gezegen savunma görevini başlattı: DART.

Büyük asteroit Didymos ve küçük uydusu şu anda Dünya için bir tehdit oluşturmuyor. Eylül 2022’de NASA, Didymos’un ayına saatte yaklaşık 24 bin km’lik bir hızla ve 610 kg’lık bir sondayla çarparak asteroidin yörüngesini değiştirmeyi planlıyor.

Tehdit edici asteroitlerin neden yapıldığı hakkında daha fazla bilgi edinmek de önemlidir, bileşimleri onları saptırmada ne ölçüde başarılı olacağımızı gösterebilir. Asteroit Bennu, 490 m çapındadır. Yörüngesi onu 24 Eylül 2182’de Dünya’ya tehlikeli bir şekilde yaklaştırdığında çarpışma olasılığı 2 bin 700’de 1 olacaktır.

Bu büyüklükteki bir göktaşı tüm bir kıtayı yok edebilir. Bu nedenle NASA Bennu hakkında daha fazla bilgi edinmek için 2016’da OSIRIS-Rex sondasını fırlattı. Uzay aracı Bennu’ya gitti, fotoğraflar çekti, örnekler topladı ve 2023’te Dünya’ya dönmesi bekleniyor.

Dünyanın En Büyük Güneş Teleskopu Gözlemlere Başlıyor…

0
Dünyanın En Büyük Güneş Teleskopu Gözlemlere Başlıyor…

Devasa güneş teleskopunda bilimsel gözlemler başlıyor.

Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu tarafından 11 Mayıs 2021'de yakalanan güneşin yeni yayınlanan fotoğrafı.

Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu (DKIST) tarafından 11 Mayıs 2021’de yakalanan güneşin yeni yayınlanan fotoğrafı. 

DKIST, güneşimizi daha iyi anlama misyonunu üstlendiği ilk operasyonel bilim çalışmasına başlıyor.

Bu olağanüstü büyük güneş teleskopu Hawaii, Maui’deki 3.067 m yükseklikteki Haleakalā Dağı’nın tepesinde bulunan yaklaşık 300 milyon dolarlık bilimsel bir gözlemevidir.

Ana işlevlerinden biri, güneşin yüzeyinden milyonlarca derece daha sıcak olan güneşin taç tabakası adı da verilen, dış atmosfer katmanı koronayı incelemek olacaktır.

İlk deney, güneş manyetik alanları aniden yeniden yapılandığında ve güneş atmosferinden çıkan aşırı ısıtılmış gaz veya plazma jetleri oluştuğunda meydana gelen manyetik yeniden bağlantı üzerine olacaktır. Bu çalışma, Ulusal Güneş Gözlemevi’nin baş araştırmacısı Tetsu Anan tarafından yönetiliyor.

Inouye Güneş Teleskobuyla alınan güneş yüzeyinin ayrıntılı görüntüleri.

Gözlemevini yöneten Ulusal Bilim Vakfı (NSF), 24 Şubat Perşembe günü bilimsel çalışmaları devreye alma aşamasını duyurduğu bir bildiride “bu süreç uzun zamandır teorik olarak çalışıldı ancak henüz kanıtlanmadı” şeklinde bir açıklamada bulundu.

NSF, manyetik yeniden bağlantı hakkında ise şunları söyledi: “Inouye Güneş Teleskobunun benzersiz alet takımlarıyla yapılan gözlemler, bilim insanlarının bu zor ama hayati fenomeni ilk kez gözlemlemelerine izin veriyor.”

Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu Hawaii’deki Maui adasında yer almaktadır.

Uzay havası, son birkaç on yılda, güneş yapısını incelemek için güneşe yakın yörüngelerdeki ABD-Avrupa Güneş Yörünge Aracı ve NASA’nın Parker Güneş Aracı adlı iki yeni görevi de dahil olmak üzere çok sayıda yüksek çözünürlüklü teleskop ve uzay aracı tarafından inceleniyor.

Inouye Güneş Teleskobuyla alınan ilk güneş lekesi görüntüsü.

NSF, DKIST’in “yüksek çözünürlüklü görüntüler almak, güneş lekeleri, güneş patlamaları ve koronal kütle püskürmeleri de dahil olmak üzere güneş olaylarının manyetik alanlarının ölçümlerini yapmak” için diğer çeşitli teleskoplar ve uzay araçlarıyla birlikte çalışacağını söyledi.

Koronal kütle atımları, Dünya’ya doğru yönlenirse, elektrik hatlarına ve uydu iletişimine zarar verip bozabilecek güce sahip güneşten gelen yüklü parçacık patlamalarıdır.

Güneş teleskobunun yayınlanan ilk görüntüsünün yakından görünümü.

NSF, operasyon döneminin kabaca bir yıl süreceğini ve bilim insanlarının çalışma yolu boyunca çözülmesi gerekebilecek teknik problemlerin risklerini göz önüne alarak ortak gözlemler yapmalarına izin verirken çevrimiçi kilit sistemlerini de beraberinde getireceğini söyledi.

NSF, teleskopa “ilk ışık” gelmesinin 2020’de gerçekleştiğini, ancak korona virüs pandemisi nedeniyle inşaatın tamamlanmasında 18 aylık bir gecikme olduğunu kaydetti.

Güneş yüzeyindeki bulgurumsu (granulation) yapının Inouye Güneş Teleskobuyla alınan ilk görüntüsü.

DKIST gözlemevinin benzersiz özellikleri bulunuyor. Örneğin, atmosferik etkileri düzeltmek için gelişmiş uyarlanabilir optiklerle birleştirilmiş 4 metrelik bir birincil ayna içeriyor. Teleskop ayrıca güneş ısısına karşı koruma sağlamak için optiklerinde aktif soğutmaya sahiptir.