Ana Sayfa Blog Sayfa 34

Hepimiz Birer Yıldız Tozuyuz…

0
Hepimiz Birer Yıldız Tozuyuz…

Yıldız Tozundan Yapıldık

Dünyadaki milyarlarca insan farklı bölgelerden gelse de ortak bir mirası paylaşıyoruz: hepimiz yıldız tozundan yapılmışız! DNA’mızdaki karbondan kemiklerimizdeki kalsiyuma kadar vücudumuzdaki elementlerin neredeyse tamamı yıldızların ateşli kalplerinde ve ölümcül sancılarında dövülmüştür.

resim

Yıldızlar olmasaydı, insanlar ve hatta gezegenimiz için gerekli yapı taşları da var olmayacaktı. Evreni neredeyse en başa geri sarabilseydik, sadece bir hidrojen, helyum ve küçük bir miktar lityum denizi görecektik.

Bu malzemeden ilk nesil yıldızlar oluşmuştur. Bir yıldızın çekirdeğinde o kadar çok yüksek ısı ve basınç vardır ki atomları bir araya getirerek yeni elementler oluşturabilirler.

DNA’mız karbon, hidrojen, oksijen, azot ve fosfordan oluşur. Bütün bu elementler, sadece büyük patlamadan kısa bir süre sonra var olan hidrojen hariç hepsi yıldızlar tarafından yapılır ve yıldızlar öldüğünde kozmosa salınır.

resim

Her yıldız sınırlı bir yakıt kaynağı ile birlikte gelir. Orta kütleli bir yıldızın yakıtı bittiğinde şişer ve dış katmanlarını silkeleyerek atar. Geride sadece beyaz cüce adı verilen küçük, sıcak bir çekirdek kalır.

Yıldızın dökülen enkazı, karbon ve nitrojen gibi elementleri içerir. Enkaz malzemesi giderek kozmosa doğru yayılır, muhtemelen daha sonraki yıldız ve gezegen nesilleri oluşturmak için geri dönüştürülmeye mahkumdur. Böylece yıldızların küllerinden yeni bir hayat doğabilecektir.

resim

Büyük yıldızlar daha şiddetli bir kadere mahkumdur. Yaşamları süresince yıldızlar, nükleer füzyonun yarattığı dışa doğru basınç ile çekim kuvvetinin içe doğru çekimi arasında dengededir Devasa bir yıldızın yakıtı bittiğinde ve nükleer süreçleri azaldığı süreçte yıldız tamamen dengeden çıkar. Sonuç? Bir patlamadır!

Süpernova patlamaları o kadar yoğun koşullar yaratır ki daha da fazla element oluşabilir. Soluduğumuz oksijen ve magnezyum ve potasyum gibi temel mineraller bu süpernovalar tarafından uzaya fırlatılır.

resim

Süpernovalar, çift yıldızlı sistemlerde başka bir şekilde de meydana gelebilir. Bir beyaz cüce, yoldaş yıldızından malzeme çaldığında, her şeyin dengesini bozabilir ve başka bir tür felaket süpernovaya yol açabilir. Nancy Grace Roman Uzay Teleskopu, evrenin genişlemesini neyin hızlandırdığını anlamak için bu yıldız patlamalarını inceleyecek.

Bu tür bir patlama, vücudumuzda en çok ihtiyaç duyduğumuz mineral olan kalsiyumu, çinko ve manganez gibi çok azına ihtiyaç duyduğumuz eser mineralleri oluşturur. Aynı zamanda kanımızda bulunan ve gezegenimizin kütlesinin büyük kısmını oluşturan demiri de üretir!

resim

Bir süpernova, ya bir kara delik ya da bir nötron yıldızını (patlamış bir yıldızın süper yoğun çekirdeği) geride bırakacaktır. İki nötron yıldızı çarpıştığında ise, kozmosa gümüş, altın, iyot, uranyum ve plütonyum gibi elementler yağar.

resim

Bazı elementler sadece dolaylı olarak yıldızlardan gelir. Kozmik ışınlar, evrendeki en enerjik olaylar tarafından yüksek hıza çıkarılan çekirdeklerdir (atomların merkezi kısımları). Atomlarla çarpıştıklarında, çarpma onları parçalayarak daha basit elementlere dönüştürebilir. Bor ve berilyumu bu şekilde elde edilir

Yarım düzine kadar başka element, radyoaktif bozunma ile meydana gelir. Bazı elementler radyoaktiftir, bu da çekirdeklerinin kararsız olduğu anlamına gelir. Radyasyon ve parçacıklar yayarak daha basit elementler oluşturmak için doğal olarak parçalanırlar.

Radyum gibi elementler bu şekilde elde edilir. Geride kalanlar, daha ağır elementler oluşturmak için daha hafif elementlerin atomları süper yüksek hızlarda çarpıştırılarak laboratuvarlarda insanlar tarafından yapılır. Seaborgium ve einsteinium gibi egzotik, kısa ömürlü elementler yaratmak için yıldızların oluşturduğu elementler bir araya getirilebilir.

resim

Burada, Dünya’da gördüğümüz tüm güzellikler, evrendeki en yıkıcı kimi olayların  neticesinde meydana gelir. Hayat ve hatta gezegenimiz onlarsız oluşmazdı! Ancak bu yıldız fabrikaları hakkında hâlâ birçok sorumuz var.

2006 yılında, Stardust uzay aracı, uzak yıldızlardan kaynaklanan küçük yıldızlararası toz parçacıklarını toplayarak Dünya’ya geri döndü Bu uzaydan toplanan ve çalışma için getirilen ilk yıldız tozu parçacıklarıdır.

Fırlatılması yaklaşan Roman Uzay Teleskobu, diğer birçok kozmik soruyu keşfederken, elementlerin galaksiler boyunca nasıl oluşturulduğu ve dağıtıldığı hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olacaktır.

Yarısı Patlamış Bir Yıldız Bulundu…

0
Yarısı Patlamış Bir Yıldız Bulundu…

Hubble Uzay Teleskopu, NGC 1309’da Yarı Patlamış Bir Yıldız Buldu

Bir Süpernovadan Kurtulan Yıldız

NGC 1309 Gökadası. 

Süpernova olayı, bir yıldızın yıkıcı patlamasıdır. Süpernova patlamalarının farklı türleri vardır. Termonükleer süpernova olarak da bilinen Tip Ia süpernova, ikili yıldız sistemlerinde meydana gelir. Ia tipi bir süpernovayı tetiklemek için iki yıldızdan birinin beyaz cüce olması gerekir.

Diğer yıldız ise genellikle Güneşimiz gibi düşük kütleli bir yıldızdır veya kırmızı dev bir yıldız da olabilir. Tip Ia süpernovaları, beyaz cüce bir yıldızın tamamen yok edildiğinin sinyalcisidir ve patlamadan geride hiçbir şey kalmaz.
Gökbilimciler NASA/ESA Hubble Uzay Teleskopu ile süpernova (SN) 2012Z’nin bulunduğu yere baktıklarında, yıldızın patlamadan sağ çıktığını keşfettiler ve şok oldular. Yıldız, sadece hayatta kalmayı başarmakla kalmamış, süpernovadan sonra öncekinden daha da parlaklaşmıştı.

