Ana Sayfa Blog Sayfa 54

Samanyolu Merkezinin Son Yeni Görüntüsü…

0
Samanyolu Merkezinin Son Yeni Görüntüsü…

Samanyolu’nun merkezini gösteren yeni bir fotoğraf yayınlandınasa-galaxy-milky-way-01

NASA tarafından yayınlanan bu görüntü Samanyolu galaksisinin merkezini gösteriyor

Yayınlanan bu büyüleyici görüntü Samanyolu galaksisinin merkezini tasvir ediyor.

NASA geçtiğimiz günlerde galaksimizin merkezinin muhteşem bir görüntüsünü yayınladı. Uzay ajansına göre galaksimiz Samanyolu’nun merkez bölgesi, egzotik bir nesne koleksiyonu barındırmakta. NASA, bu renkli fotoğrafla birlikte yayınladığı açıklamasında, “bu nesnelerin güneş kütlesinin (Yay A * olarak adlandırılan) yaklaşık 4 milyon katı ağırlığında süper kütleli bir kara delik ve milyonlarca derece sıcaklıktaki gaz bulutlarını içeriyor” dedi.

NASA’nın açıklamasına göre.“Yay ​​A * etrafındaki bölge, Güney Afrika’daki MeerKAT teleskobundan gelen radyo verileri (kırmızı) ile ve Chandra verileri (yeşil ve mavi) ile birlikte bu yeni kompozit görüntüde gösterilmiştir.” Nötron yıldızları ve beyaz cüce yıldızlar da görüntüye refakat eden yıldızlarından bir nevi yırtılma malzemesi olarak görülebilmekte.

Ayrıca yeni bir çalışma, Samanyolu’nun en parlak kısmından (güneşi barındıran ikonik parıltılı spiral disk) 15 kat daha fazla uzandığını buldu. Böylece, galaksi göründüğünden çok daha büyük olduğu ortaya çıktı. Gökbilimciler uzun zamandır diskin yaklaşık 120 bin ışık yılı çapında olduğunu biliyorlardı. Ancak bunun ötesinde, gözlenip ölçülmesi zor olan büyük bir ışık halesi olduğu ortaya çıktı. Durham Üniversitesi’ndeki bilim insanları, Samanyolu çevresindeki nesnelerin hareketlerini ölçerek galaksimizin kenarını bulmaya çalıştılar.

File:Center of the Milky Way Galaxy IV – Composite.jpg - Wikimedia ...

Araştırmacılar, büyük galaksilerin nasıl oluştuğuna dair simülasyonları kullandıklarında, bir galaksinin “kenarında” yörüngesindeki diğer galaksilerin hızının keskin bir şekilde düştüğünü fark ettiler. Grubun lideri Ali Deason ve ekibi, Samanyolu’nun ortasından 950 bin ışık yılı uzaklığı teleskopla gözlemlediklerinde benzer bir düşüş buldular. Bu, Samanyolu’nun 1,9 milyon ışık yılı çapında olduğu anlamına gelmekteydi. Bu alanın çoğu karanlık madde tarafından ele geçirilmiş olmasına rağmen orada da yer yer bazı yıldızlar vardır.

Araştırmacılara göre: “Gelecekteki verilerin Samanyolu’nun ve Samanyolu toplu gökadalarının kenarının burada sunulandan daha sağlam ve daha doğru bir ölçüm sağlayacağına dair büyük bir umut var. Bununla birlikte Galaksimizin neye benzediğini daha da net bir şekilde görebilmek için yapılacak çok iş var.”

NASA’da COVID-19 Pandemisi Etkileri…

0
NASA’da COVID-19 Pandemisi Etkileri…

Kennedy Uzay Merkezi bir çalışanının testlerinin korona virüs için pozitif olduğunu doğruladı

NASA sözcüsü Allard Beutel e-postayla “Bu çalışan 10 gün önce merkezde kaldı. Çalışanın iş yerinde bulunmasından bu yana geçen süre ve koşullara bağlı olarak, kişinin uzaktan-çalışmaya başladıktan sonra virüsü edindiğine ve bu kişiden merkez için ek bir risk olmadığına inanıyoruz” dedi.

Dosya fotoğraf - bu panoramik görünümünde, Kennedy Uzay Merkezi, Fla., 6 Ağustos Salı, araç Meclis Binası yan fırtınalar.

Kennedy Uzay Merkezinin (KSC) 6 Ağustos 2019’un fırtınalı bir gününde çekilen panaromik görüntüsü.

