Ana Sayfa Blog Sayfa 25

Kara Delikler Gezegenimiz İçin Tehdit Olabilir Mi?

0
Kara Delikler Gezegenimiz İçin Tehdit Olabilir Mi?

Kara delikler Dünya için bir tehdit midir?

İnsanoğlunun yıldızları yutan bu yoğun fenomenler hakkındaki anlayışı giderek daha da gelişiyor, bilim insanları son zamanlarda bir kara deliğin ışığını uzak tarafından gözlemlemekteler, bu uzun zamandır imkansız olduğu düşünülen bir olasılıktı.

                          Büyük kara delik geçen yıldızı parçalıyor

En baştan başlayalım. Çoğu bilimkurgu filmlerinde kabus malzemesi olan bir kara deliğin çekim alanı o kadar güçlüdür ki, hiçbir şey boşluğundan kaçamaz. Devasa, her şeyi yutan bir gök cismidir öyle ki ışık bile ondan kaçamaz.

Bu nedenle, büyük bir atılım olan Olay Ufku Teleskobu (EHT) Projesi’nin 10 Nisan 2019’da ilk fotoğrafını göndermesinden önce, hiçbir insan, olağanüstü boyutlarına rağmen, bir kara deliğe gerçek anlamda gözünü dikememişti.

Üç türü vardır: ilkel, yıldız ve süper kütleli.

Birincisi en küçüğüdür, ikincisi Samanyolu’muzun etrafında Sagittarius A* gibi en yaygın olanıdır ve üçüncüsü, en büyüğü: galaksilerin merkezinde gizlenen ve kökenleri bilinmeyen canavarlardır.

Bir kara deliğin olay ufku, ötesinde her şeyin unutulmaya yüz tuttuğu geri dönüşü olmayan bir noktadır. Öyle ki yıldızlar, gezegenler, gaz, toz, elektromanyetik radyasyonun her türü aklınıza ne gelirse kara deliğin yuttuğu yerdir.

Kara deliklerin varlığı ilk kez 1916’da Albert Einstein Genel Görelilik Teorisi’ndeki  öngörmesiyle ortaya çıkmıştır. Ancak fenomenin ismi, Amerikalı astronom John Wheeler tarafından 1967 gibi yakın bir tarihte, fakat bulunduktan üç yıl sonra konur. Bu tuhaf gökcismi X-ışın astronomisinin ortaya çıkışıyla izlenen Cygnus X-1’dir.

Bildiğimiz şekliyle yaşam için bir tehdit oluşturuyorlar mı?

Bir şeyleri perspektife koymak için, iki yıl önce heyecanlı gökbilimciler tarafından “görülmeyeni gördüklerini” ilan ederek dolaşıma sokulan aşağıdaki fotoğraf, Başak kümesinde Dünya’dan yaklaşık 87 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan Messier 54 galaksisinin merkezindeki bir kara deliktir.

Image

Daha sonraları, bilim insanları bu yaz, Dünya’dan sadece 100.5 ışık yılı uzaklıktaki Palomar 8 yıldız kümesinin arasında yer alan kendi galaksimizin içinde dolaşan yüzden fazla kara delikten oluşan geniş bir koleksiyon bulduklarında çok şaşırırlar.

Kara deliklerle ilgili çok şey bir gizem olmaya hala devam ederken, onlar hakkındaki fikirlerimizin çoğu teorik spekülasyondan biraz daha fazlasını ifade eder. Kesinlikle son derece tehlikeli olduklarıyla ilgili bir fikir birliği vardır, ayrıca yıldızları parçalama yetenekleri olduğu düşüncesi derinden rahatsız edici bir şeydir.

Christopher Nolan’ın gişe rekorları kıran Interstellar (2013) filminde görüldüğü gibi, kara deliğin içinden geçmeye ve başka bir galaksiye seyahat etmek için bir “solucan deliği” olarak kullanmaya çalışan bir astronotun hayatta kalma şansının çok umut verici olmadığı düşünülmektedir.

Bilim insanlarına göre, korkusuz uzay maceracısının sonunda, parçalanmadan önce spagetti gibi gerilmek veya yanan parçacıkların girdabı arasında hemen yanmaya başlamak daha olasıdır. Hatta öyle ki bu, önceden dönen bir uzay enkazı spiraliyle çarpışmadıklarını varsaymak bile demektir.

Dünyamızın yakın zamanda bir kara delik tarafından yutulma tehlikesi altında olup olmadığına gelince, muhtemelen bilim ne diyor diye sormak en iyisidir. ABD uzay ajansından Elizabeth Landau, “Evren büyük bir yer. Özellikle, bir kara deliğin güçlü çekim etkisine sahip olduğu bölgenin büyüklüğü, bir galaksinin boyutuna kıyasla oldukça sınırlıdır.”

“Bu durum, Samanyolu’nun ortasında bulunan süper kütleli kara delik için bile geçerlidir. Bu kara delik muhtemelen yakınlarında oluşan yıldızların çoğunu veya tamamını zaten ‘yemiştir’ ve daha uzaktaki yıldızlar çoğunlukla içeri çekilmekten kurtulmuş olarak güvendedirler.”

“Bu kara delik zaten Güneş’in kütlesinin birkaç milyon katı ağırlığında olduğundan, birkaç Güneş benzeri yıldızı daha yutarsa kütlesinde sadece küçük artışlar olacaktır.  Dünya, Samanyolu merkezindeki kara delikten 26 bin ışık yılı uzaklıkta olduğundan içeri çekilme tehlikesi yoktur.”

<p>Bir sanatçının derin uzayda bir kara delik oluşturması</p>

                    Bir sanatçının derin uzayda bir kara delik oluşturması

Ve şöyle devam ediyor: “Gelecekteki galaksi çarpışmaları, örneğin iki kara deliğin birleşmesiyle kara deliklerin boyutlarının büyümesine neden olacaktır. Ancak çarpışmalar süresiz olarak gerçekleşmeyecek çünkü evren büyük ve genişliyor ve bu yüzden herhangi bir kaçak kara delik etkisinin ortaya çıkması pek olası değil.”

Ancak Landau, bu canavarlar ile kendi gezegenimiz arasında garip bir akrabalık olduğunu belirtiyor. “Yıldız kütleli kara deliklerin, yıldız patladığında geride artıkları kalıyor. Bu patlamalar, yaşam için gerekli olan karbon, azot ve oksijen gibi elementleri uzaya dağıtıyor.”

“İki nötron yıldızı, iki kara delik veya bir nötron yıldızı ve bir kara delik arasındaki birleşmeler, benzer şekilde bir gün yeni gezegenlerin bir parçası haline gelebilecek ağır elementleri etrafa yayarlar.”

“Yıldız patlamalarından kaynaklanan şok dalgaları da yeni yıldızların ve yeni güneş sistemlerinin oluşumunu tetikleyebilir. Yani, bir anlamda, Dünya’daki varlığımızı uzun zaman önce kara delikleri oluşturan patlamalara ve çarpışma olaylarına borçluyuz.”

Olağanüstü Büyüklükte Galaksi Baloncuğu Bulundu…

0
Olağanüstü Büyüklükte Galaksi Baloncuğu Bulundu…

Bir milyar ışık yılı genişliğinde ‘galaksi baloncuğu’ keşfedildi

Bir milyar ışık yılını kapsayan 'galaksi baloncuğu' Ho'oleilana'nın bir sanatçı tarafından temsili

Bir milyar ışık yılını kapsayan ‘galaksi baloncuğu’ Ho’oleilana’nın bir sanatçı tarafından temsili.

Gökbilimciler, galaktik arka bahçemizde Büyük Patlamadan hemen sonra fosilleşmiş bir kalıntı olduğu düşünülen, neredeyse hayal edilemeyecek kadar büyük bir kozmik yapı olan ilk “galaksi balonunu” keşfettiler.

