Ana Sayfa Blog Sayfa 27

Dünya’nın Kaçınılmaz Geleceği Gözlendi…

0
Dünya’nın Kaçınılmaz Geleceği Gözlendi…

Gökbilimciler Bir Yıldızın Bir Gezegeni İmha Ettiğine Tanık Oldular – “Dünyanın Geleceğini Görüyoruz!”

Doomed Planet Yıldız Yüzeyini Kaydırıyor

Sanatçının izleniminde, yıldızının yüzeyini sıyıran ölüme mahkum bir gezegen görülüyor. Gökbilimciler, burada resmedildiği gibi yaşlanan, şişmiş güneş benzeri bir yıldızın gezegenini yuttuğunun ilk doğrudan kanıtını tespit etmek için teleskopların bir kombinasyonunu kullandılar.

Dünya 5 milyar yıl sonra benzer bir kaderle karşılaşacak.

Bir yıldızın yakıtı bittiğinde, orijinal boyutunun bir milyon katına çıkar ve ardından her türlü maddeyi hatta gezegenlerini yutar. Bilim insanları, tüm gezegenlerini tüketme eyleminden hemen öncesi ve kısa bir süre sonrası için bir yıldızda olanların ipuçlarını gözlemlediler.

MIT (Massachusetts Institute of Technology), Harvard Üniversitesi, Caltech ve bazı araştırma merkezlerindeki bilim insanları, ilk kez bir yıldızın bir gezegeni yuttuğunu gözlemlediklerini bildirdiler.

Gezegenin ölümü kendi galaksimiz içinde bulunan, yaklaşık 12 bin ışık yılı uzaklıktaki, Kartal Takımyıldızının (Aquila) yakınında gerçekleşmiş gibi görünüyordu. Gökbilimciler o bölgede, hızla kaybolmadan önce sadece 10 gün içinde 100 kattan daha parlak hale gelen bir yıldız patlaması tespit ettiler.

Bu akkor parlamayı takiben daha soğuk, daha uzun süreli bir sinyal geldiğini merakla izlediler. Araştırmacıların çıkardığı sonuca göre bu kombinasyon, yalnızca tek bir olay tarafından üretilmiş olabilirdi: yakınındaki bir gezegeni yutan bir yıldız.

MIT’den astrofizikçi Kishalay De, “Bir yıldızın gezegeni yutmasının son aşamasını görüyorduk” diyordu. Peki ya yok olan gezegen? Bilim insanları, bunun büyük olasılıkla sıcak, Jüpiter büyüklüğünde bir dünya olduğunu ve ardından ölmekte olan yıldızın atmosferine ve sonunda çekirdeğine çekildiğini tahmin ediyorlardı.

5 milyar yıl sonra Güneş’in sönmesi ve iç gezegenlerini yakmasından ötürü aynı kaçınılmaz son Dünya’yı da bekliyor.

De, “Dünyanın geleceğini görüyoruz. Eğer başka bir uygarlık bizi 10 bin ışık yılı uzaklıktan güneş Dünya’yı yutarken gözlemliyor olsaydı, güneşin bir miktar maddeyi dışarı atarken aniden parladığını ve ardından eski haline dönmeden önce etrafında toz oluşturduğunu görürlerdi” diyordu.

Sıcak ve soğuk

Olay 2020’de keşfedildi. Ancak astronomların patlamanın ne olabileceğine dair bir açıklama oluşturması bir yıl daha sürecekti. İlk sinyal, Caltech’in Kaliforniya’daki Palomar Gözlemevi’nde yürütülen Zwicky Geçici Tesisi (ZTF) tarafından alınan bir veri aramasında ortaya çıktı.

De, “Bir gece, bir hafta boyunca 100 kat parıldayan bir yıldız fark ettim. Hayatımda gördüğüm hiçbir yıldız patlamasına benzemiyordu” diyordu. Kaynağı daha fazla veriyle tespit etmeyi uman De, aynı yıldızın Hawaii’deki Keck Gözlemevi tarafından alınan gözlemlerine baktı.

Ama De’nin bulduğu şey onu daha da şaşırttı. Çoğu ikili sistemde, bir yıldız diğerini aşındırırken hidrojen ve helyum gibi yıldız materyali yayar, yeni kaynak ikisini de vermiyordu. Bunun yerine, De’nin gördüğü şey, yalnızca çok soğuk ortamlarda var olabilen “tuhaf moleküllerin” işaretleriydi.

De, “Bu moleküller yalnızca çok soğuk olan yıldızlarda görülür ve bir yıldız parladığında, genellikle daha sıcak hale gelir. Dolayısıyla, burada düşük sıcaklıklar ve parıldayan yıldızlar bir araya gelmiyor” diyordu.

“Mutlu bir tesadüf”

O zaman, sinyalin bir yıldız ikilisine ait olmadığı açıktı. De daha fazla yanıtın ortaya çıkmasını beklemeye karar verdi. İlk keşfinden yaklaşık bir yıl sonra, o ve meslektaşları, aynı yıldızın bu kez Palomar Gözlemevi’nde bir kızılötesi kamerayla çekilmiş gözlemlerini analiz ettiler.

De, “Kızılötesi veriler sandalyemden düşmeme neden oldu. Kaynak yakın kızılötesi bölgede delicesine parlaktı” diyordu. Görünüşe göre, ilk sıcak flaşından sonra, yıldız gelecek yıl boyunca daha soğuk enerji yaymaya devam edecekti.

Bu soğuk malzeme muhtemelen yıldızdan uzaya fırlayan ve kızılötesi dalga boylarında tespit edilebilecek kadar soğuk olan toza yoğunlaşan gazdı. Bu veriler, yıldızın bir süpernova patlaması sonucu parlamak yerine başka bir yıldızla birleşiyor olabileceğini düşündürüyordu.

Red giant stars that eat planets might shine less brightly

Gezegenini yiyen bir kırmızı dev yıldız.

Ancak ekip, verileri daha fazla analiz ederek NASA’nın kızılötesi uzay teleskobu NEOWISE tarafından alınan ölçümlerle eşleştirdiğinde, çok daha heyecan verici bir gerçeğe ulaştılar. Verilerden, yıldızın ilk patlamasından bu yana saldığı toplam enerji miktarını tahmin ettiler ve bunun şaşırtıcı derecede küçük olduğunu buldular.

De, “Bu, yıldızla birleşen şeyin, gördüğümüz diğer tüm yıldızlardan 1000 kat daha küçük olması gerektiği anlamına geliyordu ve Jüpiter’in kütlesinin Güneş’in kütlesinin yaklaşık 1/1000’i kadar olması mutlu bir tesadüftü. İşte o zaman anladık: Bu, yıldızına çarpan bir gezegendi.”

