Ana Sayfa Blog Sayfa 40

Bir Öte Gezegen Çevresinde Uydu Oluşumu…

0
Bir Öte Gezegen Çevresinde Uydu Oluşumu…

Gökbilimciler, Genç Bir Öte Gezegen Çevresinde Gezegenin Ay’ını Oluşturan Bir Diskin Keşfedildiğini Doğruladılar

Bu diskte Ay boyutunda üç uydu oluşturmaya yetecek kadar malzeme var.

 Sanatçının gezegeni çevreleyen diski yorumlaması.

İki yıl önce, gökbilimciler güneş sistemimizin dışında bir gezegenin etrafında görünen bir dairesel gezegen diski keşfetmiş, ancak emin olamamışlardı. Takip eden gözlemler astronomların, şimdi öte uyduları ve ortaya çıkan yıldız sistemlerinde onların nasıl oluştuklarını anlamamızı geliştirebilecek bir keşifte haklı olduklarını gösteriyor.

Yayınlanan yeni araştırmaya göre, öngezegen (protoplanet) PDS70c’nin gezegeni çevreleyen bir diski var. Bilim insanları iki yıl önce yayınladıkları araştırmada da aynısını düşünmüş, ancak diski çevresindeki ortamdan ayırt edemediklerinden şüpheye düşmüşlerdi. Yeni çalışmada Şili’deki Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Dizisi (ALMA) tarafından yapılan takip gözlemleri, doğrulamanın anahtarı oldu.

Araştırmayı yöneten Grenoble Üniversitesi Gökbilimcisi Myriam Benisty yaptığı açıklamada, “ALMA gözlemlerimiz o kadar mükemmel bir çözünürlükte elde edildi ki, diskin gezegenle ilişkili olduğunu açıkça belirleyebildik ve boyutunu ilk kez saptayabildik” dedi.

Merkezde, dev öngezegeni çevreleyen gezegen çevresindeki disk. Daha büyük çevresel halka, ALMA görüntüsünün sağ kısmındadır.

Ekip, sistemi mm altı ışıkta (spektrumun mikrodalga ve kızılötesi kısmı arasındaki dalga boyu) gözlemleyerek, PDS70c çevresinde yörüngede bol miktarda tozun varlığını doğrulayabildi. Disk, güneş sistemimizde yer alsaydı, Güneş’in merkezinden Dünya yörüngesinin biraz ötesine kadar uzanırdı.

Jüpiter-benzeri bu öngezegen, eşit derecede devasa kardeşi PDS70b ile birlikte,  Dünya’dan 370 ışık yılı uzaklıkta bulunan 5 milyon yaşındaki genç bir yıldızın yörüngesindedir. Yıldızın kendisi, içinde iki öngezegenin malzemeyi emdiği ve etraflarında cepler veya boşluklar ile sonuçlanan bir durumsal diske ev sahipliği yapıyor.

Hem PDS70b hem de PDS70c gaz devleridir ve her ikisi de sırasıyla 22 AB (AB)  ve 34 AB mesafelerde ev sahibi yıldızlarından uzaktadırlar. Örnek olarak karşılaştırmak gerekirse, Neptün Güneşimizden 30 AB uzaklıktadır. 1 AB: Dünya’nın Güneş’e olan ortalama mesafesidir.

PDS70c’nin etrafındaki gezegen çevresindeki disk, Satürn’ün halkalarından yaklaşık 500 kat daha büyüktür ve yeni çalışmada değinildiği gibi, bu diskteki kütle, kendi Ay’ımızın boyutu kadar üç öte ay oluşturabilecek miktardadır.

ALMA tarafından görüntülenen PDS 70 sistemi. Ev sahibi yıldızı çevreleyen halka benzeri yıldız şeklindeki diski ve sağ iç kısım boyunca sıkışmış öngezegeni gösteriyor.

İlginç bir şekilde, yeni araştırmada, PDS70b’nin etrafında bir gezegeni çevreleyen diski dışladığı gözleniyor. Bilim insanları, açgözlü kardeşi PDS70c’nin iyi bir paylaşımcı olmadığını ve gerekli yapı malzemesini kendisi için silip süpürdüğünü söylüyorlar.

Çalışmanın bir diğer araştırmacısı ve Avrupa Güney Gözlemevi’nde (ESO) görevli olan Stefano Facchini, “Bu sistem, bize gezegen ve uydu oluşum süreçlerini gözlemlemek ve incelemek için eşsiz bir fırsat sunuyor” diyor. Gerçekten de, PDS70c’nin etrafındaki gezegeni çevreleyen bir diskin doğrulanması, öte uydular ve nasıl oluştukları hakkında süregelen teorilere yeni bir netlik kazandırabilir.

Olası bir senaryoda, öncül gezegenler onları çevreleyen yıldız diskinden kütle çalar ve ortaya çıkan kütleler, oluşan gezegenin üzerine düşer. Ancak bazı madde öbekleri ve parçaları da, doğal uydular oluşturmak için bir araya toplanarak yörüngede kalır.

Bu heyecan verici bir bulgu, ancak ekibin henüz PDS70 sistemiyle işi bitmemiş gözüküyor. Şu anda Şili’nin Atacama çölünde inşa edilmekte olan ESO’nun Aşırı Büyük Teleskobunun (VLT) devreye girmesini şimdiden sabırsızlıkla bekliyorlar.

Bu aracı kullanarak, gökbilimciler sistemin daha da yüksek çözünürlüklü taramalarını elde etmeyi ve gezegenin dairesel diskinde hareket eden gazı gösteren üç boyutlu görüntüler oluşturmayı umuyorlar.

Ay Dünya’ya Daha Yakın Olsa Ne Olurdu?

0
Ay Dünya’ya iki kat daha yakın olsa ne olurdu?
Ay Dünya’ya örneğin iki kat daha yakın olsa ne olurdu?
Ayın illüstrasyonu Dünya'ya çok yakın.

2003 yılında Jim Carrey’nin başrolde oynadığı “Bruce Almighty” isimli filmde, Carrey’nin karakteri aniden Tanrı benzeri güçler kazanır. Dolunayı kementleyerek sevgilisini etkiler ve Ay’ı Dünya’ya daha da yakınlaştırmak için bu gücünü kullanır. Filmin ilerleyen bölümlerinde seyirci, arka plan görüntülerindeki TV haberlerinde dünya çapında eşi benzeri görülmemiş devasa bir sel baskınını izler.

Film açıkça fantastik olsa da, şu soruyu gündeme getiriyor: Ay, Dünya’ya bugünkünden iki kat daha yakın olsaydı ne olurdu? Maine Üniversitesi’nden fizikçi Neil Comins, filmdeki sel senaryosu için, “aslında Ay aniden Dünya’ya çok daha yakın olsaydı gerçekte olabileceklerden çok uzak değil” dedi.