Beutel, KSC’nin “zorunlu uzaktan-çalışma” aşamasında kaldığını ve korona virüs pandemisine yanıt olarak “sadece görev için gerekli personel” tarafından erişilebilir olduğunu ekledi. Merritt Island’da bulunan Kennedy Uzay Merkezi, NASA’nın son 50 yıldır insanlı uzay uçuşları için birinci fırlatma merkezi olmuştur. Haber ilk olarak Florida Today tarafından rapor edildi.

Bu haftanın başlarında NASA yöneticisi Jim Bridenstine uzay ajansının, “durum ilerledikçe misyonlarımız üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmeye devam edeceğini ve ajansın ana önceliğinin çalışanlarının güvenliği olduğunu ve ABD ekonomisine uzay araştırmalarının faydalarını kaydettiğini söyledi.

“19 Mart tarihinde, Bridenstine, ajansın MICHOUD Meclis Tesisi, New Orleans ve Mississippi Stennis Uzay Merkezi, kuruluşlarının kapatılıp aya dönüş programını 2024 takvimi programına alarak, zorunlu uzaktan-çalışma ile işlerine devam edeceklerini açıkladı.

Stennis Uzay Merkezinin çalışma statüsünü değiştirme kararı, “merkezdeki toplulukta artan COVID-19 vakıa sayısı ve iş gücümüzdeki kendini izole etme vakıalarının sayısındaki artış nedeniyle verildi” şeklinde açıklandı. Ayrı bir gelişme de geçen hafta NASA web sitesinde yayınlandı.

20 Mart Cuma günü Azim Gezgini (Perseverance Rover) için ajans “yüksek öncelikli” olduğunu belirterek, görevin devam edeceğini söyledi. “Çalışmaların çoğu, ajans genelinde uzaktan çalışanlar ve yükleniciler tarafından yapılıyor.

Kaliforniya valisi tarafından yapılan son açıklamada ise, “özellikle NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı (JPL) gibi kısıtlı alanlarda çalışması gereken herkes için ajans liderliği tarafından değerlendirmeler devam ediyor” denildi. Ayrıca, Mart 2021’de piyasaya sürülecek olan 10 milyar dolarlık James Webb Uzay Teleskobu’nun kaderi de bu durumda belirsiz gibi gözüküyor.

NASA bunun yanı sıra “iş gücünün güvenliğini” sağlamak için “entegrasyon ve test operasyonlarını” askıya alacağını söyledi. James Webb Teleskobu, 29 yıldan uzun bir süredir faaliyette olan Hubble Uzay Teleskobu’nun halefi olarak planlanmaktadır. Ayrıca 14 Mart’ta, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Rus uzay ajansı (Roscosmos) ile birlikte, Mars’a bir sonraki görevinin kısmen korona virüs pandemisi nedeniyle 2022’ye kadar erteleneceğini duyurmuştu.

Yıldızlar Arasından Gelen Misafir…

0
Yıldızlar Arasından Gelen Misafir…
main article imageGüneş Sistemimize yıldızlar arası uzaydan gelerek giren kuyruklu yıldızlar tekrar ortaya çıkamayabilir. Onu bir daha göremeyebiliriz.
2I / Borisov kuyruklu yıldızı Güneş’ten uzaklaştığı evrede, iki kez patlayarak uzaya malzeme püskürttü. Jagiellonian ve Varşova Üniversitelerinden bu patlamaların etkinliğini kaydeden Polonyalı gökbilimcilere göre, bu durum kuyruklu yıldızın parçalandığını göstermekte.
Astronomların Telegram’a gönderdiği haberde özetle: “Bu davranış, devam eden bir çekirdek parçalanmasının güçlü göstergesidir” demekteler. 2I / Borisov, dünyanın dikkatini ilk olarak geçen yıl Ağustos ayında çekmişti.

Bulunduğu yörünge itibariyle kökeni yıldızlar arası uzayı işaret ediyordu ama güneş sistemi içinde keşfedildi. Bilim insanları daha sonra gözlem verilerini incelediler ve kuyruklu yıldızın Aralık 2018’e kadar kadar uzanan görüntülerini buldular.

Bu ek veri zenginliği kuyruklu yıldızın yıldızlar arası kökeni hakkındaki düşünceyi destekledi ve gelecekteki yörüngesinin daha kesin bir tahminine olanak sağladı.

8 Aralık 2019 tarihinde gökbilimciler özellikle, kuyruklu yıldızda Güneş’e en yakın konumuna (Perihelyon) ulaştıktan sonra neler olduğunu görmek için heyecan içindeydiler. Çünkü Güneş Sisteminde iki tip kuyruklu yıldız vardır.