Parçalar yerine oturduğunda, araştırmacılar nihayet ilk patlamayı açıklayabildiler.  Parlak, sıcak flaş muhtemelen Jüpiter büyüklüğündeki bir gezegenin ölmekte olan bir yıldızın balonlaşan atmosferine çekilmesinin son anlarıydı. Gezegen yıldızın çekirdeğine düşerken, yıldızın dış katmanları patlayarak yıl boyunca soğuk toz olarak çöküyordu.

De, “Onlarca yılın öncesini ve sonrasını görebildik. Öncesinde, gezegenler hala yıldızlarına çok yakın yörüngelerde dönerken sonrasında, yıldız dev haline gelip gezegenini yutuyordu. Eksik olan şey, gerçek zamanlı olarak bu kaderden geçen bir gezegene sahip olduğunuz yıldızı yakalamaktı. Bu keşfi gerçekten heyecan verici yapan da buydu.”

Uzak, Çok Uzak Bir Galakside…

0
Uzak, Çok Uzak Bir Galakside…

Hubble Uzay Teleskobu (HST) yıldız patlamasının olduğu uzaklardaki bir galaktik bölgeyi gözlerimizin önüne seriyor

HST tarafından görüntülenen çubuklu sarmal gökada UGC 678.

2 Aralık 2020’de gökbilimciler bölgeyle ilgili yeni bir kanıt keşfetmiş, galaksinin kalbine yakın, güneşten kat kat daha büyük bir yıldızın yakıtının bittiğini ve kendi çekim gücü altında “muazzam bir süpernova patlaması” olarak çöktüğünü gözlemişlerdi.

Gizemli yıldızın ardından gelen patlayıcı ölümü, Hawaii, Şili ve Güney Afrika’da Dünya’ya yakın asteroitler için gökyüzünü araştıran ve dört teleskoptan oluşan bir ağ olan Asteroit Karasal Etki Son Uyarı Sistemi (ATLAS) tarafından tespit edildi.

ATLAS’ın ana odak noktası gökbilimcileri Dünya’yı etkileyecek nesneler konusunda uyarmak olsa da, proje, aynı zamanda UGC 678 galaksisindeki bir yıldızın şiddetli ölümünden filizlendiği gibi göksel nesnelerden gelen sinyallerdeki ani değişiklikleri de kapsamaktadır.

Keşfi bildiren astrofizikçiler 2020’deki bu süpernovanın “patlamadan sonraki birkaç gün içinde” olayı gördüklerini söyleyerek daha detaylı gözlem çağrısında bulundular. Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Gaia Uzay Aracı, keşfin üzerinden sadece iki hafta geçmişken, gözlenen parlak ışığın gerçekten de bir süpernovadan kaynaklandığını doğruladı.

In Depth | Gaia – NASA Solar System Exploration

Gaia, Galaksimizin ve ötesinin en zengin yıldız haritasını oluşturma görevinde.

UGC 678 ile ilgili diğer araştırmalar, Hawaii’deki Panoramic Survey Telescope & Rapid Response System (Pan-STARRS) tarafından yapılan gözlemleri içerir. ESA temsilcileri, “HST, 2020 süpernovasını üreten yıldızın kimliğine dair ipuçlarını ortaya çıkarma umuduyla patlamanın ardından kalan kalıntıları aramak için galaksiyi iki kez gözlemledik” dediler.

Bu tür birden fazla tespit, gökbilimcilerin galaksinin neye benzediğini saptamasına yardımcı olur, ancak patlayan yıldızın kendisi hakkında henüz fazla bir şey bilinmiyor. UGC 678 Samanyolu’nun bir parçası olmasa da, galaksinin şekli bizim galaksimize benzer dönen kollara dönüşen yıldızlarla çivili bir diske sahip spiral bir yapıdadır.

Ayrıca galaksinin merkezi, içeriye doğru yönlendirilen gaz ve toz sayesinde bir çubuk yapıya da sahiptir. Gökbilimciler, bu çerçevenin Samanyolu’nun çubuklu merkezine benzer olduğunu ancak çok çok daha sönük olduğunu söylüyorlar.

Yıldızımsıların Gizemi Çözülüyor…

0
Yıldızımsıların Gizemi Çözülüyor…

Astrofizikçiler, evrendeki en güçlü cisimler olan kuasarların (yıldızımsı) 60 yıllık gizemini çözüyor

Gökbilimciler, Evrendeki en güçlü nesneler olan kuasarların 60 yıllık gizemini çözüyor

Bir sanatçının yıldızımsı P172+18 yorumu.

Bilim insanları, galaksilerin çarpışmasıyla tutuştuklarını keşfederek, evrendeki en parlak, en güçlü nesneler olan yıldızımsıların en büyük gizemlerinden birini çözdüler. İlk olarak 60 yıl önce keşfedilen yıldızımsılar, güneş sistemimiz büyüklüğünde bir hacme sıkıştırılmış bir trilyon yıldızın toplamı kadar parlayabilen gökcisimleridir.

İlk gözlemlendikleri yıllardan beri, bu kadar güçlü aktiviteyi neyin tetikleyebileceği bir sır olarak kalmıştır. Sheffield ve Hertfordshire Üniversitelerindeki araştırıcıların yürüttüğü yeni çalışma, şimdi bunun galaksilerin birbirine çarpmasının bir sonucu olduğunu ortaya çıkardı.

Çarpışmalar, La Palma’daki Isaac Newton Teleskopundan alınan derin görüntüleme gözlemlerini kullanan araştırmacılar gökadaların yıldızımsılara ev sahipliği yapan dış bölgelerinde çarpık yapıların varlığını gözlemlediğinde keşfedildi.

Çoğu galaksinin merkezlerinde süper kütleli kara delikler bulunur. Bunlar ayrıca önemli miktarda gaz içerirler. Ancak çoğu zaman bu gaz kütlesi galaksi merkezlerinden uzak mesafelerde, öyle ki kara deliklerin bile ulaşamayacağı yerlerdeki kendi yörüngelerinde dolanır.

Galaksiler arasındaki çarpışmalar, bu gaz kütlesini galaksi merkezindeki kara deliğe doğru iter; Gaz kütlesi karadelik tarafından tüketilmeden hemen önce, karakteristik yıldızımsı parlaklığıyla sonuçlanan radyasyon şeklinde olağanüstü miktarda bir enerji yayınlar.

Güneş’in iki milyar katı kütleye sahip bir kara delikten güç alan ve evrende keşfedilen en parlak yıldızımsılardan biri olan ULAS J1120+0641’in Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) tarafından yapılan animasyonu.