Bir süpernovadan kurtulan yıldız

NGC 1309’un SN 2012Z’den önceki ve sonraki renkli görüntüleri.

SN 2012Z, Tip Iax süpernova adı verilen bir tür termonükleer patlamadır. Onlar daha geleneksel Tip Ia’nın daha sönük, daha zayıf kuzenleridir. Daha az güçlü ve daha yavaş patlamalar oldukları için, bazı gökbilimciler bunların başarısız Tip Ia süpernovaları olduğu teorisini ortaya atmıştır. Yeni gözlemler de bu hipotezi doğrulamaktadır.

SN 2012Z, Eridanus (Irmak) takımyıldızında yaklaşık 110 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan yıllar boyunca birçok Hubble görüntüsünde derinlemesine incelenmiş ve sarmal bir gökada olan NGC 1309‘da Ocak 2012’de tespit edilmiştir.

Hubble görüntüleri, eski görüntülere göre hangi yıldızın patlayan yıldıza karşılık geldiğini belirlemek için ortak bir çabayla 2013 yılında elde edilmiştir. 2014 yılında bu verilerin analizi başarılı olmuş ve bilim insanları SN 2012Z’nin tam konumunu tanımlayabilmişlerdir. Bu, bir beyaz cüce süpernovası ata yıldızının tanımlandığı ilk sefer olmuştur.

Las Cumbres Gözlemevi araştırmacısı Dr. Curtis McCully, “En son Hubble verilerini aldığımızda iki şeyden birini görmeyi bekliyorduk. Yıldız ya tamamen gitmiş olurdu ya da belki hala orada olurdu, yani patlama öncesi görüntülerde gördüğümüz yıldız patlayan yıldız değildi. Kimse hayatta kalan ve daha parlak bir yıldız görmeyi beklemiyordu. Bu gerçek bir bilmeceydi” dedi.

Dr. McCully ve meslektaşları, yarı patlamış yıldızın çok daha büyük bir duruma kadar şiştiği için daha parlak hale geldiğini düşünüyor. SN 2012Z tüm malzemeyi havaya uçuracak kadar güçlü değilmiş ki, bu yüzden bir kısmı bağlı kalıntı olarak adlandırılan şeye geri dönmüş oluyordu.

Supernova ejecting white dwarf, illustration - Stock Image - F030/7890 - Science Photo Library

Zamanla, yıldızın daha az kütleli ve daha büyük olan başlangıç ​​durumuna yavaş yavaş dönmesi bekleniyor (paradoksal olarak, beyaz cücelerin kütleleri ne kadar azsa, çapları o kadar büyük olur).

Onlarca yıldır gökbilimciler, beyaz bir cücenin, Chandrasekhar sınırı olarak adlandırılan ve güneşin kütlesinin yaklaşık 1,4 katı olan belirli bir boyuta ulaştığında Tip Ia süpernova olarak patladığını düşündüler.

Pek çok süpernovanın bundan daha az kütleli olduğu tespit edildiğinden ve yeni teorik fikirler onların patlamasına neden olan başka şeyler olduğunu gösterdiğinden, bu model son birkaç yılda biraz gözden düşmüştür.

Gökbilimciler, şimdilerde yıldızların patlamadan önce Chandrasekhar sınırına yaklaşıp yaklaşmadığından artık emin değildir. Araştırmacılar, nihai sınıra kadar olan bu büyümenin tam olarak SN 2012Z’ye olan şey olduğunu düşünüyor.

Dr. McCully, “Tip Ia süpernova için çıkarımlar çok derindir. Süpernovaların en azından sınırlarına kadar büyüyebileceğini ve patlayabileceğini bulduk. Yine de patlamalar zayıf, en azından bazı zamanlarda. Şimdi bir süpernovayı neyin başarısız ve Tip Iax yaptığını ve bir Tip Ia olarak neyin başarılı olduğunu anlamamız gerekiyor” dedi.

Çin, Uzaylı Bir Uygarlıktan Sinyal Mi Aldı?

0
Çin, Uzaylı Bir Uygarlıktan Sinyal Mi Aldı?

Çin Teleskobu Uzaylı Bir Sinyal Buldum Sandı Ama Arama Devam Ediyor.

Çinli gökbilimciler, bu alandaki diğerlerinin onlarca yıldır deneyimlediği türden bir yanlış alarmla dünya dışı istihbarat arayışına giriştiler.

Çin'in Guizhou eyaletindeki FAST teleskopunun havadan görünümü. Gökbilimciler yakın zamanda dünya dışı zeka ile karıştırılan bir sinyal tespit ettiler.

Yıldızlararası uzaylı medeniyetler arama rüyasını başlatan bir ilk projeydi.

Rapor, şu anda Kaliforniya Üniversitesi’nde fahri profesör olan gökbilimci Frank Drake’den bir alıntıyla başlıyordu: “Tam bu dakikada, diğer akıllı uygarlıklar tarafından gönderilen radyo dalgaları neredeyse mutlak bir kesinlikle yeryüzüne düşüyor. Doğru yere yönlendirilmiş ve doğru frekansa ayarlanmış bir teleskop bu dalgaları keşfedebilir. Bir gün, yıldızların arasında bir yerden, insanlığın sorduğu en eski, en önemli ve en heyecan verici soruların çoğuna cevaplar gelecek.”

Uzun süredir baskısı tükenmiş ancak dijital olarak mevcut olan Cyclops raporu, bilimin varoluşsal sorulara cevap verebileceği inancını taşıyan bir nesil gökbilimci için bir İncil haline gelecekti. Raporu yüksek lisans öğrencisiyken okuyan ve sonrasında hayatını dünya dışı zeka arayışına adayan Jill Tarter, on yıl önceki bir röportajında “İlk kez rahiplere ve filozoflara sormak yerine deney yapabileceğimiz bir teknolojiye sahip olduk” demişti.

"Project Cyclops", uzaylı uygarlıkların nasıl tespit edileceğine ilişkin bir NASA çalıştayının sonuçlarını özetledi.

Geçtiğimiz günlerde, Çinli gökbilimcilerin dünya dışı bir uygarlıktan olma özelliklerine sahip bir radyo sinyali tespit ettikleri, yani 140.604 frekansında çok dar bir bant genişliğine sahip olduğu haberi tüm dünyaya duyulduğunda, Cyclops’u ve onun ilham verdiği çalışmayı hatırlattı.

Tespiti, 500 metrelik Küresel radyo Teleskopu veya FAST adlı devasa yeni bir teleskop kullanarak yaptılar. Teleskop, Dünya’nın yaklaşık 1,5 katı büyüklüğünde Çalgı takımyıldızında (Lyra) Kepler 438 b adlı bir öte gezegene ve buradan yüzlerce ışık yılı uzaklıkta bir kırmızı cüce yıldız olan Kepler 438’in sözde yaşanabilir bölgesinde dönen kayalık bir gezegene doğrultulmuştu.