Ayın en bilinen etkisi, her gün iki yüksek ve iki düşük gelgit ile sonuçlanan, Dünya okyanusları üzerindeki çekim kuvvetidir. Comins, yaptığı açıklamada, “ancak Ay Dünya’dan şu anki uzaklığın yarısında olsaydı, gelgitler sekiz kat daha yüksek olurdu. Bazı adalar günün büyük bir bölümünde tamamen su altında kalacak ve yüksek gelgitler nedeniyle nüfus barındıran kıyı şeritleri muhtemelen yaşanmaz hale gelecekti” diye ekledi.

Full worm supermoon' lights up the sky in stunning pictures | Fox News

Queen Mary Üniversitesi’nden volkanolog olan Jazmin Scarlett, “bu ani çekim darbesi aslında Dünya’nın kabuğunu etkiler, bu da daha fazla depremi tetikleyebileceği anlamına gelir, daha fazla volkan patlamalarını tetikleyebilir” dedi.

Örneğin, güneş sisteminde volkanik olarak en aktif dünya olan Jüpiter’in uydusu Io’yu ele alalım. Scarlett’e göre, Io’nun volkanizması, Jüpiter’in ve diğer iki uydusunun çekim gücünün itme ve çekmesinden kaynaklanır. Ay aniden şimdikinin yarısı kadar bize yakın olsaydı, Dünya da benzer bir kaderi görebilirdi.

Ayrıca, gezegenin kabuğunun ani bükülmesiyle birlikte, Dünya’nın dönüşü zamanla yavaşlayacaktır. Bunun nedeni, Ay çekim gücü nedeniyle okyanusları çekerken, okyanus tabanı ile su arasında ortaya çıkan sürtünmenin Dünya’nın dönüşünü yavaşlatmasıdır.

Bilindiği üzere, bugün Dünya’nın dönüşü her yüzyılda saniyenin binde biri kadar yavaşlamaktadır. Ay uzaklığının yarısı kadar bir mesafede olsaydı, Dünya’nın dönüşü daha da yavaşlayacak, günlerimiz ve gecelerimiz uzayacaktı. Ani depremlerden, volkanik patlamalardan, günlerin ve gecelerin uzamasından ve yüksek gelgitlerden sağ çıkabilirsek, en azından güneş tutulmalarını daha sık görebiliriz.

What is a supermoon? When and how to view this special full moon

Ay gökyüzünde daha geniş bir alanını kaplayacağı için, bizim bakış açımızdan güneşin önünden geçme olasılığı daha yüksek olacaktır. Ayın karanlık silueti etrafında parlayan güneşin korona tabakasını (üst atmosferi) çok net olmasa da hala görebilecektik. Aksi takdirde, ay ve evreleri aşağı yukarı yine aynı biçimde, sadece gökyüzünde daha büyük görünecekti.

Peki ya ay aniden hareket etmek yerine yavaşça Dünya’ya doğru spiral çizseydi? Scarlett, “gezegenin kabuğunun ve gelgitlerinin daha yavaş değişeceğini ve umalım ki yeni durumun hayatı ayarlanmasına izin vereceğini, daha uzun günler ve gecelerin iklimimizi değiştirebileceğini ve evrimsel değişiklikleri çeşitli şekillerde yönlendirebileceğini” söyledi.

Hayvanlar geceleri daha parlak bir aya uyum sağlamak zorunda kalacaklardı. Örneğin, avcılar avlanırken daha fazla ışığa sahip olabileceğinden, avın geceleri nasıl daha iyi saklanacağını öğrenmesi gerekecekti. Ya da Ay’ın sarsılmasına neden olmayan, doğal bir gökcismi Ay’ın Dünya’ya yakınlaşmasına neden olsaydı?

Bu elbette çılgınca bir spekülasyon, ancak Comins’e göre, “Yeterince büyük bir nesne Dünya-Ay sisteminin yakınından geçtiyse ve bu şey geçerken ay yörüngesinin doğru yerindeyse, bu durum potansiyel olarak olabilir. Aydan enerji alırsanız, bu onun bize daha da yakınlaşmasına neden olur” dedi.

Bu yüzden, büyük bir göktaşının Dünya’nın yanından tam doğru zamanda, tam olarak doğru yerde geçmesi gerekir ki, muhtemelen Ay’ı bir hendekte dönen bir top gibi bize doğru itsin. Tabii ki, bu gerçekleşse bile, Ay’ın şu anki mesafenin yarısını alması hala uzun yıllar alacak, bu yüzden Dünya etkilerini hemen hissetmeyecektir.

Yeni Bir Süpernova Türü Keşfedildi…

0
Yeni Bir Süpernova Türü Keşfedildi…

“Garip Bir Gökcismi” – Yeni Keşfedilen Süpernova Türü Eski Bir Gizemi Aydınlatıyor

süpernova 2018zd

Las Cumbres Gözlemevi ve Hubble Uzay Teleskobunun gözlediği, elektron yakalayan süpernova 2018zd’nin (sağdaki büyük beyaz nokta) ve ev sahibi yıldız patlaması gökadası NGC 2146’nın (sola doğru) renkli bileşimi.

Las Cumbres Gözlemevi’ndeki bilim insanları tarafından yönetilen uluslar arası bir ekip, yeni bir yıldız patlaması türü olan elektron yakalayan bir süpernova için ilk kez ikna edici bir kanıt buldu. Bu yıldızlar 40 yıldır kuramsal olarak tespit edilmiş olsa da şimdiye kadar gözlenememişti. Bunların, çok az kanıtı bulunan devasa süper asimtotik dev kolu (SAGB) yıldızlarının patlamalarından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Keşif aynı zamanda MS 1054’te tüm dünyada gündüz görülen ve sonunda Yengeç Bulutsusu olarak bildiğimiz süpernovanın bin yıllık gizemine de yeni bir ışık tutuyor. Tarihsel olarak, iki ana süpernova türü olmuştur. Biri termonükleer bir süpernova – beyaz bir cüce yıldızın ikili yıldız sisteminde madde kazandıktan sonra patlaması. Bu beyaz cüceler, düşük kütleli bir yıldızın (güneş kütlesinin yaklaşık 8 katına kadar) ömrünün sonuna ulaşmasından sonra kalan yoğun kül çekirdekleridir.

Bir başka ana süpernova türü, büyük bir yıldızın – güneşin kütlesinin yaklaşık 10 katından fazla – nükleer yakıtının tükendiği ve demir çekirdeğinin çökerek bir kara delik veya nötron yıldızı oluşturduğu demir çekirdek çöküşü süpernovasıdır. Elektron yakalayan süpernovalar, bu iki tür süpernova arasındaki sınırdadır. Yıldızların, çekirdekleri oksijen, neon ve magnezyumdan oluştuğunda füzyonu durdurur; kütleleri demir çekirdek oluşturacak kadar büyük değiller.