Bir yıldızımsının tutuşması tüm galaksiler için çarpıcı sonuçlara yol açabilir. Gaz kütlesinin geri kalanını galaksiden çıkarabilir, bu da onun gelecekte milyarlarca yıl boyunca yeni yıldızlar oluşturmasını engelleyebilir. Bu büyüklükteki bir yıldızımsı örneği ilk kez bu hassasiyet seviyesinde görüntülendi.

Araştırmacılar, 48 yıldızımsının ve onlara ev sahipliği yapan gökadaların gözlemlerini, yıldızımsı olmayan 100’den fazla gökadanın görüntüleri ile karşılaştırarak, yıldızımsılara ev sahipliği yapan gökadaların diğer gökadalarla etkileşime girme veya çarpışma olasılığının yaklaşık üç kat daha fazla olduğu sonucuna vardılar.

Yeni çalışma, bu güçlü nesnelerin nasıl tetiklendiğine ve ateşlendiğine dair anlayışımızda ileriye doğru önemli bir adım sağlayacak görünümdedir.

Sheffield Üniversitesi’nden Prof. Clive Tadhunter, “yıldızımsılar evrendeki en aşırı fenomenlerden biridir ve gördüğümüz şey, Andromeda galaksisi yaklaşık beş milyar yıl içinde Samanyolu gökadamızla çarpıştığında muhtemelen kendi gökadamızın geleceğini temsil ediyor” diyor.

NASA's Webb Will Use Quasars to Unlock Secrets of the Early Universe | NASA

James Webb Uzay Teleskobu (JWST), erken evrenin sırlarını ortaya çıkarmak için yıldızımsıları kullanacak.

Tadhunter’a göre “Bu olayları gözlemlemek ve sonunda neden meydana geldiklerini anlamak heyecan verici. Ama şükürler olsun ki Dünya, uzun bir süre bu kıyamet bölümlerinden birinin yakınından bile geçmeyecek.”

Yıldızımsılar astrofizikçiler için önemlidir çünkü parlaklıkları nedeniyle uzak mesafelerden göze çarparlar ve bu nedenle onları, evren tarihindeki en eski çağlara  gidebileceğimiz kozmik işaretçiler olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Evrenin tarihini ve muhtemelen ayrıca Samanyolu’nun geleceğini anlamamızda önemli bir rol oynarlar.

Hertfordshire Üniversitesi’nden Dr. Jonny Pierce’e göre, “Bu, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarının hakkında daha fazla şey öğrenmeye hevesli olduğu bir alandır. JWST’nin ana bilimsel motivasyonlarından biri, evrendeki en eski galaksilerden ve yaklaşık 13 milyar yıl önce yayılan en uzak yıldızımsılardan gelen ışığı bile tespit etme yeteneğine sahiptir.”

TESS: Beş Yılda Sekiz İlginç Keşif…

0
TESS: Beş Yılda Sekiz İlginç Keşif…

Öte Gezegen Keşif Aracıyla 5 Yılda 8 Keşif. TESS Bizlere Dans Eden Yıldızları ve Yıldız Parçalayan Bir Kara Deliği Gösteriyor

TESS görüntüleri, dört ayrı kareden oluşan dikey şeritler halinde oluşturulur. Her kare gökyüzünün küçük bir bölümünü gösterir. TESS teleskopundan görüldüğü gibi Dünya'nın gökyüzüne düzleştirilmiş bir görünüm oluşturmak için bir araya geliyorlar. Görüntünün ortasından kıvrılan parlak, tozlu Samanyolu ile siyah beyaz olarak gösterilen bir alandır. Kuzey ve güney ekliptik kutupları görüntünün üstünde ve altında yer alır. Andromeda galaksisi, sağ üst kenara yakın küçük, parlak ovaldir. Büyük Macellan Bulutu, merkezin hemen solundaki alt kenar boyunca görülebilir. Yukarıda ve solunda Küçük Macellan Bulutu ve parlak yıldız kümesi 47 Tucanae parlıyor. Kredi: NASA/MIT/TESS ve Ethan Kruse (Maryland College Park Üniversitesi)
Bu gökyüzü mozaiği TESS’in (Transiting Exoplanet Survey Satellite) görüntülerinden oluşturuldu. Öne çıkan özellikleri arasında galaksimizin parlak merkezi düzlemini temsil eden bir yay olan samanyolu ve sırasıyla 160 bin ve 200 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan uydu galaksilerimiz olan Büyük ve Küçük Macellan Bulutları yer alır. Kuzey gökyüzünde 2.5 milyon ışık yılı uzaklıktaki en yakın büyük sarmal gökada olan Andromeda gökadasını (M 31) küçük dikdörtgen şeklinde bulabilirsiniz. Siyah bölgeler TESS’in görüntülemediği gökyüzü bölgeleridir. 

TESS, 18 Nisan 2018’de fırlatılmıştı. Güneş sistemimizin ötesindeki gezegenleri aramak ve üç yıl sonra fırlatılan JWST (James Webb Uzay Teleskobu) için dünyaları keşfetmek ve her seferinde bir yarım küre olmak üzere gökyüzünün kesitlerini görüntülemek üzere tasarlandı. Tüm görüntüleri bir araya getirdiğimizde, Dünya’nın gökyüzüne harika bir bakışını elde ederiz!

TESS, uzayda geçirdiği beş yılda 326 gezegen ve 4 bin üç yüzden fazla gezegen adayı keşfetti. Yol boyunca uzay aracı, bir kara deliğin yıldızı yutmasını izlemek ve uzayda dans eden altı yıldız görmek de dahil olmak üzere çok sayıda başka nesne gözlemledi. TESS’in diğer bazı dikkate değer sonuçları:

TESS uzay aracının mavi bir çiziminin yer aldığı bir infografik, "TESS, Sayılarla" başlığını taşıyor. Bunu açıklamalarla birlikte büyük sayılar takip ediyor: 329 keşfedilen ötegezegen, 4.300 artı ötegezegen adayı; 1.500 araştırma makalesi; Gökyüzünün yüzde 93'ü gözlemlendi; uzayda 5 yıl; 251 terabayt görüntü verisi; Yüksek hassasiyetle gözlemlenen 467.768 nesne; Bilime katkıda bulunan 50 ülke. Kredi: NASA/JPL-Caltech
Uzaydaki ilk beş yılında TESS dış gezegenler keşfetti ve JWST tarafından daha fazla keşfedilecek dünyaları belirledi.
1. TESS’in ilk keşfi Pi Mensae c adlı bir öte gezegendi. Dünya’dan yaklaşık 60 ışık yılı uzaklıkta ve Güney Yarıkürede çıplak gözle görülebilen Pi Mensae yıldızının yörüngesinde dönen bir dünya. Bu keşifle yeni bir gezegen avcılığı çağı başlamış oldu.