Gezegenin tahmini yüzey sıcaklığı 3 derece olduğundan bu da onu yaşamı barındırmaya aday yapıyordu. Sonrasında bu uzaylı sinyalin keşfini bildiren makale devlet yayını “Science and Technology Daily” adlı internet gazetesinde yayınlandıktan kısa süre sonrasında kaldırıldı. Çinli gökbilimciler sonucun üzerine bir bardak soğuk su içiyorlardı.

Bilim gazetecisi Andrew Jones, Çin’in Dünya Dışı Uygarlıkları Arama Grubu (ET Civilization Research Group) lideri Zhang Tong-jie’nin sözlerini şöyle aktarıyordu: “Şüpheli sinyalin bir tür radyo paraziti olma olasılığı da çok yüksek dolayısıyla daha fazla teyit edilmesi veya ekarte edilmesi gerekiyor. Bu uzun bir süreç olabilir.”

Frank Drake, galaksimizdeki gözlemlenebilir uygarlıkların sayısını tahmin eden kendi adını taşıyan denklemiyle.

Sinyal üzerine bu konularda bilimsel yayınları olan Kaliforniya Üniversitesi’nden Dan Werthimer daha açık sözlüydü. “Bu sinyaller radyo parazitinden; ET’den değil, dünyalılardan gelen radyo kirliliğinden kaynaklanıyor” diye bir e-posta gönderdi.

Bu durum tanıdık bir hikayedir. Yarım asırdır, SETI (Dünya Dışı Zeka Arayışı), yaz-boz tahtasını andırır biçimde yörüngedeki uydulara, mikrodalga fırınlara ve diğer dünyevi kaynaklara ait olan sinyalleri tespit ettiklerini bilmeden umut verici sinyaller bulduğunu açıklamıştı.

Dr. Drake 1960 yılında radyo teleskobunu bir çift yıldıza doğrulmuş ve kısa süre sonra uzaylı bir sinyal madeni bulduğunu düşünmüş, ancak sinyalin başıboş bir radar olduğu anlaşılmıştı. Daha yakın zamanlarda, güneşin en yakın yıldız komşusu Proxima Centauri’den geliyormuş gibi görünen bir sinyal, Avusturalya’da radyo paraziti olarak izlenmişti.

Geçtiğimiz günlerde NASA’nın, tanımlanmayan uçan nesnelerin bilimsel çalışmasına mütevazı bir yatırım yapacağını açıklaması ve SETI konuları gibi bir konferans, ajansın Stanford’da düzenlenen Cyclops atölyesinde üç gün boyunca yapıldı.

Konferans, astrobiyolog John Billingham ve Hewlett-Packard’ın araştırma başkanı Dr. Bernard Oliver tarafından organize edildi ve rapor düzenlendi. Böylece birçok kişinin hüsnükuruntu olarak eleştirdiği konuya titizlik ve pratiklik getirmek amaçlanmaktaydı.

Raporun giriş bölümünde Dr. Oliver, “Cyclops’tan bir şey gelirse, bu yılı hayatının en önemli yılı olarak göreceğini” yazdı. Harvard’dan fizikçi Prof. Dr. Paul Horowitz, “Cyclops, aslında, büyük ölçüde tutarlı bir SETI stratejisini ve ardından gelen net hesaplamaları ve mühendislik tasarımını bir araya getirmede bir kilometre taşıydı ve ayrıca SETI gerçekti” dedi.

1992 yılı Kristof Kolomb Günü’nde NASA sınırlı bir sinyal arama başlatır ancak bir yıl sonra ABD Kongresi alınan kararla çalışmayı iptal eder. O zamandan beri desteklenmesi reddedilen SETI girişimi, yapılan bağışlarla kör topal devam ediyor. Dr. Horowitz ve arkadaşları sinyal aramayı, uzak medeniyetlerden gelen lazer flaşları için gökyüzünü izleyen “Optik SETI” olarak adlandırdıkları bir sistemle genişletir.

“Cyclops asla inşa edilmedi, ki bu aynı zamanda iyi de oldu. Çünkü yapılsaydı günümüz standartlarına göre pahalı iri yarı bir canavar olurdu” diye konuşur Dr. Horowitz. Çünkü milyarlarca radyo frekansını aynı anda dinleyebilen radyo alıcıları gibi teknolojik gelişmeler oyunu değiştirmiştir artık.

SETI düşünülerek 2016 yılında inşa edilen FAST teleskopunun reflektör panellerinin bakımını bir personel yürütmektedir.

Çin’in “Sky Eye” olarak da adlandırılan büyük yeni FAST teleskopu, 2016 yılında kısmen SETI düşünülerek inşa edildi. Anteni, Güneybatı Çin’deki Guizhou’da bir düdeni kaplıyor. Antenin boyutu, Aralık 2020’de rezil bir şekilde çöken Porto Riko’daki ikonik Arecibo radyo teleskobunu gölgede bırakır.

Şimdi FAST gözlemcileri, yanlış alarmla bir deneyim yaşadılar. SETI gökbilimcileri, bu durumun çok daha fazlasının olacağını söylüyor. Sinyal dinlemeye dayananlar, ‘Büyük Sessizlik’ denilen durumdaki gibi cesaretlerinin kırılmaması gerektiğini ve hep uzun vadeli arayış içinde olduklarını söylüyorlar.

Dr. Horowitz, Samanyolu’ndaki 200 – 400 milyar yıldızın yalnızca yüzde birlik bölümünün incelenmiş olması da dahil olmak üzere, “Büyük Sessizlik pek beklenmedik bir şey değil” diyor. Hiç kimse, uzaylı radyo sinyalleri yağmurunu tespit etmenin kolay olacağını söylemiyor. Örneğin Dr. Werthimer, “Benim hayatım boyunca olmayabilir ama olacak” diyor.

Dr. Werthimer’e göre, “Şu ana kadar SETI araştırmacıları tarafından tespit edilen tüm sinyaller, başka bir medeniyetten değil, kendi medeniyetimiz tarafından yapılmıştır.”  Dünyalıların, Dünya’daki artan radyo kirliliğinden ve yörüngedeki uydulardan kaynaklanan parazitten kaçmak için Ay’ın arka yüzüne bir teleskop inşa etmek zorunda kalabileceklerini söyler.

Şimdiki zamanın, SETI’yi Dünya’dan takip etmek için eşsiz bir pencere olabileceğini sözlerine ekler ve “yüz yıl önce gökyüzü açıktı ama ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bundan yüz yıl sonra açık gökyüzü kalmayacak” der.

Bir Kuyruklu Yıldızın Ölümü…

0
Bir Kuyruklu Yıldızın Ölümü…

Teleskoplar, güneşin bir kuyruklu yıldızı  pişirip yok edişini izliyor

Solda, Aralık 2020'de Subaru Teleskobu tarafından gözlemlenen 323P/SOHO kuyruklu yıldızı. Sağda, Kanada-Fransa Teleskobu tarafından Şubat ayında çekilen kuyruklu yıldızın görüntüsü.

Solda, dağılmadan önceki 323P/SOHO kuyruklu yıldızının görüntüsü. Sağda ise, kuyruklu yıldız çok farklı görünüyor, kuyruğu belirgin bir şekilde gelişmiş.

