Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Sinyal Yayan Gizemli Patlamalar…

0
Sinyal Yayan Gizemli Patlamalar…

Dünya’ya sinyal gönderen gizemli radyo patlamalarının kaynağı izleniyor

Panik yapmayın, yeni bir şey değil. Bu gizemli kaynaklar yıllardır Dünya’ya radyo sinyalleri gönderiyor. Ancak şimdi, bilim insanları bazılarının kaynaklarının izini sürdüler ve buldukları şaşkınlık yarattı. Hayır, uzaylıların ürettiği sinyaller değil. Hubble Uzay Teleskobunu kullanan gökbilimciler, hızlı radyo patlamaları (FRB’ler) olarak bilinen derin uzay sinyallerinden beş tanesinin yerini buldu.

Bu güçlü patlamalar sırasında güneşin bir yıl boyunca yaydığı enerji miktarı saniyenin binde biri kadar inanılmaz bir süre içinde üretilir. 2001’de ilk keşfedildiğinden bu yana yaklaşık 1000 FRB tespit edildi, ancak bunların izlenmesi çok zordur. Çünkü anında ve iz bırakmadan kaybolurlar. Belirli galaksilerde bunlardan sadece 15 tanesi  izlenebildi.

Bilim insanları, bu yoğun darbelerin nereden geldiğini izlemekle ilgileniyorlar, böylece onları ne tür kozmik olayların tetiklediğini belirleyebilecekler. Bu yeni çalışmada, Hubble’ın Geniş Alan Kamerası 3’ü kullanan araştırmacılar, ev sahibi galaksilerdeki sekiz FRB’den beşini ve bunların kökenlerinin türlerini saptayabildiler. Tüm bu sinyallerin bir özelliği, ev sahibi uzak galaksilerde yıldızların oluştuğu “sarmal kollar” bölgesinden gelmesidir

stsci-01f5413ef98k1ye6fd48aev2b1.png
Gökbilimciler, yukarıda gösterilen iki galaksinin sarmal kollarına giden iki kısa, güçlü radyo patlamasının izini sürdüler. Soldaki iki resim, her bir galaksinin anlık görüntülerini göstermektedir. Sağdaki dijital olarak geliştirilmiş iki görüntü, her galaksinin sarmal yapısını daha ayrıntılı olarak ortaya koyuyor. Dört görüntünün her birindeki noktalı oval çizgiler, parlak radyo işaret fişeklerinin yerini gösterir.

Çalışma grubunun lideri astrofizikçi Alexandra Mannings, “Sonuçlarımız yeni ve heyecan vericidir. Bu, bir FRB popülasyonunun ilk yüksek çözünürlüklü görüntüsüdür. Hubble, bunlardan beşinin galaksinin sarmal kollarının yakınında veya üzerinde lokalize olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Ve sözlerini şöyle sürdürdü, “galaksilerin çoğu büyük, nispeten genç ve hala yıldızları oluşturuyor. FRB konumunda Hubble çok büyük bir çözünürlüğe sahip. Görüntüleme, kütlesi ve yıldız oluşum hızı gibi genel ana galaksi özellikleri hakkında daha iyi bir fikir edinmemizi ve doğru olanı araştırmamızı sağlıyor.”

Bazı galaksilerin sarmal kol yapıları daha sıkı görülürken, diğerleri daha gevşek olup yıldız dağılımında farklılıklar gösteriyordu. Görüntüler, FRB’lerin muhtemelen galaksilerin en genç, en büyük yıldızlarından gelmediğini gösteriyordu. Bilim insanları, parlamaların büyük olasılıkla bu genç yıldızların patlayıcı ölümlerinden veya nötron yıldızlarının birleşmesinden kaynaklanmadığını söyledi.

Ayrıca, sinyaller bilim insanlarının daha önceleri bir olasılık olarak göz ardı edemediği cüce galaksilerden de gelmiyorlardı. Her yeni keşifle birlikte, gökbilimciler bu gizemli sinyallerin olası açıklama yelpazesini daraltıyorlar.

Araştırmanın bir diğer üyesi Wen-fai Fong, “FRB’lere neyin sebep olduğunu bilmiyoruz, bu yüzden onu ele geçirdiğimizde bağlantılarını da kullanmak gerçekten önemli. Bu teknik, süpernova ve gama ışını patlamaları gibi diğer geçici türlerin öncüllerini tanımlamak için çok iyi çalışıyor. Hubble da bu çalışmalarda büyük bir rol oynadı” dedi.

Ekibin bulguları, FRB’lerin, güçlü manyetik alanlara sahip bir tür nötron yıldızı olan genç magnetarların patlamalarından kaynaklandığı fikrini destekliyor. Bilim insanları onlara evrendeki en güçlü mıknatıslar diyorlar. Örnek vermek gerekirse, bir buzdolabı kapısı mıknatısından 10 trilyon kat daha güçlüler.

Fong, “Güçlü manyetik alanları nedeniyle, magnetarlar oldukça öngörülemez. Bu durumda, FRB’lerin genç bir magnetarın parlamalarından geldiği düşünülüyor. Büyük kütleli yıldızlar evrimlerinin sonunda nötron yıldızı haline gelirler, bunlardan bazıları güçlü bir şekilde manyetize olabilir ve yüzeylerinde parlamalara, radyo ışımalarına ve manyetik süreçlere yol açabilirler” dedi.

Çalışmada gözlemlenen galaksiler milyarlarca yıl önce vardı, bu nedenle bilim insanları onları evrenin şu anki yaşının yaklaşık yarısı olduğunda göründükleri gibi gözlemliyorlar.  Ayrıca birçoğu, aynı zamanda bir tür sarmal gökada olan Samanyolu galaksimiz kadar kütleye sahip.

Galaksilerin hepsi Dünya’dan 400 milyon ila 9 milyar ışık yılı uzaklıkta yer alıyor. Fong, “bu çok yeni ve heyecan verici bir alan. Bu yerelleştirilmiş olayları bulmak, bulmacanın önemli bir parçası ve daha önce yapılanlara kıyasla çok benzersiz bir bulmaca parçası” dedi.

Pentagon’dan Sonra Obama da UFO’ların Varlığıyla İlgili Açıklamalarda Bulundu…

0
Pentagon’dan Sonra Obama da UFO’ların Varlığını Doğruladı…

Pentagon, piramit şeklindeki UFO’ların sızdırılmış görüntülerinin gerçek olduğunu ilan etti. Ardından ABD Eski Başkanı Barack Obama, UFO’ların varlığını doğruladı ve şok edici açıklamalar yaptı.

Pentagon, bu ve benzeri tanımlanamayan uçan nesnelere (UFO) ‘Tanımlanamayan Hava Olayları’ (UAP) adını veriyor.

UFO-ekran görüntüsü-twitterPiramit şeklindeki UAP’yu gösteren videolardan birinin ekran görüntüsü 

Şüphesiz bu görüntüler uzaylıların bir kanıtı olmasını gerektirmiyor, ancak mevcut anlayış düzeylerinin ötesinde bir şeyin kanıtıdır: Donanma personeli tarafından 2019’da çekilen tuhaf üçgen şekilli nesnelerin fotoğrafları ve videoları Pentagon tarafından meşru olarak onaylandı ve bunların bir parçası olduğu söyleniyor.

Belgesel film yapımcısı Jeremy Corbell tarafından paylaşılan videolar, US donanma personeli tarafından çekilmiş ve piramit şeklinde bir uçan cisim gibi görünen şeyleri gösteriyor. 2020’de Pentagon, tanımlanamayan hava fenomeni (UAP) olarak adlandırdığı şeyleri daha iyi anlamak için bir görev gücü oluşturdu; Bu yılın Haziran ayında Kongre’den önce gizliliği kaldırılmış bir rapor bekleniyor.

Pentagon sözcüsü Sue Gough yaptığı açıklamada, “bu saldırıların başlangıçta UAP olarak tanımlandığını ve ordu tarafından gözlemlenen UFO gözlemlerini araştırmak için 2020’nin Ağustos ayında oluşturulan Unifentified Aerial Phenomena (UAP) Görev Gücü’nün (UAPTF) bu olayları devam eden incelemelerine dahil ettiğini” söyledi.

Gough, “Daha önce de söylediğimiz gibi, operasyon güvenliğini sağlamak ve potansiyel hasımlara faydalı olabilecek bilgileri ifşa etmekten kaçınmak için, Savunma Bakanlığı, eğitim alanlarımıza veya belirlenen hava sahasına rapor edilen saldırıların gözlemlerinin veya incelemelerinin ayrıntılarını kamuya açık bir şekilde tartışmaz” dedi.

UFO kavramı, bu nesnelerin başka bir gezegenden gelen uzay araçları olduğu fikrine katkıda bulunurken, UAP’ler bir terim olarak daha geniş kapsamlı bir terimdir ve bunların ABD tarafından tespit edilen diğer ülkeler tarafından deneysel araçlar olma olasılığını da içerir.