2. Gezegenleri incelemek genellikle yıldızları da öğrenmeye yardımcıdır. TESS ve SST’den (Spitzer Space Telescope) alınan veriler, gezegenlerin nasıl oluştuğunu, geliştiğini ve aktif yıldızlarla etkileşime girdiğini incelemek için benzersiz bir yol sağlayarak, bilim insanlarının genç, parlayan yıldız AU Mic’in etrafındaki bir gezegeni tespit etmesine yardımcı oldu.

Dünya’dan yaklaşık 32 ışık yılı mesafede bulunan AU Microscopii, gökbilimciler tarafından şimdiye kadar gözlemlenen en genç gezegen sistemlerinden biri ve yıldızı şiddetli öfke nöbetleri geçiriyor. Bu şeytani genç sistem, AU Mic b gezegenini hayaletimsi bir toz diskinin içinde tutsak ediyor ve ölümcül X-ışınları ve diğer radyasyon patlamalarıyla ona durmaksızın eziyet ederek her türlü yaşam şansını engelliyor. Bu sistemin yıldız öfkesinden kaçışı yok.

3. TESS, öte gezegenleri kendi başına bulmanın yanı sıra, JWST için bir yol bulucu görevi de görüyor. TESS, kayalık dünya LHS 3844b’yi keşfetti, ancak JWST bize onun bileşimi hakkında daha fazla bilgi verecektir. Teleskoplarımız, tıpkı bilim insanları gibi birlikte çalışır.

4. TESS bir gezegen avcısı olsa da kara delikleri incelememize de yardımcı olur! 2019’da TESS, bir yıldızı parçalayan bir kara delik olarak da bilinen bir ”gelgit kesintisi olayı” gördü.

Animasyonlu bir çizim, geçen bir yıldız bir kara deliğe çok yaklaştığında ve bir gaz akışına dönüştüğünde meydana gelen bir gelgit bozulmasını gösterir. Gazın bir kısmı eninde sonunda kara deliğin etrafındaki toplanma diski adı verilen bir yapıya yerleşir. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi
Bir yıldız bir kara deliğe çok yaklaştığında yoğun gelgitler onu bir gaz akışına ayırır. Akış sırasındaki akıntının kuyruğu sistemden kaçarken, geri kalanı kara deliği bir moloz diskiyle çevreleyerek geri döner. 

5. 2020’de TESS, yıldızının yaşanabilir bölgesinde, yani bir gezegenin yüzeyinde sıvı suyun bulunabileceği bir yıldızdan olan uzaklıkta, Dünya büyüklüğündeki ilk öte gezegenini keşfetti. Bu yılın başlarında sistemde ikinci bir kayalık gezegen de keşfedildi.

Bir animasyonda, TOI 700 etiketli kırmızı bir cüce yıldızın yörüngesinde dönen dört gezegen gösteriliyor. Gezegenler b ve c, yeşille kaplanmış ve iyimser yaşanabilir bölge olarak etiketlenmiş ve sarı ile kaplanmış ve iyimser yaşanabilir bölge olarak etiketlenmiş bir bölge içinde iyi bir şekilde yörüngede. Gezegen d, muhafazakar yaşanabilir bölgede tutarlı bir şekilde yörüngede dönerken, gezegen e muhafazakar ve iyimser yaşanabilir bölge arasında hareket ediyor. Kredi bilgileri: NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi
Burada TOI 700 yıldızının yörüngesinde dönen öte gezegenlerin 2 yaşanabilir bölge, 1.muhafazakar bir yaşanabilir bölge ve 2. iyimser bir yaşanabilir bölge içinde hareket ettiğini görebilirsiniz. Gezegen D, muhafazakar yaşanabilir bölgenin içinde dönerken, gezegen E, bir gezegenin tarihinde herhangi bir noktada sıvı yüzey suyunun bulunabileceği bir yıldızdan itibaren mesafeler aralığı olan iyimser bir yaşanabilir bölge içinde hareket eder.

6. Gökbilimciler, tüm yıldızların tutulduğu altı yıldızlı bir sistemi  bulmak için TESS’i kullandılar. Üç çift yıldız birbirinin yörüngesinde döner ve sırayla çiftler, Eridanus takımyıldızında bin 900 ışık yılı uzaklıkta kozmik bir balo salonunda ayrıntılı bir çekim kuvveti nedeniyle dans ederler.

Bu şema, karmaşık yörüngelerde birbirleriyle etkileşime giren altı yıldızı göstermektedir. Yıldızlar çiftler halinde düzenlenmiştir: A, B ve C sistemlerinin her biri bir büyük beyaz yıldız ve bir küçük turuncu yıldızla gösterilmiştir. Sistem A'nın sol üstteki iki yıldızı kırmızı bir ovalle birbirine bağlıdır ve "1.3 günlük yörünge" olarak etiketlenmiştir. Sistem A'nın hemen altındaki Sistem C'nin iki yıldızı deniz mavisi bir ovalle birbirine bağlıdır ve "1,6 günlük yörünge" olarak etiketlenir. Bu iki sistem, ikisini birbirine bağlayan daha büyük mavi bir oval olarak gösterilen ve "A ve C her 4 yılda bir yörüngede" olarak etiketlenen birbirinin yörüngesinde döner. Görüntünün sağ alt tarafında, Sistem B'nin iki yıldızı yeşil bir oval ile birbirine bağlıdır ve "8,2 günlük yörünge" olarak etiketlenmiştir. Sistem B, "AC ve B her 2.000 yılda bir yörüngede" etiketli çok büyük bir leylak oval olarak gösterilen birleşik AC sisteminin yörüngesinde döner. Görüntünün altındaki bir başlıkta "Yıldız boyutları ölçeklendirilir, yörüngeler ölçeklendirilmez." Görüntü, "İllüstrasyon" ve "Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi" ile filigranlanmıştır. Kredi bilgileri: NASA

 

7. TESS sayesinde, Delta Scuti yıldızlarının kendi davulcularının ritmine göre nabızlarını tuttuğu öğrenildi. Çoğu rastgele salınıyor gibi görünüyor, ancak artık HD 31901’in 55 titreşim modelini birleştiren bir vuruş verdiği biliniyor.

Bir animasyon, titreşimlerle titreşen parlak mavi-beyaz bir yıldızı gösterir. Yıldızın iç işleyişini ortaya çıkaran bir kesitte, dalgalar mavi oklarla temsil ediliyor ve merkezden dışarıya, yıldızın yüzeyine doğru yayılıyor ve tekrar geri dönüyor. Kredi: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi
Bir yıldızın içinde sıçrayan ses dalgaları, yıldızın genişlemesine ve büzülmesine neden olur, bu da algılanabilir parlaklık değişikleriyle sonuçlanır. Bu animasyon, yıldızın çekirdeği ile yüzeyi arasında hareket eden dalgalar (mavi oklar) tarafından yönlendirilen ve dikine mod olarak adlandırılan bir tür Delta Scuti titreşimini tasvir ediyor. Gerçekte, bir yıldız bilim insanlarının yıldızın içini öğrenmesini sağlayan karmaşık desenler yaratarak bir çok farklı modda titreşebilir.   