Güneşi ziyaret eden bir kuyruklu yıldız, güneşe yakın yörüngede dönen kuyruklu yıldızların neden ortadan kaybolduğunu açıklamaya yardımcı olabilecek benzeri görülmemiş bir dizi gözlemlerle gökbilimcilerin gözleri önünde parçalandı.

323P/SOHO adlı kuyruklu yıldız, 1999 yılında güneşi sürekli gözlemleyen bir NASA/ESA (Avrupa Uzay Ajansı) sondası olan SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) tarafından keşfedilmişti.

323P/SOHO, güneş sisteminin en iç gezegeni Merkür’ün yörüngesinden daha fazla güneşe yaklaşan eliptik yörüngeleri takip eden, güneşe yakın ender kuyruklu yıldızlardan biridir.

Teorik modeller, bu tür birçok kuyruklu yıldızın var olduğunu tahmin ediyor, ancak bugüne kadar sadece birkaçı gözlenmiştir. Araştırmacılar bu son gözlemin bunun nedenini açıklayabileceğini öne sürüyor.

2020/2021 kışında, 323P/SOHO, 4.2 yıllık yörüngesindeki güneşe en yakın nokta olan günberisine en son yaklaştığında, yüksek profilli bir izleyici kitlesine sahipti. Dünyanın en güçlü teleskoplarından bazıları HST, (Hubble Uzay Teleskopu), Gemini-Kuzey, Kanada, Fransa ve Hawaii’deki Subaru Teleskopları ve Arizona’daki Lowell Discovery Teleskopu dahil kuyruklu yıldızın Dünya’nın yakınından geçişini izlemişti.

Teleskoplar en yakın yaklaşma anını görmemiş olsalar dahi, birkaç kısa ay boyunca gözlemledikleri değişiklikler, 323P/SOHO’da olağandışı bir şeyler olduğunu göstermişti. Aralık 2020’de günberiye yaklaşırken kuyruklu yıldızı arayan Subaru Teleskopu, yalnızca basit küçük bir nokta görüyordu.

Bununla birlikte, kuyruklu yıldız Şubat ve Mart 2021’de HST, Lowell, Kanada-Fransa ve Gemini-Kuzey teleskoplarının görüş alanına girdiğinde, çok farklı görünüyordu. Uzun bir toz kuyruğa sahip olmuştu.

Bilim insanları, gözle görülür değişimin, güneşe yakın konumdayken aşırı ısınma nedeninden ötürü kuyruklu yıldızın parçalanmasıyla gerçekleştiğini öne sürüyorlardı.

Konu üzerine çalışan araştırma ekibi yaptığı açıklamada, “Güneşten gelen yoğun radyasyon, kuyruklu yıldızın parçalarının, üzerlerine sıcak bir içecek döktüğünüzde buz küplerinin çatlamasına benzer şekilde, termal kırılma nedeniyle parçalanmalara neden oluyor” dedi.

Kuyruklu yıldız ayrıca “güneş sistemindeki başka hiçbir şeye benzemeyen” bir renk değişikliği gösterdi. Gözlemler sırasında ayrıca 323P/SOHO’nun hızla döndüğü ve bir dönüşü sadece yarım saatte tamamladığı da bulundu.

Hawaii Üniversitesi’nden gökbilimci Man-To Hui, “Bu özellikleri paylaşıp paylaşmadıklarını görmek için güneşe yakın diğer nesnelerin gözlemlerine ihtiyaç var” dedi. Ancak güneşe yakın kuyruklu yıldızları gözlemlemek kolay bir iş değildir. Nedeni, çoğu kuyruklu yıldız SOHO gibi güneşi gözlemleyen uydular tarafından tesadüfen keşfedilir.

Galakside Bilinmeyen Bir Yapı Keşfedildi…

0
Galakside Bilinmeyen Bir Yapı Keşfedildi…

Yüksek Kontrastlı Bir Görüntüleme Galaksideki Bilinmeyen Yapıyı Ortaya Çıkardı

Yüksek Enerjili Jetli Dev Gökada

Sanatçının yüksek enerjili bir jete sahip dev bir galaksi izlenimi.

Gökbilimciler, bir galaksinin “gölgelerinde” gizlenmiş bilinmeyen bir yapı keşfettiler. Bunu, zayıf radyo emisyonunu tespit etmek için en büyük astronomik proje olan Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Dizisinin (ALMA) dinamik aralığını genişleterek başardılar.

Radyo frekansından bağımsız olarak sabit parlaklığa sahip olan bu zayıf radyo emisyonu, ikonik bir kozmik deniz feneri olan kuasar 3C 273’ün ev sahibi gökadası boyunca on binlerce ışık yılı uzaklığa kadar uzanıyor. Bu keşif, galaksi evriminin ve yıldız oluşumunun sırlarının çözülmesine yardımcı olabilir.

Japonya’daki bir gökbilimciler ekibi, yüksek görüntüleme dinamik aralığına ulaşmanın bir sonucu olarak, merkezinde enerjik bir kara delik bulunan dev bir galaksiyi kaplayan zayıf bir radyo emisyonunu ilk kez keşfetti. Radyo emisyonu, doğrudan merkezi kara delik tarafından oluşturulan gazdan salınmaktaydı. Ekip, aynı tekniği diğer kuasarlara uygulayarak bir kara deliğin ev sahibi galaksiyle nasıl etkileşime girdiğini anlamayı umuyor.

Parlak Kuasar 3C 273

Dünya’dan 2,4 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan 3C 273 bir kuasardır. Bir kuasar, merkezinde büyük bir kara delik barındırdığına inanılan ve çevresindeki materyali yutan ve muazzam radyasyon yayan bir galaksi çekirdeğidir. 3C 273 şimdiye kadar keşfedilen ilk kuasar olup, en parlak ve en iyi çalışılmış olanıdır.

1960’ların başında astronom Allan Sandage tarafından keşfedilmiştir. Gökyüzünde bir konum standardı olarak kullanılabildiği için teleskoplarla en sık gözlenen kaynaklardan biridir: başka bir deyişle 3C 273 bir radyo deniz feneridir. Başak takımyıldızında dev bir eliptik galakside bulunmasına rağmen, Dünya’dan gökyüzündeki optik olarak en parlak kuasardır.

Dinamik Aralık

Bir arabanın farını gördüğünüzde, göz kamaştırıcı parlaklık, daha karanlık çevreyi görmenizi zorlaştırır. Aynı şey, parlak nesneleri gözlemlediğinizde teleskoplara da olur. Dinamik aralık, bir görüntüdeki en parlak ve en koyu tonlar arasındaki kontrasttır.

Bir teleskopun tek çekiminde hem parlak hem de karanlık kısımları ortaya çıkarmak için yüksek bir dinamik aralığa ihtiyacınız olur. ALMA ile düzenli olarak yaklaşık 100’e kadar dinamik görüntüleme aralığı elde edilebilir, ancak ticari olarak temin edilen dijital kameralar tipik olarak birkaç bin dinamik aralığa sahiptir. Radyo teleskoplar, belirgin kontrastlı nesneleri görmede pek iyi değildir.