Baloncuk bir milyar ışık yıllık bir alanı kaplıyor ve bu da onu Samanyolu galaksisinden 10 bin kat daha geniş yapıyor. Ancak çıplak gözle görülemeyen bu dev baloncuk, gökbilimcilerin yakın evren adını verdiği galaksimizden 820 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.

Fransa Atom Enerjisi Komisyonu’ndan astrofizikçi Daniel Pomarede, yaptığı açıklamada, balonun “kalbi olan küresel bir kabuk” olarak düşünülebileceğini söyledi. Bu kalbin içinde, bazen “Büyük Hiçlik” olarak adlandırılan geniş bir boşlukla çevrelenen Bootes gökada üstkümesi bulunuyor.

Kabuk yapı, bilim insanları tarafından zaten bilinen birkaç başka gökada üstkümesini de içeriyor. Pomarede, yapılan araştırmada açıklanan baloncuğun keşfinin “çok uzun bir bilimsel sürecin parçası” olduğunu söyledi.

Bu, ilk kez 1970 yılında ABD’li kozmolog Jim Peebles tarafından açıklanan bir olguyu doğruluyor. O zamanlar Peebles, sıcak plazmadan oluşan ilkel evrende, çekim kuvveti ve radyasyonun çalkalanmasının, baryon akustik salınımları (BAO’lar) adı verilen ses dalgaları yarattığını öne sürmüştü.

Scientists Seek Origin of Mysterious Gigantic Bubble Structures In Our Galaxy

                 Samanyolu Galaksimiz Üzerindeki Dev Baloncuk.

Ses dalgaları plazmada dalgalanırken kabarcıklar yarattı. Büyük Patlamadan yaklaşık 380 bin yıl sonra evren soğuduğunda süreç durdu ve kabarcıkların şekli dondu. Büyük Patlama sonrasındaki diğer fosilleşmiş kalıntılara benzer şekilde, evren genişledikçe kabarcıklar da büyüdü.

Gökbilimciler daha önce 2005 yılında yakın galaksilerden gelen verilere bakarken BAO sinyallerini tespit etmişti. Ancak araştırmacılara göre yeni keşfedilen bu kabarcık, bilinen ilk tek baryon akustik salınımıdır.

‘Beklenmedik’

Gökbilimciler, adını Hawaii’deki bir yaratılış ilahisinden alarak baloncuklarına Ho’oleilana (uyanış mırıltıları) adını verdiler. İsmi ilk önerisi araştırmanın lideri, Hawaii Üniversitesi’nden gökbilimci Brent Tully’den geldi.

Kabarcık, Tully’nin yeni galaksi kataloglarını araştırdığı çalışmanın bir parçası olarak tesadüfen keşfedildi. Pomarede, “Beklenmeyen bir şeydi” dedi. Tully yaptığı açıklamada, balonun “o kadar büyük olduğunu ve analiz ettiğimiz gökyüzü sektörünün kenarlarına yayıldığını” söyledi.

Pomarede, “sağlanan verilere en iyi karşılık gelen küresel yapıyı matematiksel olarak belirleyen” Avustralyalı kozmolog ve BAO uzmanı Cullan Howlett’in yardımına başvurduklarını söyledi.

NASA — Blowing Bubbles in the Gamma-ray Sky

            Gama Işınında Galaktik Baloncuk animasyonu.

Böylece, Ho’oleilana’nın üç boyutlu şeklinin ve içindeki gökada takımadalarının konumunun görselleştirilmesi sağlanmış oldu. Bu ilk olabilir ama yakında evrende daha fazla baloncuk fark edilebilir.

Temmuz ayında fırlatılan Avrupa’nın Öklid uzay teleskobu, evrenin geniş bir görüntüsünü alarak, potansiyel olarak daha fazla baloncuk yakalamasına olanak sağlayabilir.

Pomarede, Güney Afrika ve Avustralya’da inşa edilmekte olan Kilometre Kare Dizisi adı verilen devasa radyo teleskoplarının, Güney Yarımküre açısından galaksilerin yeni bir görüntüsünü de sunabileceğini söyledi.

Göktaşı Diyarına Yolculuk…

0
Göktaşı Diyarına Yolculuk…

Psyche Uzay Aracı Asteroit Kuşağına Yolculuğa Hazırlanıyor

NASA Psyche Misyonu

NASA’nın uzak bir metal asteroide yönelik Psyche misyonu, devrim niteliğinde bir Derin Uzay Optik İletişim (DSOC) paketini taşıyacak. Bu sanatçının konsepti beş panelli bir diziye sahip Psyche uzay aracını gösteriyor.

Aynı adı taşıyan, metal açısından zengin bir asteroide gidecek olan Psyche misyonu, 5 Ekim’de Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılmayı hedefliyor.

Uzay aracının güneş panelleri bir zarf gibi katlanıp istiflenmiş konumlarına yerleştirilmiş durumda. Asteroit kuşağına yolculuk için yakıt olarak ksenon gazı kullanılıyor. Dört iticinin tamamı son testlerini geçmiş ve mühendisleri yüksek kazançlı devasa antenin veri iletecek şekilde ayarlandığını doğruladılar.

Yazılım test edilmiş ve hazır konumda. Asteroit Psyche’yi araştıracak bilim araçları (multispektral görüntüleyici, manyetometre, gama ışını ve nötron spektrometresi) harekete geçmeye hazırlanmış bekleme durumunda.

NASA’nın Psyche uzay aracının, 5 Ekim Perşembe günü ila 25 Ekim Çarşamba gününe kadar sürecek olan fırlatma döneminin açılışına 30 günden az bir süre kaldı. Görevin neticesinde metal açısından zengin asteroitten öğrenilenler, bize gezegenlerin nasıl oluştuğu hakkında daha fazla bilgi verebilecek.

Arizona Üniversite araştırmacısı Lindy Elkins-Tanton, “Bu görevler çok fazla insanı, çok titiz ve kişisel olarak yönlendiren çalışma gerektiriyor. Mutlu olmaya hazırım. Hepimiz öyleyiz ama henüz coşkulu değiliz. Hadi iletişimi başlatalım ve kuralım; sonra çığlık atabilir, zıplayabilir ve birbirimize sarılabiliriz” dedi.

Psyche Misyonu Ekip Üyeleri Uzay Aracını Hazırlıyor

Psyche misyonu ekibi üyeleri, uzay aracını Temmuz ayı sonlarında NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi yakınındaki bir tesiste, güneş panelleri katlanıp istiflendikten hemen sonra hazırladılar.

Yaklaşan Lansman Ayrıntıları

İki hafta içinde, teknisyenler uzay aracını roketin tepesindeki koni olan faydalı yük kaportasına yerleştirmeye başlayacak ve uzay aracı, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’ndeki SpaceX tesislerine taşınacak. Psyche, 5 Ekim günü merkezin Fırlatma Kompleksi 39A’dan SpaceX Falcon Heavy’nin üzerine fırlatılacak.

Güney Kaliforniya’daki Jet Propulsion Laboratuvarı’nda (JPL) Psyche’nin proje yöneticisi olan Henry Stone, “Giderek daha gerçekçi hale geliyor. Gün sayıyoruz. Ekip bu uzay aracını yolculuğuna göndermeye fazlasıyla hazır ve bu çok heyecan verici” dedi.

NASA Psyche Uzay Aracının Asteroit Psyche'ye Giden Sarmal Yolu

Psyche uzay aracının ana görevinin önemli kilometre taşlarıyla etiketlendiği bu grafikte gösterildiği gibi asteroit Psyche’ye doğru sarmal bir yol izleyecek. NASA’nın Derin Uzay Optik İletişimi (DSOC) teknolojisi gösterimi için test dönemleri kırmızı noktalarla belirtilmiştir.