Pentagon sözcüsü, Donanma personeli tarafından biri küre şeklinde, biri meşe palamudu şeklinde ve diğeri de “metalik keşif balonuna” benzeyen üç UAP’nin tespit edildiğini ve fotoğraflarının çekildiğini doğruladı.

Ancak Senatör Marco Rubio, Fox Business’a yaptığı açıklamada UAP’lerle ilgili raporun zamanında gelmeyebileceğini söyledi. Raporun “kamuoyuna açıklanandan çok daha fazla görüntüleri” ortaya çıkarması bekleniyor, bunlardan sadece bazılarının halihazırda gizliliği kaldırılmış durumda.

Nisan 2020’de Pentagon, daha önce sızdırılmış üç UFO videosunun gizliliğini ortadan  kaldırmıştı ve o zamanlar bu görüntüler sözde UFO fenomeninin en somut kanıtını temsil ediyordu.

Obama uzaylılarla ilgili soruları yanıtlamaktan ve kendi komplo teorilerini ortaya çıkarmaktan mutlu oldu.

Pentagon’un geçtiğimiz aylarda UFO’larla ilgili yaptığı açıklamaların sonrasında Obama 17 Mayıs 2021’de kendisiyle yapılan röportajda şöyle dedi: “Uzaylılar söz konusu olduğunda, size yayında söyleyemeyeceğim bazı şeyler var. Gerçek şu ki, göreve geldiğimde ‘Uzaylı örnekleri ve uzay gemilerini sakladığımız bir yerde laboratuvar var mı?’ Diye sordum. Biraz araştırma yaptılar ve cevap ‘Hayır’ oldu.”

“Ama doğru olan şu ki, gökyüzünde tam olarak ne olduklarını bilmediğimiz nesnelerin görüntüleri ve kayıtları var. Nasıl hareket ediyorlar, yörüngelerinin, kolayca açıklanabilecek bir kalıpları yoktu. Bence insanlar bunu hala ciddiye alıyor ve bunların neler olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Ama bugün size rapor edeceğim hiçbir şey yok” dedi.

Bir Yıldızın Doğumu…

0
Bir Yıldızın Doğumu…

Doğmakta olan yıldızların şimdiye kadarki en gerçekçi, en çarpıcı simülasyonu

Doğmakta olan yıldızların çarpıcı simülasyonu şimdiye kadarki en gerçekçi
Canlandırmadan anlık bir görüntü. Dönen bir gaz çekirdeği çöker ve çevreleyen diskten gelen gazla beslenirken kutupları boyunca iki kutuplu jetler fırlatan merkezi bir yıldız oluşturur. Jetler gazı çekirdekten uzağa sürükleyerek yıldızın nihayetinde toplayabileceği miktarı sınırlar.

Northwestern Üniversitesi astrofizikçilerinden oluşan bir ekip, bugüne kadarki en gerçekçi, en yüksek çözünürlüklü 3B bir yıldız oluşum simülasyonu geliştirdi. Sonuç, görüntüleyenler parıldayan yıldızların ortaya çıkmasını izlerken 3B alanda renkli bir gaz bulutu etrafında süzülmelerine olanak tanıyan görsel olarak çarpıcı, matematiksel olarak yönlendirilen harika bir canlandırma ortaya çıkmış.

Gazlı Ortamlarda Yıldız Oluşumu (STARFORGE) olarak adlandırılan bu yeni hesaplama sistemi, yıldızların doğduğu, önceden mümkün olandan 100 kat daha büyük ve canlı renklerle dolu olan bütün bir gaz bulutunu canlandıran ilk yöntemdir. Aynı zamanda, jetler, radyasyon, rüzgar ve yakındaki süpernova faaliyeti de dahil olmak üzere yıldız oluşumu, evrimi ve dinamiklerini de modelleyen ilk simülasyondur.

Star formation - Wikiwand

Bu sanal laboratuvarı kullanan araştırmacılar, yıldız oluşumunun neden yavaş ve verimsiz olduğunu, bir yıldızın kütlesini neyin belirlediğini ve yıldızların neden kümeler halinde oluşma eğiliminde olduğu gibi uzun süredir devam eden soruları keşfetmeyi amaçlıyorlar.

Araştırma grubu yıldızın oluşumuna eşlik eden gazın o yıldızın jetlerinin ve yüksek hızlı gaz akışlarının yıldızın kütlesini belirlemede önemli bir rolü olduğu düşünüyorlar. Böylece Astrofizikçiler, bir yıldızın kesin kütlesini hesaplayarak yıldızın parlaklığını ve iç mekanizmalarını belirleyebilir ve ölümü hakkında daha iyi tahminlerde bulunabilirler.

Çalışmanın başkanı Michael Grudić, “İnsanlar birkaç on yıldır yıldız oluşumunu simüle ediyorlar, ancak bu yöntem teknolojide bir kuantum sıçramasıdır. Diğer modeller, yalnızca yıldızların oluştuğu küçük bir bulut parçasını simüle edebildi. Büyük resmi görmeden, yıldızın sonucunu etkileyebilecek birçok faktörü gözden kaçırıyoruz” dedi.

Northwestern’den diğer bir çalışan Claude-André Faucher-Giguère, “Yıldızların nasıl oluştuğu astrofizikte çok merkezi bir sorudur. Dahil olan fiziksel süreçler nedeniyle araştırılması çok zor bir konu olmuştur. Bu yeni simülasyon, daha önce kesin olarak cevaplayamadığımız temel soruları doğrudan ele almamıza yardımcı olacaktır” dedi.

Başlangıcından son evresine kadar bir yıldız oluşumu on milyonlarca yıl sürer. Ekipten astrofizikçi Grudić ve Faucher-Giguère, sürecin bir anlık görüntüsünü yakalamak için her gece gökyüzünü gözlemleseler bile, yalnızca kısa bir anlık görüntüyü görebilirler.

Grudić, “Herhangi bir bölgede oluşan yıldızları gözlemlediğimizde, gördüğümüz tek şey zaman içinde donmuş yıldız oluşum alanlarıdır. Yıldızlar ayrıca toz bulutlarında oluşur, bu yüzden çoğunlukla gizlidirler” dedi.

File:Sig07-006.jpg - Wikimedia Commons

Astrofizikçilerin yıldız oluşumunun tam ve dinamik sürecini görebilmesi için simülasyonlara güvenmeleri gerekir. Bir simülasyonu çalıştırmak için süper bilgisayarlar gerekir öyle ki modelin işlemi bazen üç ay kadar sürebilir. Bu çalışma (STARFORGE) için ekip, gaz dinamiği, manyetik alanlar, çekim kuvveti, ısıtma ve soğutma ve yıldız geri bildirim süreçleri dahil olmak üzere fizikteki birçok fenomeni hesaplama koduna dahil etti.

Sonuçta ortaya çıkan simülasyon, galakside yüzen bir gaz kütlesini (güneş kütlesinin on ila milyonlarca katı) gösteriyor. Gaz bulutu evrildikçe, çöküp parçalara ayrılan ve sonunda tek tek yıldızları oluşturan yapılar ortaya çıkar. Yıldızlar oluştuktan sonra, her iki kutuptan da dışarıya doğru gazlar fışkırır ve çevredeki bulutu delerler. Artık yıldızları oluşturacak gaz kalmadığındaysa süreç sona erer.

Jet yakıtının modellemeye dökülmesi

STARFORGE ekibi yıldız oluşumuna dair çok önemli yeni bir kavrayış keşfedilmesine yardımcı oldu. Araştırmacılar simülasyonu jetleri hesaba katmadan çalıştırdıklarında, yıldızlar çok fazla büyüdü (güneş kütlesinin 10 katı kadar). Simülasyona jetleri ekledikten sonra, yıldızların kütleleri çok daha gerçekçi hale geldi (güneş kütlesinin yarısından daha azı kadar).

Celestial Lightsabers: Stellar Jets in HH24 - YouTube

Grudić, “Jetler yıldıza doğru gaz akışını engelliyor, aslında yıldızın içinde bitecek ve kütlesini artıracak olan gazı uçuruyorlar. İnsanlar bunun olabileceğinden şüpheleniyorlar, ancak tüm sistemi simüle ederek, nasıl çalıştığına dair sağlam bir anlayışa sahibiz” dedi. Yıldızlar hakkında daha fazlasını anlamanın ötesinde, Grudić ve Faucher-Giguère, STARFORGE’un evren ve hatta kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmemize yardımcı olabileceğine inanıyor.

Grudić, “Galaksi oluşumunu anlamak, yıldız oluşumu hakkındaki varsayımlara bağlıdır. Yıldız oluşumunu anlayabilirsek, galaksi oluşumunu anlayabiliriz. Galaksi oluşumunu anlayarak, evrenin neden yapıldığını daha iyi anlayabiliriz. Nereden geldiğimizi ve evrende nasıl konumlandığımızı anlamak nihayetinde yıldızların kökenini anlamaya bağlıdır” dedi.