Kısa dönemli kuyruklu yıldızlar; tipik olarak Kuiper Kuşağı’ndan (Plüton cüce gezegeninden daha uzakta var olduğu bilinen güneş sistemini bir kuşak gibi saran bölge) ya da daha yakınlardan gelir. Dönemleri 200 yıldan azdır. Güneşi geçtiklerinden sonra bozulmadan kalma olasılıkları daha yüksektir.

2I / Borisov' photos ile ilgili görsel sonucu
Uzun dönemli veya dinamik yeni kuyruklu yıldızlar; daha uzaklardan Oort Bulutundan (Güneş Sisteminin uzak çevresinde dönen içinde kuyruklu yıldız kümesi de barındıran bulutsu.
Bu kuyruklu yıldızlar en yakın olduklarında 5 AB  ve en uzak olduklarındaysa 30 ila 100 bin AB uzaklığındadır) gelir. Kısa dönemli kuyruklu yıldızlara göre dağılma olasılığı yüksektir.
2I / Borisov’un renk ve kompozisyon analizleri sonucu, uzun dönemli kuyruklu yıldızlara çok benzediği, bu nedenle Güneş’ten ısınmaya bağlı parçalanmasının beklendiği, ancak bu durumun garantisi olmadığı anlaşıldı.

Eğer parçalanma gerçekleşirse kuyruklu yıldızın parlaklığında bu bir değişiklik olarak görülecektir. Gerçekten de 5 ila 9 Mart 2020 tarihleri arasında kuyruklu yıldızda iki kez parlama gözlenmiştir.

Bu durum 2I / Borisov için uzaydaki yolculuğunun sonu olsa da üzücü değildir.Çünkü Kuyruklu yıldız parçalanırken, ışığının analizi için yapılan gözlemler, çekirdeği de dahil olmak üzere iç kimyasını ortaya çıkaracaktır.

Kuyruklu yıldızın iç yapısını incelemek, Güneş Sisteminin kuyruklu yıldızlar ile ne kadar benzerlik veya farklılık taşıdığını görmek için mükemmel bir fırsattır.

Kuyruklu yıldızların Dünya’daki yaşamın ortaya çıkışının hayati bir parçası olduğu düşünüldüğünden, kuyruklu yıldızların iç yapılarını anlamamız, yaşamın bileşenlerinin galaksimizde yaygın olup olmadığını keşfetmemize yardımcı olabilir.

Bu nedenle gökbilimciler 2I / Borisov’un faaliyetlerini yakından izlemeye devam ediyorlar.

Mars Gezgini 2022’ye Kadar Ertelendi…

0
Mars Gezgini 2022’ye Kadar Ertelendi…
Mars Gezgini 2022’ye Kadar Ertelendi…
Bir sanatçının Mars yüzeyindeki ExoMars gezgini hakkındaki izlenimi.
 

Bir sanatçının Mars yüzeyindeki ExoMars gezgini hakkındaki izlenimi.

Bu yaz Mars yolculuğuna başlayacak olan Avrupa’nın Rosalind Franklin gezgini, COVID-19 salgınının yarattığı sorunlar, ayrıca paraşüt ve elektronik zorlukların belirsizliği nedeniyle lansmanını 2022’ye kadar erteledi.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile Mars’ta geçmiş yaşamın kanıtlarını araştırmak için tasarlanan Rus uzay ajansı Roscosmos arasındaki ortak misyon, uzun gelişimi sırasında zaten çok sayıda gecikme yaşamıştı.

Bu son erteleme, Mars’a uzay aracını güvenli bir şekilde indirmek için tasarlanan gezici aygıtın paraşüt sisteminin testleri Ağustos 2019’da başarısızlıkla sonuçlandığı için olmuştu.

ESA’daki insan ve robot keşif direktörü David Parker, “Her şeyi hazırlamak için zamana karşı yarışıyoruz fakat şimdi de korona virüs sorunumuz var” dedi.

ESA ve Roscosmos çalışanları arasındaki toplantıda yetkililer, sorunların çözülmesi için zaman tanımak amacıyla lansmanı ertelemeye karar verdiler.

Dünya ve Mars’ın yörünge dinamikleri, iki gezegenin birbirine en yakın yaklaşımından yararlanmak için fırlatma pencerelerinin her iki yılda bir sadece birkaç hafta boyunca açık olduğu anlamına gelmekte.

Misyonun planı şimdi Ağustos ve Ekim 2022 arasında başlayacak ve en erken Nisan 2023’e kadar Mars’a ulaşma olarak tasarlanıyor.

Bir dizi aksaklık

Paraşütlerle ilgili sorun paraşütlerin kendileri değil, koruyucu çantalarının içinden açılma şekli nedeniyleydi. Parker, “İnanılmaz derecede sıkı bir şekilde paketlenmişler.