Çekim gücü her zaman bir yıldızı ezmeye çalışırken, çoğu yıldızın çökmesini engelleyen şeydir. Yıldızın çekirdeğinde devam eden nükleer füzyon da çökmeyi engeller. Nükleer füzyonun durduğu yıldız çekirdeklerinde atomları daha sıkı bir şekilde paketleyemeyeceğiniz bir gerçektir. Elektron yakalayan süpernovalarda, oksijen – neon – magnezyum çekirdeğindeki bazı elektronlar, elektron yakalama adı verilen süreçte atom çekirdeklerine parçalanır.

Eşi Benzeri Görülmemiş Bir Süpernova Patlaması Keşfedildi

Elektronların bu şekilde açığa çıkması, yıldız çekirdeğinin kendi ağırlığı altında bükülmesine ve çökmesine neden olur ve süreç, yıldızın elektron yakalayan bir süpernovaya dönüşmesiyle sonuçlanır. Yıldız biraz daha ağır olsaydı, çekirdeğindeki elementler birleşerek daha ağır elementler oluşturabilir ve ömrünü uzatabilirdi. Yani bu bir tür ters- ‘Yaşanabilir Sınır’ durumudur.

Yıldız, çekirdeğinin çökmesinden kurtulacak kadar hafif, ömrünü uzatacak ve sonra farklı yollarla ölecek kadar da ağır değildir. Bu kuram, Tokyo Üniversitesi’nden Ken’ichi Nomoto ve arkadaşları tarafından 1980’de formüle edilmişti. On yıllar boyunca, teorisyenler elektron yakalayan bir süpernovada ve onların SAGB yıldızlarında nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair tahminler formüle etti.

Yıldızlar çok fazla kütleye sahip olmalı, patlamadan önce çoğunu kaybetmeli ve ölmekte olan yıldızın yakınındaki bu kütle alışılmadık bir kimyasal bileşime sahip olmalıdır. O halde elektron yakalayan süpernova zayıf olmalı, çok az radyoaktif serpintiye sahip olmalı ve çekirdeğinde nötronca zengin elementlere sahip olmalıdır.

Süper Asimptotik Dev Dal Yıldızı

Oksijen (O), neon (Ne) ve magnezyumdan (Mg) oluşan süper asimptotik dev bir yıldızın (solda) ve çekirdeğinin (sağda) sanatçı izlenimleri. Süper asimptotik dev yıldız, çekirdeği elektronlar (e-) tarafından desteklenen basıncı olan, yaklaşık 8-10 güneş kütlesi aralığındaki yıldızların son durumudur. Çekirdek yeterince yoğun hale geldiğinde, neon ve magnezyum elektronları yemeye başlar (elektron yakalama reaksiyonları olarak adlandırılır), çekirdek basıncını düşürür ve bir çekirdek çöküşü süpernova patlamasına neden olur.

Bu yeni çalışma, Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçi Daichi Hiramatsu tarafından yönetiliyor. Hiramatsu, düzinelerce teleskop kullanılan dünya çapında bilim insanı ekibinin yer aldığı Global Süpernova Project’in çekirdek bir üyesidir. Ekip, süpernova SN 2018zd’nin, bazıları bir süpernovada ilk kez görülen birçok olağandışı özelliğe sahip olduğunu buldu.

Bu süpernova NGC 2146 galaksisinde nispeten yakın – sadece 31 milyon ışık yılı uzaklıkta – sayılacak bir uzaklıktaydı. Ekip patlamadan önce Hubble Uzay Teleskobundan alınan arşiv görüntülerini inceledi ve gözlemler, Samanyolu’nda yakın zamanda tanımlanmış başka bir SAGB yıldızıyla tutarlıydı, ancak normal demir çekirdek çöküşü süpernovalarının ataları olan kırmızı süper dev yıldız modelleriyle tutarsızdı.

Çalışmada, süpernova hakkında yayınlanmış tüm veriler incelendi ve bazılarının elektron yakalayan süpernovalar için öngörülen göstergelerden birkaçına sahipken, yalnızca SN 2018zd’nin tümüne sahip olduğu bulundu – belirgin bir SAGB öncüsü, güçlü süpernova öncesi kütle kaybı, olağandışı bir yıldız kimyasal bileşim, zayıf bir patlama, az radyoaktivite ve nötron açısından zengin bir çekirdek.

Radio pulses from Crab Pulsar release far more energy than previously suspected - Tech Explorist

Hiramatsu, “Bu tuhaf şey nedir? diye sorarak çalışmaya başladık. Sonra SN 2018zd’nin her yönünü inceledik ve hepsinin elektron yakalama senaryosunda açıklanabileceğini fark ettik” dedi. Yeni keşifler, geçmişin en ünlü süpernovasının bazı gizemlerini de aydınlatıyor. MS 1054’te Samanyolunda bir süpernova meydana geldi. Çin ve Japon kayıtlarına göre o kadar parlaktı ki gündüz 23 gün, gece ise yaklaşık iki yıl görülebildi.

Ortaya çıkan kalıntı, Yengeç Bulutsusu, sonraları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Daha önce elektron yakalayan bir süpernova için en iyi adaydı, ancak bu kısmen belirsizdi çünkü patlama yaklaşık bin yıl önce gerçekleşmişti. Yeni sonuç, tarihi SN 1054’ün elektron yakalayan bir süpernova olduğuna dair güveni artırıyor. Ayrıca, süpernovanın modellere kıyasla neden nispeten parlak olduğunu da açıklıyor.

Tokyo Üniversitesi’nden Dr. Ken Nomoto, teorisinin doğrulanmasından heyecan duyduğunu belirterek, “Meslektaşlarım ve benim var olduğunu ve bir bağlantımız olduğunu tahmin ettiğimiz elektron yakalama süpernovasının nihayet keşfedilmiş olmasından çok memnunum. Bu gözlemleri elde etmek için harcanan büyük çabaları çok takdir ediyorum. Bu, gözlemler 40 yıl öncesi bir teorinin birleşiminin harika bir örneğidir” dedi.

Yılın En İyi Astronomi Fotoğrafları…

0
Yılın En İyi Astronomi Fotoğrafları…
Greenwich Kraliyet Gözlemevi’nin Yılın Astronomi Fotoğrafçısı yarışmasının finalistlerinden gelen bu görüntüler, evrenin büyüklüğü ve yaşı hakkında güzel hatırlatmalardan oluşuyor. BBC Sky at Night dergisinin işbirliğiyle düzenlenen yarışmaya 75 farklı ülkeden 4500’den fazla başvuru yapılmış. 12 kategoride kazananlar 16 Eylül 2021’de açıklanacak ve kazanan fotoğraflar Londra’daki Ulusal Denizcilik Müzesi’nde sergilenecek. İşte kısa listeye kalan yarışmacılar.
Gündüz Geçişi

Uluslararası Uzay İstasyonu küçülen hilalin etrafında dolaşırken günışığında çekilmiş. Kaliforniya, Elk Grove’dan fotoğrafçı Andrew McCarthy, görüntüleri yakalamak için iki kamera ve iki teleskop kullanmış.

