Ana Sayfa Blog Sayfa 26

James Webb Uzay Teleskopu Birinci Yaşını Kutlarken…

0
James Webb Uzay Teleskopu Birinci Yaşını Kutlarken…

James Webb Uzay Teleskobu (JWST) İlk Yaş Gününü Güneş Benzeri Yıldızların Doğuşunu Yakın Çekimle Kutluyor

JWST’den birinci yaş gününde alınan görüntü, yıldız doğumunu daha önce hiç görülmemiş bir şekilde ayrıntılı gösteriyor. Konu, Dünya’ya en yakın yıldız oluşum bölgesi olan Rho Ophiuchi bulut kompleksi. Nispeten küçük, sessiz bir yıldız doğumevi. Genç yıldızlardan fışkıran jetler çevredeki yıldızlararası gazı etkileyerek kırmızıyla gösterilen moleküler hidrojeni aydınlatıyor. Bazı yıldızlar, geleceğin gezegen sistemlerinin oluşumu olan bir yıldız ötesi diskin belirgin gölgesini sergiliyor.

JWST, güneş sisteminden, kozmik arka bahçemizden, zamanın şafağındaki uzak galaksilere kadar, bilimsel işlevinin ilk yılında evreni, daha önce hiç olmadığı gibi ortaya çıkarma vaadini yerine getirmiş gözüküyor. Başarılı bir ilk yılı kutlamak için JWST’nin Rho Ophiuchi bulut kompleksinde yıldız oluşturan küçük bir bölgenin görüntüsü yayınlandı.

NASA Yöneticisi Bill Nelson, “Sadece bir yıl içinde, JWST, ilk kez toz bulutlarına bakıp evrenin uzak köşelerinden gelen ışığı görerek insanlığın evrene bakış açısını değiştirdi. Her yeni görüntü, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarını bir zamanlar asla hayal bile edemeyecekleri soruları sormaya ve yanıtlamaya teşvik eden yeni bir keşiftir.”

“JWST, aynı zamanda mümkün olduğu bilinenin sınırlarını zorlamak için ‘yapabilirim’ ruhunu paylaşan uluslararası ortaklarıyla gerçekleşen bilimsel bir başarıdır. Binlerce mühendis, bilim insanı hayatlarının tutkusunu bu göreve adamış, onların çabaları, evrenin kökenleri ve bizim evrendeki yerimiz hakkındaki anlayışımızı geliştirmeye devam edecektir” dedi.

James Webb Uzay Teleskobu, yıldönümü için Rho Ophiuchi’nin nefes kesen görüntüsünü sunuyor.

Yayınlanan yeni JWST görüntüsü, bize en yakın yıldız oluşum bölgesini gösteriyor. 390 ışık yılı uzaklığında, ön planda araya giren yıldızlar olmadan son derece ayrıntılı bir yakın çekim fotoğrafı sağlanmış.

NASA Bilim Misyonundan Nicola Fox, “Birinci yıldönümünde, JWST, evrenin gizlerini ortaya çıkarma vaadini yerine getirdi ve insanlığa onlarca yıl sürecek nefes kesici görüntü ve bilim hazinesi hediye etti.”

“Dünyanın önde gelen bilim insanları ve mühendisleri tarafından inşa edilmiş bir mühendislik harikası olan JWST, bize galaksiler, yıldızlar ve gezegenlerin atmosferleri ve ayrıca yaşanabilir dünyalar arayışı hakkında her zamankinden daha karmaşık bir anlayış, yeni bir bilimsel keşif çağı kazandırdı” dedi.

JWST’nin görüntüsü, tümü kütle olarak Güneş benzeri veya daha küçük olan yaklaşık 50 genç yıldız içeren bir bölgeyi gösteriyor. En karanlık alanlar, kalın toz kozalarının hala oluşan önyıldızları (protostar) oluşturduğu en yoğun yerlerdir. Kırmızı ile temsil edilen iki kutuplu büyük moleküler hidrojen jetleri, üst üçte birlik kısımda yatay ve sağda dikey olarak görünen görüntüye hakimdir.

Rho Ophiuchi: A Brilliantly Colored Interstellar Cloud (Photo) | Space

Rho Ophiuchi: Parlak Renklere Sahip Bir Yıldızlararası Bulutsu. 

Bunlar, bir yıldızın kozmik tozdan oluşan doğum zarfını ilk kez patlatıp, kollarını dünyaya ilk kez uzatan yeni doğmuş bir bebek gibi bir çift zıt jeti uzaya fırlatmasıyla meydana gelir. JWST’nin Rho Ophiuchi görüntüsü, yıldız yaşam döngüsünde çok kısa bir döneme yeni bir netlikle tanık olmamızı sağlıyor.

JWST proje bilimcisi Klaus Pontoppidan, “Güneşimiz uzun zaman önce buna benzer bir aşama yaşadı ve şimdi başka bir yıldızın hikayesinin başlangıcını görecek teknolojiye sahibiz” dedi.

Samanyolu’nun Merkezindeki Kara Delik İki Asır Önce Parlamış…

0
Samanyolu’nun Merkezindeki Kara Delik İki Asır Önce Parlamış…

SAMANYOLU’NUN MERKEZİ KARA DELİĞİ İKİ YÜZYIL ÖNCE PARLADI

Bilim insanları, galaksimizin süper kütleli kara deliği tarafından salınan 200 yıllık bir parlama nedeniyle bugün ışıldayan bir moleküler bulutun parladığını söylüyor.

Galaktik merkezin etiketli görüntüsü, özellikle sol altta Sgr A* ve sağ üstte aydınlattığı moleküler bulut
Alttaki görüntü IXPE’nin polarizasyon sinyalini (turuncu) ve Chandra X-ışın Gözlemevi’nin doğrudan X-ışını ışığını (mavi) birleştiriyor. Üstte Samanyolu’nun merkezinin Chandra tarafından elde edilen daha geniş bir görüntüsü. Gökbilimciler, X-ışını parlak bulutunu çevreleyen, ancak yakınlardaki ilgisiz X-ışını kaynağını hariç tutan bir bölgeyi analiz ettiler.

Samanyolu’nun Sagittarius A* (Yay, Sgr A*) olarak da bilinen merkezi süper kütleli kara deliği oldukça mütevazidir. Evren boyunca görülebilen parlak galaktik fenerler olan daha parlak merkezlerin bazılarının aksine, Yay A* sönük ve sessizdir.

Ancak, her zaman böyle olmamıştır. Yeni bir araştırmaya göre, Yay A* iki yüzyıl önce alevlenmiş. Yay A*’nın bugünkü değerinden en az bir milyon kat daha parlak olduğu patlamanın yankısı bugün hala görülebiliyor.

AYDINLATILMIŞ BULUTLAR

1990’larda gökbilimciler yeni X-ışını teleskoplarını galaksimizin merkezine doğrulttular. Sgr A*’nın sönük olduğunu buldular, ancak çevresinde genellikle X-ışınları yaymayan gaz ve tozdan oluşan parlak moleküler bulutlar vardı.

Yeni çalışmayı yöneten Strasbourg Üniversitesi’nden Frédéric Marin, “Hipotezlerden biri, bulutların kendiliğinden parlamadığı, ancak başka bir kaynaktan gelen ışığı yansıttığıydı, bu çok çok daha parlaktı” diyor.