Nasıl paketlendikleri neredeyse karanlık bir sanat”diyor. Önceki “düşme testleri” sırasında, 15 m ve 35 m’lik ana paraşütler büyük sorunlar yarattı.

Bu, koruyucu çantaların yeniden tasarlanmasını gerektirdi ve ABD’de Mart ayı sonunda iki test daha planlanmıştı. Bununla birlikte, korona virüs yayılımları ve seyahat yasakları ilan edilince, bu önemli testlerin zaman içinde gerçekleşmesi imkansız hale geldi.

Deneme Çalışması sırasında gezicinin paraşüt çantaları ile ilgili testleri sonucunda, paraşütlerin zarar görmesini önlemek için sistemin yeniden tasarlanması gerektiğini ortaya koydu.

Daha da karmaşık olan konular, Rosalind Franklin’i yüzeye yerleştirecek ve 13 bilim aracını taşıyacak olan Rus iniş aygıtı Kazachok’taki elektronik birimlerindeki sıkıntılı aksaklıklardır.

Parker, “Birimlerden birinin muhtemelen düzeltilmesi için Rusya’ya geri dönmesi gerekecek. Rusya’da yürürlükte olan 14 günlük karantina kurallarının Rusya ve Avrupa ülkelerinden gelen ekiplerin aynı anda aynı yerde olmalarını zorlaştırıyor” dedi.

Gezginin geliştiricileri için, anlaşılırsa sinir bozucu bir gelişme de Gezgin’in panoramik kamerasında (PanCam) bilim ekibine liderlik eden Andrew Coates, dahil olan dokuz enstrüman takımıyla birlikte aracın nasıl performans göstereceğine dair daha fazla simülasyon yapmak için fazladan zaman harcanabileceğine dikkat çekiyor.

Mullard Uzay Bilimleri Laboratuvarı astrofizikçisi Coates, “Bu misyon, 2023’te hala Mars’ın sert yüzeyinin altında iki metre delerek biyo belirteçler ve yaşam arayan tek görev olduğu için son teknoloji bilim misyonu olacak ama şimdi biraz daha beklememiz gerek” diyor.

Karanlık Madde Büyük Gökadalar İlişkisi…

0
Karanlık Madde Büyük Gökadalar İlişkisi…

Karanlık madde ve büyük gökadalar

Karanlık madde ve büyük gökadalar
Japon gökbilimciler tarafından oluşturulan bir karanlık madde haritası. Geniş bir gökada alanının arka plan görüntüsü analiz edildi ve ortaya çıkan karanlık madde dağılımı konturlarla belirtildi. 

Evrendeki maddenin yaklaşık% 85’i, doğası bir sır olarak kalan ve geri kalanı atomlarda bulunan türden karanlık madde biçimindedir.

Karanlık madde kütle çekim kuvveti sergiler, ancak normal madde ile etkileşmez ve ışık yaymaz. Galaksilerin evrimini inceleyen gökbilimciler, çok fazla karanlık madde olduğu için, galaksi kümeleri gibi büyük ölçekli yapıların evrenindeki formasyona egemen olduğunu buldular.

Doğrudan tespit edilmesi zor olmasına rağmen,  çeşitli ölçeklerdeki dağılımlarının hassas gözlemlerinin modellenmesiyle izlenebilir.

Gökadalar, genellikle gökadaları çevrelediği için halo (hale, ışık halkası) denilen karanlık madde yığınlarının merkezlerinde bulunurlar.

Daha uzak galaksilerin ön plandaki karanlık madde haloları ile kütle çekimsel mercekleri (büyük kütleli gök cisimlerinin yanından geçerken ışık doğrultu değiştirir.

bu etki, aynı normal merceklerde olduğu gibi, ışığın ait olduğu kaynağın konumunun ya da boyutlarının gerçekte olduğundan farklı gözlemlenmesine sebep olur), karanlık maddenin ayrıntılı dağılımıyla ilgili özellikle benzersiz ve güçlü bir veri sondası sunar.

“Zayıf lensleme”, arka plan gökadalarının ılımlı ama sistematik olarak deforme olmasına yol açar ve karanlık maddenin kümeler içindeki dağılımı üzerinde güçlü kısıtlamalar sağlayabilir; “güçlü mercek”, aksine, tek bir kaynağın çok bozuk, büyütülmüş ve bazen birden fazla görüntüsünü oluşturur.

Son on yılda, gözlemler ve hidrodinamik simülasyonlar, şimdi iki aşamalı bir senaryo ile büyük galaksilerin nasıl geliştiğine dair anlayışımızı önemli ölçüde artırdı.