8. Sonuncusu saat gibi parlayan bir galaksi! TESS ve Swift Teleskopu ile gökbilimciler şimdiye kadarki en öngörülebilir ve sıklıkla alevlenen aktif bir galaksiyi belirlediler. 570 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan ASASSN-14ko, her 114 günde bir kez parlıyor!

Kütle Çekim Dalgaları Işığı Yaratmış Olabilir…

0
Kütle Çekim Dalgaları Işığı Yaratmış Olabilir…

Astrofizikçiler kütle çekim kuvvetinin ışığı yaratabileceğini keşfetti

Fizikçiler yerçekiminin ışığı yaratabileceğini keşfetti

 

Bir yıldız uzaktaki süper kütleli bir kara delik tarafından tüketiliyor. Gökbilimciler buna gelgit nedeniyle bozulma olayı (TDE, tidal disruption event) diyorlar. Kara delik yıldızı parçalara ayırırken, neredeyse ışık hızıyla hareket eden iki madde jetini zıt yönlere fırlatıyor. Jetlerden biri doğrudan Dünya’yı hedef alıyor.

Araştırmacılar, erken evrenin egzotik koşullarında, kütle çekim dalgalarının uzay-zamanı kendiliğinden radyasyon yaratacak kadar sert sallamış olabileceğini keşfettiler. Fiziksel rezonans kavramı, günlük yaşamda bizi çevreler. Salıncakta oturduğunuzda ve daha yükseğe çıkmak istediğinizde, doğal olarak bacaklarınızı ileri geri sallamaya başlarsınız.

Salıncağı daha yükseğe çıkarmak için doğru ritmi çok çabuk bulursunuz. Ritmin dışına çıkarsanız, salıncak daha yükseğe çıkmayı durdurur. Bu özel fenomen fizikte parametrik rezonans olarak bilinir. Bacaklarınız harici bir pompalama mekanizması işlevi görür.

Sistemin rezonans frekansına uyduklarında, bu durumda salıncakta oturan vücudunuz, sisteme enerji aktararak salıncağın daha yükseğe çıkmasını sağlar. Bu tür rezonanslar her yerde olur. Şimdi bir araştırma ekibi, egzotik bir parametrik rezonans formunun, son derece erken evrende bile gerçekleşmiş olabileceğini  keşfetti.

Ask Ethan: How Well Has Cosmic Inflation Been Verified?

Belki de tüm evren tarihinde meydana gelen en dramatik olay şişmedir (inflation). Bu, evrenimiz bir saniyeden daha küçükken meydana gelen varsayımsal bir olaydır. Şişme sırasında evrenimiz çarpıcı oranlarda genişlemiş ve eskisinden kat kat daha büyük hale gelmiştir. Çekim dalgaları evren boyunca ileri geri sallanırken, enflasyonun sonu çok daha karmaşık bir iş halini alır.

Normalde kütle çekimi dalgaları aşırı derecede zayıftır. Dünya’dan geçen çekim dalgalarını bulmak için bir atom çekirdeğinin genişliğinden daha küçük mesafeleri ölçebilen detektörler yapmak gerekir. Ancak araştırmacılar, son derece erken evrende bu çekim dalgalarının çok güçlü olabileceğine dikkat çektiler.

Hatta çekim dalgalarının hareket etmediği, dalgaların hareketsiz durduğu, kozmosun her yerinde neredeyse donmuş duran dalga modelleri bile yaratılmış olabilir. Çekim dalgaları kelimenin tam anlamıyla kütle çekim dalgaları olduğundan, en güçlü olduğu yerler olağanüstü miktarda çekim enerjisini temsil eder.

Araştırmacılar bunun, o dönemde erken evrende var olan elektromanyetik alan için önemli sonuçları olabileceğini keşfettiler. Yoğun kütle çekim bölgeleri, elektromanyetik alanı, enerjisinin bir kısmını radyasyon şeklinde serbest bırakarak ışık yaratacak kadar uyarmış olabilir.

Bu sonuç tamamen yeni bir olguya yol açar: Yani yalnızca kütle çekimden ışık üretimi gerçekleşmesi. Günümüz evreninde bu sürecin meydana gelmesine izin verebilecek hiçbir durum yok, ancak araştırmacılar erken evrenin hayal edebileceğimizden çok daha garip bir yer olduğunu öne sürüyorlar.

Hızla İlerleyen Başıboş Bir Kara Delik Bulundu…

0
Hızla İlerleyen Başıboş Bir Kara Delik Gözlendi…

Kontrolden çıkmış süper kütleli kara delik uzayda hızla ilerliyor ve ardında bebek yıldızlar zinciri barındırmakta

Yeni bir çalışmaya göre, bulunduğu galaksiden fırlayan, muhtemelen diğer iki kara delikle mücadele halinde olan kaçak bir süper kütleli kara deliğin arkasında 200 bin ışık yılı uzunluğundaki bebek yıldızlar zinciri vardı.

Gökbilimcilerin daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemeyen bu inanılmaz manzara, mutlu bir kaza sonucu Hubble Uzay Teleskobu (HST) tarafından tespit edildi. 20 milyon güneş kütlesine eşdeğer kütleye sahip süper kütleli kara delik o kadar hızlı hareket ediyordu ki, Dünya ile Ay arasındaki mesafeyi sadece 14 dakikada kat ediyordu.

Ev sahibi galaksisinden fırlatılan ve ardından bebek yıldızlardan oluşan bir izin izlediği, kontrolden çıkmış bir kara deliğin resmi.

Bu kozmik kaçak hareket ederken önüne gaz yığıyordu. Haydut kara deliğin ardında kalan yoğun gaz bölgeleri çöktüğünde, yeni yıldızlar doğacaktı. Gaz bulutları arasında dolaşan süper kütleli kara delik, normalde toplanma adı verilen bir süreçle beslenir. Ancak bu kaçak kozmik canavar, bir ısırık almak için çok hızlı hareket ediyordu.

Araştırmacılar, sonuç olarak, haydut kara deliğin aktif bebek yıldızlardan oluşan bir koridor oluşturduğunu ve bunların süper kütleli kara deliğin menşei galaksisine kadar uzanan bir kuyruk olduğunu gördüler. Bu kuyruk o galaksinin yarısı kadar parlaktı ki, kesinlikle yıldızlarla dolu olmalıydı.