19,300+ Sagittarius Stock Photos, Pictures & Royalty-Free Images - iStock | Sagittarius zodiac, Sagittarius constellation, Sagittarius sign

Parlak yıldızlara sahip olan Yay takımyıldızı gökyüzünde fark etmesi en kolay burçlardan biridir. Çaydanlığı andıran bir biçim oluşturur. Tabii evvelden çaydanlık olmadığından eski insanlar bir okçu figürü şeklinde görmüşlerdir.

Tahminlere göre yansıyan ışık polarize edilmelidir; yani yaydığı dalgalar tercih edilen bir yönde titreşmelidir. Ancak onlarca yıldır, bu tür bir gözlem, X-ışını uyduları için erişilemezdi.

Son zamanlarda gökbilimciler, X-ışını ışığının polarizasyonunu gözlemlemek için uzman bir uydu olan Imaging X-ray Polarimetry Explorer (IXPE) ile nihayet galaktik merkezi gözlemleyebildiler.

Marin, “Galaktik merkez olduğunu bulduk. kutuplaşmış (polarize) değil, ama bulutların kendisi yani gerçekten de başka bir şeyden ışık saçıyorlar” dedi.

PARLAK PARLAMA

Parlayan moleküler bulutların keşfinden bu yana, Sgr A* ışık kaynağı olarak baş şüpheli olmuştur. Yeni çalışma, sinyalin aydınlatıcı ışığın yönüne bağlı olduğu gözlenen polarizasyonun gerçekten de Sgr A*’yı işaret ettiğini iddia ediyor.

Ancak Grenoble Alpes Üniversitesi’nden Maïca Clavel, kutuplaşma verilerinin mevcut kalitesinin böyle bir iddiada bulunmamıza pek izin vermediğini söylerken yine de, Yay A*’nın gerçekten de astronomların aradığı kaynak olduğundan emin. Clavel, “1990’lardan beri toplanan tüm gözlemlere göre, geriye kalan tek aday o” diyor.

Bir kara delik Animasyonu. 

Süper kütleli kara delikler kendi kendilerine parlamaz, ancak kara deliğin aşırı çekim etkisiyle parçalanan yakındaki yıldızlar, göktaşları veya gaz bulutları parlar. Malzeme kara deliğin etrafında dönerken ısınır ve elektromanyetik spektrum boyunca ışık yayar.

Ekip, ölçülen kutuplaşmadan (polarizasyon) tahmin edilen kara delik ile bulutlar arasındaki mesafeye dayanarak Yay A*’nın yaklaşık 200 yıl önce parladığını buldu. Önceki çalışmalar, sözde parlamanın 1,6 yıldan az sürdüğünü bulmuştu.

Ne kadar parladığı sadece kaynağına değil, süresine de bağlıdır: Bir yıllık bir parlama, aynı etkideki bir saatlik parlamadan çok daha sönük olacaktır. En ihtiyatlı tahmine göre, Yay A* bugünkü değerine kıyasla en az bir milyon kat  daha fazla parlamıştır. Yayılan ışık, merkezlerinde aktif olarak kara delikler besleyen özel bir gökada sınıfı olan Seyfert gökadalarında gözlemlenenle karşılaştırılabilir.

Sagittarius A: First ever image of a black hole revealed

Yay A* takım yıldızı doğrultusunda bir kara delik olduğunun ilk görüntüsü.

Ekip, parçalanan nesnenin doğası da dahil olmak üzere geçmiş olay hakkında daha fazla bilgi edinmeyi umarak bulutu yeniden gözlemlemek için IXPE’yi kullanmayı planlıyor.

Clavel, daha fazla sinyalin bulut boyunca polarizasyon özelliklerinde önemli bir değişiklik olup olmadığını da gösterebileceğine dikkat çekiyor. Belki de ekip, Yay A*’nın kısa bir süre içinde birden fazla işaret fişeği püskürttüğünü görebilir.

Yakındaki galaksilerin sadece yaklaşık %10’u aktif merkezi karadeliklere sahiptir. Karadelikler zamanlarının çoğunu hareketsiz (beslenmeden) bir durumda geçirir gibi görünse de, yoğun faaliyet aşamaları ev sahibi galaksilerin evrimini derinden etkiler. Bu nedenle, Yay A*’daki son parlama, karadelik aktivitesi ve onun yakın çevresi üzerindeki etkileri hakkında benzersiz bir iç görü sağlıyor.

Öklid Uzay Teleskopu Karanlık Evreni Araştıracak…

0
Öklid Uzay Teleskopu Karanlık Evreni Araştıracak…

Karanlık Evren Bekliyor. Öklid Teleskopu Neleri Ortaya Çıkaracak?

1 Temmuz 2023’de başlatılan Avrupa Uzay Ajansı (ESA) misyonu, uzay ve zamanı kapsayan kozmik bir harita oluşturmak için milyarlarca galaksiyi yakalayacak.

Öklid Teleskopu, Evrenin Haritasını Çıkarma Görevine Başladı

ESA, Öklid uzay aracını bir SpaceX Falcon 9 roketiyle Cape Canaveral, Florida’dan fırlattı. Teleskop, önümüzdeki altı yıl içinde milyarlarca galaksiyi kaydetme görevinde.

Öklid Teleskopu, Evrenin Karanlık Madde ve Enerjisini Araştırmak İçin Uzaya Fırlatıldı

Öklid uzay aracı geçtiğimiz cumartesi günü, evrenimizin tarihini 10 milyar yıl öncesine kadar götürme göreviyle uzaya fırlatıldı.

ESA tarafından inşa edilen uzay teleskopu, önümüzdeki altı yıl boyunca galaksi dışı gökyüzünün üçte birinden fazlasını kaydedecek ve bugüne kadarki en doğru üç boyutlu evren haritasını oluşturacak.

Araştırmacılar, evrenimizin yüzde 95’ini oluşturan gizemli şey, karanlık madde ve karanlık enerjinin uzay ve zamana baktığımızda gördüklerimizi nasıl etkilediğini keşfetmek için Öklid’in haritasını kullanmayı planlıyor.

Jet Tahrik Laboratuvarı’ndan (JPL) Öklid ekibinin lideri fizikçi Jason Rhodes, “Öklid, kozmoloji tarihinde gerçekten ilginç bir zamanda denk geliyor. Öklid’in henüz ortaya çıkan soruları yanıtlamakta harika olacağı bir zamana giriyoruz. Ve Öklid’in aklımıza bile gelmeyen soruları yanıtlamak için harika olacağına eminim” dedi.

Uzay aracı, kalkıştan yaklaşık dokuz dakika sonra Dünya etrafında sabit bir yörüngeye girdi. Yaklaşık 40 dakika sonra teleskop ikinci aşamadan ayrıldı ve uzayda bilimsel yolculuğunun başlayacağı bir noktaya doğru seyahate başladı.

Bilim insanları Öklid’i ekstra galaktik gökyüzünün geniş alanlarını tek seferde taramak için kullanacak. Öklid, kaydettiği bölgelerden daha da geriye uzanarak evrenin yapısını ve Büyük Patlamadan yaklaşık bir milyar yıl sonrasını kurgulayacak.

Öklid görevinde teorik evrenbilimci (kozmolog) olan Guadalupe Cañas Herrera, “İnanılmaz. Çok duygusalım ama aynı zamanda uzayda gerçekten bir teleskopa sahip olabilmemiz için bugüne kadar yapılan her şey için son derece müteşekkirim” dedi.

Uzay teleskobunun hedeflerinden biri, kozmosun ışığı yaymayan, soğurmayan veya yansıtmayan görünmez yapıştırıcısı olan karanlık madde. Karanlık madde, fizikçilerin çabalarına rağmen şimdiye kadar doğrudan tespit edilemedi, ancak galaksilerin hareket yolu üzerindeki çekim etkisinden dolayı var olduğu biliniyor.