Asteroide Yolculuk

Psyche, Dünya’nın çekim etkisinden kurtulduktan sonra asteroite doğru altı yıllık yolculuğunu tamamlamak için güneş enerjili elektrik itiş gücünü kullanacak. Bu verimli itiş sistemi, nötr gaz ksenonunun yüklü atomlarını veya iyonlarını hızlandırıp dışarı atarak çalışır.

Elinizde tek bir AA pil tutarken hissedeceğinize benzer bir kuvvetle uzay aracını yavaşça iten bir itme kuvveti yaratır. Teknisyenler yakın zamanda yaklaşık iki hafta boyunca uzay aracına 1.085 kilogram ksenon yüklediler.

Sanatçının canlandırmasında, gezegen oluşumunun yapı taşlarına benzersiz bir pencere sunan asteroit Psyche adlı metalik bir dünyayı keşfediyoruz. Psyche uzay aracı, asteroitin etrafında dönerek, haritasını çıkaracak ve özelliklerini inceleyecek.

En geniş noktasında kabaca 279 km olduğu ölçülen asteroit Psyche, erken bir gezegenin yapı taşı olan gezegenimsi bir çekirdeğin parçası olabilecek metal açısından zengin bir cismi keşfetmek için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Uzay aracı, Mars ve Jüpiter arasındaki ana asteroit kuşağındaki Psyche’ye ulaştığında, asteroitin yörüngesinde yaklaşık 26 ay geçirecek, bilim insanlarına asteroitin tarihi ve neden yapıldığı hakkında daha fazla bilgi verecek görüntüler ve diğer verileri toplayacak.

Yeni Bir Kuyruklu Yıldız: Nishimura…

0
Yeni Bir Kuyruklu Yıldız: Nishimura…

Nishimura: Bu yeni kuyruklu yıldızı çıplak gözle görmek için ‘nadir ve heyecan verici’ bir fırsat

Hull Üniversitesi’nden astrofizikçi Prof. Brad Gibson, bu tür kuyruklu yıldız gözlemlerinin ortalama on yılda bir gerçekleştiğini ve birçok insan için Nishimura’nın “hayatta bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat” sunduğunu söyledi.

Nishimura Kuyruklu Yıldızı California, June Lake'ten çekilmiş bir fotoğraf. Resim: Dan Bartlett/NASA

Nishimura Kuyruklu Yıldızının Kaliforniya, June Gölü üzerinden çekilmiş bir fotoğrafı.

Gökyüzü gözlemcileri ve amatör gökbilimciler uzayda saatte 386 bin km hızla ilerleyen bir kuyruklu yıldızı görmek için “nadir ve heyecan verici” bir fırsata sahipler.

Nishimura daha geçen ay keşfedildi ama gökbilimcilerin insanları kuyruklu yıldızın yanarak kaybolmasından önce onu çıplak gözle görme şansını boşa harcamamaları yönünde teşvik etmesiyle şimdiden görülmeye değer bir şey olduğunu kanıtladı.

Uzmanlar, doğu-kuzeydoğu yönüne bakıldığında gün batımından bir saat sonra ve şafaktan bir saat önce görülebildiğini, ancak önümüzdeki hafta en yüksek görünürlüğün beklendiğini söyledi.

12 Eylül Salı günü şafak vaktinden hemen önce, 125 milyon km uzakta Dünya’ya en yakın olacağı zaman olacak. Ancak endişelenmeyin, gökbilimciler onun yörüngesini ve hızını belirlediler ve bize çarpma tehlikesi yok.

Parlayan kuyruklu yıldızın fark edilmesi kolaylaşıyor…

Kuyruklu yıldız, adını 11 Ağustos’ta dijital kamerayla gece gökyüzünün uzun pozlamalı fotoğraflarını çekerken onu gören Japon astrofotoğrafçı Hideo Nishimura’dan alıyor.

O zamandan beri, kuyruklu yıldızın (C/2023 P1) parlaklığı arttı ve bu da onu herhangi bir özel ekipmana ihtiyaç duymadan görünür hale getirdi. Elbette dürbün veya teleskop, fark etmenizi daha da kolaylaştıracaktır.

Night Sky, SkyView ve Sky Guide gibi yıldız izleme uygulamaları harika bir yardımcı olabilir. Çünkü takımyıldızları haritalandırmanıza yardımcı olacak böylece kuyruklu yıldızların kesin konumunu bulabileceksiniz.

Bu tür uygulamalar, akıllı telefonunuzun kamerasını gece gökyüzüne doğrultarak, hangi takımyıldızlara baktığınızı söyleyerek ve kuyruklu yıldızları nasıl tespit edeceğinize dair ipuçları sunmak için çok kullanışlı programlardır.

Ama yalnızca haftaları kalmış olabilir

Henüz doğrulanmamış olsa da Nishimura’nın çapının 1.5 ila 3 km kadar olduğu düşünülüyor. Prof. Gibson, güneş sisteminin yörüngesinde dönmesi 500 yıl süren kuyruklu yıldızın, Sigma-Hyrdrids adı verilen her Aralık ayında görülen meteor yağmurundan sorumlu olabileceğini söyledi.

Ancak güneşe yakın bir uçuş onun sonunun habercisi olabileceğinden, yolculuğuna fazla zaman kalmamış olabilir. 17 Eylül’de sıcak plazma topunun güneşin 27 milyon km yakınına, potansiyel olarak yanacak kadar yaklaşacak.

Isı, buzlu gövdesindeki gazı serbest bıraktığından, kuyruklu yıldıza kendine özgü kuyruğunu veren şey, Güneş’e yaklaştığında oluşan buharlaşmadır. Bu olduğunda toz ve kaya parçacıkları da serbest kalır, bu da meteor yağmurlarına da yol açabilir.

Tüm kirli buzlu ve kayalık yoldaşları gibi Nishimura kuyruklu yıldızı da yaklaşık beş milyar yıl önce güneş sisteminin oluşumundan kalanların bir parçasıydı.

Güneşte Mikro Ölçekli Jetler Belirlendi…

0
Güneşte Mikro Ölçekli Jetler Belirlendi…
Güneşte Mikro Ölçekli Jetler Belirlendi…

Güçlü Güneş Rüzgarları, Koronal Deliklerdeki Minik “Picoflare Jetleri” ile Kuvvetleniyor.

Bu görüntü mozaiği, Güneş’in dış atmosferinden kaçan çok sayıda küçük malzeme jetini gösteriyor. Görüntüler ESA/NASA Güneş Yörünge uzay aracından elde edildi. Mozaikte güneş yüzeyinde koyu çizgiler halinde görünüyorlar. Görüntüler ‘negatiftir’, yani jetler karanlık olarak gösterilse de güneş yüzeyine karşı parlak parlamalardır.

Güneş Yörünge Uzay Aracı’ndan (SolO) alınan görüntüler, Güneş’teki bir koronal deliğin içindeki küçük “pikoflare” jetleri ortaya çıkardı; bunlar, güneş rüzgârına enerji sağlayarak, uzay havasının kökenleri hakkındaki anlayışımızı geliştirebilir.

SolO tarafından çekilen Güneş’in aşırı ultraviyole görüntüleri, taç küresel (koronal) bir delik içinde bulunan birçok küçük ölçekli jeti ortaya çıkardı. Araştırmanın arkasındaki bilim insanları bu jetleri “pikoflare” jetler olarak adlandırdı.

Bu pikoflare jetlerin güneş rüzgarına enerji ve plazma sağlayabileceğini öne sürüyorlar. Güneş’in taç küresinden (korona, güneşin en dış katmanı) yayılan yüklü parçacıkların sürekli akışı olan bu rüzgar, helyosfer içindeki uzay havasının önemli bir unsurudur.