(Tek renkli görüntü için: McCarthy f/10’da bir Celestron EdgeHD800 teleskopu, Hobym Traveler yuvası, ZWO ASI174MM kamera, 1.000 x 1 milisaniyelik pozlama kullanmış. Renk için ise f/10’da Orion XT10 teleskopunu, Hobym Traveler’ı seçmiş. montaj, Sony A7II kamera, ISO 200, 1 milisaniye pozlama).

Murmansk’taki Aurora

Fotoğrafçı Vitaliy Novikov şehir ışıkları rağmen görülebileceği şekilde, güçlü bir güneş patlamasının ardından beklediği gibi Kuzey Işıklarını fotğraflamış. Ocak 2020 yılında çekilen bu fotoğrafta, Aurora, Murmansk Rusya, ışıklarını gölgede bırakmış.

(Novikov, görüntüyü yakalamak için bir Nikon D850 kamera, 24 mm f/5.6 lens, ISO 1000, 0,8 saniyelik pozlama kullanmış).

İki Renkli Peçe Bulutsusu

Bu görüntü, Peçe Bulutsusu’nun Haziran, Temmuz ve Ağustos 2020’de çekilen fotoğraflarından birleştirilmiştir. Bulutsu, dev bir süpernova patlamasının kalıntısıdır. Görüntü, Macaristan’ın Pest ilçesinden çekilmiştir.

(Fotoğrafçı, f/4.6 hızında bir SkyWatcher 200/800 Newton Astrograph teleskopu, Astronomik Ha ve OIII filtreleri, SkyWatcher NEQ6 Pro yuvası, Moravian G3-16200 Mark II kamera, Ha-OIII kompozit kullanmış, 12 saat toplam pozlama yapmıştır).

Chambord Şatosu

Fransa’nın Centre-Val de Loire kentindeki bu şato, bir fotoğrafçının hayaliydi ve her 15 dakikada bir kalenin ışıklandırılmasında dakikalarca süren duraklamalarla fotoğraf çekmek zorunda kalan İngiliz Benjamin Barakat için bir meydan okumaydı.

(Baraket’in ekipmanı: Sigma Art 40 mm teleskop, iOptron SkyTracker Pro yuvası, Canon 6D Baader modifiye kamera. Ön plan için Baraket 40 mm f/2.8 lens, ISO 3200, 4 x 30 saniyelik pozlamalar; ve gökyüzünde, 40 mm f/2 lens, ISO 1600, 8 x 30 saniye pozlama).

Neowise Kuyruklu Yıldızı Stonehenge Üzerinde

Neowise Kuyruklu Yıldızı Dünya’nın yanından 6 bin 800 yıl önce son kez geçtiğinde, Stonehenge yoktu. Birleşik Krallık’tan James Rushforth tarafından çekilen bu çarpıcı kare, astronomik fenomenin meydana gelmesinden bu yana gezegenimizin gördüğü inanılmaz değişikliklere işaret ediyor. Durrington ve Larkhill köylerinden turuncu bir parıltı yayılıyor ve geçen bir kamyonun ışıkları taşları aydınlatıyor.
(Ekipman: Nikon D850 kamera, 100 mm f/2.8’de 70–200 mm lens, ISO 5000, 4 saniyelik pozlama).

Yunus Kafası Bulutsusu

Yunus Başı Bulutsusu, Büyük Köpek takımyıldızının ortasında yer alır. Sri Lanka’dan Yovin Yahathugoda, Şili’deki uzaktan teleskobunun (Telescope Live) yardımıyla bu kareyi yakalamış. Muhteşem sonuç, üç geceye yayılan 90 dakikalık pozlama süresini temsil eder.

(Yahathugoda, f/3.8’de ASA 500N teleskopunu, Astrodon filtrelerini, ASA DDM85 Premium montajını, FLI PL16803 kamerayı, Ha-OIII kompozitini kullanmış, 1.5 saatlik toplam pozlama yapmış).

Dugi Otok – Varyant A

Hırvatistan’da Dugi Otok’da çekilen bu karede yıldız izleri Dünya’nın dönüşünü gözler önüne seriyor. Suya yansıyan yıldızlar, suyun üzerindeki rüzgarlar fotoğrafçı Ivan Vucetic’in yıldızların gerçek yaşamdaki yansımasını yakalamasını engellediği için post prodüksiyona eklenmiş.

(Vucetic bir Nikon D600 kamera, 20 mm f/2.8 lens, ISO 1600 kullanmış. Ön plan 526 saniyelik bir pozlama ve gökyüzü 247 x 25 saniye gerektirmiş).

Damavand Dağı ve Samanyolu

Mayıs 2020 deki bu çekimde, Masoud Ghadiri bu görüntüyü yakalamak ve pozisyon almak için yedi saatlik zaman harcamış. Samanyolu İran’nın Damavand dağı üzerinde parlıyor. Fotoğraf, beşi gökyüzü için ve beşi ön plan için olmak üzere 10 yığılmış görüntü içeriyor.

(Ghadiri , Nikon D850 kamera , Vixen Polarie yuvası, 24 mm f/4 lens, ISO 6400, 10 x 30 saniyelik pozlama kullanmış).

Nötron Yıldızlarını Yutan Kara Delikler…

0
Nötron Yıldızlarını Yutan Kara Delikler…

Uzayda ‘Pac-Man Oyunu’: Kara delikler, nadir görülen bir gök olayının ilk kanıtında nötron yıldızlarını yutuyor

Yaklaşık bir milyar yıl önce, evrendeki en uç iki nesne bir ölüm sarmalında bir araya geldi ve bunlardan biri sarmaldan canlı çıkmadı. Gökbilimciler ilk kez yoğun nötron yıldızlarını yutan iki ayrı kara delik örneği tespit ettiler ve bu olay ne ilginçtir ki uzayda Pac-Man gibi oynandı.

Bu iki olayın neden olduğu kütle çekim dalgaları, Ocak 2020’de Dünya’ya ulaşmış ve gökbilimcilerin uzay-zamandaki dalgalanmaları 900 milyon ve 1 milyar ışık yılı uzaklıktaki uzak galaksilerde meydana geldikleri zamana kadar izlemelerine izin vermişti.

Bu tespitleri elde etmek için binden fazla bilim insanının yer aldığı yeni bir çalışma, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bulgular, bilim insanlarının evrenin sırlarını ve çekim dalgalarının çeşitli kökenlerini çözmelerine yardımcı olabilir.

Çekim dalgaları, bir çift kara delik veya bir çift nötron yıldızı gibi, uzaydaki büyük nesneler hareket edip çarpıştığında oluşur. Bilim insanları, kara delikler ve nötron yıldızları arasında bu tür çarpışmaların mümkün olduğuna inanırlar, ancak şimdiye kadar böyle bir olayın kanıtlarına sahip değillerdi.