Yan tarafında bir güneş paneli bulunan beyaz bir silindir şeklindeki Öklid uzay aracı, bir test odasında oturuyor. Etrafında mavi beyaz önlükler içinde duran birkaç tesis çalışanı.
Öklid uzay aracı, Şubat ayında Fransa’nın Cannes kentindeki Thales Alenia Merkezinde. 

Öte yandan karanlık enerji, galaksileri birbirinden uzaklaştıran çok daha gizemli bir güçtür. Hızla genişleyen evrende Öklid’in kozmos haritaları, zayıf kütle çekimsel mercekleme olarak bilinen bir etki olan, arkasındaki galaksilerden gelen ışığı nasıl saptırdığına bağlı olarak karanlık maddenin uzay-zaman boyunca nasıl dağıldığını ortaya çıkaracak.

CERN’den parçacık fizikçisi Clara Nellist, “Aynı şeyi farklı açılardan arıyoruz. Dünya tabanlı deneylerdeki araştırmacılar, detektörleriyle karanlık madde parçacıklarının izlerini arıyor. Evrenimizde nasıl dağıldığına dair topladığımız herhangi bir bilgi, onu çarpışmalarımızda daha odaklı bir şekilde aramamıza yardımcı oluyor” dedi.

ESA’dan evrenbilimci Xavier Dupac, “Bu enerjinin sabit olmadığını, ancak zamanla değişen bir şey olduğunu öğrenirsek, o zaman devrim niteliğinde olur. Çünkü temel fizik hakkında bilinenleri alt üst eder. Böyle bir keşif, sürekli genişleyen evrenimiz gibi görünen şeyin nihai kaderine bile ışık tutabilir” dedi.

Öklid uzay teleskobundaki diğer makinelerin içine büyük bir teleskop aynası monte edilmiştir.
Öklid uzay teleskopu, 4.5 m uzunluğunda, 3.1 m çapında ve 2160 kg ağırlığında ve uzayın derinliklerine bakmaya hazır.

Öklid, bir seferde iki dolunay büyüklüğünde bir gökyüzünü fotoğraflayabilen 600 mega piksel çözünürlüklü kameradan oluşan bir görüntüleyiciye sahip. Bilim insanları bu aletle galaksilerin şekillerinin önlerindeki karanlık madde tarafından nasıl bozulduğunu öğrenebilecekler.

Aynı zamanda, hem görünmeyen dalga boylarında galaksileri kaydetmek hem de uzak kozmostan evrenin genişlemesinden kaynaklanan ışıkta dalga boyu uzatma etkisi olan kırmızıya kaymalarını ölçmek için kullanılacak bir yakın kızılötesi spektrometre ve fotometreye sahip.

Paris Astrofizik Enstitüsü’nden gökbilimci Dr. Yannick Mellier, “ana bilim hedeflerinin ötesinde, Öklid’in Hubble Uzay Teleskopuna (HST) rakip bir görüntü kalitesiyle 12 milyar galaksinin benzersiz bir gökyüzü araştırması yaratacağını, on yıllar boyunca astronominin tüm alanları için bir altın madeni olacağını” söyledi.

Uzak Bir Galakside Karmaşık Organik Moleküller Keşfedildi…

0
Uzak Bir Galakside Karmaşık Organik Moleküller Keşfedildi…

JWST, 12 Milyar Işık yılı Uzaklıktaki Bir Galakside Karmaşık Organik Moleküller Keşfetti

Karmaşık Organik Moleküller Galaksisi

JWST’i kullanan gökbilimciler, burada gösterildiği gibi uzak galakside dumana veya sise benzer karmaşık organik moleküllerin kanıtlarını keşfetti. 12 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan galaksi ondan sadece üç milyar ışık yılı uzaklıktaki ikinci bir galaksiyle neredeyse mükemmel bir şekilde aynı hizaya geliyor. Bu renklendirilmiş görüntüde, ön plandaki gökada mavi, arka plandaki gökada ise kırmızı renkte gösterilmiştir. Organik moleküller turuncu renkle vurgulanmıştır.

JWST, uzak gökadadaki karmaşık organik moleküllerin keşfedilmesini kolaylaştırarak, bu moleküllerin bilinen en uzak yerlerini belirledi ve erken evren kimyasına ilişkin önemli içgörüler sağladı.

Araştırmacılar, Dünya’dan 12 milyar ışık yılı uzaklıkta bir galakside karmaşık organik moleküller tespit ettiler (bu moleküllerin şu anda var olduğu bilinen en uzak galaksi).

JWST’in yetenekleri ve araştırma ekibinin dikkatli analizleri sayesinde bu çalışmanın, erken evrendeki ilk gökadalarda meydana gelen karmaşık kimyasal etkileşimlere eleştirel bir bakış açısı kazandıracağı düşünülüyor.

Illinois Üniversitesi’nden astrofizikçi Prof. Dr. Joaquin Vieira ve ekibi, galaksideki büyük toz taneciklerinin ürettiği kızılötesi sinyalleri ayırt etmek için Teksas Üniversitesi’ndeki araştırmacılarla işbirliği yaptı.

Vieira, “Bu projeye, ben lisansüstü okuldayken, tespit edilmesi zor, çok uzak gökadaları incelerken başladık. Toz tanecikleri, evrende üretilen yıldız radyasyonunun yaklaşık yarısını emer ve yeniden yayarak, uzak nesnelerden gelen kızılötesi ışığı yer tabanlı teleskoplarla son derece zayıf veya tespit edilemez hale getirir” dedi.

Einstein Ring Webb İnfografik

JWST’in gözlemlediği galaksi, Dünya’ya bakış açımızdan iki galaksi neredeyse mükemmel bir şekilde hizalandığında ortaya çıkan, merceklenme olarak bilinen bir fenomenin neden olduğu bir Einstein halkasını gösteriyor. Ön plandaki gökadadan gelen çekim gücü, arka plandaki gökadadan gelen ışığın bozulmasına ve büyümesine neden olur. Böylece mercekleme, gökbilimcilerin çok uzak galaksileri mümkün olandan daha ayrıntılı bir şekilde incelemelerine olanak tanır.

Vieira, “Kütle çekimsel mercekleme sonucu oluşan büyütme, iki gökada Dünya’dan bakışımıza göre neredeyse mükemmel bir şekilde hizalandığında arkadaki gökadadan gelen ışık, öndeki gökada tarafından çarpıtılıp büyütülerek Einstein halkası olarak bilinen halka benzeri bir şekle geldiğinde gerçekleşiyor” dedi.

Ekip JWST’yi SPT0418-47’ye odakladı. Bu galaksi, Güney Kutbu Teleskopu kullanılarak keşfedilen ve daha önce kütle çekimsel mercekleme ile yaklaşık 30 ila 35 kat büyütülmüş, tozla gizlenmiş bir gökada olarak tanımlanan nesnedir.

Araştırmacılar, SPT0418-47’nin Dünya’dan 12 milyar ışık yılı uzaklıkta olduğunu ve evrenin 1,5 milyar yaşından küçük olduğu bir zamana, başka bir deyişle şu anki yaşının yaklaşık %10’una karşılık geldiğini söyledi.

Vieira, “Kütle çekimsel mercekleme ve JWST’nin birleşik gücüne erişmeden önce, gerçek arka plan gökadasını tüm tozun içinden ne görebildik ne de uzamsal olarak çözebildik” dedi.