Koronal Deliklere Bağlantı

Güneş rüzgarı akımlarının kökeni, Güneş’in dış atmosferindeki alanlar olan koronal deliklere kadar izlenebilmektedir. Bu koronal deliklerin güneş rüzgarının ana kaynakları olabileceği düşünülse de rüzgarın bunlardan nasıl çıktığına dair kesin mekanizma hala gizemini korumaktadır.

Bu fenomeni daha derinlemesine incelemek için Lakshmi Chitta ve ekibi, SolO uzay aracında Aşırı Ultraviyole Görüntüleyici (EUI) cihazını kullanarak koronal bir delik gözlemlediler. Bu koronal delik içinde çeşitli küçük ölçekli plazma jetleri tespit ettiler.

Video, SolO uzay aracı tarafından 30 Mart 2022’de alınan gözlemlerden oluşturulmuş, Güneş’in güney kutbu yakınında bir ‘koronal delik’i gösteriyor. Daha sonraki analizler, gözlem sırasında çok sayıda küçük jetin serbest bırakıldığını ortaya çıkardı. Görüntü boyunca küçük parlak ışık parıltıları olarak görünüyorlar. Her biri plazma olarak bilinen yüklü parçacıkları uzaya fırlatır. Sağ alttaki daire, ölçek açısından Dünya’nın boyutunu gösterir.

Picoflare Jetlerin Özellikleri

Genişliği yalnızca birkaç yüz km olan bu yaygın fakat sönük jetlerin 20 ila 100 saniye arasında sürdüğü ve saniyede yaklaşık 100 km hıza ulaştığı görülmüştür. Enerjileri manyetik yeniden bağlantıdan (depolanmış manyetik enerjiyi kinetik enerjiye ve ısıya dönüştüren patlayıcı bir fiziksel süreç) elde ediliyor gibi görünüyor.

Nispeten düşük kinetik enerjileri nedeniyle, Chitta ve meslektaşları bu yapılara pikoflare jetleri adını verdiler. Hesaplamalarına dayanarak, koronal deliklerin açık manyetik alan çizgileri boyunca yönlendirilen bu çok sayıda, sık görülen pikoflare jetlerden çıkan plazma çıkışlarının, güneş döngüsü boyunca güneş rüzgarına önemli miktarda kütle ve enerji sağlayabileceğini öne sürüyorlar.

Hindistan Dünyada Bir İlk Olarak Ay’ın Güney Kutbuna İniş Yaptı…

0
Hindistan Dünyada Bir İlk Olarak Ay’ın Güney Kutbuna İniş Yaptı…

Hindistan, ‘seçkinler kulübüne’ katılarak dünyada bir ilk olarak Ay’ın güney kutbu yakınına bir uzay aracı indirdi

Hindistan, geçtiğimiz günlerde Ay’ın güney kutbu yakınına bir uzay aracı indiren ilk ülke oldu. Bilim insanlarının hayati önem taşıyan donmuş su rezervlerini barındırdığına inandığı keşfedilmemiş bölgelere tarihi bir yolculuk ve dünyanın en kalabalık ülkesi için teknolojik bir zaferdi bu.

2019 yılındaki başarısız Ay’a iniş girişiminin ardından Hindistan, bu unvana ulaşan dördüncü ülke olarak ABD, Sovyetler Birliği ve Çin’in arasına katıldı. İçinde gezici bulunan bir iniş aracı, Ay yüzeyine indi ve Hindistan’ın güneyindeki Bengaluru şehri de dahil olmak üzere, inişi izleyen bilim insanlarının tezahüratlarıyla Hindistan genelinde kutlamalara yol açtı.

Başarılı misyon, Hindistan’ın teknoloji ve uzay gücünü gösterirken, Başbakan Narendra Modi’nin yansıtmaya çalıştığı imajla örtüşen: küresel seçkinler arasındaki yerini savunan yükselen bir ülke konumunu sergiliyor.

“Hindistan artık Ay’da. Hindistan ayın güney kutbuna ulaştı; başka hiçbir ülke bunu başaramadı. Tarihe tanıklık ediyoruz” diyen Modi, BRICS ülkeleri zirvesine katıldığı Güney Afrika’dan inişi izlerken Hindistan’ın üç renkli bayrağını salladı.

DOSYA - Roscosmos State Space Corporation tarafından yayınlanan videodan alınan bu görüntüde, Soyuz-2.1b roketi, Ay'a iniş yapan Luna-25 otomatik istasyonuyla birlikte 2 Ağustos Cuma günü Rusya'nın Uzak Doğu'sundaki Vostochny Kozmodromu'ndaki fırlatma rampasından havalanıyor. Hafta sonu ayın yüzeyine düşen robotik Luna-25 sondasının başarısızlığı, Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşünden bu yana Rus uzay endüstrisini rahatsız eden yaygın sorunları yansıtıyor. (AP aracılığıyla Roscosmos Devlet Uzay Şirketi, Dosya)

Hindistan’ın Chandrayaan-3’ü (Sanskrit dilinde “Ay Gemisi”) 14 Temmuz’da güney Hindistan’daki Sriharikota’daki fırlatma rampasından havalanmıştı.

Hindistan Uzay Araştırma Organizasyonu başkanı S. Somnath, Ay gezicisinin iniş aracından birkaç saat veya bir gün içinde aşağı doğru kayacağını ve Ay yüzeyinin mineral bileşiminin analizi de dahil olmak üzere deneyler yapacağını söyledi.

Yaklaşık 75 milyon dolarlık bir maliyetle bir aydan uzun süre önce başlayan misyonun iki hafta daha sürmesi bekleniyor. Somnath, Hindistan’ın bundan sonra insanlı bir Ay misyonuna girişeceğini söyledi.

Nükleer silahlara sahip Hindistan geçen yıl büyüyerek dünyanın 5. büyük ekonomisi haline geldi ve Ay misyonunun başarısı muhtemelen gelecek yıl yapılacak kritik genel seçimler öncesinde Modi’nin popülaritesine yardımcı olacak.

Hindistan’ın başarısı, Ay’ın aynı bölgesini hedefleyen Rusya’nın Luna-25’in kontrolsüz bir yörüngeye girip düşmesinden birkaç gün sonrasına denk geldi. Bu, 47 yıllık bir aradan sonra Rusya’nın ilk başarılı Ay’a inişi olacaktı. Rus uzay şirketi Roscosmos’un başkanı başarısızlığı, 1976’daki son Sovyet Ay Misyonunun ardından Ay araştırmalarındaki uzun ara nedeniyle uzmanlık eksikliğine bağladı.

Modi’nin Hindistan’ın küresel duruşunu yeniden canlandırma ve nihayet İngiliz sömürgeciliğinin mirasını sarsma çabaları birçok Hintlide yankı buldu. Ay’a ayak basılması birçok kişi tarafından ülkelerinin yükselen, modern bir süper güç olduğunun bir kanıtı olarak görüldü.

Okul çocukları, 23 Ağustos 2023 Çarşamba, Hindistan'ın Guwahati kentindeki bir okulda Chandrayaan-3 uzay aracının aya başarılı inişini kutluyor. (AP Fotoğrafı/Anupam Nath)

Okul çocukları, 23 Ağustos 2023 Çarşamba, Hindistan’ın Guwahati kentindeki bir okulda Chandrayaan-3 uzay aracının Ay’a başarılı inişini kutluyor.

Hindistan önümüzdeki ay G-20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak ve Modi’nin bu etkinliği ülkenin artan jeopolitik nüfuzuna dikkat çekmek için kullanması bekleniyor. ABD ve diğer Batılı ülkeler, Rusya ile tarihi bağlarını sürdürürken bile, Çin’in artan nüfuzuna karşı kritik bir siper olarak gördükleri Hindistan’ı etkilemeye devam ediyor.