Yale Üniversitesi’nden Pieter van Dokkum, “Kara deliğin arkasında, gazın soğuduğu ve yıldız oluşturabildiği yerde bir uyanış gördüğümüzü düşünüyoruz. Bu nedenle, kara deliği takip eden yıldız oluşumuna bakıyoruz. Gördüğümüz şey, bir geminin arkasındaki iz gibi, kara deliğin arkasındaki izdi ve daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyordu.”

Yıldız sütununun en dış ucunda, inanılmaz derecede parlak iyonize bir oksijen düğümü belirlendi. Ekip bunun kara deliğin gaza çarpması, onu şoklaması ve ısıtmasının sonucu olduğuna inanıyor.

Van Dokkum, “Önündeki gaz, gazın içinde hareket eden kara deliğin bu süpersonik, çok yüksek hızlı etkisi sonucu şokla oluşuyor. Ancak nasıl çalıştığı tam olarak bilinmiyor” dedi. Henüz tam olarak netleşmeyen başka bir şey de, süper kütleli kara deliğin ev sahibi galaksisinden nasıl fırlatıldığıdır.

Kozmik bir guguk kuşu tarafından kovuldu

Ekip, fırlatılan kara deliğin, ilk olarak 50 milyon yıl önce iki galaksinin birleşerek iki kozmik titanı birbirine yaklaştırmasıyla meydana gelen süper kütleli kara deliklerin çoklu çarpışmalarının sonucu olarak ev sahibi galaksisinden kaçmış olabileceğini düşünüyor.

Bu süper kütleli kara delikler birbirlerinin etrafında dönerken, karışıma başka bir galaksi girmiş ve beraberinde başka bir süper kütleli kara deliği taşımış olabilir. Üç kara delik arasındaki etkileşim kaotiktir ve bir kara deliğin diğerlerinden momentum çalmasına ve uzaya fırlamasına yol açmış olmalıdır.

Bu, araya giren kara deliğin kendisini sisteme tanıtması ve sonunda kozmik bir guguk kuşu gibi orijinal kara deliklerden birinin yerini alması için iyi bir şansı olduğu anlamına gelir.

Sol altta köprünün ucunda süper kütleli bir kara delik yatıyor. Kara delik, sağ üstteki galaksiden fırlatıldı.

Kontrolden çıkmış kara delik eski arkadaşlarından uzaklaşırken, yeni kara delik çifti ters yönde hareket etmiş olmalıdır. Ve yıldız kuyruğuyla uzayda yarışan kara deliğe ev sahibi galaksinin karşı tarafında kaçak bir kara delik ikilisine dair ipuçları vardır.

Araştırmanın sonraki adımı, James Webb Uzay Teleskobu (JWST) ve Chandra X-ışın Gözlemevi ile bu ikili kara deliklerin kanıtlarını aramak olacaktır. Bilim insanları, van Dokkum ve ekibinin bu devasa kozmik kaçışın olağanüstü gözlemini ilk kez yaptıklarında deneyimledikleri şansın aynısını umut ediyorlar.

Van Dokkum, “Bu, rastlantısal bir tesadüf. Hubble görüntüsünü tarıyordum ve sonra küçük bir çizgimiz olduğunu fark ettim. Hemen, kamera detektörüne çarpan ve doğrusal bir görüntüye neden olan bir kozmik ışın diye düşündüm. Kozmik ışınları ortadan kaldırdığımızda, onun hâlâ orada olduğunu gördük” dedi.

Şiddetli Bir Güneş Patlaması Gözlendi…

0
Şiddetli Bir Güneş Patlaması Gözlendi…

Güneş Dinamik Gözlemevi (SDO), Güneşten Çıkan Yoğun Bir Güneş Patlaması Yakaladı

NASA Güneş Dinamikleri Gözlemevi

bu animasyonda SDO, dünya üzerinden Güneş’e doğru bakarken görülüyor. SDO, Güneş atmosferini küçük uzay ve zaman ölçeklerinde ve aynı anda birçok dalga boyunda inceleyerek Güneş’in Dünya ve Yakın Dünya uzayı üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

28 Mart 2023’te Güneş’te, Türkiye saati ile 15:33’de zirveye ulaşan güçlü bir Güneş patlaması oldu. NASA’nın Güneş’i sürekli izleyen SDO, olayın bir görüntüsünü yakaladı.

Güneş patlamaları olağanüstü güçlü enerji boşalmalarıdır. koronal kütle atımları (CME), fışkırmalar ve Güneş patlamaları, radyo iletişimlerini, elektrik güç şebekelerini ve navigasyon sinyallerini etkileyebilir. Ayrıca uydular, uzay araçları ve astronotlar için risk oluşturabilir.

Bu parlama X1.2 parlaması olarak sınıflandırıldı. X sınıfı, en yoğun parlamaları belirtirken, sayılar ise gücü hakkında daha fazla bilgi sağlar. X-sınıfı Güneş fırtınaları hepsinin en büyük ve en güçlü olanıdır.

Ortalama olarak, bu büyüklükteki Güneş fırtınaları yılda yaklaşık 10 kez meydana gelir ve Güneş’in minimum dönemine nazaran maksimum döneminde daha yaygındır.

SDO 28 Mart 2023’te Güneş’in sağ alt tarafındaki parlamada görüldüğü gibi bir Güneş patlamasının görüntüsünü yakaladı. 

Güneş patlaması, güneşin yüzeyinden gelen ani, yoğun bir radyasyon patlamasıdır. Güneş atmosferinde depolanan manyetik enerjinin hızla salınmasından kaynaklanır. Güneş patlamaları, Dünya’nın manyetik alanında ve üst atmosferde iletişim sistemlerini, elektrik şebekelerini ve uyduları etkileyebilecek önemli bozulmalara neden olabilir.

Güneş patlamaları X ışını parlaklıklarına göre sınıflandırılırlar. X en yoğun olanıdır daha düşük şiddette olanları C ve M harfleriyle derecelendirilirler. SDO, Güneş’i ve Dünya üzerindeki etkisini incelemek için 2010 yılında fırlatılan bir uzay aracıdır.

SDO Spots X8.2-Class Solar Flare, Sept. 10, 2017 - YouTube

SDO’nun misyonu, Güneş’in atmosferini ve manyetik alanını inceleyerek bilim insanlarının Güneş’in Dünya ve Dünya’ya yakın uzay üzerindeki etkisini anlamalarına yardımcı olmaktır.

SDO, Güneş’i çeşitli dalga boylarında sürekli olarak gözlemleyen ve bilim insanlarının Güneş’in dinamiklerini benzeri görülmemiş ayrıntılarla incelemelerine olanak tanıyan üç bilimsel araçla donatılmıştır. SDO’nun verileri, uzay hava durumu ve bunun Dünya üzerindeki etkisi hakkındaki anlayışımızı geliştirmemize yardımcı olmaktadır.