İlk adımda, günümüz galaksilerinin büyük çekirdekleri, evrenin ilkel zamanlarında, maddenin çekimsel çöküşünden galaksilere ve onları çevreleyen karanlık madde halolarıyla birlikte oluşmuştur.

dark matter and large galaxies photos ile ilgili görsel sonucuYıldız oluşum süreçleri galaksinin yıldız kütlesini daha arttırır. Bununla birlikte, en büyük gökadalar, diğer gökadaların dış bölgelerinden yıldız yakaladıkları ikinci bir faza sahiptir ve kendi yıldız oluşumları azaldığında bu süreç işlemeye başlar. Bilgisayar modelleri ve bazı gözlemsel sonuçlar bu senaryoyu doğrulamaktadır.

Harvard Üniversitesi Astrofizik Merkezi’inden gökbilimci Joshua Speagle, devasa galaksi yapılarını incelemek için Subaru teleskobundaki optik ve  yakın kızılötesi dalga boyuna ultra hassas, geniş görüş alanlı görüntüleme aygıtını kullanan bir ekibin üyesiydi.

Zayıf mercek etkilerinden yararlandı çünkü büyük galaksiler ayrıca ışığı bozan daha büyük, karanlık madde halolarına sahip olma eğilimindeler. Gökbilimciler, yıldızlarının kütleleri Samanyolu’ndan ortalama 400 milyar güneş kütlesi daha fazla olan yaklaşık 3200 gökadayı inceledi.

Zayıf  analizlerde, masif karanlık madde halelerinin oluşum tarihi hakkındaki bilgilerin, masif merkezi gökadaların yıldız kütle dağılımında gizli olduğunu buldular.

Öte yandan bilim insanları, aynı kütleli gökadalarından, daha geniş şekillere sahip olanlarının daha büyük karanlık madde haleleri olma eğiliminde olduklarını gösterdiler. Sonuçlar,  kozmik zaman boyunca nasıl oluştuğunu ve geliştiğini keşfetmek için yeni bir pencere açıyor.

Uzay Araştırmalarında Kök Hücrelerin Önemi…

0
Uzay Araştırmalarında Kök Hücrelerin Önemi…

Derin uzay araştırmaları için büyüyen kök hücreler

Derin uzay araştırmaları için büyüyen kök hücreler

Dünya’nın manyetik küresi (manyetosfer) gezegenimizi dolayısıyla bizi bombalayan en zararlı kozmik ışınlardan korur, ancak bu doğal kalkanın ötesinde astronotlar, deniz seviyesinden 100 kat daha fazla radyasyona maruz kalırlar.

riskleri ESA’nın (Avrupa Uzay Ajansı) araştırma çabalarının odağındadır. İlk ‘radyasyon yaz okulu’ geçen yıl yapıldı. Okulun amacı, öğrencileri eğitmek ve uzay radyasyonun insanlar üzerindeki etkilerini araştırmak ve yeni fikirleri teşvik etmekti.

Genç araştırmacılar böylece radyasyon fiziği ve biyolojisine giriş yaptılar. ESA’nın Avrupa’daki bazı parçacık hızlandırıcılarında yapılacak biyolojik deneylere teklifler hazırladılar.

Işınlanan kök hücreler

2019 radyasyon yaz okulunun ilk ödülü, kozmik radyasyona maruz kaldığında kalp  patofizyolojik (bir hastalığın neden olduğu veya bir hastalığa neden olan normal mekanikfiziksel ve biyokimyasal fonksiyonlardaki bozuklukların incelenmesi) tepkisini tanımlamak isteyen Almanya merkezli bir araştırmacı olan Emiliano Bolesani’ye gitti.

Bunu yapmak için Emiliano, kalp dokusunun büyüyen yapıları için kullanmayı önerdi; bunlar daha sonra Almanya, GSI Helmholtz Ağır İyon Araştırmaları Merkezi’nin parçacık hızlandırıcısının alıcı ucuna yerleştirilecek.

Bu yaklaşımın yeniliği, insan kalbinin hücresel bileşimini taklit etmek için büyüyecek olan kalp mikro dokularıdır.

Güneş rüzgârlarının Venüs (üstte), Dünya (ortada) ve Mars (altta) gezegenlerin manyetosferlerini nasıl şekillendirdiğini idealleştiren sanatçı izlenimi (ölçeksiz).

Venüs ve Mars’tan farklı olarak Dünya’nın, güneş rüzgarlarının yüklü parçacıklarının tehlikeli etkisinden koruyan, çevresinde resimdeki mavi bölge gibi adına manyetosfer dediğimiz bir alanı vardır.