NASA Yöneticisi Bill Nelson, Hindistan’ı eski adıyla Twitter olarak bilinen X’de tebrik ederek, “Bu görevde ortağınız olmaktan mutluluk duyuyoruz! İnanılmaz!” dedi. Ayrıca Avrupa Uzay Ajansı (ESA) genel müdürü Josef Aschbacher de tebrik tweeti attı.

Pek çok ülke ve özel şirket güney kutbu bölgesiyle ilgileniyor çünkü kalıcı olarak gölgelenen kraterler, gelecekteki astronot misyonlarının potansiyel bir içme suyu kaynağı olarak veya roket yakıtı yapmak için kullanmasına yardımcı olabilecek donmuş su barındırıyor.

Hindistan Uzay Araştırmaları Organizasyonun ana kumanda merkezinde Ay Gemisi’nin inişi izlenirken.

Chandrayaan-3’ün altı tekerlekli iniş ve gezici modülü, kimyasal ve element bileşimleri de dahil olmak üzere ay toprağı ve kayalarının özellikleri hakkında bilimsel topluluğa veri sağlayacak yüklerle yapılandırılmıştır.

Hindistan’ın Ay’ın az keşfedilen güney kutbu yakınına robotik bir uzay aracı indirme yönündeki önceki girişimi 2019’da başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ay yörüngesine girmiş ancak iniş aracıyla bağlantısını kaybetmişti; iniş aracı, su işaretleri aramak üzere bir geziciyi konuşlandırmak için son inişini yaparken düşmüştü. Arıza analizi raporuna göre kaza, bir yazılım hatasından kaynaklanmıştı.

2019’daki 140 milyon dolarlık misyonun, su birikintileri içerdiği düşünülen ve 2008’de Hindistan’ın Chandrayaan-1 yörünge misyonu tarafından doğrulanan, kalıcı olarak gölgede kalan Ay kraterlerini incelemesi amaçlanmıştı. Ancak Hindistan’ın uzay programı yıllardır istikrarlı bir şekilde ilerlemektedir.

1960’lı yıllardan bu yana aktif olan Hindistan, kendisi ve diğer ülkeler için uydular fırlatmış ve 2014 yılında bir uyduyu başarıyla Mars yörüngesine yerleştirmişti. Hindistan, ABD ile işbirliği içinde önümüzdeki yıl Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) ilk misyonunu planlıyor.

Başarılı bir iniş beklentisi, Rusya’nın başarısız girişiminin ardından ve 2013 yılında Ay’a ayak basan Hindistan’ın bölgesel rakibi Çin’in uzayda yeni kilometre taşlarına ulaşmasıyla arttı. Mayıs ayında Çin, yörüngedeki uzay istasyonu için üç kişilik bir ekip başlattı ve on yılın sonundan önce astronotları Ay’a göndermeyi umuyor.

İnsanlar Chandrayaan-3'ün veya "ay gemisinin" Hindistan'ın Haydarabad kentindeki Umman Üniversitesi'ne inişini 23 Ağustos 2023 Çarşamba izliyor. (AP Fotoğrafı/Mahesh Kumar A.)

İnsanlar 23 Ağustos 2023 Çarşamba günü Hindistan’ın Haydarabad kentindeki Umman Üniversitesi’ne Chandrayaan-3 veya “Ay Gemisi”nin inişini izliyor.

Çok sayıda ülke ve özel şirket, bir uzay aracını başarıyla Ay yüzeyine indirmek için yarışıyor. Nisan ayında bir Japon şirketinin uzay aracı Ay’a inmeye çalışırken düşmüştü. İsrailli kar amacı gütmeyen bir kuruluş 2019’da benzer bir başarı elde etmeye çalıştı ancak uzay aracı çarpma anında yok olmuştu.

Japonya, X-ışını teleskopu misyonunun bir parçası olarak önümüzdeki haftalarda Ay’a bir iniş aracı göndermeyi planlıyor ve iki ABD şirketi de yıl sonuna kadar biri güney kutbunda olmak üzere Ay’a iniş aracı yerleştirmek için yarışıyor. Önümüzdeki yıllarda NASA, kraterlerdeki donmuş sudan yararlanarak astronotları Ay’ın güney kutbuna indirmeyi planlıyor.

Bilim yazarı ve Hindistan’ın uzay araştırmalarıyla ilgili kitapların ortak yazarı Pallava Bagla, Rusya’nın önceki günlerdeki başarısızlığının Hindistan’ı ertelemediğini söyledi. Kendisi ayrıca Hindistan’ın dört yıl önceki başarısız misyonundan öğrenilen derslerin birleştirildiğini ve günün sonunda kusursuz bir görevin yerine getirildiğini söyledi.  “Hintliler raydan çıkmadı. Yolculuğa güç ve güvenle devam ettiler ve bunun karşılığını aldılar” dedi.

Yıldız Işığıyla Derin Uzayda Yön Bulmak…

0
Yıldız Işığı ile Derin Uzayda Gezinmek…

1967 yılının Ağustos ayında astrofizikçi Jocelyn Bell Burnell, radyo teleskop verilerinde bir sinyal fark etti. Ve sonra bir başka daha. İncelemeleri sonucunda Bell Burnell, bu sinyallerin veya darbelerin insanlardan veya makinelerden gelmediğini anladı.

Bu fotoğraf astrofizikçi Jocelyn Bell Burnell'i kameraya gülümserken gösteriyor. Gözlük, pembe yakalı bir gömlek ve siyah bir hırka giyiyor. Üzerinde kırmızı bir çizgi olan bir kağıdın üzerinde sarı bir kalem tutuyor. Arka planda ten rengi bir abajur ve birkaç kitap var. Görüntü, "Telif hakkı: Robin Scagell/Galaxy Picture Library" filigranlıdır.

 

Sinyaller sabitti. Uzayda düzenli bir şekilde titreşen bir şey vardı ve Bell Burnell bunun bir pulsar olduğunu anladı: hızla dönen ve ışık huzmeleri yayan bir nötron yıldızı. Nötron yıldızları, büyük kütleli bir yıldız öldüğünde oluşan süper yoğun nesnelerdir.

Sadece yoğun değiller, çok da hızlı dönebilirler! Gözlemlediğimiz her yıldız döner ve açısal momentum adı verilen bir özellik nedeniyle, çökmekte olan bir yıldız küçülüp yoğunlaştıkça daha hızlı döner. Buz patencilerinin kollarını vücutlarına yaklaştırarak daha hızlı dönmeleri ve kapladıkları alanı küçültmeleri gibi.

Bu animasyon, renkli yıldızlar ve diğer nesnelerle beneklenmiş karanlık bir gökyüzünün ortasında yanıp sönen uzak bir atarcayı tasvir ediyor. Pulsar, görüntünün merkezinde, mor renkte parlıyor, parlaklığı ve yoğunluğu titreşimli bir modelde değişiyor. Kamera geri çekilirken çevredeki daha fazla nesneyi görüyoruz ama atarca yanıp sönmeye devam ediyor. Görüntü "Sanatçının konsepti" filigranlıdır. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi

 

Bu dönen yıldızlardan gelen ışık darbeleri, deniz fenerlerinin tepesinde dönen ve denizcilerin kıyıya güvenli bir şekilde yaklaşmasına yardımcı olan fenerler gibidir. Pulsar dönerken, her dönüşte radyo dalgaları ve diğer ışık türleri, demetleri evrene doğru süpürülür. Yıldız her döndüğünde ışık görünür ve görüş alanımızdan kaybolur.

Bu animasyonun merkezinde küçük bir nötron yıldızı dönüyor. Nötron yıldızının yüzeyindeki iki noktadan yayılan iki mor ışık huzmesi yıldızlarla dolu gökyüzünü çevreliyor ve bir huzme parlak bir parıltıyla bakanın görüş hattını geçiyor. Görüntü "Sanatçının konsepti" filigranlıdır. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi.