3C 273’e Uygulanan Teknik

3C 273, onlarca yıldır en ünlü kuasar olarak bilinir, ancak bilgilerimiz, çoğu radyo dalgasının geldiği parlak merkezi çekirdekleri üzerinde yoğunlaşmıştı. Ancak, ev sahibi gökadanın kendisi hakkında çok daha az şey biliniyordu çünkü sönük ve dağınık gökada ile 3C 273 çekirdeğinin birleşimini algılamak için bu kadar yüksek dinamik aralıklar gerektiriyordu.

Araştırma ekibi, 3C 273’ten galaksiye radyo dalgalarının sızmasını azaltmak için “kendi kendine kalibrasyon” adı verilen bir teknik uyguladı; bu teknikte, Dünya’nın atmosferik dalgalanmalarının teleskop sistemi üzerindeki etkilerini düzeltmek için 3C 273’ün kendisi kullanıldı. Böylece galaksi dışı nesneler için ALMA kaydı olan 85 binlik bir görüntüleme dinamik aralığına ulaştılar.

Kuasar 3C273

Hubble Uzay Teleskobu (HST) tarafından gözlemlenen Kuasar 3C 273 (solda). Aşırı parlaklık, teleskop tarafından saçılan ışığın yarattığı dikine ışık sızıntılarına neden olur. Sağ altta, merkezi kara deliğin etrafındaki gaz tarafından salınan yüksek enerjili bir jet görülüyor. 3C 273’ün ALMA tarafından gözlemlenen radyo görüntüsü, çekirdeğin etrafındaki (sağda) soluk ve uzun süreli radyo emisyonunu (mavi-beyaz renkte) gösteriyor. Parlak merkezi kaynak görüntüden çıkarılmıştır.

Ekip, yüksek görüntüleme dinamik aralığına ulaşmanın bir sonucu olarak, ev sahibi 3C 273 gökadası üzerinde on binlerce ışık yılı boyunca uzanan zayıf radyo emisyonunu keşfetti. Kuasarların etrafındaki radyo emisyonu, tipik olarak, yıldız oluşumu patlamaları veya merkezi çekirdekten çıkan ultra hızlı jetler gibi yüksek enerjili olaylardan gelen sinkrotron ışınımıdır. 3C 273’te görüntülerin sağ alt kısmında görülen bir sinkrotron jetidir.

Sinkrotron ışınımı, elektronlar ya da herhangi diğer yüklü parçacıkların eğrisel bir yörüngede ivmelendirildiklerinde hareket doğrultusunda yaptıkları elektromanyetik ışınımdır. Bu ışınımın temel bir özelliği, parlaklığının frekansla değişmesidir.

Ancak ekip tarafından keşfedilen zayıf radyo emisyonu, radyo frekansından bağımsız olarak sabit bir parlaklığa sahipti. Alternatif mekanizmaları düşündükten sonra ekip, bu zayıf ve uzun süreli radyo emisyonunun, doğrudan 3C 273 çekirdeği tarafından enerji verilen galaksideki hidrojen gazından geldiğini buldu.

Böyle bir mekanizmadan gelen radyo dalgalarının, bir kuasarın ev sahibi gökadasında on binlerce ışık yılı boyunca uzandığı ilk kez keşfediliyor. Gökbilimciler, bu ikonik kozmik deniz fenerinde onlarca yıldır bu fenomeni gözden kaçırmışlardı.

Peki bu keşif neden bu kadar önemlidir?

Bir kuasar çekirdeğinden gelen enerjinin, galaksinin yıldız oluşturma yeteneğinden yoksun bırakacak kadar güçlü olup olmadığı galaktik astronomide büyük bir gizem olmuştur. Keşfedilen soluk radyo emisyonu bunu çözmeye yardımcı olabilir. Hidrojen gazı, yıldızların yaratılmasında temel bir bileşendir. Ancak üzerlerine o kadar yoğun bir ışık parlarsa, gaz çözülür (iyonize olur), hiçbir yıldız doğamaz.

Bu sürecin kuasarların etrafında olup olmadığını incelemek için gökbilimciler iyonize gazın yaydığı optik ışığı kullandılar. Optik ışıkla çalışmanın sorunu, kozmik tozun teleskopa giden yol boyunca ışığı emmesidir, bu nedenle gazın ne kadar ışık yaydığını bilmek zordur. Dahası, optik ışık yaymaktan sorumlu mekanizma karmaşıktır ve astronomları birçok varsayımda bulunmaya zorlar.

3C-273 | Hubble images, Nasa hubble images, Hubble

Bu çalışmada keşfedilen radyo dalgaları, basit işlemlerden dolayı aynı gazdan gelmekte ve toz tarafından emilmemektedir. Radyo dalgalarını kullanmak, 3C 273’ün çekirdeği tarafından oluşturulan iyonize gazın ölçülmesini çok daha kolay hale getirir.

Bu çalışmada gökbilimciler, 3C 273’ten gelen ışığın en az %7’sinin ev sahibi gökadadaki gaz tarafından emildiğini ve güneşin kütlesinin 10 ila 100 milyar katı kadar iyonize gaz oluşturduğunu buldular. Bununla birlikte, 3C 273, yıldızların oluşumundan hemen önce çok fazla gaza sahipti, bu nedenle bir bütün olarak, yıldız oluşumu çekirdek tarafından güçlü bir şekilde bastırılmış gibi görünmüyordu.

Kogakuin Üniversitesi’nden ekip lideri astrofizikçi Shinya Komugi, “Bu keşif, daha önce optik ışıkla gözlemler kullanılarak ele alınan sorunları incelemek için yeni bir yol sağlıyor. Aynı tekniği diğer kuasarlara uygulayarak, bir galaksinin merkezi çekirdekle etkileşimi yoluyla nasıl geliştiğini anlamayı umuyoruz” dedi.

Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…

0
Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…
Güneş’in Muhteşem Görüntüleri…

Solar Orbiter Aracı, Güneş’in Muhteşem Görüntülerini Gönderdi

26 Mart 2022’de Solar Orbiter uzay aracı günberi geçişlerinden ilkini gerçekleştirdi. Uzay aracı, Güneş’e Merkür’den daha yakın uçtu ve en yakın konumuna ulaştı. Güneş’e bu kadar yakın olduğu için gelen görüntüler, filmler ve veriler muhteşemdi. Güçlü parlamalar, güneş kutupları boyunca nefes kesen manzaralar görülüyordu. Günberi sırasında görülen en göz alıcı özellik; Güneş boyunca 25 bin km civarında ve her yöne ulaşan çok sayıda sıcak ve soğuk gaz yapılardı.

Solar Orbiter, Güneşimizi incelemek için Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA arasında sürdürülen ortak bir görevdir. 10 Şubat 2020’de piyasaya sürülmüş, on bilimsel enstrüman taşmaktadır. Bilimsel ana hedefi, Güneş ve heliosfer arasındaki bağlantıyı keşfetmektir.

Heliosfer, Güneş Sistemimiz gezegenlerinin ötesine uzanan büyük uzay ‘balonu’dur. Çoğu güneş tarafından güneş rüzgarını oluşturmak için dışarı atılan elektrik yüklü parçacıklarla doludur. Uzay havasını yaratan, bu parçacıkların ve ilişkili güneş manyetik alanlarının hareketidir.