Evrenin Garip Nesneleri…

0
Evrenin Garip Nesneleri…

Evrendeki en garip on iki nesne

Uzaydan Dünya

Evrenin tuhaf olduğu gerçeği sorgulanamaz. Sadece dışarıya bakın ve ince, sert bir kabukla kaplanmış ve bir gaz tabakasıyla örtülmüş mavi bir yarı erimiş kaya topunun üzerinde sürünen her türlü tuhaf, kendi kendini yeniden üreten flora ve faunayı göreceksiniz. Yine de kendi gezegenimiz, kozmosun her yerinde gizlenen tuhaf fenomenlerin küçük bir bölümünü temsil eder ve astronomlar her gün yeni sürprizler ortaya çıkarıyor. Bu galeride, uzaydaki en tuhaf nesnelerden bazılarına bir göz atıyoruz.

Gizemli Radyo Sinyalleri

Bir animasyon, gökyüzünde hızlı radyo patlamalarının (FRB'ler) rastgele görünümünü gösterir. Gökbilimciler kısa süre önce, aynı konumdan birkaç ay boyunca tekrarlanan biri de dahil olmak üzere gizemli sinyallerden 13'ünü keşfettiler.

2007’den beri araştırmacılar, yalnızca birkaç milisaniye süren ultra güçlü, ultra parlak radyo sinyalleri alıyorlar. Bu esrarengiz flaşlara hızlı radyo patlamaları (FRB’ler) adı verildi ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktan geliyor gibi görünüyorlar. Son zamanlarda, bilim insanları arka arkaya altı kez yanıp sönen tekrarlayan bir FRB yakalamayı başardılar. Şimdi bu tür sinyallerin gizemini çözmeye çalışıyorlar.

Nükleer Pasta

Bu nötron yıldızının içinde, evrendeki en güçlü şeyler saklanıyor olabilir.

Evrendeki en güçlü maddeyi ölü bir yıldızın artıkları oluşturur. Simülasyonlara göre, bir yıldızın buruşuk kabuğundaki protonlar ve nötronlar inanılmaz güçteki bir çekim kuvvetinin basıncına maruz kalabilir ve bu da onları, çeliği parçalamak için gereken kuvvetin 10 milyar katı kadar bir kuvvete ulaştırabilir.

Haumea’da Halkalar Var

Haumea'da Yüzükler Var

Cüce gezegen Haumea, Neptün gezegeninin yörüngesinin ötesinde bulunur. Sıra dışı bir yörüngeye sahiptir. Garip uzun bir şekle, iki aya ve yalnızca 4 saat süren bir güne sahiptir, bu da onu güneş sistemindeki en hızlı dönen büyük nesne haline getirir. Ancak 2017’de, gökbilimciler onun bir yıldızın önünden geçişini izlediklerinde ve etrafında dönen son derece ince halkaları fark ettiklerinde, muhtemelen uzak geçmişte bir çarpışmanın sonucu olarak daha da tuhaflaştığını düşündüler.

Ay’lı Bir Ay

ay üçlüsü

Bizim uydumuz Ay’dan daha güzel daha harika daha muhteşem bir gökcismi olabilir mi? Şimdilerde araştırmacıların ay ayı olarak adlandırdıkları, bir ayın yörüngesinde dönen başka ayların olacağı biliniyor. Ay ayları önceleri teorik olarak kabul edilse de son hesaplamalar oluşumlarında imkansız hiçbir şeyin olmadığını göstermektedir. Belki gökbilimciler bir gün birini doğrudan gözlemleyerek keşfedebilir.

Karanlık Maddesiz Gökada mı?

ngc1052-df2

Karanlık enerji, Evrendeki tüm maddelerin yüzde 85’ini oluşturan bilinmeyen tuhaf bir şey. Ancak araştırmacılar en azından bir şeyden eminler: Karanlık enerji her yerdedir. Ancak gökbilimciler, Mart 2018’de, neredeyse hiç karanlık madde içermeyen tuhaf bir galaksi gözlediklerinde şaşkına döndüler. NGC1052-DF2 adı verilen küçük bir gökadaydı Daha sonraki çalışmalar, bu göksel tuhaflığın aslında karanlık madde içerdiğini öne sürse de, ancak bu bulgu, karanlık maddenin hiç var olmadığını varsayan alternatif bir teoriye paradoksal olarak güven verdi.

En Tuhaf Yıldız

Sanatçının Tabby's Star2852 İllüstrasyonu

Louisiana Üniversitesi’nden gökbilimci Tabetha Boyajian ve meslektaşları, KIC 846285 olarak bilinen yıldızı ilk gördüklerinde çok şaşırmışlardı. Tabby’nin yıldızı lakaplı bu nesnenin parlaklığı düzensiz aralıklarla ve tuhaf uzunluklarda, bazen yüzde 22’lere kadar düşüyordu. Uzaylı bir mega yapı olasılığı da dahil olmak üzere farklı teoriler ortaya atıldı, ancak günümüzde çoğu araştırmacı, yıldızın kararmaya neden olan anormal bir toz halkasıyla çevrili olduğunu düşünüyor.

Son Derece Elektrikli Hyperion

Satürn'ün Cassini görüntüsü.

Güneş sistemimizdeki en tuhaf uydu başlığı birçok gökcismine verilebilir. Örneğin, Jüpiter’in aşırı volkanik Io’su, Neptün’ün gayzer püskürten Triton’u gibi. Ancak en garip görünümlerden biri, Satürn’ün çok sayıda kraterle işaretlenmiş süngertaşı benzeri düzensiz bir kaya olan Hyperion’dur. 2004 – 2017 yılları arasında Satürn sistemini ziyaret eden Cassini uzay aracı, Hyperion’un uzaya akan statik elektrik (parçacık ışını) ile yüklendiğini de buldu.

Yol Gösterici Bir Nötrino

Bir sanatçının illüstrasyonu, bir blazar galaksisinin merkezindeki süper kütleli kara deliği Dünya'ya doğru enerjik parçacık akışını yayan gösterir.

22 Eylül 2017’de Dünya’ya çarpan yüksek enerjili tek bir nötrino, tek başına o kadar da olağanüstü değildi. Antarktika’daki IceCube Neutrino Gözlemevi’ndeki fizikçiler, en az ayda bir kez benzer enerji seviyelerine sahip nötrinolar görüyorlardı. Ancak bu nötrino çok özeldi, çünkü astronomların teleskopları geldiği yöne çevirmeleri ile birlikte kökeni hakkında yeterli bilgiye ulaştıkları ilk nötrino oldu. Böylece, 4 milyar yıl önce, etrafındaki malzemeleri tüketen bir galaksinin merkezinde süper kütleli bir kara delik olarak parıldayan bir blazar tarafından Dünya’ya fırlatıldığını anladılar.

Yaşayan Fosil Gökada

DGSAT I (solda), normal sarmal galaksiler (sağda) gibi çok fazla yıldıza sahip olmayan aşırı dağınık bir gökadadır.

DGSAT I aşırı dağınık bir gökadadır (UDG). Aslında Samanyolumuz gibi bir gökada büyüklüğüne sahiptir, ancak yıldızları o kadar sönük yayılmıştır ki neredeyse görünmezdir. Bilim insanları 2016’da bu hayalet gökada DGSAT I’yı gördüklerinde, tipik olarak kümelerde bulunan diğer UDG’lerin aksine tamamen tek başına bulunduğunu fark ettiler. Özellikleri, evrende çok farklı bir zamanda, Büyük Patlama’dan sadece 1 milyar yıl kadar sonra oluşan soluk nesnenin DGSAT I’i yaşayan bir fosil haline getirdiğini gösteriyor.

Çift Kuasar Görüntüsü

kuasarlar

Devasa nesneler ışığı, arkalarındaki şeylerin görüntüsünü bozabilecek kadar bükerek kavisli hale getirir. Araştırmacılar, Hubble Uzay Teleskobunu erken evrenden bir kuasarı tespit ederek, evrenin genişleme oranını tespit etmek için kullandıklarında bugün o zamanlarda olduğundan daha hızlı genişlediğini buldular (diğer ölçümlerle uyuşmayan bir bulgu). Şimdi fizikçiler teorilerinin yanlış olup olmadığını veya garip bir şey olup olmadığını anlamaya uğraşıyor.

Uzaydan Kızılötesi Akış

Nötron yıldızları, normal bir yıldızın ölümünden sonra oluşan son derece yoğun nesnelerdir. Normalde, radyo dalgaları ve X-ışınları gibi daha yüksek enerjili radyasyon yayarlar, ancak Eylül 2018’de gökbilimciler, Dünya’dan 800 ışık yılı uzaktaki bir nötron yıldızından gelen uzun bir kızılötesi sinyal akışı buldular (daha önceleri hiç görülmemiş bir şey). Araştırmacılar, nötron yıldızını çevreleyen bir toz diskinin sinyali oluşturabileceğini öne sürdüler, ancak doyurucu bir açıklama henüz bulunamadı.