Emiliano hangi tip hücrelerin (kardiyomiyositler,  veya fibroblastlar)   daha duyarlı olduğunu bulmak ve birbirlerini nasıl etkilediğini belirlemek istiyor.

Veriler, hücrelerin radyasyon karşısında birbirleriyle nasıl etkileşime gireceğini tahmin etmek için analitik bir model oluşturmaya yardımcı olacaktır.

Emiliano’ya göre: “Bu sistemin gelecekte hücrelerin radyasyon hasarını önleyebilecek molekülleri taramak için de kullanılabileceğini umuyorum.

Sunulan özel tesisleri kullanmak heyecan vericidir, ancak daha da fazlası bu araştırmanın radyoterapi sonrası kardiyovasküler sistem üzerindeki istenmeyen etkilerin sınırlandırılmasında doğrudan etkileri olabilir.

Bu strateji gelecekte diğer organlara doğru genişletilebilir ve astronotların korunmasına yardımcı olabilir.”

Derin uzay araştırmaları için büyüyen kök hücreler

Sonraki… astronot hücreleri

Emiliano bir uzay uçuşu öncesi ve sonrasında astronotlardan hücre toplamak ve daha ayrıntılı fikir önermek üzere bir ekiple çalıştı.

Astronot hücrelerinden büyütülen dokular ve organlar, simüle edilen uzay radyasyonuna gösterilen reaksiyonları anlamak için bir parçacık hızlandırıcısı kirişinin altına yerleştirilebilir.

Bu çalışma, uzay radyasyonuna verilen bireysel yanıtın altında yatan hücresel ve moleküler ipuçlarına ışık tutabilir.

“Her birimizin radyasyona karşı farklı bir duyarlılığı vardır” diye açıklıyor ve devam ediyor Emiliano. “Bu, radyasyon terapisi için bir problemdir çünkü, Dünya’daki tedavilerin ne kadar etkili olduğunu anlamak ve uzay radyasyonuna maruz kalan astronotlardaki etkilerini açığa çıkarmak güç olabilir.

Bu potansiyel takip çalışmasının arkasındaki diğer soru, insan hücrelerinin uzay uçuşu sırasında adapte olup olmadıkları ve Dünya’ya döndükten sonra ‘hatırladıkları’ nın (epigenetik ve fizyolojik değişiklikler) ne kadar sürdüğü ile ilgilidir.”

Güneş Sisteminin Dibinde 100’den Fazla Küçük Gezegen…

0
Güneş Sisteminin Dibinde 100’den Fazla Küçük Gezegen…

ana makale resmi

Gökbilimciler Güneş Sistemimizin Kenarında 100’den Fazla Küçük Gezegen Buldu

Güney gökyüzündeki karanlık enerjiyi haritalamak için çalışan bir proje ekibi araştırma alanının dışında farklı bir şey yakaladı. Görünen oydu ki, Karanlık Enerji Araştırmacıları, aynı zamanda Neptün’den çok küçük nesneleri tanımlamak konusunda da becerikli çıkmıştı. İlk dört yıllık verilerinde, gökbilimciler, 139’u tamamen yeni olan 316 küçük gezegeni başarıyla tanımladılar. Bilim insanları keşiflerin, verilerin yoğun bir şekilde yeniden analizinden sonra, Güneş Sisteminin uzak mesafelerinde daha küçük gezegenleri bulmaya yardımcı olabilecek yeni teknikler kullanılarak yapıldığını, hatta karanlıkta gizlenmiş olduğu düşünülen gizemli Dokuz Gezegen’i aramaya bile yardımcı olabileceğini söylüyor.

Karanlık Enerji çalışması resmen sona erdi. Ağustos 2013 ve Ocak 2019 arasında, güney gökyüzünde beş buçuk yıllık kızılötesi ve yakın kızılötesi verileri toplandı. Karanlık enerjiden etkilendiği düşünülen Evrenin genişleme hızını hesaplamaya çalışmak için süper nova ve galaksi kümeleri gibi bir dizi nesne ve fenomen inceleniyordu. Ancak araştırmanın derinliği, genişliği ve hassasiyeti; bir gezegen veya kuyruklu yıldız olmayan hemen hemen her şeyi içeren asteroitlere (göktaşları), uzak küçük gezegenlerden cüce gezegenlere kadar bir nesne kategorisi meydana getirilmesi bakımından yararlı oldu.