Lily Kettler, Joaquin Vieira ve Kedar Phadke

Ekipten Lily Kettler solda, prof. Joaquin Vieira ve öğrencisi Kedar Phadke, Dünya’dan 12 milyar ışık yılı uzaklıkta bir galakside karmaşık organik moleküller tespit eden uluslararası bir ekibin parçası (bu moleküllerin var olduğu bilinen şu andaki en uzak galaksi).

JWST’den alınan spektroskopik veriler, SPT0418-47’deki gizlenmiş yıldızlararası gazın ağır elementler açısından zengin olduğunu ve bu da nesiller boyu yıldızların çoktan yaşadığını ve öldüğünü gösteriyor. Araştırmacıların tespit ettiği spesifik bileşik, polisiklik aromatik hidrokarbon veya PAH adı verilen bir molekül türüydü.

Dünya’da bu moleküller, yanmalı motorların egzoz gazında veya orman yangınlarının ürettiği içerikte bulunabilir. Araştırmacılar, karbon zincirlerinden oluşan bu organik moleküllerin, yaşamın en erken biçimleri için temel yapı taşları olarak kabul edildiğini söyledi.

Phadke, “Bu araştırmanın şu anda bize söylediği küçük toz taneciklerinin bulunduğu tüm bölgeleri (JWST’den önce asla göremediğimiz bölgeleri) görebildiğimizdir. Yeni spektroskopik veriler, galaksinin atomik ve moleküler bileşimini gözlemlememizi sağlayarak galaksilerin oluşumu, yaşam döngüleri ve nasıl geliştikleri hakkında çok önemli bilgiler sağlıyor” dedi.

Vieira ise, “Bunu beklemiyorduk. Bu karmaşık organik molekülleri bu kadar geniş bir mesafeden tespit etmek, gelecekteki gözlemler açısından oyunun kurallarını değiştiriyor. Bu çalışma sadece ilk adım ve şimdi onu nasıl kullanacağımızı ve yeteneklerini öğreniyoruz. Bunun nasıl sonuçlanacağını görmek için çok heyecanlıyız” dedi.

Bir Yılda Dünyaya Düşen Güneş Işığının Dansı…

0
Bir Yılda Dünyaya Düşen Güneş Işığının Dansı…

Bu harika videoda bir gündönümünden  diğerine değişen güneş ışığının dansını izliyoruz

Muhteşem yeni bir video, Dünya’nın eğiminin yıl boyunca nasıl değiştiğini gösterirken gezegenimizin güneşin yörüngesindeki dönüşüyle günlerin kuzeyden güneye doğru uzamasına ve kısalmasına neden olduğunu gösteriyor.

Gezegenimiz 21 Haziran 14:57 GMT’de yaz gündönümü anına ulaştığı için Kuzey Yarıküre yılın en uzun gününü yaşar.

Yaz gündönümü, Kuzey Yarıkürenin güneşe doğru en çok eğildiği andır, bu nedenle gün boyunca maksimum miktarda güneş ışığı alır. Bu durum, yaz mevsiminin zirveye ulaştığı ekvatorun kuzeyi, yani gezegenin yarısı için günün en uzun olduğu anlamına gelir.

Gezegen güneşin yörüngesinde dönerken Dünya’nın eğiminin mevsimleri nasıl etkilediğini gösteren bir çizim.

Ancak Kuzey Yarıküre güneşin tadını çıkarırken, Güney Yarıkürede kış doruğa ulaştığı için bu karanlık günlerde güneş ışığı güçlükle ilerler. 22 Hazirandan itibaren Güney Yarıkürede gündüzler uzamaya, Kuzey Yarıkürede ise kısalmaya başlar.

İngiltere Ulusal Dünya Gözlem Merkezi’nden Simon Proud tarafından hazırlanan yukarıdaki video, yıl boyunca hareket eden, gece ve gündüz arasında sınır olan terminatör çizgisini (gece ve gündüzü ayıran çizgi) gösteriyor.

Proud, “hava durumu uydu verilerini kullanarak elde edilen bu video, güneşin yıl boyunca nasıl hareket ettiğini gösteriyor: Geçen yıl boyunca her gün sabah 6’da çekilmiş 365 fotoğraf kullanılarak yapıldı” diyor.

Güneş gerçekte gökyüzünde hareket etmez. Görünür hareketi, Dünya’nın eksenleri etrafındaki dönüşünden kaynaklanır, bu da güneşin gökyüzünde çizdiği yayın günden güne değiştiği, Aralık’taki kış gündönümünden Haziran’daki yaz gündönümüne kadar Kuzey Yarıkürede daha da büyüdüğü anlamına gelir.

Video, 36 bin km yükseklikteki bir yörüngeden gezegenimizi gözlemleyen Avrupa hava uydusu Meteosat tarafından çekilmiş bir dizi görüntüden elde edilmiştir. Dünya şimdi Eylül’de gerçekleşecek ve her iki yarıkürenin de o günde eşit miktarda güneş ışığı alacağı sonbahar ekinoksuna doğru hareketine başlıyor.

Güneş Fiziğinin Asırlık Problemi Çözülüyor mu?

0
Güneş Fiziğinin Asırlık Problemi Çözülüyor mu?

Koronanın milyon derecelik sıcaklığının sırrı Güneşin en soğuk bölgesinde saklı

Güneşin en soğuk bölgesi, milyon derecelik koronayı ısıtmanın sırrını saklıyor, çalışma bulguları
Güneşin koronal plazmasının ekstrem ultraviyole emisyonunda milyonlarca derecede sıcaklığındaki görüntüsü.

Güneş yüzeyinin yaklaşık 5 bin km yukarısında güneş fizikçileri için asırlık bir soru yatar. Yıldızın üst atmosferindeki (taç küre, korona) sıcaklıklar güneşin görünür yüzeyindeki sıcaklıklardan nasıl yüzlerce kat daha fazla olabilir?

Bilim insanlarından oluşan uluslararası bir ekip, genellikle güneşin ‘koronal ısınma problemi’ olarak adlandırılan soruya, Big Bear Güneş Gözlemevi’ndeki (BBSO) 1,6 m’lik Goode Güneş Teleskopu (GST) ile elde edilen yeni gözlemsel verilerle yeni bir yanıt buldular.

Araştırmacılar, güneş atmosferini geçebilen ve korona içinde milyon derecelik sıcaklıkları koruyabilen, güneş üzerindeki nispeten soğuk, karanlık ve güçlü bir şekilde manyetize edilmiş bir plazma bölgesinden gelen yoğun bir dalga enerjisi keşfettiklerini açıkladılar. İddia ettiklerine göre bu bulgu, Dünya’nın en yakın yıldızıyla ilgili bir dizi gizemi çözmenin en son anahtarı.

Güneş lekesindeki enine hareketin yüksek çözünürlüklü gözlemlerini gösteren bir video.

New Jersey Teknoloji Enstitüsü’nden (NJIT) astrofizikçi Prof. Dr. Wenda Cao, “Koronal ısınma sorunu, güneş fiziği araştırmalarındaki en büyük gizemlerden biridir. Yaklaşık bir asırdır devam edegeliyor” dedi.

“Ayrıca bu çalışma ile, güneş atmosferindeki enerji taşımacılığı, dağılımı ve uzay havasının doğası hakkındaki birçok kafa karıştırıcı soruyu çözmenin anahtarı olabilecek bu soruna yeni cevaplarımız var” diye sözlerine ekledi.