Auroralı Serseri Gezegen

Yeni tanımlanan kahverengi cüce

Galakside sürüklenen, çekim kuvvetleri tarafından ana yıldızlarından uzağa fırlatılan haydut gezegenlerdir. Bu sınıfta özel bir yeri bulunan, manyetik alanı Jüpiter’in 200 katından daha güçlü ve 200 ışık yılı uzaklıkta gezegen boyutunda bir nesne olan SIMP J01365663 + 0933473 olarak bilinen bir gezegendir. Bu, gezegen atmosferinde radyo teleskoplarla görülebilen, yanıp sönen auroralar oluşturacak kadar güçlü bir manyetik alana sahiptir.

Göktaşları Nereden Geliyor?

0
Göktaşları Nereden Geliyor?

Göktaşları nereden geliyor? Öğrenmek için gökyüzünde süzülen yüzlerce ateş topunun izi sürüldü

Göktaşları nereden geliyor? Öğrenmek için gökyüzünde süzülen yüzlerce ateş topunun izini sürdük
Yakın zamanda Winchcombe’nin Cotswolds kasabasında bulunan bir göktaşı parçası. 

Göktaşlarının nereden geldiği sorulursa, “kuyruklu yıldızlardan” cevabı verebilirsiniz. Ancak Avustralya göklerindeki yolculuklarında yüzlerce ateş topunun izini süren yeni araştırmalara göre, yanılıyorsunuz. Aslında, tüm göktaşlarının – Dünya’ya kadar uzanan uzay kayaları – buzlu kuyrukluyıldızlardan değil de, kayalık asteroitlerden gelmesi çok muhtemeldir.

Yeni bir çalışmada onların ne kadar uzak mesafelerden geldiğini yörüngeleri ile birlikte ortaya çıkararak bu meteorların aslında asteroitler olduğunu buldular. Avustralya’nın taşrasında gökyüzünde süzülen alevli göktaşlarını tarayan Çöl Ateş Topu Ağı ile altı yıllık kayıtları aradılar. Bulunan göktaşlarının hiçbiri kuyrukluyıldızlardan gelmiyordu.

Bu, dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonlarda bulunan on binlerce göktaşından büyük olasılıkla hiçbirinin kuyruklu yıldızlardan olmadığı ve güneş sistemi anlayışımızda önemli bir boşluk bıraktığı anlamına geliyor. Güneş sistemi oluşurken, yani 4,5 milyar yıldan daha uzun bir süre önceleri, Güneş’in etrafında bir toz ve enkaz diski olarak dönüyordu.

Zamanla, bu malzeme bir araya gelerek gitgide daha büyük cisimler oluşturdu – bazıları o kadar büyük ki yörüngelerinde kalan her şeyi süpürdü ve gezegenler oldu. Yine de bazı arta kalan enkazlar malzemeler bu kaderi önledi ve bugün hala ortalıkta dolaşıyor. Bilim insanları geleneksel olarak bu nesneleri iki gruba ayırırlar: kuyruklu yıldızlar ve asteroitler.

Meteor mu düştü, nereye düştü? İşte meteor düşme görüntüsü

Asteroitler, iç güneş sisteminde oluştukları için daha sert ve daha kurudur. Bu arada kuyrukluyıldızlar, donmuş su, metan veya karbondioksit gibi buzların sabit kalabildiği ve onlara “kirli bir kartopu” bileşimi veren daha uzak yerlerde oluşmuştur. Güneş sistemimizin kökenini ve evrimini anlamanın en iyi yolu bu nesneleri incelemektir.

Son birkaç on yılda birçok uzay görevi kuyrukluyıldızlara ve asteroitlere gönderildi. Ancak bunlar pahalı deneylerdir ve yalnızca ikisi (Hayabusa ve Hayabusa2) topladığı örnekleri başarıyla geri getirmiştir. Bu materyalleri incelemenin bir başka yolu da oturup bize gelmesini beklemektir.

Bir parça enkazın Dünya ile yolları kesişirse atmosferimize çarpar ve hayatta kalmaya yetecek kadar büyük ve sağlamsa, bir göktaşı olarak yeryüzüne inecektir. Güneş sisteminin tarihi hakkında bildiklerimizin çoğu bu ilginç uzay kayalarından gelir. Ancak, uzay görevi örneklerinin aksine, tam olarak nereden geldiklerini bilmiyoruz.

Göktaşları yüzyıllardır merak konusu olmuştur, ancak dünya dışı olarak tanımlanmaları 19. yüzyılın başlarından sonralarına denk gelir. Önceleri Ay yanardağlarından ve hatta diğer yıldız sistemlerinden geldikleri düşünülüyordu. Bugün, tüm göktaşlarının güneş sistemimizdeki küçük cisimlerden geldiğini biliyoruz. Ama geriye kalan asıl soru şu: Hepsi asteroitlerden mi yoksa bazıları kuyrukluyıldızlardan mı geliyor?

Çöl Ateş Topu Ağı tarafından 2014-2020 yılları arasında tespit edilen iç güneş sistemindeki enkazın yörünge verileri.

Dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları, çoğu Antarktika veya Avustralya’nın Nullarbor Ovası gibi çöl bölgelerinden toplamda, 60 binden fazla göktaşı topladı. Artık bunların çoğunun, Mars ve Jüpiter arasındaki ana asteroit kuşağından geldiğini biliyoruz. Ama bazıları asteroitlerden değil de, güneş sisteminin dış bölgelerinden çıkan kuyruklu yıldızlardan gelmiş olabilir mi? Bu tür göktaşları neye benzer ve onları nasıl buluruz?

Neyse ki, yerde bulunan bir meteorla karşılaşmayı ummak yerine aktif olarak göktaşlarını arayabiliriz. Bir uzay kayası atmosfere düştüğünde (bu aşamada meteor olarak bilinir), ısınmaya ve parlamaya başlar – bu nedenle meteorlar “kayan yıldızlar” olarak adlandırılır.

Daha büyük göktaşları (en azından onlarca santimetre genişliğinde) “ateş topu” olarak adlandırılacak kadar parlak bir şekilde parlar. Böyle ortaya çıkan meteorlar izlenebilir ve görüntülenebilir. Bu türden en büyük ağ, Avustralya’nın kırsal kesiminin 2,5 milyon kilometrekaresini kapsayan ve yaklaşık 50 kamera içeren Çöl Ateş Topu Ağıdır.

Ünlü bilim insanından meteor uyarısı: Kasım'da dünyaya çarpacak - Son dakika dünya haberleri

Ağın verilerinin incelenmesi sonucu, beklenmedik bir şekilde, büyük döküntülerin % 4’ünden biraz daha azının kuyruklu yıldız benzeri yörüngelerden gelmesine rağmen, materyallerin hiçbiri gerçek kuyrukluyıldız malzemesinin ayırt edici “kirli kartopu” kimyasal bileşimini içermediği bulundu.

Bu durumda, kuyrukluyıldızların enkazının, daha bir göktaşı haline gelmeden önce parçalandığı sonucu ortaya çıkar. Buna karşılık, bu, kuyruklu yıldız göktaşlarının dünyanın göktaşı koleksiyonlarındaki on binlerce nesne arasında temsil edilmediği anlamına gelir. Bir sonraki soru şudur: eğer tüm göktaşları asteroid kökenli ise, bazıları nasıl bu kadar tuhaf, kuyrukluyıldız benzeri yörüngelerde dolanıp dünyaya düşüyorlar?

Bunun mümkün olması için, ana asteroit kuşağındaki enkazın bir çarpışma, yakın yerçekimi çarpışması veya başka bir mekanizma ile orijinal yörüngesinden düşmüş olması gerekir.  Göktaşları, bize güneş sistemimizin oluşumu ve evrimi hakkında en derin kavrayışlarımızı verdiler. Ancak, artık bu örneklerin tüm resmin yalnızca bir kısmını temsil ettiği açıktır. Aynı zamanda, bazen geride bıraktıkları ateş toplarını ve göktaşlarını takip ederek edinebileceğimiz bilginin kanıtıdır.

Mars’ta Marifet’in Sesi Kayda Alındı…

0
Mars’ta Marifet’in Sesi Kayda Alındı…
Mars’ta Uçan Marifet’in Tarihi Sesini Dinleyin

NASA’nın Perseverance gezgini, Ingenuity (Marifet) helikopterinin Mars atmosferinde uçarken pervanelerinin nadir görülen, düşük perdeli vızıltısını ilk kez yakaladı. Uzay ajansı, 7 Mayıs 2021 Cuma günü, altı tekerlekli robotunun 30 Nisan’da dördüncü uçuşunu gerçekleştiren yeni görüntülerini bu sefer bir ses kaydı eşliğinde yayınladı.

Yaklaşık üç dakika uzunluğundaki video, Perseverance’ın eski mikrobiyal yaşamın izlerini aramak için Şubat ayında indiği Jezero Krateri’nden esen rüzgarın alçak sesiyle başlıyor. Marifet’in sesi sonra ortaya çıkıyor ve 262 metrelik gidiş dönüşte yaklaşık 2.400 rpm’de (dakikadaki devir sayısı) dönerken bıçakları yumuşak uğultulu bir şekilde duyulabiliyor.