Kara delikler ve nötron yıldızlarının her ikisi de yıldız ölümlerinin bir sonucudur. Yıldızlar öldüklerinde, etraflarındaki tüm maddeyi tüketen açgözlü kara deliklere dönüşebilirler. Veya bir yıldız patladıktan sonra arda kalan inanılmaz derecede yoğun kalıntı bir nötron yıldızı oluşturabilir.

Bu sanatsal görüntü, bir kara delik ve bir nötron yıldızı arasındaki birleşmeden ilham aldı.

Bu sanatsal görüntü, bir kara delik ve bir nötron yıldızı arasındaki birleşmeyi gösteriyor.

İki çarpışma olayı sadece 10 gün arayla meydana geldi, biri 5 Ocak 2020’de ve ikincisi 15 Ocak’ta 2020’de tespit edildi. Çarpışmalar, Lazer İnterferometre Kütle Çekim Dalgası Gözlemevi (LIGO) ve Kütle Çekim Dalgası Gözlemevi (VIRGO) tarafından tespit edildiler.

GW200105 olarak adlandırılan 5 Ocak etkinliğinde, güneşimizin kütlesinin yaklaşık 9 katı olan bir kara delik, güneşimizin kütlesinin 1.9 katı olan bir nötron yıldızını yuttu. GW200115 olarak adlandırılan 15 Ocak çarpışması sırasındaysa, 6 güneş kütleli bir kara delik, 1.5 güneş kütleli bir nötron yıldızını yuttu.

Avustralya Ulusal Üniversitesi Kütle Çekimi Astrofizik Merkezi’nden Prof. Susan Scott, yaptığı açıklamada, “Bu çarpışmalar Evreni özünden sarstı ve gönderdikleri dalgacıkların kozmosa hızla yayıldığını tespit ettik” dedi.

“Her çarpışma sadece iki büyük ve yoğun cismin bir araya gelmesi değildir. Bu gerçekten Pac-Man oyununda olduğu gibi bir kara deliğin ona eşlik eden nötron yıldızını bütün olarak yuttuğu bir durumdur. Bunlar dikkate değer olaylardır ve biz onlara tanık olmak için çok uzun bir süre bekledik. Bu yüzden sonunda onları yakalamamız inanılmazdır” diye sözlerine ekledi.

Bu sanatçının yorumu, bir kara delik bir nötron yıldızı ile birleştiğinde neler olabileceğini gösteriyor.

Bu sanatçının yorumu, bir kara delik bir nötron yıldızı ile birleştiğinde neler olabileceğini gösteriyor.

Bu nadir olayın bir değil, iki kez gerçekleştiğinin kanıtı, iki büyük, aşırı nesne arasında bu tür çarpışmaların olup olmadığını araştıran gökbilimcilerin bir yapbozun son parçasını bulması gibidir.

Observatoire de la Côte d’Azur’da görevli astrofizikçi Astrid Lamberts, yaptığı açıklamada, “Galaksimizin dışındaki bu yeni nötron yıldızı-kara delik birleşmeleri keşfiyle, eksik ikili türünü bulduk. Sonunda bu sistemlerden kaçının var olduğunu, ne sıklıkla birleştiklerini ve neden henüz görmediğimizi anlamaya başlayabiliriz” dedi.

Her iki olayda da ışık tespit edilmedi, ancak bu durum, cisimlere olan büyük mesafe ve kara deliklerin nötron yıldızlarını tamamen yutacak kadar büyük olduğu gerçeği göz önüne alındığında, araştırmacıları şaşırtmadı.

LIGO Bilimsel İşbirliği sözcüsü ve Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi’nden Prof. Patrick Brady yaptığı açıklamada, “Bunlar, kara deliklerin kurabiye canavarı gibi nötron yıldızlarını kemirdiği ve etrafa küçük parçalar savurduğu olaylar değildi. Işık üretecek olan şey bu ‘sıçrama’ydı ve biz bunun bu durumlarda olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

Daha önce, kütle çekim dalgası dedektörlerini kullanan gökbilimciler, 2019’da meydana gelen olası nötron yıldızı-kara delik çarpışmaları için adaylar bulmuşlardı, ancak bunları doğrulamak için yeterli kanıtları yoktu.

Did a Black Hole Swallow a Neutron Star 900 Million Years Ago? | Space

Bu son tespitlerden elde edilen bulgulara dayanarak, araştırmacılar, bu şiddetli birleşmelerden en az birinin Dünya’dan bir milyar ışık yılı gibi bir uzaklık içinde ayda yaklaşık bir kez gerçekleştiğine inanıyorlar.

Dedektörler, 2022 yazında dördüncü gözlem kampanyası için devreye girecek ve bu olayların nerede ve ne sıklıkla meydana geldiklerini anlayabilmek ve bu nadir birleşmelerin daha fazlasını aramak için kullanılacaklar.

Northwestern Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi Maya Fishbach, “Nötron yıldızlarıyla birleşen kara deliklerin ilk örneklerini gördük, bu yüzden onların orada olduklarını biliyoruz. Ancak hala bilmediğimiz çok şey var – ne kadar küçük veya büyük olabilirler, ne kadar hızlı dönebilirler, nasıl birleşerek ortak hale gelebilirler. Gelecekteki kütle çekim dalgası verileriyle, bu soruları yanıtlayacak istatistikler ve nihayetinde evrenimizdeki en uç nesnelerin nasıl yapıldığını öğrenmek gibi” dedi.

UFO’ların Varlığı Onaylandığına Göre Ne Olabilirler?

0
UFO’ların Varlığı Onaylandığına Göre Ne Olabilirler?
UFO’ların Varlığı Onaylandığına Göre Ne Olabilirler?

UFO’lar Artık Onaylandığına Göre Haklarında Makul Olarak Ne Söyleyebiliriz?

Ayrıca bu durum bizimle neden konuşmadıklarına dair bir açıklama da sunar: Yapay zekayı üretmekten sorumlu biyokimyasal süreçle değil, AI ile konuşmak istiyorlar. Aslında iletişim kurmak istedikleri istihbarat henüz ortalıkta yok, ama yakında olacağını umuyorlar. Kimileri, bu ziyaretçilerin boyut dışı olabileceği olasılığını dile getirildi, bu da nesnelerin neden yoktan var gibi göründüğünü ve aniden ortadan kaybolduğunu açıklar.

Image may contain: Building, Urban, Town, City, Plant, High Rise, Nature, and Outdoors

Olağandışı Bir Kuyruklu Yıldız Güneş Sistemine Yaklaşıyor…

0
Olağandışı Bir Kuyruklu Yıldız Güneş Sistemine Yaklaşıyor…

Bir Mega Kuyruklu Yıldız veya Bir Küçük Gezegen Çok Eksantrik Bir Yörüngede Yaklaşıyor

Bir Mega Kuyruklu Yıldız veya Küçük Gezegen Çok Eksantrik Bir Yörüngede Yaklaşıyor

2014 Lovejoy kuyruklu yıldızı Oort Bulutundan, çok eksantrik (dış merkezli) bir yörüngede gelen bir ziyaretçiydi. Yeni keşfedilen nesne 2014 UN271, daha da uzun ve daha eksantrik bir yörüngede. Aynı zamanda çok daha büyük ama ne yazık ki bize yaklaşamayacak.