Yuan Ding liderliğindeki ekip, GST’nin benzersiz görüntüleme yeteneklerini kullanarak başlangıçta güneş lekesi gölgesi olarak adlandırılan, güneşin en karanlık ve en soğuk bölgesindeki enine salınımları yakalamayı başardı.

Güneşteki leke bölgeleri yıldızın güçlü manyetik alanından doğan termal iletimi bastırır. Sonuçta daha sıcak iç kısımdan, sıcaklığın kabaca 5 bin dereceye ulaştığı görünür yüzeye (fotosfer) gelebilecek enerji akışı engellendiği için bu tür karanlık  leke bölgeleri oluşabilir.

Araştırma grubu 14 Temmuz 2015’te BBSO’nun GST’si tarafından kaydedilen aktif bir güneş lekesinde tespit edilen çok sayıda karanlık özellikle ilgili aktiviteleri ölçtü.

Fibril flowers on the Sun's surface › News in Science (ABC Science)

Güneşin yüzey bölgesinde bulunan liflerden bir görüntü.

BBSO’den Prof. Dr. Vasyl Yurchyshyn, “Lifler (iplikcik, fibril), tipik olarak 5 yüz ila bin km yüksekliğe ve yaklaşık yüz km genişliğe sahip koni biçimli yapılar olarak görünüyor. Ömürleri iki ila üç dakika arasında değişiyor ve gölgenin en karanlık kısımlarında, manyetik alanların en güçlü olduğu yerde aynı yerde yeniden ortaya çıkma eğilimindeler” dedi.

Cao, “Bu karanlık dinamik lifler, güneş lekesi gölgesinde uzun süredir gözlemleniyordu, ancak ekibimiz ilk kez hızlı dalgaların tezahürü olan yanal salınımlarını tespit edebildi” dedi ve şöyle devam etti.

“Güçlü bir şekilde manyetize olmuş liflerdeki bu kalıcı ve her yerde bulunan enine dalgalar, enerjiyi dikey olarak uzatılmış manyetik kanallardan yukarı doğru getiriyor ve güneşin üst atmosferinin ısınmasına katkıda bulunuyor.”

Bu dalgaların sayısal bir simülasyonunu yapan ekip, taşınan enerjinin, güneşin üst atmosferinde bulunan aktif bölge plazmasındaki enerji kayıplarından binlerce kat daha güçlü olabileceğini dolayısıyla koronadaki alevli plazma sıcaklıklarını yükselteceğini tahmin ediyor.

Güneş lekeleri, güneş patlamaları ve koronal kütle atımlarını tanıtan video.

Yurchyshyn’e göre, “Güneşin her yerinde çeşitli dalgalar tespit edildi, ancak tipik olarak enerjileri koronayı ısıtamayacak kadar düşüktü. Güneş lekesi gölgesinde tespit edilen hızlı dalgalar, güneş lekelerinin üzerindeki koronayı ısıtmaktan sorumlu olabilecek kalıcı ve verimli bir enerji kaynağıdır.”

Şimdilik araştırmacılar, yeni bulguların yalnızca güneş lekesi gölgesi hakkındaki görüşümüzde devrim yaratmakla kalmayıp, güneş fizikçilerinin koronanın enerji taşıma süreçleri ve ısınması konusundaki anlayışını ilerletmede önemli bir adım daha sunduğunu söylüyor.

Cao, “Bu arada, hala açıklanmayı bekleyen sıcak koronal döngülerle ilişkili başka güneş lekesi olmayan bölgeler de var. GST/BBSO’nun yıldızımızın gizemlerini daha da açığa çıkarmak için en yüksek çözünürlüklü gözlemsel kanıtları sağlamaya devam etmesini bekliyoruz” dedi.

Büyük Patlamadan 480 Milyon Yıl Sonrası…

0
Büyük Patlamadan 480 Milyon Yıl Sonrası…

Büyük Patlamadan Sadece 480 Milyon Yıl Sonrası ve Ultra Zayıf Cüce Gökada

Abell 2744 adlı bir gökada üst kümesinin arkasında yer alan JD1 gökadası çekimsel olarak merceklenir ve üç görüntü gösterir.

Abell 2744 gökada kümesinin arkasında yer alan JD1 gökadasının (ek) yansıtılmış görüntüsü. Görüntü kaynağı: Guido Roberts-Borsani, UCLA / NASA / ESA / CSA / Swinburne Teknoloji Üniversitesi / Pittsburgh Üniversitesi / STScI.

Abell 2744 gökada kümesinin arkasında yer alan JD1 gökadasının yansıtılmış görüntüsü.

Evrenin yaşamının ilk milyar yılı, evriminde çok önemli bir dönemdi. Yaklaşık 13,8 milyar yıl önceki Büyük Patlamadan sonra ‘Erken Evren’ genişledi ve hidrojen atomlarının oluşması için yeterince soğudu.

Hidrojen atomları, genç yıldızlardan morötesi fotonları emebilirdi ancak ilk yıldızların ve galaksilerin doğuşuna kadar evren karanlıklaştı ve kozmik karanlık çağlar olarak bilinen bir döneme girdi.

Birkaç yüz milyon yıl sonra ilk yıldızların ve galaksilerin ortaya çıkışı, hidrojen sisiyle kaplanmış evreni, iyonlaştırmaya başlayan enerjik morötesi ışınımla yıkadı. Bu da, fotonların uzayda seyahat etmesini sağlayarak evreni şeffaf hale getirdi.

Yeniden iyonlaşma çağı olarak adlandırılan o döneme hakim olan gökada türlerini belirlemek, bugün astronomide önemli bir hedeftir, ancak James Webb Uzay Teleskopunun (JWST) geliştirilmesine kadar gökbilimciler, ilk nesil galaksileri incelemek için gereken hassas kızılötesi cihazlardan yoksundu.

JWST, Pandora Kümesini (Abell 2744) hiç görülmemiş ayrıntılarla izliyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçi Dr. Guido Roberts-Borsani, “Şimdiye kadar JWST ile bulunan gökadaların çoğu, nadir bulunan ve erken evreni dolduran genç gökadaları özellikle temsil ettiği düşünülmeyen parlak gökadalardır. Bu nedenle, önemli olmakla birlikte, tüm bu hidrojen sisini yakan ana unsurlar oldukları düşünülmüyor.”

“Öte yandan, JD1 gibi ultra sönük gökadaların sayısı çok daha fazladır, bu nedenle onların yeniden iyonlaşma sürecini yürüten ve morötesi ışığın uzay ve zamanda engellenmeden seyahat etmesine izin veren gökadaları daha çok temsil ettiklerine inanıyoruz” dedi.

İlk olarak 2014 yılında keşfedilen JD1, dev gökada kümesi Abell 2744’ün arkasında bulunuyor. Abell 2744, yaklaşık 4 milyar ışık yılı uzaklıkta, yaklaşık 350 milyon ışık yılı genişliğinde ve 4 trilyondan fazla güneş kütlesine eşdeğer bir kütleye sahiptir.

Kümenin birleşik çekim gücü, JD1’den gelen ışığı bükerek ve güçlendirerek, sönük gökadanın normalde olacağından 13 kat daha büyük ve daha parlak görünmesini sağlar. Roberts-Borsani ve ekibi, JD1’in kızılötesi spektrumunu elde etmek için JWST’nin Yakın Kızılötesi spektrografını (NIRSpec) kullandılar.