Perseverance’ın kalkış ve iniş noktasından 80 metre uzağa park edildiği göz önüne alındığında, görevin mühendisleri uçuşun sesini alabileceklerinden hiç emin değildiler. Ayrıca Mars atmosfer yoğunluğu, gezegenimizin yoğunluğunun yaklaşık yüzde 1’i kadardır ve her sesi Dünya’dakinden çok daha düşük sesli ya da sessiz hale getirir.

 

Fransa Institut Superieur de l’Aeronautique et de l’Espace’de (ISAE-SUPAERO) gezegen bilimci ve SuperCam Mars mikrofonunun bilim lideri Prof. David Mimoun, “Bu çok güzel bir sürpriz. Mars atmosferi sesin yayılmasını güçlü bir şekilde azalttığı için mikrofonun helikopterin seslerini zar zor algılayacağını bize söyleyen testler yaparak simülasyonları zor da olsa gerçekleştirdik” dedi.

SuperCam, Mars atmosferinin kimyasal bileşimini açığa çıkaran spektrometre adı verilen bir cihazla buharlaşmayı incelemek için lazer donanımlı bir aygıttır. Ayrıca, sesleri kaydetmek için bir mikrofona da sahiptir. Bu da çalışılan hedeflerin ne kadar zor olduklarıyla ilgili fiziksel özelliklere ilişkin ek bilgiler sağlar.

Mimoun, Marifet’in uçuşunun yeni kaydının “Mars atmosferini anlamamız için bir altın madeni değerinde olduğunu” açıkladı. Mars’ta daha düşük bir sese sahip olmanın yanı sıra, Mars’ta yayılan sesler, yüzeyde ortalama eksi 63 derece olan soğukluk nedeniyle de Dünya’dakinden daha yavaş hareket eder.

Bu nedenle, gezegendeki ses hızı, buradaki kabaca 340 m/sn ile karşılaştırıldığında yaklaşık 240 m/sn civarındadır. Bunlara ilaveten, % 96 civarında karbondioksitten oluşan Mars atmosferi, yüksek perdeli sesleri emme eğilimindedir, bu nedenle yalnızca düşük perdeli sesler uzun mesafelere gidebilir.

Gelişmiş ses

NASA çalışanları, helikopter pervanelerinin ses perdesini 84 hertz’de izole ederek ve 80 hertz’in altında ve 90 hertz üzerindeki frekanslarda sesi de azaltarak mono olarak kaydedilen sesi iyileştirdiler ve daha sonra kalan sinyalin sesini artırdılar.

NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı’ndaki (JPL) Perseverance yük geliştirme yöneticisi Soren Madsen, bu kaydın, Kızıl Gezegen anlayışımızı geliştirmek için görevdeki araçların nasıl birlikte çalışabileceğinin bir örneği olduğunu söyledi. Marifet, Gezginden uzaklaşıp dışarı doğru gittikçe, ses perdesi azalır ve geri döndükçe ses perdesi artar.

Bu, Doppler Etkisi olarak bilinir ve görsel menzil dışında olduğunda helikopterin uçuş rotasının ek bir teyit katmasını sağlar. Marifet ilk olarak 19 Nisan’da, başka bir gezegendeki ilk güçlendirilmiş, kontrollü uçuşunu yapmış ve beşincisini de yeni yaptı ve veriler dört saatten daha kısa bir süre sonra geldi.

Mars helikopteri Ingenuity, Kızıl Gezegendeki ilk dondurucu gecesinde hayatta kalmayı başardı | Euronews

Yaklaşık 1,8 kg olan mini helikopter, mühendislerinin hayal ettiğinden daha sağlam olduğunu kanıtladıktan sonra,  eski yaşam avına yardımcı olmak için Perseverance gezgininin önünde keşif yapmak için yeni bir göreve başlayacak.

Yıldız Arkadaşlığı…

0
Yıldız Arkadaşlığı…

Yoldaş Yıldız Sistemi

Güneşimiz galaksimiz içinden geçerken ona eşlik edecek bir gezegen, uydu ve daha küçük nesnelerden oluşan bir çevreye sahiptir. Ancak, genellikle çiftler halinde gelen diğer yıldızların çoğuna kıyasla hala yalnız bir yıldızdır.

Çifti yıldız olarak adlandırılan bu kozmik ikililer, astronomide çok önemlidir çünkü kendi başlarına yıldızlardan öğrenmesi çok daha zor olan şeyleri kolayca ortaya koyabilirler. Öyle ki bazıları yaşanabilir gezegenlere bile ev sahipliği yapabilir!

görüntü

Bir yıldız çiftinin doğuşu

Yeni yıldızlar, galakside serpilmiş dönen gaz ve toz bulutlarından ortaya çıkar. Bilim insanları hala konunun tüm ayrıntılardan emin değiller, ancak yıldız oluşumuna bu bulutların derinliklerindeki türbülans çevrelerindeki daha yoğun düğümlerin neden olabildiği düşünülüyor. Düğümler güçlü çekime sahipler, bu nedenle daha fazla malzeme çekebilirler ve bulut çökmeye başlayabilir.

Ortadaki malzeme giderek ısınır. Önyıldız (protostar) olarak bilinen, bu sıcak çekirdek bir gün yıldız olacaktır. Bazen çöken gaz ve tozdan oluşan bu dönen bulutlar, sonunda yıldızlara dönüşen iki, üç veya hatta daha fazla parçalara bölünebilir. Bu durum, Samanyolu’ndaki yıldızların çoğunun neden en az bir kardeşle doğduğunu açıklar.

Yıldızları görmek

görüntü

Sadece çıplak gözle baktığımızda çift yıldızları görüp görmediğimizi pek anlayamayız. Gökyüzünde sık sık birbirlerine o kadar yakındırlar ki onları tek bir yıldız olarak görürüz. Örneğin, geceleri görebildiğimiz en parlak yıldız olan Akyıldız (Sirius) aslında bir ikili sistemdir.

Yukarıdaki fotoğrafta her iki yıldızı da görebiliyor musunuz? Ancak 1800’lere kadar bu durumu kimse bilmiyordu. Kesin gözlemler, Sirius’un acemi bir dansçının yaptığı gibi bir ileri bir geri sallandığını gösteriyordu. 1862’de gökbilimci Alvan Graham Clark, bir teleskop kullanarak Sirius’un aslında birbirinin etrafında dönen iki yıldız olduğunu gördü.

görüntü

Ancak en güçlü teleskoplarla bile, bazı ikili sistemler yine de tek yıldız kılığına girer. Neyse ki böyle çiftleri de tespit etmek için kullanabilecek birkaç numara vardır.

İkili yıldızlar birbirlerinin yörüngesinde döndükleri için, bazı yıldızların birbirlerinin etrafında dönerken bize doğru ve bizden uzaklaştığını görme şansımız var. Sadece yörüngelerini yandan görmemiz gerekir. Gökbilimciler bu hareketi, yıldız ışığının rengi değiştiği için tespit edebilirler. Bu olay Doppler Etkisi olarak bilinir.

görüntü

Bu şekilde bulabildiğimiz yıldızlara spektroskopik çiftler denir. Çünkü onların spektrumlarına bakmamız gerekir ki, bunlar temelde bir dizi enerji üzerinden yayılan ışığın yoğunluğunu gösteren çizelge veya grafiklerdir.

Bu yıldız çiftlerini  ancak bu şekilde görebiliriz. Işık dalgalar halinde hareket ettiğinden yıldızın ışığı bize doğru hareket ettiğinde, ışığının dalgaları birbirine yaklaşır ve bu da ışığını daha mavi yapar. Yıldız uzaklaştığında ise dalgalar uzar ve ışığını daha kırmızı yapar.

görüntü

Bazen yıldızlardan biri diğerinin önünde hareket ettiğinde ikili yıldızları yine görebiliriz. Gökbilimciler, zamanla yıldızlardan gelen ışık miktarını ölçerek örten çiftler olarak adlandırılan bu sistemleri bulurlar. Yıldızlar birbirlerinin önünden geçerken normalden daha az ışık alırız, çünkü öndeki yıldız daha uzaktaki yıldızın ışığını engelleyecektir.

Kardeş rekabeti

Çift yıldızlar her zaman birbirleriyle anlaşmazlar. İlişkileri patlayıcı olabilir! Tip Ia süpernova, beyaz bir cücenin (Güneş benzeri bir yıldızın yakıtı bitip dış katmanlarını fırlattığında kalan küçük, sıcak çekirdek) yoldaş yıldızından malzeme çaldığı bazı ikili sistemlerde meydana gelir.

Bu, nihayetinde hırsız yıldızı patlatan kontrolden çıkan bir reaksiyonla sonuçlanır. Aynı tür patlama, iki beyaz cüce birbirine doğru gidip çarpıştığında da meydana gelebilir.

görüntü

Bilim insanları, bu patlamaların gerçekte ne kadar parlak olması gerektiğini ve nasıl belirleyeceklerini biliyorlar. Tip Ia süpernovaları standart mumlar olarak adlandırıyorlar. Böylece gökbilimciler bunların Dünya’dan ne kadar parlak göründüklerini ve ne kadar uzakta olduklarını belirleyebilecekleri anlamına geliyor.