Güneş’ten neredeyse bir ışık yılı uzaklıkta yörüngesi olan bir nesne bizi ziyaret etmek üzere. Neredeyse on yıldan beri uyarı yapılmakta çünkü bu kadar uzaktan gelen bir ziyaretçi için alışılmadık derecede büyük; şimdiye kadar görülen en büyük kuyruklu yıldız olabilir.

2014 UN271 nesnesinin yörüngesine ilişkin tahminler, kayıtlara daha fazla gözlem düştükçe hızla değişiyor olsa da, şu anki en iyi tahmin, gezegenlerin yörüngelerine en son 3 milyon yıl önce geldiği ve geri gelmesinin daha da uzun olacağı yönünde.

Astronomik terimlerde “eksantriklik”, bir yörüngenin ne kadar uzun olduğunun bir ölçüsüdür. Kusursuz yuvarlak bir yörüngenin eksantrikliği sıfır iken, genişliği neredeyse sonsuz uzunlukta olan bir yörünge bire yaklaşan bir değere sahiptir.

Yani 2014 UN271 gerçekten çok eksantriktir (keşiflerinden birinde yapılan tahmin 0,99948’dir) Daha önce gördüğümüz herhangi bir nesneye benzemediğini buradan yola çıkarak söylersek pek yanlış olmaz.

Bir kuyruklu yıldız. (NASA/NRL/STEREO/Karl Battams)

2014 UN271, en az 100 km genişliğinde ve 370 km uzunluğunda olabilir. Eğer bu bir kuyruklu yıldızsa, bunun gibi yörüngeleri olan çoğu nesne gibi, şimdiye kadar gördüğümüz en büyüğü olmaya adaydır.

En yakın rakibi, yaklaşık 100 km genişliğinde olan 1729 Sarbat Kuyruklu Yıldızı olduğu düşünülüyor. Öte yandan, hiçbir zaman kuyruk üretmiyorsa, bu bileşime sahip bir şeyin nasıl olup da Güneş’ten ve Neptün’den binlerce kat daha uzak mesafelere ulaştığı sorusu şimdilik cevapsız kalıyor.

İyi haber şu ki, onu incelemek için bolca zaman var. 2014 UN271’in ilk görüntüleri, Güneş’ten yaklaşık Neptün kadar uzaktayken alındı, ancak o zamandan beri bu mesafeyi dörtte bir oranında kısalttı. 2031’de tekrar dışa doğru yolculuğuna başlamadan önce neredeyse Satürn’ün yörüngesine dokunacak.

Bu konum, iyi bir görüntü elde etmek için yeterince yakın değildir. Bununla birlikte, 2014 UN271’in boyutu göz önüne alındığında, James Webb Uzay Teleskopu (JWST), o zamana kadar görevine başlarsa epeyce iyi fikir verebilir.

En heyecan verici kısım, 2014 UN271’in gerçekten dev bir kuyruklu yıldız olup olmadığı ısındıkça dış katmanlarının buharlaşmaya başlamasıyla anlaşılmış olacaktır. Satürn’ün yörüngesine yaklaşmasının bunu tetiklemek için yeterli olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Birçok molekül için bu konum, Güneşin ışınım etkisinden ötürü onları açığa çıkarmak için çok uzaktır, ancak bu mesafelerde karbon dioksit ve karbon monoksit kuyruklu yıldızdan açığa salınabilir.

Her iki durumda da, çok daha küçük kuyruklu yıldızlar bir yana, gökbilimcilerin bir Oort Bulutu nesnesindeki en iyi görünümü olmaya devam edecek ve muhtemelen bir süreliğine elde edeceğimiz en iyi görüntü olacaktır.

2104 UN271’in ilk görüntüleri 2014 yılında Karanlık Enerji Araştırması  kapsamında çekilmiş olmasına rağmen, o zaman fark edilmemişti. Gökbilimci Pedro Bernardinelli ve Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Gary Bernstein, çalışmanın kayıtlarına yapılan derin bir dalışın sonucunda onu yakaladılar ve en eski görüntüleri bulmak için geriye doğru izlediler.

Pul Koleksiyoncularına Müjde: Güneş Fiziği Pulları Dolaşımda…

0
Pul Koleksiyoncularına Müjde: Güneş Fiziği Pulları Dolaşımda…

ABD Posta Servisi’nden Yeni Güneş Pulları

Yaza başlarken ABD Posta Servisi, Güneş Dinamikleri Gözlemevinden Güneş’in görüntülerini gösteren bir dizi pul yayınladı.

resim

 

2010’dan bu yana, Dinamik Güneş Gözlemevi (Solar Dynamics Observatory, SDO), Dünya’nın etrafındaki yörüngesinden Güneş’i neredeyse sürekli olarak izlemekte. SDO, Güneş’i, bazısı Dünya’nın atmosferi tarafından emilen ve yalnızca uzaydan görülebilenler de dahil olmak üzere, 10’dan fazla farklı ışık türünde gözlemekte.

Bu farklı ışık türleri, bilim insanlarının Güneş’in yüzeyinden atmosferine kadar farklı kısımlarını incelemelerine ve Dünya’daki ve uzaydaki teknolojimizi etkileyebilecek güneş aktivitesini daha iyi anlamalarına olanak tanımaktadır.

resim

 

Yeni damga pulu seti, SDO’dan 10 görüntü içeriyor. Bu görüntülerin çoğu, insan gözünün göremediği aşırı morötesi (UV) ışıkta. Haydi şimdi bazı pulların arkasındaki bilimi keşfedelim!

Koronal delik (Mayıs 2016)

resim

 

Güneş’in kuzey kutup bölgesini kaplayan bu karanlık alan, yüksek hızlı güneş rüzgarının uzaya kaçtığı bölgedir. Güneş üzerinde manyetik olarak açık bir alandır. Koronal Delik (Coronal Hole) olarak isimlendirilir. Bu bölgeden kaçan yüksek hızdaki güneş rüzgarı akımları, gezegenimizin manyetik alanıyla çarpıştıklarında, Dünya’da izlenen muhteşem Kuzey Işıkları (Aurora) görüntülerini oluştururlar.

Güneş patlaması (Ağustos 2011)

resim

 

Güneş’in sağ üst köşesinde görülen parlak flaş, güçlü bir güneş patlamasıdır. Güneş patlamaları, Dünya atmosferinin GPS ve radyo sinyallerinin güvenle dolaştığı bölümü rahatsız edebilecek ışık ve enerji patlamalarıdır.

Aktif Güneş (Ekim 2014)

resim

 

Bu görüntü, Güneş’in yüzeyindeki birçok aktif bölgeyi vurgulamaktadır. Aktif bölgeler, güneş patlamaları ya da koronal kütle atılımları olarak adlandırılan madde patlamaları ile patlamaya meyilli olan güneş lekeleriyle bağlantılı Güneş üzerindeki yoğun ve karmaşık manyetik alanlardır.