 

Astronomlar pulsarları onlarca yıl çalıştıktan sonra, geleceğin uzay kaşiflerinin evrende gezinmesine yardımcı olacak kozmik fenerler olarak hizmet edip edemeyeceklerini merak ettiler. İşe yarayıp yaramadığını görmek için bilim insanlarının bazı testler yapması gerekiyordu!

Birincisi, daha fazla veri toplamak önemliydi. NICER (Nötron Yıldızı İç Kompozisyonu Kaşifi) 2017 yılında Uluslararası Uzay İstasyonuna (ISS) kurulan bir teleskoptur. Pulsarların ışığını yakalamak ve ölçmek için hassas detektörler içerir. Amacı, 56 özel X-ışını yoğunlaştırıcı dizisini kullanarak nötron yıldızlarının boyutları ve yoğunlukları gibi şeyleri bulmaktır.

Nötron yıldızı İç Kompozisyon Kaşifimizin (NICER) bu hızlandırılmış çekimi, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki tüneğinden pulsarları ve diğer X-ışını kaynaklarını incelemek için gökyüzünü nasıl taradığını gösteriyor. NICER görüntünün merkezine yakın, bir tarafında parlak bir panel ve karşı tarafında düzinelerce silindirik ayna bulunan bir platform üzerine monte edilmiş beyaz bir kutu. Etrafında diğer gümüş ve beyaz aletler ve iskele vardır. NICER nesneleri izlemek için döner ve kaydırır ve yakındaki diğer bazı nesneler de hareket eder. İstasyonun dev güneş panelleri arka planda kıvrılıp dönüyor. 90 dakikalık bir yörüngeden biraz fazlasını temsil eden dizideki hareket 100 kat hızlandırılmış. Kredi: NASA.

 

Ancak bu X-ışını darbelerini navigasyon araçları olarak nasıl kullanabilirdik? Bunun için SEXTANT’ı (X-Işın Zamanlama ve Navigasyon Teknolojisi için İstasyon Kaşifi) devreye sokmak gerekir. NICER akıllı bir telefon olsaydı, SEXTANT telefondaki bir uygulama gibi olurdu.

NICER’in gözlemlerinin ilk birkaç yılında SEXTANT, NICER’in pulsar verilerini kullanarak yerleşik bir navigasyon sistemi yarattı. Bir dizi kozmik işaretin haritasını çıkarmak için her pulsarın darbeleri arasındaki tutarlı zamanlamayı ölçerek çalıştı.

Bu fotoğraf, Uluslararası Uzay İstasyonundaki NICER yükünü göstermektedir. Siyah bir arka plana karşı, altın rengi bir ağ gibi görünen uzun dikdörtgen güneş panelleri, fotoğrafın alt kısmından yükselerek orta alanından geçiyor. Bunun önünde, aletleri ve NICER yakınlarındaki uzay istasyonunun yapısını oluşturan çeşitli gri ve beyaz şekiller var. Yukarıda, gümüş bir direğe bağlı duran, yoğunlaştırıcılarını yukarı ve sağa doğrultmuş olan NICER teleskobunun dikdörtgen kutusu duruyor. Kredi: NASA.

 

Pozisyon veya konumu hesaplanırken, son derece doğru zaman işleyişi esastır. Genellikle atomların tahmin edilebilir dalgalanmalarını kullanan atomik saatlere güveniriz. Bu atomik saatler, GPS uydularındaki gibi yerde veya uzayda bulunabilir.

Bununla birlikte, GPS sistemimiz yalnızca Dünya üzerinde veya Dünya’ya yakın çalışır. Yerleşik atomik saatler pahalı ve ağır olabilirler. Bunun yerine pulsar gözlemlerini kullanmak, navigasyon için bize ücretsiz ve güvenilir “saatler” sağlayabilir. SEXTANT, deneyi sırasında uzay istasyonunun yörünge konumunu başarıyla belirledi!

Uluslararası Uzay İstasyonu'nun yukarıdan çekilmiş bir fotoğrafı. Görüntünün sol ve sağ tarafları, ortada karmaşık bir dizi modül ve donanım bulunan istasyonun uzun, dikdörtgen güneş panelleri tarafından çerçevelenmiştir. Arka plan tamamen Dünya'nın yüzeyi tarafından alınır; göller, karla kaplı dağlar ve büyük bir su kütlesi beyaz bulutların altında belli belirsiz görünüyor. Kredi bilgileri: NASA

 

Bir uzay aracının bu nesnelere göre yaklaşık konumunu belirlemek için bir sinyalin iki nesne arasında seyahat etmesi için geçen süreyi kullanarak mesafeleri hesaplayabiliriz.

Bununla birlikte, bir uzay aracının yerini daha kesin olarak belirlemek için daha fazla pulsarı gözlemlememiz gerekir. SEXTANT birden çok pulsardan sinyal topladığından, uzaydaki konumunu daha doğru bir şekilde türetebilirdi.

Bu animasyon, birden çok atarcaya olan mesafeleri üçgenlemenin, geleceğin uzay kaşiflerinin konumlarını belirlemelerine nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor. İlk sekansta, bir uzay gemisinin konumu, görüntünün ortasında karanlık bir uzay arka planına karşı mavi bir daire içinde gösterilir. Dönen ışık huzmeleri olarak gösterilen üç atarca, konumun etrafında belirir. Yeşil daire içine alınırlar ve ardından noktalı çizgilerle bağlanırlar. Ekrandaki metinde "NICER verileri, pulsar tabanlı navigasyonun yerleşik bir gösterimi olan SEXTANT'ta da kullanılıyor" yazıyor. Görüntü, ön camdan pulsarlara bakan fütüristik bir uzay aracının içine geçiyor. Aydınlatmalı bir kontrol paneli mavi ve mor renklerde parlıyor. Ekrandaki metinde "Bu GPS benzeri teknoloji, güneş sistemi ve ötesinde derin uzay navigasyonunda devrim yaratabilir." Kredi: NASA'nın Johnson Uzay Merkezi

 

Öyleyse, dış güneş sistemine uzun bir yolculukta olan bir astronot olduğunuzu hayal edin. Rotanızı planlamanıza yardımcı olması için SEXTANT tarafından geliştirilen teknolojiyi kullanabilirsiniz.

Pulsarlar güvenilir ve dönüşlerinde tutarlı olduğundan, hedefinize göre nerede olduğunuzu anlamak için Wi-Fi’ye veya başka bir hizmete ihtiyacınız olmaz. Pulsar tabanlı navigasyon verileri, kesin olarak yerinizi belirlemenize yardımcı olabilir!

NASA'nın Orion uzay aracını taşıyan Uzay Fırlatma Sistemi (SLS) roketi, Artemis I uçuş testinde fırlatıldı. Artemis I ile NASA, astronotların Ay'a yakın yüzey görevleri ve Dünya'dan daha uzaktaki diğer destinasyonları keşfetmek için gerekli sistemleri inşa edip test etmeye başlayacakları derin uzayda insan keşfi için zemin hazırlıyor. Bu görüntü, karanlık, akşam gökyüzüne ve fırlatma rampasından çıkan duman bulutlarına karşı bir SLS roketini göstermektedir. Bunların hepsi fotoğrafın ön planındaki suya yansır. Kredi bilgileri: NASA/Bill Ingalls

 

Bu deneylerin hiçbiri, Jocelyn Bell Burnell’in onlarca yıl önce radyo verilerinde dönen nötron yıldızlarını göksel bir GPS olarak kullanma fikrine zemin hazırlayan keskin gözü olmadan mümkün olamazdı. Astrofizik alanına katkısı, yıldızlar arasında yelken açmaya can atan geleceğin insanlarına fayda sağlayan araştırmaların temelini attı.