Ayrıca ne kadar uzakta olurlarsa, o kadar sönük görünürler. Gökbilimciler, ölen yıldızların bizden ne kadar hızla uzaklaştığını bulmak için süpernovalardan gelen ışığın dalga boylarına da bakarlar. Süpernovaların bu şekilde incelenmesi, evrenin genişlemesinin hızlandığının keşfedilmesine yol açtı.

görüntü

Yıldız sırlarını açığa vurmak

Gökbilimciler ikili sistemler bulmayı severler çünkü çiftler halinde olan yıldızlar hakkında kendi başlarına olanlardan daha fazlasını öğrenmek çok daha kolaydır. Bunun nedeni, yıldızların birbirlerini ölçebileceğimiz şekillerde etkilemesidir. Örneğin yıldızların birbirlerinin yörüngesinde nasıl döndüklerine dikkat ederek ne kadar büyük olduklarını belirleyebiliriz.

Daha ağır yıldızlar, daha hafif olanlara göre daha sıcak yandıkları ve yakıtlarını daha çabuk tükettikleri için, bir yıldızın kütlesini bilmek başka ilginç şeyleri de ortaya çıkarır. Yıldızlar birbirlerinin önünden geçtiğinde ışığın nasıl değiştiğini inceleyerek daha da fazlasını öğrenebiliriz!

Boyutlarını, kütlelerini, her birinin ne kadar hızlı döndüğünü, ne kadar sıcak olduklarını ve hatta ne kadar uzakta olduklarını anlayabiliriz. Bunların hepsi evren hakkında bildiklerimizi daha fazla anlamamıza yardımcı oluyor.

Tatooine dünyalar

görüntü

Kepler Uzay Teleskobu gibi gözlemevleri sayesinde, Luke Skywalker’ın “Yıldız Savaşları”  filmindeki ev gezegeni Tatooine gibi dünyaların gerçek hayatta var olduğunu biliyoruz. Eğer bir gezegen iki yıldızdan doğru yörünge ve uzaklıkta dönerse, yaşanabilir olabilir ve hatta uzun süre bu şekilde kalabilir.

2019’da, TESS (Transiting Exoplanet Survey Satellite), TOI-1338 b olarak bilinen ve bir çift yıldızın yörüngesinde dönen bir gezegen buldu. Bu dünyaları bulmak, yalnızca bir yıldıza sahip gezegenlerden daha kolay olmaktadır. Ancak TESS’in daha fazla bulması bekleniyor!

Karanlık Madde Evrende Etkileşime Girmiyor mu?

0
Karanlık Madde Evrende Etkileşime Girmiyor mu?

Yeni Bir Araştırma, Karanlık Maddenin Sonuçta Etkileşimli Olmayabileceğini Gösteriyor

Karanlık Madde Etkileşimli Olmayabilir

Abell 3827 kümesinin kalbindeki dört dev gökadanın Hubble Uzay Teleskobu görüntüsü. Yaklaşık 3 saatlik bir pozlama, orijinali 2015’te kullanılan görsel dalga boylarında ve yakın kızılötesindeki görüntüyü gösteriyor. Kümenin arkasındaki daha uzak bir galaksinin çarpık görüntüsü dört galaksinin etrafına sarılmış, zayıf bir şekilde görülebiliyor.

Yeni gözlemler, gizemli maddenin çekim gücü dışındaki kuvvetlerle etkileşime girmediğini gösterdikten sonra, gökbilimciler karanlık maddenin ne olabileceği konusunda bilinmezliğe geri döndüler.

Hubble Uzay Teleskobu kullanılarak yapılan gözlemler, Dünya’dan yaklaşık 1,3 milyar ışık yılı uzaklıktaki Abell 3827 kümesinde yer alan bir galaksinin çevresindeki karanlık maddeden ayrıldığını gösteriyor gibi görünüyordu.

Abell 3827 Kümesi

Ultraviyole (mavi olarak gösterilen) Hubble Uzay Teleskobu görüntülemesi ve çok uzun (mm altı) Atakama Büyük Milimetre Dizisi görüntüleme dahil olmak üzere daha geniş bir dalga boyu aralığında Abell 3827 kümesinin kalbindeki dört merkezi gökadanın bir görünümü (dalga boyları kırmızı kontur çizgileri olarak gösterilir).

Bu dalga boylarında, ön plandaki küme neredeyse şeffaf hale gelir ve arka plandaki galaksinin daha net görülmesini sağlar. Arka plandaki galaksinin nasıl bozulduğunu belirlemek artık daha kolay olur.

Böyle bir kayma, karanlık maddenin çekim kuvveti dışındaki kuvvetlerle etkileşime girmesi ve maddenin ne olabileceğine dair potansiyel olarak ipuçları sağlaması durumundaki çarpışmalar sırasında tahmin edilir.

Abell 3827 kümesinin Dünya’dan görüldüğü tesadüfi yönelim, karanlık maddesinin oldukça hassas ölçümlerinin yapılmasını mümkün kıldı.

Üç yıl önce, uluslararası bir araştırma ekibi, nihayetinde karanlık maddenin ne olduğunu belirlemede bir ilerleme kaydettiklerini düşünmüşlerdi.

Bununla birlikte, aynı gökbilimci grubu şimdi, daha yeni gözlemlerden elde edilen yeni verilerin, Abell 3827 kümesindeki karanlık maddenin galaksisinden hiç ayrılmadığını gösterdiğini söylemekteler.

Ölçümler, karanlık maddenin yalnızca çekim kuvvetini hissetmesiyle tutarlı gözüküyor.

Abell 3827

                  Abell 3827 gökada kümesinin geniş alanlı optik görüntüsü.

Durham Üniversitesi Ekstra galaktik Astronomi Merkezi’nden Dr. Richard Massey şunları söyledi: “Karanlık madde arayışı sinir bozucudur, ama sonuçta bilim yapıyoruz.

Veriler geliştiğinde sonuçlar değişebilir. Bu arada karanlık maddenin doğasını ortaya çıkarmak için avımız devam ediyor. Karanlık madde, etrafındaki Evren ile etkileşime girmediği sürece, ne olduğunu bulmakta zorlanıyoruz.”

Evren’in yaklaşık yüzde 27’si karanlık maddeden oluşur ve geri kalanı büyük ölçüde aynı derecede gizemli karanlık enerjiden oluşur.

Gezegenler ve yıldızlar gibi normal madde, Evrenin nispeten küçük bir yüzde beşi kadarına katkıda bulunur.

Bilim insanları tarafından anlaşılan diğer tüm parçacıklardan yaklaşık beş kat daha fazla karanlık madde olduğuna inanılıyor, ancak kimse kesin olarak ne olduğunu bilmiyor.

Süper Basınçlı Balon Bazlı Görüntüleme Teleskopu (SuperBIT)

Süper Basınçlı Balon Bazlı Görüntüleme Teleskopu (SuperBIT), Durham Üniversitesi, Princeton Üniversitesi, Toronto Üniversitesi ve NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı’ndan uluslararası bilim insanları ve mühendis ekibi tarafından inşa edildi.

Teleskop, bir futbol stadyumu büyüklüğündeki bir helyum balonunun altında Dünya atmosferinin yüzde 99’unun üzerine çıkarak gece gökyüzünün kesintisiz bir görüntüsünü elde ediyor.

Bu yeni rota, bir roket fırlatma maliyetinin çok küçük bir kısmına denk geliyor ve tasarımı çok daha hızlı. İki başarılı test uçuşunun ardından, balon karanlık maddenin dağılımını yaklaşık 200 galaksi kümesi için ölçecek, bu Hubble Uzay Teleskobu gibi mevcut teknolojilerle imkansızdır.

Bununla birlikte, karanlık madde bugün Evren’in nasıl göründüğüne dair önemli bir faktördür, çünkü ekstra çekim gücünün kısıtlayıcı etkisi olmasa, Samanyolu gibi galaksiler dönerken birbirlerinden ayrılırlardı.

Tek tek yıldızlar ve tek tek galaksiler birbirlerinden o kadar uzaktır ki, birbirlerinin yanından geçerler. Yaygın gaz, sürtünme görevi gören sıradan parçacıklar arasındaki kuvvetler nedeniyle yavaşlar ve galaksilerden ayrılır.

Karanlık madde yalnızca çekim kuvvetini hissediyorsa, yıldızlarla aynı yerde kalabilir, ancak başka güçleri hissederse, bu dev parçacık çarpıştırıcısındaki yörüngesi değişecektir.

Bu son çalışmada, araştırmacılar Abell 3827 kümesini görüntülemek için Şili’deki ALMA teleskop dizisini kullandılar.

ALMA, arka plandaki ilgisiz bir galaksiden çarpık kızıl ötesi ışığı algılayıp, önceki çalışmada tanımlanamayan, aksi halde görünmez olan karanlık maddenin yerini ortaya çıkardı.