Güneş’in heliosfer üzerindeki etkilerini haritalamak için, Güneş’in görünür yüzeyindeki veya yakınındaki olaylara kadar izlenmesi gerekmektedir. Uzay aracı boyunca yayılan parçacıkları ve manyetik alanları kaydeden Solar Orbiter’ın aletlerinden elde edilen sonuçlar ve görüntüler uzaktan algılama cihazları ile kaydedilmiştir.

Güneş’in etrafındaki manyetik ortam oldukça karmaşık olduğu için bu kolay bir iş değildir, ancak uzay aracı Güneş’e ne kadar yaklaşırsa, manyetik alan çizgilerinin ‘otoyolları’ boyunca parçacık olaylarını Güneş’e kadar takip etmek o kadar daha az karmaşık hale gelir. İlk günberide bu önemli testler yapıldı ve şu ana kadar sonuçlar çok umut verici görünüyor.

21 Mart 2022’de, günberiden birkaç gün önce, bir enerjik parçacık bulutu Solar Orbiter’ı adeta süpürdü. Olay, Enerjik Parçacık Dedektörü (EPD) tarafından tespit edildi. Açıkça, en enerjik olan parçacıklar en önce geldi, ardından daha düşük ve sonra daha da düşük enerjik parçacık akışı meydana geldi.

Aynı gün, Solar Orbiter’ın Radyo ve Plazma Dalgaları (RPW) deneyinde, hızlandırılmış parçacıklardan ötürü (çoğunlukla elektronlar) Güneş’in manyetik alan çizgileri boyunca dışa doğru spiral olarak üretilen güçlü karakteristik radyo frekanslarının geldiği görüldü. RPW daha sonra Langmuir dalgaları olarak bilinen salınımları da tespit etti.

Paris Gözlemevi’nden RPW baş araştırmacısı Dr. Milan Maksimovic, “Bunlar, enerjik elektronların uzay aracına ulaştığının bir işaretidir. Bu, parçacıkların uzay aracına yakın üretilmediğini gösteriyor. Bunun yerine, Güneş’in yüzeyine güneş atmosferinde üretildiler. Uzaydan geçerken, daha hızlı parçacıklar, bir sprintteki koşucular gibi, daha yavaş olanların önüne geçti” dedi.

Uzaktan algılama araçlarından hem EUI hem de X-ışın Spektrometre/Teleskopu (STIX), Güneş’te parçacıkların salınmasından sorumlu olabilecek olayları görüntüledi. Uzaya doğru akan parçacıklar EPD ve RPW’nin tespit ettiği parçacıklar olsa da, diğer parçacıkların aşağı doğru hareket ederek Güneş atmosferinin daha düşük seviyelerine çarpabileceğini hatırlamak önemlidir. STIX’in devreye girdiği yer burasıdır.

EUI, Güneş’in atmosferinde parlama bölgesinden salınan morötesi ışığı görürken, STIX, parlama tarafından hızlandırılan elektronların Güneş atmosferinin daha düşük seviyelerindeki atom çekirdekleriyle etkileşime girdiğinde üretilen X-ışınlarını görür.  Bu gözlemlerin tam olarak birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğu, şimdi araştırmacılar  için önemli bir konudur.

EPD tarafından tespit edilen parçacıkların bileşiminden, bunların parlamadan bir dürtülüş olarak değil de daha kademeli bir olayda muhtemelen koronal kütle atımları sırasında oluşan şok dalgaları tarafından hızlandırıldığına dair bazı belirtiler vardı.

ESA - Solar Orbiter

Solar Orbiter

STIX baş araştırmacısı Dr. Samuel Krucker, “Birden çok hızlandırma bölgesi olabilir. Bu duruma başka bir bükülme eklemek, Manyetometre cihazının (MAG) o sırada önemli bir şey kaydetmemiş olmasıdır. Ancak, bu olağandışı bir durum değildir” dedi.

Bilim insanları, tüm araçlardan gelen verileri birleştirerek, Güneş’in yüzeyinden Solar Orbiter’a ve ötesine kadar uzanan güneş aktivitesinin hikayesini artık daha ayrıntılı anlatabilecekler. Bu bilgi, Dünya’daki uzay hava koşullarını gerçek zamanlı olarak tahmin etmek için tasarlanmış gelecekteki bir sistemin yolunu tam olarak açacaktır.

Dev Bir Göktaşı Dünya’nın Yakınından Geçecek…

0
Dev Bir Göktaşı Dünya’nın Yakınından Geçecek…

Ay’dan 10 kat daha uzakta, Dünya’nın yanından güvenli bir şekilde geçen devasa bir asteroiti izleyin

Uydumuz Ay’ın 10 katı bir uzaklıkta gezegenimizin yanından geçecek bu asteroiti 27 Mayıs cuma gecesi canlı olarak izleyebilirsiniz. Uzay kayası, asteroit 7335 (1989 JA) olarak bilinir. Bu göktaşı, 2022’nin şimdiye kadarki en büyük asteroit geçişi olsa da, kaya gezegenimize tamamen güvenli bir mesafede kalacaktır.

Sanal Teleskop Projesi, Türkiye saatine göre 27 Mayıs Cuma saat 02:00’da başlayacak ve aynı gün saat 16:00’a kadar sürecek olan göktaşının geçişi sırasında bir web yayını gerçekleştirecek. Olayı yukardaki pencereden ya da proje web sitesi üzerinden izleyebilirsiniz.

Sanal Teleskop Projesi kurucusu Gianluca Masi, asteroitin orta büyüklükte amatör bir teleskopla, özellikle güney yarımküreden görülebilecek kadar parlak olması gerektiğini belirtti. Asteroit kabaca 1,8 km çapında ve en yakın yaklaşımı Dünya’dan 4 milyon km uzaklıkta olacaktır.

Asteroit 7335 (1989 JA) teknik olarak “potansiyel olarak tehlikeli” diye sınıflandırılır, ancak bu daha çok göreceli boyutuna (150 m’den büyük) ve diğer faktörlerin yanı sıra nesnenin Dünya’ya yaklaşma mesafesine dayanan bir tanımdır.

NASA’nın Gezegensel Savunma Koordinasyon Ofisi, nesnenin hiçbir tehdit oluşturmadığını belirledi. Yaklaşan diğer önemli göktaşı geçişlerini takip etmek isterseniz tıklayınız.

25 Mart 2022’de küçük bir asteroit Dünya’yı sadece birkaç bin km ile ıskaladı.

Ajans, küçük ve istatistiksel olarak Dünya’ya çarpma olasılığı olmayan bir asteroit listesi de tutuyor. Ancak bunların hiçbiri acil bir endişe teşkil etmiyor. Örneğin, yeni gözlemlerin önümüzdeki yüzyılda hiçbir tehdit oluşturmadığını göstermesinin ardından asteroit Apophis 2021’de listeden çıkarıldı.

Dünyanın dört bir yanındaki ajanslar ayrıca asteroitlerin bileşimi ve tarihi hakkında daha fazla bilgi edinmek için çalışmalar yürütüyor. Örnekler arasında, bir asteroitin ayını yeniden yönlendirmeyi amaçlayan DART misyonu ve asteroid Bennu’dan aldığı bir örneği Dünya’ya getirecek olan OSIRIS-REX projesi sayılabilir.