JWST captures more Abell 2744 galactic cluster, now a true deep field (thru  Oct 7) [OC processing w 6 filter composition] : r/jameswebb

JWST ile Abell 2744 galaktik kümesi ve derin alan görüntüsü.

Işığın Dünya’ya ulaşması zaman aldığından, JD1 yaklaşık 13.3 milyar yıl önceki evreni yani şimdiki yaşının sadece %4’ünde olduğu halini görüyordu. Galaksinin kütle çekimsel büyütmesi ve JWST’nin Yakın Kızılötesi Kamerasından (NIRCam) alınan yeni görüntülerin birleşimi, ekibin galaksinin yapısının benzeri görülmemiş ayrıntı ve çözünürlükte incelemesini mümkün kıldı.

Ayrıca gözlemler yıldızları oluşturan üç ana uzun toz ve gaz kümesini ortaya çıkardı. Araştırmacılar, JD1’in ışığını orijinal kaynağına ve şekline geri götürmek için yeni verileri kullanarak Samanyolu gibi eski galaksilerin boyutunun sadece bir kısmı olan kompakt bir galaksiyi ortaya çıkardılar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tommaso Treu’a göre, “JWST devreye girmeden bir yıl öncesinde, bu kadar sönük bir galaksiyi doğrulamayı hayal bile edemezdik. JWST ve kütle çekimsel merceklemenin büyütme gücünün birleşimi bir devrimdir. Büyük Patlama’nın hemen ardından galaksilerin nasıl oluştuğunu ve geliştiğini anlatan kitabı yeniden yazıyoruz.”

Süper Dünyaları Anlamak İçin Önemli Bir Keşif…

0
Süper Dünyaları Anlamak İçin Önemli Bir Keşif…

Gökbilimciler, gizemli ‘süper Dünyaların‘ oluşum mekanizmasını anlamak için önemli bir gezegen sistemi keşfettiler.

Liège Üniversitesi ve CSIC'den gökbilimciler, m'nin oluşum modellerini anlamak için önemli bir gezegen sistemi keşfettiler.

Sanatçının TOI-2096 sistemine bakışı.

Liège Üniversitesi ve İspanya Ulusal Araştırma Konseyi (CSIC) araştırmacıları  NASA’nın Öte Gezegen Araştırma Uydusu’ndan (TESS) alınan gözlemlerden, senkronize olarak soğuk bir yıldızın etrafında dönen Dünya’dan biraz daha büyük ve 150 ışık yılı uzaklıkta olan iki gezegenden oluşan bir sistem tespit ettiler.

TESS geçiş yöntemini kullanarak tüm gökyüzünü tararken her yıldız ile gözlemci arasından geçen bir gezegenin neden olabileceği hafif bir kararma arayışıyla binlerce yıldızın parlaklık değişimini izliyor.

Liège Üniversitesi’nden ekibin şefi astrofizikçi Francisco J. Pozuelos, “TESS misyonunun yeni dünyaları tespit etme gücüne rağmen, belirlenen sinyallerin gezegensel olduğunu doğrulamak için yer tabanlı teleskopların desteğine de ihtiyaç var” diyor.

TOI-2096 b ve TOI-2096 c gezegenleri, uluslararası bir yer tabanlı teleskop ağı ile gözlemlendi ayrıca bunların onaylanması ve karakterizasyonu sağlandı. Geçişlerin çoğu, Liège Üniversitesi önderliğindeki TRAPPIST ve SPECULOOS projelerinin teleskoplarıyla elde edildi.

The 6 Most Earth-Like Alien Planets - Scientific American

Dünyaya en çok benzeyen altı öte gezegen.

Liège ExoTIC laboratuvarından M. Timmermans, “Verilerin kapsamlı bir analizini yaparak, iki gezegenin rezonans yörüngelerde olduğunu bulduk: dış gezegenin her yörüngesinde, iç gezegen yıldızın etrafında iki kez dönüyordu. Bu nedenle periyotları, b gezegeni için yaklaşık 3,12 gün ve gezegen c için yaklaşık 6,38 gün ile birbirinin katı olmaya çok yakın.”

“Bu çok özel bir konfigürasyon ve gezegenler arasında güçlü çekim etkileşimine neden oluyor. Bu durum gezegenlerin yıldızlarının önünden geçişini hızlandırır ve yakın gelecekte daha büyük teleskoplar kullanılarak gezegenlerin kütleleri ölçülebilir” diyor.

Araştırmacılar, yıldızına en yakın olan gezegen b’nin yarıçapının Dünya’nınkinin 1,2 katı olduğunu, dolayısıyla ‘süper Dünya’ adının verildiğini tahmin ediyor. Muhtemelen ince bir atmosferle çevrili, çoğunlukla kayalık bir bileşime sahip bir gezegen olan b, Dünya’nınkine benzer olabilir.

Benzer şekilde, c gezegeninin yarıçapı Dünya’nın yarıçapının 1,9 katı ve Neptün’ün yarıçapının %55’idir; Uranüs ve Neptün gibi su açısından zengin atmosferler sahip olabilirler. Bu boyutlar çok ilginç çünkü yarıçapı 1,5 ile 2,5 Dünya yarıçapı arasında olan gezegenlerin sayısı teorik modellerin öngördüğünden daha az, bu da bu gezegenleri nadir kılıyor.

A new planetary system composed of a super-Earth and a mini-Neptune, key to understanding how planets form | Instituto de Astrofísica de Andalucía - CSIC

Gezegenlerin nasıl oluştuğunu anlamanın anahtarı olan bir süper Dünya ve bir mini Neptün’den oluşan yeni bir gezegen sistemi.

Timmermans’a göre: “Bu gezegenler boyutları göz önüne alındığında önemi ortada. Süper Dünyaların ve mini Neptünlerin oluşumu bugün bir sır. Bunu açıklamaya çalışan birkaç oluşum modeli var, ancak hiçbiri gözlemlere tam olarak uymuyor.”

“TOI -2096, tam olarak modellerin birbiriyle çeliştiği boyutlarda bir süper Dünya ve bir mini Neptün’e sahip olan bugüne kadar bulunan tek sistem. Başka bir deyişle, TOI-2096 bu gezegen sistemlerinin nasıl oluştuğunu anlamak için aradığımız sistem olabilir.”

Pozuelos ise, “Ayrıca, bu gezegenler, olası atmosferlerini incelemek için kendi kategorilerinin en iyileri arasında. Yıldızın parlaklığının yanı sıra ev sahibi yıldıza göre gezegenlerin göreceli boyutları sayesinde, bu sistemin JWST ile atmosferlerinin ayrıntılı bir incelemesi için en iyi adaylardan biri olduğunu bulduk” diyor.

Evren İşleyişine Devam Ediyor…

0
Evren İşleyişine Devam Ediyor…
Sadece tek bir evrenimiz var ama sonuçta epeyce büyük! Bilim insanlarının gerçek evrenimizle yapamayacaklarını yapay yeni evrenler inşa ederek yaptıkları takdirde öğreneceğimiz çok şeyler var.

Yarattıkları evrenler gerçek değil ama kozmosu anlamamıza yardımcı olacak önemli araçlar. Araştırmacılardan oluşan iki ekip yakın zamanda, Nancy Grace Roman Uzay Teleskopunun (NGRST) evrenin uzak geçmişini açığa çıkarmak ve bize olası geleceklere dair bir fikir vermek için bu simülasyonlardan birkaçını yarattı.