İki gökada kümesi arasındaki çarpışmanın süper bilgisayar simülasyonu. Tüm gökada kümeleri yıldızlar (turuncu) ve hidrojen gazı (kırmızı olarak gösterilmiştir) içerir. Görünmez karanlık madde mavi olarak gösterilmiştir. 

Minnesota Üniversitesi’nde görevli ve çalışma ekibinden Prof. Liliya Williams şunları söyledi: “ALMA’yı kullanarak uzak galaksinin Hubble Uzay Teleskobundan bile daha yüksek çözünürlüklü bir görüntüsünü elde ettik. Karanlık maddenin gerçek konumu, önceki gözlemlerimize göre daha net hale geldi.”

Yeni sonuçlar karanlık maddenin galaksisinde kaldığını gösterirken, araştırmacılar bunun karanlık maddenin etkileşime girmediği anlamına gelmediğini söylediler.

Ekip, karanlık maddenin çok az etkileşime girebileceğini veya galaksinin doğrudan bize doğru hareket ettiğini, bu nedenle karanlık maddenin yanlara doğru yer değiştirdiğini görmeyi beklemediklerini öne sürdüler.

Son iki yılda standart olmayan karanlık madde ile ilgili birkaç yeni teori öne sürüldü ve Durham Üniversitesi’nde bunların birçoğunun yüksek güçlü süper bilgisayarlar kullanılarak hesaplamaları yapıldı.

Karanlık madde, çekim gücüne ek olarak büyük kuvvetler hisseden son derece güçlü ‘kendi kendine etkileşen’ parçacıklardan oluşuyorsa diye düşünülerek aynı çarpışmanın üstteki videoda görüleceği gibi bir simülasyonu yapıldı.

Scientists Find Evidence That Dark Matter Can Be Heated Up and Moved

Ortaya çıkan karanlık madde ve gaz dağılımı, evrende gerçek gözlenenlerle aynı ölçüde fikir birliği vermemektedir. Aslında, bu durumda etkileşim o kadar güçlüdür ki, karanlık madde çarpma noktasına yakındır. Bu gerçek Evrende görülmediğinden, belirli karanlık madde modelini dışlamamızı sağlamakta.

Çalışmanın grubundan olan ve Durham Üniversitesi Hesaplamalı Kozmoloji Enstitüsü’nde çalışan Robertson, “Karanlık maddenin farklı özellikleri anlatı işaretleri bırakıyor.

İhtiyacımız olan deneyi yapmış olmamız ve doğru açıdan görebilmemiz için doğayı aramaya devam edeceğiz.

Özellikle ilginç olan test, karanlık madde etkileşimlerinin karanlık madde yığınlarını daha küresel hale getirmesidir. Bir sonraki arayacağımız şey bu” dedi.

Yüzlerce galaksi kümesindeki karanlık maddeyi ölçmek ve bu araştırmaya devam etmek için Durham Üniversitesi, dev bir helyum balonunun altında Dünya atmosferinin üzerine yükselerek net bir görüntü elde eden yeni SuperBIT teleskopunu inşa etmeyi yeni bitirmiştir.

Evrenin Genişlemesi Gizemine Yeni Bir Çözüm…

0
Evrenin Genişlemesi Gizemine Yeni Bir Çözüm…

Hızlı Radyo Patlamaları, Evrenin Genişlemesinin Gizemini Çözmeye Yardımcı Olabilir…

Kozmolojinin en büyük tartışmasında yeni bir oyuncu var

manyetik yıldızdan hızlı radyo patlaması resmi

Derin uzayda, muhtemelen manyetik yıldızlar üzerindeki patlamalardan biri gösterilmektedir. Gelen kısa süreli radyo dalga patlamaları, şimdi evrenin genişlemesini ölçmek için kullanılıyor.

Gökbilimciler, yaklaşık bir yüzyıldır evrenin genişleme oranını tartışıyorlar. Bu oranı ölçmek için yeni bir bağımsız yöntem, karar verici oyların artmasına yardımcı olabilir.

Hızlı Radyo Patlamaları (FRB’ler), galaksi dışı mesafelerde görülebilen çok kısa ve parlak geçişlerdir. Gökbilimciler ilk kez, FRB adı verilen bu kozmik flaş gözlemlerinden evrenin genişleme hızı olan Hubble sabitini hesapladılar. Ancak, teknik zor, sonuçlar ve ön olan belirsizlikler büyük.

Nihayetinde, yeni yöntemdeki belirsizlikler azaltılabilirse, evrenin fiziğine ilişkin anlayışımızı dengede tutan uzun süredir devam eden tartışmaların çözülmesine yardımcı olabilir.

Stanford Üniversitesi astronomu Simon Birrer, “Bu ölçümlerde, özellikle de tespit edilen tekrarlanan FRB’lerin sayısının artmasıyla, gelecek için büyük vaatler görüyorum” diyor.

Gökbilimciler genellikle Hubble sabitini iki şekilde ölçerler. Birincisi, uzak evrende Büyük Patlama’dan kısa bir süre sonra salınan ışık olan kozmik mikrodalga arka planını (CMB) kullanırlar.

İkincisi içinse yakın evrendeki süpernovaları ve diğer yıldızları kullanırlar. Ancak şu anda bu yaklaşımlar yüzde birkaç oranında uyuşma göstermemektedir.

genişleyen evren mesafe merdiveni

GENİŞLEME FRAKSİYONLARI Evren genişliyor – ama ne kadar hızlı? “Mesafe merdiveni” olarak bilinen bir tekniği kullanan bazı ölçümler, evrenin ilk dönemlerine ait tahminlerle uyuşmuyor.

FRB’lerin yeni değeri, her mega parsek (yaklaşık 3,3 milyon ışık yılı) başına uzaklık için saniyede yaklaşık 62,3 km genişleme oranına karşılık gelmektedir. Bu değer diğer yöntemlerden daha düşük olsa da, geçici olarak kozmik mikrodalga arka planından  gelen değere daha yakındır.

Stockholm Üniversitesi gökbilimcilerinden Steffen Hagstotz, “Verilerimiz, süpernovalardan bulunanlara kıyasla CMB’lerden bulunanlarla biraz daha fazla uyuşuyor, ancak hata çubuğu yine de büyük, bu yüzden gerçekten hiçbir şey söyleyemiyoruz.

Fakat, her şeye rağmen hızlı radyo patlamalarının diğer yöntemler kadar doğru olma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyorum” diyor.

Yüksek manyetik alan özellikli nötron yıldızlarından çıkan patlamalar olası bir açıklama olsa da, hiç kimse FRB’lere neyin sebep olduğunu tam olarak bilmiyor.

FRB’lerin birkaç milisaniyelik sürede radyo dalgalarını patlattığı aşırı parlaklıkları, onları büyük kozmik mesafelerde görünür kılar ve gökbilimcilere galaksiler arasındaki boşluğu araştırmak için önemli bir yol sağlar.

KOZMİK FOSİL Planck uydusu tarafından gözlemlenen kozmik mikrodalga arka plan ölçümleri, evrenin mevcut genişleme oranını tahmin etmek için kullanılabilen evrendeki en eski ışıkta kalıpları ortaya çıkarır.

Bir FRB sinyali, galaksilerin toz ve gaz içerikli bölgelerinden geçerken, öngörülebilir bir şekilde dağılır ve bu da ışınımlarındaki bazı frekansların diğerlerinden biraz daha geç gelmesine neden olur.

FRB ne kadar uzakta olursa, sinyal o kadar fazla dağılır. Bu dağılımın ölçümlerini kullanarak, Hagstotz ve meslektaşları 9 FRB için mesafeleri tahmin ettiler.

Ekip, bu mesafeleri FRB’lere ev sahibi olan galaksilerin Dünya’dan hangi hızlarda uzaklaştıklarıyla karşılaştırarak Hubble sabitini hesapladı.

Yeni yöntemdeki en büyük hata, FRB sinyalinin gaz ve toz içeriğinin daha iyi anlaşıldığı galaksiler arası boşluğa girmeden önce kendi galaksisinden çıkarken tam olarak nasıl dağıldığını bilmemekten kaynaklanıyor.

Araştırmacılar. birkaç yüz FRB ile bu belirsizliklerin azaltabileceğini ve süpernovalar gibi diğer yöntemlerle doğruluğun eşleştirebileceğini tahmin ediyorlar. Birrer, “Bu bir ilk ölçüm, mevcut sonuçların daha olgunlaşmış diğer problemler kadar kısıtlayıcı olmaması çok şaşırtıcı değil” diyor.

Expanding universe measured with precision | symmetry magazine

Yeni FRB verileri yakında geliyor olabilir. Birçok yeni radyo gözlemevi çevrimiçi oluyor ve ‘Kilometre Kare Dizisi’ için önerilenler gibi daha büyük çaplı araştırmalar, her gece on ila binlerce FRB keşfedebilir.

Hagstotz, Hubble sabitini doğru bir şekilde belirlemek için önümüzdeki bir veya iki yıl içinde mesafe tahminlerine sahip yeterli FRB olacağını umuyor.