Öklid Uzay Teleskopundan Evrenin İlk Şaşırtıcı Görüntüleri…

0
Öklid Uzay Teleskopundan Evrenin İlk Şaşırtıcı Görüntüleri…

Avrupa’nın karanlık madde avcısı uzay teleskopunun ilk test görüntüleri

Öklid’in ilk test görüntüleri, evrenin kökenlerini daha iyi anlama misyonu için umut verici bir başlangıç.

Öklid uzay teleskobu tarafından çekilen yan yana görsel spektrum ve kızılötesi spektrum test görüntüleri.

          Öklid uzay teleskobu görevinden iki erken test görüntüsü.

Bugünlerde, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA), Öklid Uzay Teleskopu Dünya etrafındaki son yörüngesine yaklaşırken ilk test görüntülerini gönderdi.

ESA’daki bilim insanları, ABD, Kanada ve Japonya’daki ortakları Öklid’le birlikte, evrenin oluşumu ve genişlemesinin yanı sıra karanlık enerji, karanlık madde ve çekim kuvvetinin evrende oynadığı rol hakkında daha radikal yeni içgörüler kazanmayı umuyorlar.

Teleskopun yerleşik iki kamerası olan VISible cihazı (VIS), Yakın Kızılötesi Spektrometre ve Fotometre (NISP) tarafından çekilen ilk test görüntüleri, geniş bir yıldız koleksiyonunu önümüze sererken, gece gökyüzünün bir dizi ayrıntılı çekimini gösteriyor.

Projede yer alan Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden Knud Jahnke görüntülerdeki kümeler, galaksiler ve daha fazlasını izlerken, görüntülerin “henüz bilimsel amaçlar için kullanılabilir olmadığını” ancak iki aletin “uzayda mükemmel bir şekilde çalıştığını” söylüyor.

Euclid'in VIS cihazından erken test görüntüleri. Solda, resim küçük resimlerinden oluşan bir ızgara. Sağda, geniş yıldız alanlarını, galaksileri ve yıldız kümelerini gösteren dört resimden oluşan genişletilmiş bir ızgara.
                            Öklid görevinden erken test görüntüleri.

İlk test görüntüleri, yaklaşık olarak “dolunay boyutunun dörtte biri” kadar bir gökyüzü alanını içeriyor. ESA, resimler boyunca yayılan kozmik ışınlar gibi “istenmeyen sızıntıları” ortadan kaldırmak için işlenmeleri gerektiğini söylüyor.

Öklid Konsorsiyumuna göre görüntüler, sonraları, daha uzun poz süreleriyle “benzersiz, daha ayrıntılı ve jilet keskinliğinde” bilimsel çalışmalara hazır görüntülere dönüştürülebilecek.

Öklid tarafından çekilmiş kızılötesi görüntüleri gösteren bir küçük resim ızgarası (solda), sağda bir görüntünün yakın çekimi.
                        Öklid tarafından üretilen kızılötesi görüntüler.

Teleskop, Dünya’dan yaklaşık 1,5 milyon km uzaklıktaki nihai konumuna ulaştıktan ve Temmuz ayı başlarından sonra başlayacak yaklaşık üç aylık “devreye alma ve performans doğrulama aşamasını” tamamladıktan sonra bu görüntüleri Ekim ayında üretmeye başlayacak.

Öklid, Hubble (HST) veya James Webb Uzay Teleskobu (JWST) gibi diğer ünlü uzay tabanlı bilimsel teleskoplardan farklı olarak belirli yıldızları ayrıntılarını aramak yerine, altı yıllık hizmetini gökyüzünün üçte birinden fazlasını gözlemleyerek geçirecek.

ESA, bunu yapmanın, bilim insanlarının evrenin temel fiziksel yasaları hakkındaki soruları yanıtlamalarına ve evrenin nasıl oluştuğunu ve gerçekte neden yapıldığını öğrenmelerine yardımcı olacağını söylüyor. 

Yeni Bir Yıldız Türü Keşfi…

0
Yeni Bir Yıldız Türü Bulundu…

Gökbilimciler, nötron yıldızı fiziğinin bilinen  anlayışını zorlayan yeni bir yıldız türü buldu

Gökbilimciler yeni tip yıldız nesnesi buluyor
Bir sanatçının ultra uzun dönemli magnetar izlenimi. Gökbilimciler nesneyi, Batı Avustralya Wajarri Yamaji bölgesindeki Murchison Widefield Radyo Teleskop Dizisini (MWA) kullanarak keşfettiler. 

 

Uluslararası Radyo Astronomi Araştırmaları Merkezi (ICRAR) ve Curtin Üniversitesi astronomlarından oluşan uluslararası bir ekip, nötron yıldızlarının fiziği konusundaki anlayışa meydan okuyan yeni bir yıldız nesnesi keşfetti.

Nesne, güçlü enerji patlamaları üretebilen son derece güçlü manyetik alanlara sahip nadir bir yıldız türü olan ultra uzun dönemli bir magnetar (çok güçlü manyetik alana sahip, yüksek enerjili x ışını ve gama ışını yayan bir çeşit nötron yıldızı) olabilir. Yakın zamana kadar bilinen tüm magnetarlar, birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar değişen aralıklarla enerji salar.

Yeni keşfedilen nesne, her 22 dakikada bir radyo dalgaları yayıyor ve bu onu şimdiye kadar tespit edilen en uzun süreli magnetar yapıyordu. Grubun lideri, Dr. Natasha Hurley-Walker, GPM J1839−10 adlı magnetarın Scutum (Kalkan) takımyıldızında Dünya’dan 15 bin ışık yılı uzaklıkta olduğunu söyledi.

Ayrıca, “Bu olağanüstü nesne, evrendeki en egzotik ve aşırı nesnelerden bazıları olan nötron yıldızları ve magnetarlar hakkındaki anlayışımıza meydan okuyor” diye de ekledi. Bu yıldız nesnesi türünün yalnızca ikinci örneği olup, ilki Curtin Üniversitesi astrofizikçilerinden Tyrone O’Doherty tarafından keşfedilmiştir.

Başlangıçta, bilim insanları bulduklarının ne olduğunu açıklayamadılar. 2022’de saatte üç kez güçlü enerji ışınları yayan, aralıklı olarak görünüp kaybolan esrarengiz bir geçici nesneyi açıklayan bir çalışma yayınlamışlardı.

O’Doherty ve Dr. Hurley-Walker, ilk nesnenin bizi şaşırttığını söyler. “Biz şaşkına döndük. Bu, münferit bir olay mı yoksa buzdağının sadece görünen kısmı mı olduğunu anlamak için benzer nesneleri aramaya başladık.”

Ekip, 2022’nin Temmuz ve Eylül ayları arasında MWA teleskopunu kullanarak gökyüzünü taradı. Çok geçmeden aradıkları gökcismini GPM J1839−10’da buldular ki ilk nesneden beş kat daha uzun, beş dakikaya kadar süren enerji patlamaları yayıyordu

Gökbilimciler yeni tip yıldız nesnesi buluyor

Magnetar, Murchison Widefield Array (MWA) radyo teleskopu tarafından keşfedildi ve dünyanın dört bir yanından bir dizi başka tesis, keşfi doğrulamak ve nesneyi incelemek için bir araya geldi.

Keşfi doğrulamak ve nesnenin benzersiz özellikleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için diğer teleskoplar devreye sokuldu. Bunlar arasında Avustralya’daki üç CSIRO radyo teleskopu, Güney Afrika’daki MeerKAT radyo teleskopu, Grantecan (GTC) 10m teleskopu ve XMM-Newton uzay teleskopu da vardı.