Binlerce küçük kırmızı nokta ve binlerce daha büyük, beyaz ve sarı tüylü lekeyle kaplı siyah bir kare. Her nokta simüle edilmiş bir galaksidir. Kredi: M. Troxel ve Caltech-IPAC/R. Acıtmak

Yüzbinlerce gökada içeren bu simüle edilmiş NGRST derin alan görüntüsü, teleskopun planlanan araştırmasının yalnızca yüzde biridir. Galaksilerden kırmızı olanlar daha uzakta ve beyaz olanlar daha yakındadır. 

Birleştirilmiş galaksi ve karanlık madde modellerine dayanana bu simülasyon bilim insanlarının birlikte çalışarak diğer teleskoplardan alınan gerçek verilerle kozmik evrimi nasıl inceleyeceklerini planlamalarına yardımcı olacaktır.

NGRST, 2027’de piyasaya sürüldüğünde gökyüzünün büyük bir bölümünü inceleyerek evrenimizin kozmik çağlar boyunca nasıl ve neden dramatik bir şekilde değiştiğine dair çözebileceğimiz şeylere göz atacaktır.

Bu video, simüle edilmiş derin alan görüntüsünde en uzak gökadaları kırmızı olarak göstererek başlıyor. Uzaklaştıkça, çerçeveye daha yakın (sarı ve beyaz) gökada katmanları ekleniyor. 

NGRST, gelecekteki araştırmaların gerçek bir parçası olarak evrenin yapısını ve evrimini inceleyip karanlık maddenin haritasını çıkaracak ve evrendeki genişlemenin nedenini açıklamaya çalışan önde gelen teoriler arasında ayrım yapacaktır.

Geçmişi görmek

Uzaya bakmak, bir zaman makinesi kullanmak gibidir. Bunun nedeni, uzak galaksilerin yaydığı ışığın bize ulaşmasının, yakındaki galaksilerden gelen ışığa göre daha uzun sürmesidir. Daha uzak galaksilere baktığımızda, evreni ışıklarının yayıldığı zamanki haliyle geçmişini görürüz.

Bu, milyarlarca yıl öncesini görmemize yardımcı olabilir. Evrenin farklı yaşlarda neye benzediğini karşılaştırmak, astrofizikçilerin evrenin zaman içinde nasıl değiştiğini anlamalarına yardımcı olacaktır.

Animasyon, sıcak tonlu galaksileri siyah bir zemin üzerine serpilmiş küçük benekler olarak gösteren, evrenin derin alan görüntüsüyle başlar. Ardından, ek gökada katmanları eklendikçe merkez bozulur. Merkez, izleyiciye doğru şişkin görünüyor ve galaksiler genişliyor ve yaylara yayılıyor. Kredi: Caltech-IPAC/R. Acıtmak

Bu animasyon, astronomların gelecekteki NGRST’nin derin alan gözlemleriyle yapabilecekleri bilim türünü gösteriyor. Araya giren galaksi kümelerinin ve karanlık maddenin çekim gücü, uzaktaki nesnelerden gelen ışığı mercekleyerek, görünümlerini bozabilir. Gökbilimciler, bu çarpık ışığı inceleyerek, yalnızca görünür madde üzerindeki çekim etkileri aracılığıyla dolaylı olarak ölçülebilen, anlaşılması zor karanlık maddeyi inceleyebilirler. Ayrıca, mercekleme ışıklarını büyüttükleri en uzak galaksileri görmeyi kolaylaştırır.

Simülasyon NGRST’nin uzaydaki doğal büyüteçler sayesinde zamanda daha da gerileri nasıl görebileceğini gösteriyor. Devasa gökada kümeleri o kadar büyüktür ki uzay-zaman dokusunu bükerler tıpkı bir topu bir ağın üzerine bıraktığınızda bir kuyu oluşturduğu gibi.

NGRST, karanlık madde kümeleri gibi küçük kütlelerin bile uzak galaksilerin görünümünü nasıl çarpıttığını görmek için bu fenomeni kullanacak kadar hassastır. Bu özellik, karanlık maddenin neden yapılabileceğine dair olan adayları eksiltmeye yardımcı olacaktır.

Siyah bir ekrandan mavimsi noktalarla dolu üç küçük kare çıkıyor. Ardından siyah arka plan da mavimsi noktalarla doldurulur ve ardından çerçeve, noktaların çok daha geniş bir alanını görmek için uzaklaşır. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi ve A. Yung

Derin kozmosun bu simüle edilmiş görünümünde, her nokta bir galaksiyi temsil ediyor. Üç küçük kare Hubble Uzay Teleskopunun (HST) görüş alanını gösteriyor ve her biri sentetik evrenin farklı bir bölgesini ortaya koyuyor. NGRST, tüm uzaklaştırılmış görüntü kadar geniş bir alanı hızlı bir şekilde inceleyebilecek ve bu da bize evrenin en büyük yapılarına dair bir fikir verecektir.

Evreni milyarlarca yılda inşa etmek

Ayrı bir simülasyon, NGRST’nin 10 milyar yıldan fazla olan kozmik tarih boyunca neler görmeyi bekleyebileceğini gösteriyor. Evrenin nasıl çalıştığına dair mevcut anlayışımızı temsil eden bir galaksi oluşum modeline dayanmaktadır. NGRST’nin gerçek gözlemler sağladığında bu modeli test edebileceği anlamına geliyor.

Mavi noktalardan oluşan koni biçimli bir ürün yelpazesi bir ızgara üzerindedir. Koninin ucu "günümüz", diğer ucu ise "13,4 milyar yıl önce" olarak etiketlenmiştir. Ortadan üç dilim dışarı çıkarılmıştır ve evrenin zamanla gelişen yapısını göstermektedir. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi ve A. Yung

Simüle edilmiş evrenin bu yandan görünümünde, her nokta, bir galaksiyi temsil ediyor. Farklı dönemlerden kesitler, NGRST’nin kozmik tarih boyunca evreni nasıl görebileceğini gösteriyor. Gökbilimciler, kozmik evrimin bugün gördüğümüz ağ benzeri yapıya nasıl yol açtığını anlamak için bu tür gözlemleri kullanacaklar.

Bu simülasyon aynı zamanda NGRST’nin evrendeki son derece büyük yapıların zaman içinde nasıl inşa edildiğini öğrenmemize yardımcı olacağını gösteriyor. Evren doğduktan sonra yüz milyonlarca yıl boyunca, neredeyse tamamen aynı yüklü parçacıklar deniziyle doluydu.

Bugün, milyarlarca yıl sonra, yüz milyonlarca ışık yılı uzayan görünmez karanlık madde iplikleri boyunca kümeler halinde parlayan galaksiler ve galaksi kümeleri var. Tüm parlayan iplikçikler arasında geniş “kozmik boşluklar” bulunuyor.

Gökbilimciler, evrenin ilk günleri ile günümüz arasındaki bazı noktaları birleştirdiler, ancak büyük resmi görmek zordur. NGRST’nin geniş uzay görüşü, evrenin ağ benzeri yapısını ilk kez hızlı bir şekilde görmemize yardımcı olacaktır. Bu, HST veya James Webb Uzay Teleskopunun (JWST) onlarca yılını alacak bir şeydir!

Bilim insanları ayrıca evrenin farklı dilimlerini görüntülemek ve tüm anlık görüntüleri zamanında bir araya getirmek için NGRST’i kullanacaklar. Evrenin nasıl büyüyüp gelişerek bugünkü haline geldiğini öğrenmek ve nihai kaderi hakkında ipuçları bulmak için sabırsızlanıyoruz.