Voyager 1’den Garip Sinyaller…

0
Voyager 1’den Garip Sinyaller…
Voyager 1’den Garip Sinyaller…

Voyager 1, güneş sistemimizin ötesinden gizemli veriler gönderiyor. Bilim insanları bunun ne anlama geldiğinden emin değiller.

NASA'nın ikiz Voyager uzay araçlarından birini gösteren bir çizim. Her iki Voyager da yıldızlararası uzaya girdi.
NASA’nın ikiz Voyager (Gezgin) uzay araçlarından birini gösteren bir çizim. Her iki Voyager da yıldızlararası uzayda. 

NASA çalışanları, 1977’den beri güneş sistemimizi ve yıldızlararası ortamı araştıran Voyager 1 uzay aracının, hareketleriyle eşleşmeyen veriler gönderdiğini söyledi. Uzay aracı şu anda Dünya’dan 23,3 milyar km uzakta, bu da onu en uzak insan yapımı nesne yapıyor.

Voyager 1 fırlatılmasından bu yana 45 yıl geçti. Güneş sistemimizin ötesindeki yolculuğuna hala devam ediyor. Ancak şimdi bu kıdemli uzay aracı, mühendislerini şaşırtan garip veriler göndermeye başladı.

NASA, 18 Mayıs 2022’de yaptığı açıklamada, sondanın hala düzgün bir şekilde çalışırken, artikülasyon (Sesletim bozukluğu; seslerin, hecelerin ya da sözcüklerin yanlış üretilmesi) ve kontrol sisteminden (AACS) gelen okumaların uzay aracının hareketleri ve yönü ile eşleşmediğini ve uzay aracının uzaydaki konumu hakkında kafasının karıştığını öne sürdü.

AACS, Voyager 1 uzay aracının antenini tam gezegenimize doğrulttuğu için, çevresindeki yıldızlararası ortam hakkında topladığı verilerini göndermesi için gerekli bir aygıttır.

Jet Propulsion Laboratuvarı çalışanı ve Voyager’ların proje yöneticisi Suzanne Dodd, “Böyle bir gizem, Voyager görevinin bu aşamasındaki rotası için bilinmedik bir şey. Uzay aracının ikisi de neredeyse 45 yaşında, bu da görev planlayıcılarının beklediğinin çok ötesinde bir durum. Voyager 1’in ikizi olan Voyager 2 sondasının ise normal şekilde davrandığını söyleyebiliriz” dedi.

1977’de güneş sistemimizdeki dış gezegenleri keşfetmek için fırlatılan Voyager 1, beklentilerin çok ötesinde operasyonel durumda kaldı ve Dünya’ya yaptığı yolculuklar hakkında bilgi göndermeye devam ediyor. Öncü araç, 2012’de güneş sistemimizden ayrılmış ve yıldızlararası uzaya girmişti.

Bu arşiv fotoğrafı, büyük, çanak şeklinde bir Voyager yüksek kazançlı antenin yapımı üzerinde çalışan bir mühendisi gösteriyor. Fotoğraf 9 Temmuz 1976'da çekildi.
9 Temmuz 1976’da bir mühendis çanak şeklindeki Voyager’ın yüksek kazançlı anteni üzerinde çalışıyor.
 

NASA, mühendislerinin söyleyebildiği, Voyager 1’in AACS’sinin “gemide gerçekte ne olduğunu yansıtmayan” rastgele oluşturulmuş veriler gönderdiği. Ancak sistem verileri aksini gösterse bile, uzay aracının anteni düzgün bir şekilde hizalanmış görünüyor.

Araç, NASA’dan komutları alıyor, yürütüyor ve verileri Dünya’ya geri gönderiyor.  Şimdiye kadar sistem sorununun, yaşlanan uzay aracının yalnızca temel işlemlerini gerçekleştirdiği “güvenli moda” girmesini tetiklemediği söylendi.

NASA yetkisi, “Sorunun doğası daha iyi anlaşılana kadar, ekip bunun uzay aracının bilim verilerini ne kadar süreyle toplayıp iletebileceğini etkileyip etkilemeyeceğini tahmin edemez” dedi. Dodd ve ekibi, robot elçiyi gereksiz veriler göndermeye neyin sevk ettiğini bulmayı umuyor.

Dodd, “Mühendislik ekibi için bazı büyük zorluklar var. Önemli bir tanesi: Voyager’ın şu anki yıldızlararası konumuna ulaşmak 20 saat 33 dakika sürüyor, bu nedenle uzay ajansı ile Voyager arasındaki gidiş-dönüş mesajı iki gün sürüyor. Ancak AACS ile bu sorunu çözmenin bir yolu varsa, ekibimiz onu bulacaktır” dedi.

Uzayda Çekilen Ay Tutulmasının Harika Fotoğrafları…

0
Uzayda Çekilen Ay Tutulmasının Harika Fotoğrafları…

Uzay İstasyonundaki Astronot, Ay Tutulmasının Muhteşem Fotoğraflarını Yakaladı

Uluslararası Uzay İstasyonundan Ay Tutulması

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) astronotu Samantha Cristoforetti, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) Mayıs 2022 ay tutulmasının fotoğraflarını çekti.

15 Mayıs 2022 akşamı Dünya, Güneş ile Ay arasından geçerek güneş ışığını engelledi ve ay yüzeyine bir gölge düşürdü.

Mayıs 2022 Ay Tutulması

Ay sağdan sola doğru hareket eder, yarı gölge ve tam gölgeden geçer ve arkasında tutulmanın çeşitli aşamalarındaki zamanları gösteren bir tutulma diyagramı bırakır.

Ay tutulması nedir?

Ay, Dünya’nın gölgesinden geçecek şekilde Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldiğinde bir ay tutulması meydana gelir. Tam bir ay tutulmasında, Ay’ın tamamı, Dünya’nın umbra adı verilen gölgesinin en karanlık kısmı içine düşer. Ay tam gölgedeyken kırmızımsı bir renk alır. Bu fenomen nedeniyle Ay tutulmalarına bazen “Kanlı Ay” denir.

Ay Tutulması Sırasında Dünya'nın Atmosferi Güneş Işığını Saçıyor

Ay tutulması sırasında Dünya’nın atmosferi güneş ışığını saçar. Güneş’ten gelen mavi ışık saçılır ve daha uzun dalga boylu kırmızı, turuncu ve sarı ışık geçerek Ay’ımızı kırmızıya çevirir. *resim ölçekli değildir.

Tutulmayı nasıl gözlemleyebilirim?

Ay tutulmasını gözlemlemek için herhangi bir özel ekipmana ihtiyaç yoktur, ancak dürbün veya teleskop, görünümü ve kırmızı rengi daha iyileştirecektir. Parlak ışıklardan uzak karanlık bir ortam, en iyi izleme koşullarını sağlar.

Tam Ay Tutulması Mayıs 2022

Mayıs 2022 tam ay tutulması sırasında Ay’ın görünümü.

15 Mayıs 2022 gecesi ve 16 Mayıs’ın erken saatlerine kadar, gökyüzü gözlemcileri yaklaşık her 1,5 yılda bir gerçekleşen muhteşem bir fenomenle karşılaştılar: tam bir ay tutulması.