Bu tür FRB verileri, gökbilimcilerin parlak patlamalara neyin sebep olduğunu anlamalarına da yardımcı olabilir. Hagstotz, “Yakında sahip olacağımız yeni olanaklar beni çok heyecanlandırıyor. Gerçekten daha yeni başlıyoruz” diyor.

Karanlık Madde Taşlara Kazınmış Olabilir…

0
Karanlık Madde Taşlara Kazınmış Olabilir…
Karanlık madde imzasını taşlara atmış olabilir

Yeni önerilen bir karanlık madde algılama yöntemiyle, milyar yıllık mineral örneklerine kazınmış karanlık madde izleri aranacak.

Karanlık madde, belki de evrende en bol bulunan maddedir ve normal maddeden beş kat daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.

Yine de, onu bulmak için düzinelerce girişime ve bazı tahminlerin milyarlarca karanlık madde parçacığının her gün vücudumuzdan doğrudan geçtiğini öne sürmesine rağmen, karanlık madde doğrudan doğruya hiçbir yerde hiçbir şekilde gözlenememiştir.

Bunun neden bilim insanlarının, karanlık maddenin diğer maddelerle yalnızca çok zayıf etkileşime girdiğine inandıklarından kaynaklanmaktadır.

Her ay Dünya’da dolaşan çok sayıda karanlık madde parçacığından belki de sadece birinin bir atom çekirdeğiyle çarpıştığı sanılmaktadır.

Mirrored moat protects experiment searching for dark matter | New Scientist

Bu tür çarpışmalar çok nadir olacağından, bilim insanları, onları yakalamaya çalışmak için çok büyük, kristal diziler veya ksenon gibi saflaştırılmış sıvılardan oluşan dev fıçılara sahip megaton detektörler kullanmaktalar.

Bu detektörlerdeki atom çekirdeklerine karışan karanlık madde, normalde görünmez olan ışık parlamalarına, parçacıkların anlık olarak canlı görüntülerine neden olur.

Şimdi araştırmacılar, karanlık maddeyi aramak için boyuta göre zamana dayalı yeni bir yol önermekteler. Karanlık maddenin gelmesini beklemek yerine, Dünya’nın derinliklerinde gömülü minerallerde onun eski belirtilerini keşfetmeyi umuyorlar.

Çalışmanın arkasındaki bilim insanları, küçük, milyar yıllık bir mineral örneğinin yeni, bin kiloluk bir detektörden daha iyi çalışabileceğini söylüyorlar.

Stockholm Üniversitesi fizikçilerinden Andrzej Drukier liderliğindeki bir araştırma ekibi paleo detektör dedikleri yeni bir fikir ve araştırma yöntemi geliştirdiler.

Drukier’e göre, “Daha büyük ve daha büyük detektör inşa etmenin ille de daha iyi olmadığını düşünüyorum. Yeni bir detektör sınıfına ihtiyacımız var” diyor.

Dark matter: What is it, how do we know it's there and will we find it?Karanlık madde izinin peşinde

Karanlık madde detektörleriyle, görünmez bir karanlık madde parçacığının bir atom çekirdeğine çarparken neden olduğu serpinti aranır.

İster sıvı detektörlerde ister eski bir kayada olsun, bu çarpışmanın sonucunda oluşan enerji transferinin iz bırakması beklenir. Sıvı detektörlerde bilim insanları, atomlar iyonize olurken ortaya çıkan kısa flaşları ararlar.

Kayaç yapılar söz konusu olduğunda, böyle bir çarpışma çekirdeğin fırlamasına neden olacak ve yalnızca onlarca nanometre uzunluğunda, ancak kalıcı olarak taşa kazınmış küçük bir iz bırakacaktır.

Paleo detektör araştırmacıları, bu tür imzaları bulmak için bir milyar yaşında yalnızca 100 gr kadar bir kaya örneğinin gerekeceğini tahmin ediyorlar.

Bilim insanları, helyum iyonu ışın mikroskobu ya da küçük açılı X-ışın spektroskopisi gibi yeni teknolojiler kullanarak, oradan geçen karanlık madde parçacıkları hakkında daha fazla bilgi edinmek için bir kayadaki izleri ölçebileceklerini düşünüyorlar.

İz uzunluğu parçacık kütlesine karşılık geleceği için, bilim insanları, karanlık madde parçacıklarının izlerini nötronlar ve nötrinolar gibi diğer parçacıklardan ayırmak ve kütlelerini belirlemek için kullanabilirler.

Ancak kozmik ışınlar gibi yüksek enerjili parçacıklar da ayak izleri bırakabileceğinden, bu tür parçacıkların kolayca nüfuz edemediği yeraltı derinlerindeki kayalar kazılıp incelenerek bu yanlıştan kaçınılabilir.

Dünya’nın kendisinden kaynaklanan böyle kirlenmeler daha büyük bir sorun. Yerin derinliklerinde bulunan uranyum kökenli radyoaktif bozunma, benzer şekilde kayalarda izler bırakabilir.

Bundan kaçınmanın bir yolunu bulmaya gönül veren bilim insanları, karanlık madde belirleme işinde mükemmel bir tuvali bulmak için aylar süren binlerce mineral üzerinde çalıştılar.

Sonunda, deniz suyundan oluşan ve uranyum içeriği daha az olası olan kaya tuzu gibi deniz buharlaşmaları üzerine yoğunlaştılar.

Texas Üniversitesi’nde teorik astrofizikçi olan Freese, “Uranyumdan çok fazla radyoaktif bozulma olmaması için en uygun malzemeleri tanımlamak için çok çalıştık. Bu sorunla başa çıkma konusunda çok dikkatliyiz” diyor.

Evidence for dark matter could be trapped in ancient rocks – Physics World

WIMP’ler için cesur bir fikir

Bu yeni algılama yöntemi, “zayıf etkileşimli büyük parçacıklar” anlamına gelen WIMP’ler adı verilen popüler bir teorik karanlık madde parçacıkları sınıfı için idealdir.

WIMP’ler, hem çekim kuvveti hem de zayıf kuvvet yoluyla sıradan maddeyle etkileşime girecek şekilde teorize edilmişlerdir.

Ancak kütlelerine bağlı olarak, WIMP’lerin sıradan maddelerle etkileşimleri, en büyük ve en hassas parçacık detektörleri için bile çok küçük olabilir.

Önerilen paleo detektör, bir protonun kütlesinin yaklaşık yarısından 10 bin katına kadar mevcut detektörlerle ölçülebilecek olandan daha geniş bir WIMP kütlesi aralığını inceleyecektir.

Freese, “Gerçekten büyük bir fark yarattığımız yer daha küçük kütlelerdedir, çünkü mevcut detektörler düşük kütleleri çok iyi yapamaz.

Bir paleo detektör WIMP’leri tespit etmezse, bu onları göz ardı etmeyecektir. Şu anda önerilen hiçbir deney onları tamamen ortadan kaldırmaz” diyor.

Paleo detektörlerle yapılan deneyler, geleneksel deneylerden 10 ila 50 kat daha ucuz olabilecek. Paleo detektör grubunun üyeleri, numunelerin en az 5 km yeraltından çıkması gerektiğini ve bu tür numuneleri tedarik edebilecek mevcut bilimsel sondaj deliklerinin 12 km’yi aştığını söylüyorlar.

Bununla birlikte, grubun da kabul ettiği gibi, deney uzun bir şans olacaktır. Bir numunenin bir şey gösterip göstermeyeceğini şimdiden kimse bilmiyor.

Bunun ötesinde ayrıca, karanlık maddenin gerçekten WIMP’lerden oluşup oluşmadığını da kimse bilmiyor.

Bazı bilim insanları, paleo detektörlerin bile onları kaydedemeyeceği kadar inanılmaz derecede küçük etkileşimleri olan eksen adı verilen aday parçacıklar olarak gördüklerini öne sürüyorlar.

Searching for Dark Matter Through the Fifth Dimension – New Theoretical Physics Discovery to Help Unravel the M… in 2021 | Dark matter, Theoretical physics, Galactic center

Valencia Üniversitesi’nden paleo detektör çalışmasına dahil olmayan teorik fizikçi Valentina De Romeri, “Bu fikir geleneksel doğrudan tespit yöntemlerinden önemli ölçüde farklıdır.

Kutunun dışında düşünmenin önemli olduğuna inanıyorum ve karanlık madde bulmacasını mümkün olan her şekilde çözmeye çalışan fizikçilerin yaratıcılığını kabul etmemiz gerekir” diyor.

Karanlık maddeyi aramak için önerilen yöntemler ne kadar fazlaysa, sonunda bu gizeme ışık tutmamız için şansımız o kadar artar.

Şimdilik, paleo detektör fikri kanıtlanmamış bir yaklaşım olmaya devam ediyor. Ancak bu kavramı takip eden bilim insanları, WIMP’lerin gerçekten taşta yazılıp yazılmadığını görmek için deneysel parçacık fiziği ve jeoloji uzmanlarıyla işbirliği yapabileceklerinden umutlular.