Binlerce küçük, açık ve derin mavi nokta, simüle edilmiş bir evrendeki galaksileri temsil eden siyah bir arka planı kaplar. Küçük beyaz bir kare "Hubble" olarak etiketlenmiştir. Üç eğri sıra halinde yönlendirilmiş 18 çok daha büyük kareden oluşan bir dizi "Roma" olarak etiketlenmiştir. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi ve A. Yung

Uzay ve zamana dağılmış milyonlarca simüle edilmiş galaksiyi içeren bu görüntü, HST (beyaz) ve NGRST’nin (sarı) tek bir anlık görüntüde yakalayabildiği alanları gösteriyor. Görüntüde gösterilen tüm bölgenin aynı derinlikte haritasını çıkarmak HST’nin yaklaşık 85 yılını alacaktı, ancak NGRST bunu sadece 63 günde yapabiliyor. 

NGRST, evrenin panoramik görüntüsünü uzaydaki bir bakış açısıyla birleştirerek, kozmosu daha önce hiçbir teleskopun yapamadığı şekilde keşfedecektir. Gönderdiği her resim, HST veya JWST bir seferde görebileceğinden en az yüz kat daha büyük alanları görmemizi sağlayacaktır.

Kara Delikteki Madde Püskürmesinin Çarpıcı Görüntüleri…

0
Kara Delikteki Madde Püskürmesinin Çarpıcı Görüntüleri…

Kara Delik ve Güçlü Jetinin Çarpıcı Detayları Ortaya Çıktı.

M87 Galaksisindeki Kara Delik Güçlü Jet

Sanatçının tasarımında, Messier 87’deki karadelik bölgesinden çıkan jet ve birikim akışı yakından gösteriliyor. ALMA ve GLT teleskoplarının yardımıyla yakalanan görüntü, geliştirilmiş çözünürlük ve hassasiyete sahip olup, çevredeki yığılma olarak bilinen materyalin ve kara deliğin halka benzeri yapısının daha iyi anlaşılmasına olanak tanıyor.

M87‘deki kara deliğin ve jetinin panoramik bir görüntüsü, 3,5 mm’lik yeni bir dalga boyunda yakalandı ve çevredeki malzeme ve halka benzeri yapı hakkında daha fazla ayrıntı ortaya koydu. 

Şaşırtıcı bulgular, karadeliğin etrafında türbülansa neden olabilecek olası rüzgarları gösteriyor. Gelecekteki gözlemler, zaman gelişimini inceleyecek ve çok renkli radyo ışığı görüntüleri sağlayacaktır.

Şangay Astronomi Gözlemevi’nden Ru-Sen Lu, “Daha önce hem kara deliği hem de jeti görüntülerde ayrı ayrı görmüştük, ancak şimdi kara deliğin jeti ile birlikte yeni bir dalga boyunda panoramik bir resmini çektik. Daha önce gördüğümüz halka, 3,5 mm dalga boyundaki gözlemde giderek büyüyor ve kalınlaşıyor.

Bu, kara deliğin içine düşen malzemenin artık yeni görüntüde gözlemlenen ek emisyon ürettiğini gösteriyor. Bu bize kara deliğin yakınında hareket eden fiziksel süreçlerin daha eksiksiz bir görünümünü veriyor” diyor.

M87 Kara Delik Jeti ve Gölge

Messier 87’deki merkezi kara delik bölgesinin 3,5 mm dalga boyunda elde edilen GMVA+ALMA görüntüsü. Büyük resim, jeti ve merkezi halkayı göstermektedir. Küçük resim, iç bölgenin büyütülmüş halini gösteriyor.

Küresel Milimetre VLBI Dizisi (GMVA), Atakama Büyük Milimetre/Milimetre-Altı Dizisi (ALMA) ve Grönland Teleskopunun (GLT) gözlemlere katılması ve bu kıtalararası teleskop ağının çözünürlüğünün ve hassasiyetinin artması, M87’deki halka benzeri yapının ilk kez 3,5 mm dalga boyunda görüntülenmesini mümkün kıldı.

GMVA tarafından ölçülen halkanın çapı 64 mikro yay saniyedir ve bu, Ay’dan Dünya’ya bakan bir astronot tarafından görülen küçük (13 cm) bir halkadaki ışığın boyutuna karşılık gelir. Bu çap, bölgedeki rölativistik plazmadan gelen emisyon beklentilerine uygun olarak, Olay Ufku Teleskobunun (EHT) gözlemlerinde görülen 1,3 mm’den % 50 daha büyüktür.

Max Planck Radyo Astronomi Enstitüsü’nden Thomas Krichbaum, “GMVA gözlemlerine ALMA ve GLT ekleyerek büyük ölçüde geliştirilmiş görüntüleme yetenekleriyle yeni bir bakış açısı kazandık.

Daha önceki VLBI gözlemlerinden bildiğimiz üçlü çıkıntılı jeti gerçekten görüyoruz. Fakat şimdi, jetin merkezi süper kütleli kara deliğin etrafındaki emisyon halkasından nasıl çıktığını görebiliyor ve halka çapını başka bir dalga boyunda da ölçebiliyoruz” diyor.

M87*’nin EHT görüntüsünün, göreli çıkışın doğuşuyla birlikte merkezi kara deliğin görülebildiği GMVA’dan alınan görüntüyle nasıl birleştiğini gösteren animasyon. 

M87’den gelen ışık, senkrotron radyasyonu adı verilen bir fenomen olan yüksek enerjili elektronlar ve manyetik alanlar arasındaki etkileşim tarafından üretilir. 3,5 mm dalga boyundaki yeni gözlemler, bu elektronların konumu ve enerjisi hakkında daha fazla ayrıntı ortaya koyuyor.

Ayrıca bize kara deliğin doğası hakkında da bir şeyler söylüyorlar: Şöyle ki, kara delik çok aç değil. Maddeyi düşük oranda tüketiyor ve sadece küçük bir kısmını radyasyona dönüştürüyor.

Sinica Astronomi ve Astrofizik Enstitüsü’nden Keiichi Asada şöyle açıklıyor: “Daha büyük ve daha kalın halkanın fiziksel kökenini anlamak ve farklı senaryoları test etmek için bilgisayar simülasyonları kullandık. Sonuç olarak, halkanın daha geniş boyutunun birikim akışıyla ilişkili olduğu sonucuna vardık.”

Japonya Ulusal Astronomi Gözlemevi’nden Kazuhiro Hada şunları ekliyor: “Verilerimizde şaşırtıcı bir şey daha bulduk: Kara deliğin yakınındaki iç bölgeden gelen radyasyon beklediğimizden daha geniş. Bu, içeri giren gazdan daha fazlası olduğu anlamına gelebilir ya da kara deliğin etrafında türbülans ve kaosa neden olan bir rüzgar olabilir.”

GMVA M87 Dünya Haritası

2018 Küresel Milimetre VLBI Dizisi (GMVA) kampanyasında Messier 87’yi 3,5 milimetrede görüntülemek için kullanılan radyo teleskopların haritası.

Daha fazla gözlem ve güçlü teleskop filosu onun sırlarını açığa çıkarmaya devam ederken, Messier 87 hakkında daha fazlasını öğrenme arayışı henüz bitmedi.

Kore Astronomi ve Uzay Bilimleri Enstitüsü’nden Jongho Park, “Milimetre dalga boylarında gelecekteki gözlemler, M87 kara deliğinin evrimini zaman içinde inceleyecek ve radyo ışığında çok renkli görüntülerle kara deliğin polikromatik bir görüntüsünü sağlayacak” diyor.