Tam ay tutulmaları, Ay ve Güneş, Dünya’nın zıt taraflarındayken ve gezegen, tek doğal uydusunun üzerine tam bir gölge veya tam gölge oluşturduğunda meydana gelir. Her yıl birden fazla parçalı ay tutulması olabilir, ancak tam tutulmalar biraz daha nadirdir.

Hepsinden iyisi, tam güneş tutulmasını güvenli bir şekilde gözlemlemek için alınması gereken önlemlerin aksine, bir ay tutulmasını çıplak gözle izlemek tamamen güvenlidir. Buna rağmen, dürbün veya güçlü bir teleskop kesinlikle bu deneyimdeki gözlem zevkini büyük ölçüde artırabilir.

Ay tutulması sırasında Dünya’nın atmosferi güneş ışığını saçar. Güneş’ten gelen mavi ışık saçılır ve daha uzun dalga boylu kırmızı, turuncu ve sarı ışık geçerek Ay’ımızı kırmızıya çevirir.

Uluslararası Uzay İstasyonu 1'den Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan görülen bir ay tutulması görüntüsü.

Bu görüntülerde Ay, Uluslararası Uzay İstasyonunun güneş panellerinden biriyle saklambaç oynuyor gibi görünüyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu 4'ten Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu 3'ten Ay Tutulması

Uluslararası Uzay İstasyonu 2'den Ay Tutulması

ESA astronotu Samantha Cristoforetti, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan ay tutulmasına tanık oldu ve bir dizi fotoğrafla tutulmanın tüm safhalarını yakaladı. Samantha, ikinci görevi ‘Minerva’ için Uzay İstasyonunda yaşıyor ve çalışıyor.

Gizli Atarcaları Keşfetmek İçin Yeni Bir Teknik…

0
Gizli Atarcaları Keşfetmek İçin Yeni Bir Teknik…

Samanyolumuz, şimdiye kadar görülen en parlak gökada dışı pulsarı (atarca) maskeliyor.

ASKAP radyo teleskobu tarafından Büyük Macellan Bulutu içindeki Tarantula Bulutsusu'nun görüntüsü.

En parlak galaksi dışı pulsar, Büyük Macellan Bulutu’nda tespit edildi.

Gökbilimciler, uzak bir gökada olduğunu düşündükleri bir nesnenin aslında şimdiye kadar görülen en parlak gökada dışı pulsar olduğunu doğruladılar. Ekip, bu keşfi, “gizli” pulsarları gözetlemek için kullanılabilecek belirli bir polarize ışık türünü engelleyen (polarize güneş gözlüklerine benzeyen) bir teknik kullanarak yaptı.

Pulsarlar, patlamış yıldızların çökmüş kalıntılarından oluşan, yüksek oranda manyetize olmuş dönen nötron yıldızlarıdır. Pulsarlar döndükçe kutuplarından bir radyo dalgası akışı yayarlar. Radyo teleskoplar kullanılarak tespit edilebilen bu yayına “nabız” (puls) denir.

Gökbilimciler, kütle çekim kuramlarını test etmek ve çekim dalgalarının kanıtlarını aramak için pulsarları kullanır. PSR J0523−7125 olarak adlandırılan bu yeni pulsar, Büyük Macellan Bulutu’nda (LMC) Dünya’dan yaklaşık 50 bin parsek uzaklıktadır ve bilinen çoğu atarcadan oldukça farklıdır.

Avustralya’nın Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Kurumu’nda astrofizikçi olan Yuanming Wang’a göre: “Nabzı çok geniştir – LMC’deki bilinen diğer pulsarların iki katından daha büyük ve radyo spektrumunda istisnai olarak görülen bir parlaklıktadır.”

Pulsar Olarak Maskelenen Bir Galaksi - Samanyolu'nun Dışındaki En Parlak

Samanyolu’nun bir cüce uydusu olan LMC, galaksimizin dışında şimdiye kadar görülen en parlak pulsarı içerir. 

Wang ve ekibi, pulsarın Samanyolu dışında bulunan diğer tüm pulsarlardan on kat daha parlak olduğunu söylüyor. Sidney Üniversitesi’nde radyo astronom olan Tara Murphy, “Bu pulsar, olağandışı özellikleri nedeniyle, bu kadar da parlak olmasına rağmen önceki çalışmalarda gözden kaçırıldı” dedi.

Yeni teknik

Pulsarlar tipik olarak, periyodik bir şekilde titreyen zayıf nabız atışlarıyla tanımlanır. Ancak PSR J0523−7125 durumunda, pulsarın nabzı o kadar geniş ve parlak ki, tipik bir pulsar profiline uymadı ve bir galaksi olduğu düşünüldü.

Wang ve uluslararası bir gökbilimciler ekibi, Batı Avustralya’daki (ASKAP) teleskopunu (Avustralya Kare Kilometre Dizisi Yol Bulucu) kullanılarak elde edilen verilerde ilk olarak nesnenin bir pulsar olabileceğinden şüphelendi.

Kullanılan veri seti (VAST), oldukça değişken radyo dalgası kaynakları için büyük miktarda ve zamanda gökyüzünü gözlemleyip diğer verilerin yanı sıra dairesel polarizasyon içermektedir.

Pulsarlardan gelen emisyonlar genellikle oldukça polarizedir ve bazıları dairesel bir şekilde salınır. Çok az uzay nesnesi bu şekilde polarize edilmiştir, bu da pulsarları öne çıkarır. Ekip, bir bilgisayar programı kullanarak dairesel polarize olmayan ışığın dalga boylarını bloke ederek nadir görülen bu pulsar türünü ortaya çıkardı.

Güney Afrika’daki MeerKAT radyo-astronomi teleskopu da dahil olmak üzere diğer teleskoplar bulgularını doğruladı. Murphy, “Bu tekniği kullanarak daha fazla pulsar bulmayı beklemeliyiz. Bir atarcanın kutuplaşmasını sistematik ve rutin bir şekilde ilk kez arayabildik” dedi.

137 Pulsar Star Stock Photos, Pictures & Royalty-Free Images - iStock

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde radyo astronom olan Yvette Cendes, “radyo astronomi ‘geçici’ nesneleri (görüş alanına giren ve çıkan pulsarlar gibi uzay nesneleri) bulmada optik astronomi kadar etkili değil. VAST gibi çalışmalar bunu değiştiriyor” diyor.

“Ancak geçici bir [nesne] bulmanız, onun ne olduğunu anlamanın kolay olduğu anlamına gelmez. Polarizasyon verileri, nesnenin kaynağını daraltmaya yardımcı oldu, bu da tekniğin gelecekte diğer geçici olayları tanımlama potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor” diye ekliyor.

Diğer teleskoplar polarizasyon verilerini toplamalarına rağmen, dairesel polarizasyon tekniğini kullanan yalnızca birkaç büyük ölçekli radyo araştırması yapılmıştır. 2022 Mart ayında, Hollanda’daki Düşük Frekans Dizisi (LOFAR) teleskopundan gelen verileri kullanan araştırmacılar, çalışmalarında detaylandırdıkları tekniği kullanarak iki yeni pulsar buldular.