Bu cisimler Neptün yörüngesinin ötelerinde, Güneş’ten yaklaşık 4,5 milyar km uzaklıkta (Dünya ve Güneş arası uzaklığın 30 katı) bulunmaktaydılar. Ancak bu Trans-Neptünyen Cisimleri (TNO) tespit etmek epeyce zordur. Nedeni, çok küçük ve çok uzaktalar ayrıca bulundukları bölge epeyce karanlık, bu yüzden yansıtacak çok ışık olmamasıdır. Burası, gökyüzünün büyük alanlarının ayrıntılı gözlemlerini gerçekleştirebilecek bir şeye sahip olmanın işe yaradığı yerdir. Pennsylvania Üniversitesi’nden astrofizikçi Gary Bernstein, “Bulabileceğiniz TNO’ların sayısı, gökyüzünün ne kadarına baktığınıza ve bulabileceğiniz en ince şeyin ne olduğuna bağlıdır” Dedi.

small planet at the end of the solar system photos ile ilgili görsel sonucu

TNO’lar galaksilerden ve süper nova kalıntılarından farklı hareket ettikleri için, ekip bu hareketleri Karanlık Enerji Misyonu verilerinden kurtarmanın bir yolunu bulmak zorundaydı. Verileri, gök cismi gibi algılamalara neden olabilecek arka plan gürültüsünden ayıklamayla işe başladılar. Daha sonra ekip, birden fazla gecede aynı noktada bulunan nesneleri hariç tuttu ve onların TNO’lar gibi hareket etmediklerini gösterdi. Bir sonraki adım, gruplanmış nesneleri tanımlamak, nasıl hareket ettiklerini anlamaktı. Tüm bu adımlar, en az altı gece boyunca ortaya çıkan ve daha sonra doğrulanması gereken yaklaşık 400 adayın bir listesi ile sonuçlandı.

İlk olarak ekip, noktaların TNO veya hata olup olmadığını netleştirmek için görüntüleri keskinleştiren bir görüntü istifleme yöntemi geliştirdi. Daha sonra, çok dikkatli ve özenli bir şekilde yöntemlerinin güvenilirliğini test etmek için bilinen TNO’ları aramayı seçtiler. Ekip, Güneş’ten 30 ila 90 AB (astronomik birim, Dünya Güneş mesafesi) arasında değişen, 139’u hiç yayınlanmamış 316 TNO’yu tespit etti. Yeni nesnelerin yedisinin hareketleri, ortalama yörünge mesafesi 150’den fazla AB’den oluşan aşırı uzak TNO’lardı. Bu aşırı uzak TNO’lar teyit edilirse (yaklaşık 40 AB ortalama uzaklıkta Plüton civarı yörüngeler) Güneş Sistemindeki en uzak nesneleri görmüş olacağız.

Bir Öte Gezegende Demir Yağmurları…

0
Bir Öte Gezegende Demir Yağmurları…

Bu sıcak öte gezegende demir yağmurları yağıyor

Ne kadar sıcak? Bilinen en sıcak gezegen. O kadar sıcak ki kendi moleküllerini parçalıyor.

Araştırmacılar gezegenin, molekülleri atomlara ve metalik buhara dönüştürecek kadar sıcak olan gündüz tarafının demir buharı oluşturduğuna inanıyorlar.

Hızlı rüzgarlar demir buharını, nispeten düşük sıcaklıkların görüldüğü (2.240 derece) gece kenarına taşır. Demir buharı bulutlarda yoğunlaşarak sıvı demir yağmurlarına neden olur ve bu da atmosferde gözlemlenen demiri oluşturur.

Araştırmacılar özellikle, demir buharının gezegenin sürekli gece tarafına geçtiğini ancak gecenin gündüze döndüğü bir “demir emme hattı” olduğunu not ettiler.

Ehrenreich, “Şaşırtıcı bir şekilde, sabah demir buharını görmüyoruz. Bu aşırı sıcak öte gezegenin gece tarafında demir yağıyor” dedi.

Öte gezegen yıldızıyla ölüm dansı içinde.

Madrid Astrobiyoloji Merkezi’nde astrofizikçi ve ESPRESSO bilim ekibinin başkanı María Rosa Zapatero Osorio, “Gözlemler, WASP-76b’nin sıcak gün tarafının atmosferinde demir buharının bol olduğunu gösteriyor.

Bu demirin bir kısmı gezegenin dönmesi ve atmosferik rüzgarlar nedeniyle gece tarafına enjekte ediliyor. Burada demir çok daha soğuk ortamlarla karşılaşıyor, yoğunlaşıyor ve yağmur olarak yağıyor.

Bu gözlemsel tespitimiz, Kayalık Dış Gezegenler için Echelle Spektrografı ve Kararlı Spektroskopik Gözlemler anlamına gelen ESPRESSO cihazı sayesinde mümkün olmuştur” dedi.

iron rain in exoplanet photos ile ilgili görsel sonucu

ESPRESSO, güneş benzeri yıldızların etrafında Dünya boyutunda gezegenler bulmaya yardımcı olsa da, Eylül 2018’de gözlemlere başladığından beri daha benzersiz ve aşırı farklı öte gezegenler bulmaya yarıyor.