Plazma patlaması (Ağustos 2012)

resim

 

Bu görüntüler, Güneş’ten koronal kütle atımı olarak adlandırılan bir madde patlamasını gösteriyor. Bu manyetize olmuş güneş maddesi patlamaları, gezegenimizin manyetosferiyle ya da manyetik ortamıyla çarpıştığında Kuzey Işıkları, uydu kesintileri hatta aşırı olduğunda elektrik kesintileri dahil olmak üzere Dünya üzerindeki uzay havası etkiler.

Koronal halkalar (Temmuz 2012)

resim

 

Bu görüntüler, Güneş’in merkezi bölgesi ve diski boyunca gelişen koronal halkaları göstermektedir. Bu görüntülerin alınmasından sadece birkaç gün sonra Güneşte, güçlü bir güneş patlaması başlamıştır. Koronal halkalar genellikle Güneş üzerindeki yoğun ve karmaşık manyetik alanları içeren güneş lekeleri ve aktif bölgeler üzerinde bulunurlar.

Güneş lekeleri (Ekim 2014)

resim

 

Görünür ışıktaki bu görüntü (görebildiğimiz ışık türü) Güneş’in merkezine yakın bir güneş lekesi kümesini gösteriyor. Güneş lekeleri, onu çevreleyen ortama kıyasla nispeten soğuk oldukları için karanlık görünürler. Lekeler, aşırı yoğun bir manyetik alan bölgesinde ısıtılmış maddenin güneş yüzeyine yükselmesinin engellenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar.

Tehlikeli Göktaşlarını İzleyecek Uzay Teleskobu Yapılıyor…

1
Tehlikeli Göktaşlarını İzleyecek Teleskop Yapımı Onaylandı…

İnsanlığın karşı karşıya olduğu tehditlerin çoğu kendimizden geliyor. Bunları listeliyor olsaydık, kabilecilik, açgözlülük ve evrimleşmiş primatlar olduğumuz gerçeğini ve beyinlerimizin hayvan beyinleriyle pek çok ortak yanı olduğu gerçeğini de dahil ederdik.

Hayvansı beyinlerimiz, bizi hayvanların maruz kaldığı yıkıcı duygu ve dürtülerin çoğuna maruz bırakır. Savaşıyoruz ve nesiller arası çatışmalara karışıyoruz. Soykırımlar, şiddet hareketleri (progrom), ölüme mahkûm tekneler dolusu göçmen ve bunların korkunç bir karışımı. İnsanlık pek de eğlenceli gözükmüyor değil mi?

Ancak karşılaştığımız tehditlerin hepsi iç tehditlerimiz kadar inatçı değil. Bazı tehditler dışsaldır ve onlara karşı mücadelede teknolojilerimizi ve doğaya ilişkin bilgimizi kullanabiliriz. Konuyla ilgili örnek: Göktaşları.

NASA, kendi yıkıcı dürtülerimiz hakkında pek bir şey yapamaz, ancak kesinlikle bizi tehdit eden asteroitlerden ve kuyruklu yıldızlardan korumaya yardımcı olacak bir konumdadır. Bu nesnelere Yakın Dünya Nesneleri (NEO) denir. 2005 yılında ABD Kongresi, bir yasayla NASA’yı bu konuda yetkili kılmıştır.

Yasa, NASA’yı NEO’ları tespit etme konusunda oyununu yükseltmesini zorunlu kılıyor. Ayrıca, NASA’nın “…Dünyaya yakın nesnelerin 140 metreye eşit veya daha büyük fiziksel özelliklerini tespit etmesi, izlemesi, kataloglaması ve karakterize etmesi…” gerektiğini belirtiyor.

NEO'ları tespit etmek ve kataloglamak için tasarlanmış bir uzay teleskopu olan NEO Surveyor'un bir sanatçının illüstrasyonu. Resim Kredisi: NASA/JPL

NEO’ları tespit etmek ve kataloglamak için tasarlanmış bir uzay teleskopu olan NEO Surveyor’un bir sanatçının illüstrasyonu. 

Yukardaki resimdeki gibi NEO’ların zayıf ısı imzaları, rahatlıkla kırmızı ile gösterilen bir nokta çizgisi olarak görünecektir. Böylece, bu görüntüde mavi olarak kodlanmış olan arka plan yıldızlarından farklı görüneceklerdir.

Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 15 yıl içinde Dünya’ya yakın nesne kataloğunun (Dünya’ya yakın nesnelerin istatistiksel olarak tahmin edilen popülasyonlarına dayalı olarak) tamamlanması gerekiyor.

NASA şimdiye kadar 40 metreye eşit veya daha büyük göktaşlarının yaklaşık %40’ını buldu. Bunun yanı sıra çalışmalarını tamamlamalarına yardımcı olacak yeni bir araç almak üzereler. Adı NEO Surveyor.  NEO’ları bulmak, takip etmek ve karakterize etmek için tasarlanmış bir kızılötesi uzay teleskobu.

Arizona Üniversitesi’nden görevin sorumlu yöneticisi Prof. Amy Mainzer “kömür yığını kadar karanlık asteroitler bile kızılötesi gözlerimizden saklanamayacak” diyor. Ancak NASA, bu aşamada yalnızca ön tasarım aşamasını onayladı, şu an ile uzay aracının 2026’da konuşlandırılması planlandığı zaman arasında pek çok ayrıntı değişebilir.

Uzay aracı, araştırmasını kızılötesi dalga boyunda gerçekleştirecek. Dünya tabanlı teleskoplar, şimdiye kadar kataloglanan NEO’ların çoğunu buldu, fakat kalanları görünür ışıkta bulmak son derece zor. Onları kızılötesinde aramak çok daha kolay ve verimli olacaktır, bu Dünya’dan yapılamayacağı için bir uzay aracı gerekiyor.

NEO’lar iç Güneş Sistemine yaklaştıklarında Güneş tarafından ısıtılırlar ve yaydıkları bu ısı NEO Surveyor’un tespit edeceği bir şeydir. Dolayısıyla Asteroitlerin en karası bile kızılötesinde görülebilir.

NEO’ları kızılötesinde avlamak, bilim insanlarının yalnızca nesnelerin konumunu ve yörüngesini değil, aynı zamanda boyutlarını da belirlemesine izin verecektir. Böylece eğer Dünya’ya çarparlarsa ne kadar yıkıcı olabilecekleri de belirlenebilecektir.

Darbe enerjisi, büyük ölçüde bir asteroidin ne kadar büyük olduğuna bağlıdır, bu nedenle NEO Surveyor tarafından sağlanan kızılötesi gözlemler, sürpriz bir ziyarette bulunan bazı Dünya komşularının davranışlarını tahmin etme yeteneğimizi büyük ölçüde genişletecektir.