Solucan Deliğine Düşersek Haber Verebilir Miyiz?

0
Solucan Deliğine Düşersek Haber Verebilir Miyiz?

Yeni çalışmaya göre solucan deliğinden geçen bir uzay aracı eve mesajlar gönderebilecek.

Bu kuramsal kozmik tünellerin bir modeli, solucan deliklerinin anında kapanmadığını gösteriyor.

Solucan deliğine dalan bir uzay gemisi asla geri dönemez. Ancak arkasındaki delik kapanmadan önce diğer taraftan video gönderebilir.

Bir solucan deliğine düşerseniz, geri dönemezsiniz. Arkanızdan kapanacaktır. Ancak yolda, eve son bir mesaj göndermek için yeterli bir zamanınız olabilir. Bu, yeni bir analizin bulgusudur. Solucan deliği, uzay-zaman dokusundaki bir tüneldir. Evrendeki iki noktayı birbirine bağlar. Solucan delikleri sadece teoriktir.

Yani, bilim insanları var olabileceklerini düşünse de hiç kimse onları gözlememiştir.  Varsa, solucan delikleri evrenin en uzak bölgelerine kestirme kısa yollar sağlayabilir veya diğer evrenlere köprü görevi görebilirler. Hatta her biri farklı özelliklere sahip birden fazla türde solucan deliği de olabilir.

En yaygın olarak incelenen solucan deliği türlerinden birinin oldukça kararsız olduğu düşünülmektedir. Astrofizikçiler, deliğin içine herhangi maddesel bir cisim girerse çökeceğini umuyorlardı. Ancak bu çöküşün ne kadar hızlı olabileceği net değildi. Ayrıca bilinmiyordu: Solucan deliğine giren bir şey veya birisi için bu ne anlama gelir?

Yeni bir çalışmada bu tür solucan deliğinin içinden bir şey geçtiğinde nasıl tepki vereceği gösterildi. Holy Cross Üniversitesi’nden astrofizikçi Ben Kain’e göre “teorik olarak bir sonda yapıp gönderebilirsiniz. Sondayı geri getirmeye çalışmıyorsunuz çünkü solucan deliğinin çökeceğini biliyorsunuz. Fakat delik çökmeden önce bir ışık sinyali, Dünya’ya geri dönebilir mi? Oluşturduğumuz modele göre cevabımız evettir.”

Hayalet maddeye gerek yok

Kain, solucan delikleriyle ilgili bazı eski çalışmaların, bu kozmik tünellerin ileri geri yolculuklar için açık kalabileceğini ima ettiğini söylüyor. Ancak bu çalışmalarda solucan deliklerinin açık kalması için özel bir numaraya ihtiyaç vardır. Egzotik bir madde formuyla desteklenmeleri gerekir. Araştırmacılar bu maddeye “hayalet madde” derler.

Solucan delikleri gibi, hayalet madde de yalnızca teoriktir. Kuramsal olarak kütle çekim gücüne normal maddenin tam tersi şeklinde tepki verir. Yani, bir solucan deliğinden geçen hayalet madde, tüneli çökmek üzere içe doğru çekmek yerine dışarı doğru itecektir.

Bir solucan deliğinden geçtiğinizde göreceğiniz şeyin gerçekçi bir simülasyonu.

Böyle bir “hayalet madde”nin varlığı, Einstein’ın genel göreliliğinin kurallarını bozmaz. Evrenin büyük ölçeklerde nasıl çalıştığını açıklayan fiziksel gerçek budur. Ancak Kain, hayalet maddenin neredeyse kesinlikle gerçekte var olmadığını da ekliyor. Öyleyse, bir solucan deliğinin onsuz herhangi bir süre açık kalabilmesi tartışmalı bir merak konusudur.

Kain ve arkadaşları yaptıkları bilgisayar modelinde bir solucan deliğine normal maddeden yapılmış sondalar gönderdi. Beklendiği gibi, solucan deliği çöktü. Sondaların geçişi, deliğin kapanmasına ve geride kara delik gibi bir şey bırakmasına neden oldu.

Ancak solucan deliği tamamen kapanmadan hemen önce, hızlı hareket eden bir sondanın ışık hızındaki sinyallerini bizim tarafımıza geri göndermesine yetecek kadar yavaş gerçekleşti.

Mümkün ama mantıklı mı?

Kain, “eğer böyle tüneller bulunsa bile, insanlar solucan deliğinden geçmeyi asla hayal etmemeli. Yalnızca bir uzay kapsülü ve bir video kamera olabilir. Hepsi otomatik. Sonda için tek yönlü bir yolculuk olur. Ama en azından bu cihazın gördüklerini gösteren bir video çekebiliriz” diyor.

Münih Üniversitesi’nden astrofizikçi Sabine Hossenfelder ise böyle bir şeyin olabileceğinden şüpheli. “Geri bildirimde bulunmak için solucan deliğine bir uzay sondası göndermek, henüz kanıtlanmamış şeylerin varlığını gerektiriyor. Matematiksel olarak yapabileceğiniz pek çok şeyin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur” diyor.

Kain’e göre, “yine de hayalet maddeye dayanmayan solucan deliklerinin nasıl çalışabileceğini öğrenmek faydalı olacaktır. Kısacık anlar için bile açık kalabilirlerse, bir gün evrende veya ötesinde seyahat etmenin yeni yollarını gösterebilirler.”

Şimdiye Kadar Keşfedilen En Değişken Kütleli Nesne…

0
Şimdiye Kadar Keşfedilen En Değişken Kütleli Nesne…
Sanatçının James Webb Uzay Teleskobu izlenimi. Kredi: ESA, NASA, S. Beckwith (STScI) ve HUDF Ekibi, Northrop Grumman Aerospace Systems / STScI / ATG medialab
Sanatçının James Webb Uzay Teleskobu izlenimi. 

 

Arizona Üniversitesi’nden Brittany Miles liderliğindeki bir astronom ekibi, JWST’i kullanarak genç gaz devinin atmosferindeki silikatın bulut özellikleri olduğunu keşfetti. Ayrıca su, metan ve karbon monoksit varlığını doğruladılar ve ilaveten karbondioksit kanıtı buldular. Böylelikle Güneş Sistemimizin ötesindeki bir gezegende şimdiye kadar tanımlanmış en fazla sayıda molekül bulunmuş oldu.

Gezegenin atmosferi 22 saatlik günü boyunca sürekli olarak yükseliyor ve çalkalanıyor, daha sıcak malzemeleri yukarıya ve daha soğuk malzemeleri aşağı doğru itiyor. Bu durum, gezegenin parlaklığında o kadar değişikliklere neden oluyor ki, şimdiye kadar keşfedilen en değişken kütleli gezegen dense yanlış olmaz.