GPM J1839−10 tüm bilgisiyle donanmış ekip, dünyanın önde gelen radyo teleskoplarının gözlemsel arşivlerini de araştırmaya başladı. Dr. Hurley-Walker, “Nesne, Dev Metrik Dalgaboyu Radyo Teleskopu (GMRT) tarafından yapılan gözlemlerde ortaya çıktı ve Çok Büyük Dizinin (VLA) 1988 yılına kadar uzanan gözlemlerinde de vardı.”

“Bu benim için inanılmaz bir andı. Teleskoplarımız bu nesneden gelen titreşimleri ilk kez kaydettiğinde beş yaşındaydım ama kimse bunu fark etmemiş ve nesne 33 yıl boyunca verilerin içinde saklı kalmış. Kaçırmışlar çünkü buna benzer bir şey bulmayı beklemiyorlardı” dedi.

Tüm magnetarlar radyo dalgaları üretmezler. Bazıları, bir yıldızın manyetik alanının yüksek enerjili emisyonlar üretemeyecek kadar zayıfladığı kritik bir eşik olan “ölüm çizgisinin” altında bulunur.

Gökbilimciler yeni tip yıldız nesnesi buluyor

Scutum Takımyıldızı’nda Dünya’dan 15 bin ışık yılı uzaklıkta, ultra uzun dönemli magnetarı gözlemleyen Murchison Widefield Array radyo teleskobunun bir sanatçı izlenimi.

Hurley-Walker, “Keşfettiğimiz nesne, radyo dalgaları üretemeyecek kadar yavaş, ölüm çizgisinin altında dönüyor. Bir magnetar olduğunu varsayarsak, bu nesnenin radyo dalgaları üretmesi mümkün olmamalı.”

Ama biz onları görüyoruz ve sadece küçük bir radyo emisyonundan bahsetmiyoruz. Her 22 dakikada bir, 5 dakikalık radyo enerjisi gönderiyor ve bunu en az 33 yıldır yapıyor. Bunun arkasında hangi mekanizma varsa olağanüstü” dedi.

Keşfin, nötron yıldızlarının fiziğini ve manyetik alanların aşırı ortamlardaki davranışını anlamamız için önemli etkisi olduğu görülüyor. Aynı zamanda magnetarların oluşumu ve evrimi hakkında yeni sorular ortaya çıkarıyor ve hızlı radyo patlamaları gibi gizemli fenomenlerin kökenine ışık tutabilecek gibi.

Araştırma grubu, özellikleri ve davranışları hakkında daha fazla bilgi edinmek için magnetarlar üzerinde daha fazla gözlem yapmayı planlıyor. Ayrıca, gerçekten ultra uzun dönemli magnetarlar mı yoksa daha da olağanüstü bir şey mi olduklarını belirlemek için gelecekte bu esrarengiz nesnelerden daha fazlasını keşfetmeyi umuyorlar.

Karanlık Maddesi Olmayan Galaksi Bulundu…

0
Karanlık Maddesi Olmayan Galaksi Bulundu…

        Karanlık madde içermeyen galaksi

Karanlık madde içermeyen galaksi bulmacası
Ağırlık ölçeğinde en ağır plakayı işgal eden, bir karanlık madde halesi ile sarılmış geleneksel bir gökada (ESO 325-G004) ile kütle dağılımı çalışmasının karanlık maddenin yokluğunu ortaya koyduğu gökada NGC 1277 (solda) arasındaki karşılaştırma.

La Laguna Üniversitesi’nden (ULL) Sebastién Comerón liderliğindeki araştırma grubu, NGC 1277 galaksisinin karanlık madde içermediğini keşfetti. Bu, büyük bir galaksinin (Samanyolu’nun birkaç katı kütleye sahip) evrenin bu görünmez bileşenine dair kanıt göstermediği ilk keşiftir.

Comerón, “Bu sonuç, karanlık maddeyi içeren, şu anda kabul edilen kozmolojik modellere uymuyor” dedi. Mevcut standart kozmoloji modelinde, büyük galaksiler, normal madde ile aynı şekilde etkileşime girmeyen bir tür madde olan önemli miktarlarda karanlık madde içerirler; Varlığının tek kanıtı, yıldızlara ve yakındaki gaza uyguladığı güçlü çekim kuvvetidir ve bu etkileşim gözlemlenebilir.

NGC 1277, komşularıyla hiçbir etkileşimi olmayan bir galaksi anlamına gelen bir “kalıntı gökada” prototipi olarak kabul edilir. Bu tür galaksiler çok nadirdir ve evrenin ilk günlerinde oluşan dev galaksilerin kalıntıları olarak kabul edilirler.

Comerón, “ilk gökadaların nasıl oluştuğunu anlamamıza yardımcı olan kalıntı gökadaların önemi, NGC 1277’yi entegre bir alan spektrografı ile gözlemlemeye karar vermemizin nedeniydi. Spektrumlardan, galaksi içindeki kütle dağılımını yaklaşık 20 bin ışık yılı yarıçapına kadar çözmemizi sağlayan haritalar yaptık” diyor.

NGC 1277 - Wikipedia

                                            NGC 1277 Galaksisi

Ekip, NGC 1277’deki kütle dağılımının sadece yıldızların dağılımı olduğunu keşfetti ve bundan, gözlemlenen yarıçap içinde karanlık maddenin %5’inden fazlasının bulunamayacağı sonucuna vardılar ve gözlemler bu bileşenin tamamen yokluğuyla tutarlıydı.

Bununla birlikte, mevcut kozmolojik modeller, NGC 1277 kütlesine sahip bir galaksinin kütlesinin minimum %10’unun, maksimum %70’inin bu formda olmak üzere karanlık madde olması gerektiğini öngörür. Araştırma grubundan astrofizikçi Ignacio Trujillo, “Gözlemler ile beklediğimiz arasındaki bu tutarsızlık bir bulmaca ve hatta standart model için bir meydan okumadır” diyor.

Grubun bir diğer araştırmacısı Anna Ferré-Mateu, GC 1277’deki karanlık madde eksikliğine ilişkin iki olası açıklama yapıyor. “Birincisi, bu gökadanın yer aldığı gökada kümesi içindeki çevredeki ortamla kütle çekimsel etkileşimin karanlık maddeyi ortaya çıkarmış olması, ikinci ise, galaksi, kalıntı galaksiye yol açan protogalaktik (galaksiye dönüşebilen gaz bulutu) parçaların birleşmesiyle oluştuğunda, karanlık maddenin sistemden atılmasıdır” diyor.

Araştırmacılar için bu açıklamaların hiçbiri tam olarak tatmin edici değil, “dolayısıyla büyük bir galaksinin karanlık madde olmadan nasıl oluşabileceği muammalı bir bilmece olmaya devam ediyor” diye ısrar ediyor Comerón.

William Herschel Telescope

                                    William Herschel Teleskopu

Gizemi araştırmaya devam etmek için ekip, La Palma’nın Kanarya Adası’ndaki Roque de los Muchachos Gözlemevi’ndeki William Herschel Teleskopu (WHT) üzerindeki WEAVE aletiyle yeni gözlemler yapmayı planlıyor.

NGC 1277’nin karanlık maddeye sahip olmadığı şeklindeki bu sonuç doğrulanırsa, karanlık madde için alternatif modellere, yani kütle çekim kuvvetinin değiştirildiği ve galaksilerdeki çekimin büyük kısmının büyük ölçeklerde çekim kanunundaki küçük bir değişiklikten kaynaklandığına dair teoriler üzerinde güçlü şüpheler uyandıracaktır.

Trujillo, “Belirli bir galaksideki karanlık madde kaybolabilse de, değiştirilmiş bir kütle çekim yasası evrensel olmalı, istisnaları olamaz, bu nedenle karanlık maddesiz bir galaksi, karanlık maddeye bu tür bir alternatifi çürütüyor” diyor.