Bu grafik, NASA'nın Yakın Dünya Nesnesi Geniş Alan Araştırma Gezgini (NEOWISE) görevi tarafından gözlemlenen asteroitleri ve kuyruklu yıldızları göstermektedir. Kredi: NASA/JPL-Caltech/UCLA/JHU
Bu grafik, Yakın Dünya Nesnesi Geniş Alan Araştırma Gezgini (NEOWISE) görevi tarafından gözlemlenen asteroitleri ve kuyruklu yıldızları göstermektedir. 

NEO Surveyor, Yakın Dünya Nesnesi Geniş Alan Kızılötesi Sensörünün (NEOWISE) başarısı üzerine inşa edilecek. NEOWISE, NEO Surveyor’un bir öncülüydü. Tabii ki, sadece NEO’ları bulmak yeterince iyi değil. NEO Surveyor’ın arkasındaki ana fikirlerden biri önceden uyarıdır.

Mainzer, “NEO Surveyor ile, potansiyel olarak tehlikeli NEO’ları olası etkilerden yıllar veya on yıllar uzakta olduklarında tespit etmek istiyoruz. Bütün fikir, onları yoldan çıkarmamızı sağlayan azaltma çabalarını geliştirmek için mümkün olduğunca fazla zaman sağlamaktır” diyor.

NASA bizi kendimizden kurtaramaz. Ama bizi doğadan korumaya yardımcı olabilir. Kim bilir? Belki onların çabaları insanlığa kendimizi burada, Dünya’da çözmemiz için gereken zamanı verir. İnsanlık gitgide daha az savaş yürütüyor ve yaptığımız savaşlar küçülüyor ve daha kontrollü hale geliyor.

Biz hala güvenilir bir şekilde barışçıl olmak için mücadele ederken, bir asteroidin insanlığı ve hatta Dünya’daki yaşamı sona erdirmesi çok yazık olurdu. NASA üzerine düşeni yapabilirse, belki biz de yaparız.

Galaksi Dışı Gizemli Keşif…

0
Galaksi Dışı Gizemli Keşif…

Gizemli Ekstra Galaktik Keşif: 36 Cüce Galakside, Yeni Yıldızlarda Eş Zamanlı “Yıldız Doğumu Patlaması”

Sekiz Cüce Galaksi

Beklenmedik bu keşif, galaksilerin nasıl büyüdüğüne dair mevcut teorilere meydan okurken evren hakkındaki anlayışımızı geliştirebilir.

Şaşırtıcı bulgu, galaksilerin nasıl büyüdüğüne dair mevcut teorilere meydan okuyor.

Birbirinden uzak üç düzine cüce gökadada, aynı anda yeni yıldız oluşumları “bebek patlaması” (Baby Boom) meydana geldi; bu, gökadaların nasıl büyüdüğüne dair mevcut teorilere meydan okuyan ve evren hakkındaki anlayışımızı geliştirebilecek beklenmedik bir keşif olabilir.

1 milyon ışık yılı uzaklıktaki galaksiler, yeni yıldızları doğurdukları zaman açısından tamamen bağımsız yaşamlara sahip olmalıdır diye bilinir. Rutgers Üniversitesi liderliğinde yeni bir araştırmaya göre, 13 milyon ışık yılı uzaklığa kadar birbirinden ayrılmış galaksiler yıldızlarının doğum oranlarını önce yavaş bir süreçte ve ardından aynı anda hızlandırarak gerçekleştiriyorlar.

Grubun lideri Charlotte Olsen, “Görünüşe göre bu galaksiler, çevrelerindeki büyük ölçekli bir değişime, iyi bir ekonominin bir bebek patlamasını teşvik edebileceği şekilde yanıt veriyor” dedi. Ekipten Prof. Eric Gawiser, “Bu galaksilerin kapı komşusu olup olmadıklarına bakılmaksızın, durduklarını ve aynı anda yeni yıldızlar oluşturmaya başladıklarını, sanki ekstra galaktik bir sosyal ağ aracılığıyla birbirlerini etkilemişler gibi bulduk” dedi.

Yakındaki Cüce Gökadalar

Birbirinden uzak üç düzine cüce gökada, aynı anda yeni yıldızlardan oluşan bir “bebek patlaması” yaşadı.

Araştırmalarına göre, 36 cüce galaksideki yıldız doğum oranındaki eş zamanlı düşüş 6 milyar yıl önce ve artış ise 3 milyar yıl önce başlıyor. Galaksilerin nasıl geliştiğini anlamak, onları yaşamları boyunca (milyarlarca yıl) etkileyen birçok süreci çözmeyi gerektirir. Yıldız oluşumu en temel süreçlerden biridir.

Galaksiler çarpıştığında veya etkileşime girdiğinde yıldız doğum oranı artabilir ve yıldızları oluşturan gaz (çoğunlukla hidrojen) kaybolursa galaksiler yeni yıldız oluşturmayı durdurabilir. Yıldız oluşum tarihleri, bir galaksinin “büyümesi” sırasında çevre koşullarının zengin bir kaydını ortaya çıkarabilir.

Cüce gökadalar, evrendeki en yaygın ama en az kütleli gökada türüdür ve özellikle çevrelerindeki ortamların etkilerine karşı hassastırlar. Çalışmada ele alınan 36 cüce gökada, Samanyolu’ndan 13 milyon ışık yılı kadar uzaklıklarda olduklarından çok çeşitli ortamlar içerir.

Galaksilerin görünüşe göre yanıt verdiği çevresel değişim, çok uzaktaki galaksiler için yakıt dağıtan bir şey gibi olabilir. Olsen’e göre bu, örneğin büyük bir gaz bulutuyla veya evrende henüz bilmediğimiz bir fenomenle karşılaşmak anlamına gelebilir.

The dwarf galaxy also created a new star "baby boom" - Fuentitech

Bilim insanları yıldız oluşum tarihlerini karşılaştırmak için iki yöntem kullanır: Galaksilerdeki tek tek yıldızlardan gelen ışık kullanılır; diğeri ise geniş bir renk yelpazesi de dahil olmak üzere bütün bir galaksinin ışığı kullanılır.

Gawiser, “Bu sürprizi anlamak için mevcut galaksi büyümesi modellerimizin ne kadar değiştirilmesi gerektiği görülmeye devam ettiğinden, keşfin tam etkisi henüz bilinmiyor. Sonuç, mevcut kozmoloji anlayışımız içinde açıklanamazsa, bu çok büyük bir çıkarım olur, ancak teorisyenlere çalışmamızı inceleme ve kendi araştırmalarıyla yanıt verme şansı vermeliyiz” dedi.

Olsen ise, “NASA tarafından bu Ekim ayında fırlatılması planlanan James Webb Uzay Teleskobu, bu ‘bebek patlamasının’ Samanyolu’ndan ne kadar uzağa uzandığını bulmak için bu yeni verilere ilave işlerin ideal yolu olacak” diye ekledi.