VHS 1256 b’nin atmosferinin yukarılarında, sıcaklıklar 830°C’ye ulaşıyor ve bu noktada çalışmanın arkasındaki ekip, bulutların içinde giderek hem büyük ve hem de küçük silikat toz tanecikleri keşfetti.

Edinburgh Üniversitesi’nden çalışmanın diğer araştırıcısı Beth Biller, “Atmosferindeki küçük silikat taneleri, bir dumanın içindekiler gibi daha küçük parçacıklar şeklindedir. Daha büyük taneler daha çok çok sıcak, çok küçük kum parçacıkları gibi olabilir” dedi.

VHS 1256 b nispeten genç, sadece 150 milyon yıl önce oluşmuş. Sonuç olarak, oluşum sürecinden gelen ısı hala mevcut, bu da atmosferinin bu kadar çalkantılı olmasının bir nedenidir.

Miles, “VHS 1256 b, yıldızlarından, Pluto-Güneş arası olan mesafeden yaklaşık dört kat daha uzakta, bu da onu JWST için harika bir hedef yapıyor. Bu, gezegenin ışığının yıldızlarından gelen ışıkla karışmadığı anlamına geliyor” dedi.

Ötegezegen VHS 1256'nın kızılötesi spektrumu b. Kredi: NASA, ESA, CSA, Joseph Olmsted (STScI)
Öte gezegen VHS 1256 b’nin kızılötesi spektrumu 

 

Ev sahibi yıldızdan bu uzaklık, öte gezegenden gelen bilgi ve verilerin yıldızın ışığından etkilenmediği anlamına geliyordu ve bu da ekibe gezegenin bileşimi hakkında daha fazla bilgi edinme şansı verdi. JWST’nin Yakın Kızılötesi Spektrografı (NIRSpec) ve Orta Kızılötesi Enstrümanı (MIRI) kullanarak gezegenden gelen ışığın spektrumunu incelediler.

Max Planck Enstitüsü’nden (MPIA) grubun bir diğer araştırmacısı Paul Mollière, “Başka hiçbir teleskop, tek bir hedef için aynı anda bu kadar çok özelliği belirlemedi. Gezegenin dinamik bulut ve hava sistemlerini detaylandıran JWST’den tek bir spektrumda birçok molekül görüyoruz” dedi.

MPIA’dan Elisabeth Matthews, “Silikatları izole ettik, ancak tanelerin boyutlarının ve şekillerinin belirli bulut türleriyle eşleştiğini daha iyi anlamak çok fazla ek çalışma gerektirecek. Bu, bu gezegendeki son söz değil JWST’nin karmaşık verilerini anlamak için büyük ölçekli bir modelleme çabasının yalnızca başlangıcıdır” dedi.

Evrende Hayal Edilecek En Şiddetli Olay…

0
Evrende Hayal Edebileceğiniz En Şiddetli Olay…

Fiziğin Bilinmez Kaldığı Yerde: “Evrende Hayal Edilecek En Şiddetli Olaylardan Biri” Oluyor.

İki Kara Delik Çarpışıyor Birleşiyor

Bir sanatçının çarpışarak birleşmek üzere olan iki kara delik izlenimi.

Işık hızına yakın bir hızla çarpışan iki kara deliğin son simülasyonları, bir astrofizikçinin “evrende hayal edebileceğiniz en şiddetli olaylardan biri” olarak adlandırdığı olayın ardındaki fiziğin gizemine ışık tuttu.

John Hopkins Üniversitesi’nden simülasyonları hazırlayan astrofizikçi Thomas Helfer, “Işık hızına çok yakın iki kara deliği kafa kafaya patlatmak biraz çılgınca bir şey. Çarpışmayla ilişkilendirilen kütle çekim dalgaları ürünü gibi görünebilir, ancak bu, evrende hayal edebileceğiniz en şiddetli olaylardan biri” dedi.

Çalışmanın sonuçlarına göre bulgular, böylesine dehşet verici bir çarpışmanın sonrasına ilişkin ilk ayrıntılı bakış niteliğinde ve bir kara deliğin nasıl oluşacağını ve kozmosa kütle çekim dalgaları da göndereceğini gösteriyor.

Kara delik birleşmeleri, evrende, büyük kozmik çarpışmaların ürettiği enerjiyi taşıyan, algılanabilir çekim dalgaları üretecek kadar enerjik olan birkaç olaydan biridir. Bir havuzdaki dalgacıklar gibi, bu dalgalar uzay ve zamanı bozarak evrende akar.

Ancak suda yol alan dalgaların aksine, son derece küçüktürler ve uzayın üç boyutunu zaman fikriyle birleştiren akıl almaz bir kavram olan “uzay-zaman” boyunca yayılırlar.

Bu simülasyonda, ışık hızına yakın çarpışan iki kara delik görülüyor. Çalışma, böylesine dehşet verici bir çarpışmanın sonrasına ilişkin ilk ayrıntılı bakış niteliğinde. Bir kara deliğin nasıl oluşacağını ve kozmosa kütle çekim dalgaları göndereceğini gösteriyor. 

Araştırmanın bir diğer fizikçisi Emanuele Berti, “Bir kütle çekim dalgası içimden geçerse, beni biraz daha ince ve biraz daha uzun, sonra biraz daha kısa ve biraz daha şişman yapar. Fakat bunun yaptığı miktar, bir atom çekirdeğinin boyutundan yaklaşık yüz bin kat daha küçüktür” dedi.

Çalışmada fizikçiler, kara deliklerin birleşmesinden sonra yayılan dalgaları, birleşmenin ince ama önemli çekim etkilerini göz ardı eden denklemler kullanarak genel göreliliği basitleştirerek incelediler.

Kara deliklerin bu kadar aşırı hızlarda çarpışması neredeyse imkansız olsa da, böyle bir çarpışmayı canlandırmak, teorinin basitleştirilmiş versiyonunda bulunamayan çekim etkilerini tespit etmesi sırasında yeterince güçlü sinyaller üretti.

Black Hole Collision May Have Exploded With Light | NASA

Araştırmayı yöneten astrofizikçi Mark Ho-Yeuk Cheung, “Genel görelilik aynı zamanda, kütle çekim dalgalarının kendilerinin de daha fazla çekim dalgası üreteceği anlamına gelir” dedi.

Caltech’teki bağımsız bir araştırmacı grubu tarafından aynı simülasyonlar üzerine yapılan bir çalışmada da benzer sonuçlar bulundu. Cheung, “Bu biraz büyük bir mesele, çünkü kara delikleri gerçekten anlamak istiyorsak, komplikasyonları unutamayız. Einstein’ın teorisi bir canavar; denklemler gerçekten karmaşıktır” dedi.