Şili’deki gözlemevinde ESPRESSO enstrüman bilimcisi Pedro Figueira, “VLT’nin dikkat çekici ışık toplama gücünün ve ESPRESSO’nun aşırı istikrarının, onu güneş sistemi dışındaki öte gezegenlerin atmosferlerini incelemek için birinci sınıf bir makine haline getirdiğini çok geçmeden fark ettik” dedi.

Bir öte gezegen atmosferinin kimyasını anlamak, gökbilimcilerin o gezegenin hava durumunu, iklimini ve çevre koşullarını anlamalarına yardımcı olacaktır.

Ehrenreich, “Şu anda sahip olduğumuz şey, en uç gezegenlerin iklimini izlemek için yepyeni bir yol. Gündüz sıcaklıkları serin yıldızların yüzeyi ile orantılı olan ultra-sıcak gaz devi öte gezegenler, yükselen bir gezegenler sınıfıdır” dedi.

Bu aşırı sıcak öte gezegenlerin önceki örnekleri arasında KELT-9b , WASP-121b ve WASP-12b bulunur. Araştırmacılara göre, “Yüksek sıcaklık ortamları, aşırı gezegensel iklimleri ve kimyayı incelemek için ideal laboratuvarlardır.”

Evrenin Genişlemesinin Gizemi Çözüldü…

0
Evrenin Genişlemesinin Gizemi Çözüldü…
Çözüldü: Evrenin genişlemesinin gizemi
M106 Gökadası

Dünya, güneş sistemi, tüm Samanyolu ve bize en yakın birkaç bin gökada, 250 milyon ışık yılı çapında (ışık bir uçtan diğerine 250 milyon yılda ulaşıyor), geniş bir “kabarcık” içinde hareket eder. Evren hangi hızda genişliyor? Bu, Cenevre Üniversitesi’nden (UNIGE)  bir teorik fizikçi tarafından on yıl boyunca bilimsel topluluğu bölen bir bilmeceyi çözmek için ileri sürülen hipotezdir. Şimdiye kadar, istatistiksel olarak uzlaşmayan bir sapma ile hesaplanmış en az iki bağımsız hesaplama yöntemi, yaklaşık% 10 farklı iki değere ulaşmıştır.

13.8 milyar yıl önce “Büyük Patlama” gerçekleştiğinden beri genişlemekte. İlk önce Belçikalı fizikçi Georges Lemaître (1894-1966) tarafından ortaya atılan ve sonrasında Edwin Hubble (1889-1953) tarafından gözlemsel olarak desteklenen bir teori. Edwin Hubble, 1929’da her bir galaksinin bizden uzaklaştığını ve en uzak galaksilerin en hızlı hareket ettiğini keşfetti.

Bu gözlem, geçmişte tüm galaksilerin aynı noktada bulunduğu bir zaman olduğunu, bu zamanın sadece Büyük Patlama’ya karşılık gelebileceğini göstermektedir. Bu araştırma, evrenin genişleme oranını gösteren Hubble sabiti (H0) dediğimiz Hubble-Lemaitre yasasını doğurdu. En iyi H0 tahminleri şu anda 70 (km / s) / Mpc civarındadır (yani evrenin her 3.26 milyon ışık yılında bir saniyede 70 kilometre daha hızlı genişlediği anlamına gelir).

Sporadik (Düzensiz olarak oluşan veya seyrek olarak görülen, geniş sahalara yayılmayan veya tek tük görülen) süpernovalar

Birinci hesaplama yöntemi kozmik mikrodalga arka planına dayanıyor: Bu, evrende ışığın serbestçe dolaşabilmesi için yeterince soğuduğu sırada (Büyük Patlama’dan yaklaşık 370 bin yıl sonra) yayılan mikrodalga radyasyonu. Planck uzay misyonu verilerinden yola çıkarak ve evrenin homojen ve izotropik (her yönde aynı özelliği gösteren) olduğu gerçeği göz önüne alındığında, Einstein’ın genel görelilik teorisini kullanarak senaryoyu yürütmek için H0 için 67.4 değeri elde edilir.

hubble bubble photos ile ilgili görsel sonucu

İkinci hesaplama yöntemi, uzak  ara sıra ortaya çıkan süper novalara dayanmaktadır. Bu çok parlak olan süper nova olayları, gözlemciye  H0 için 74 gibi bir değer belirlemeyi mümkün kılan bir yaklaşım olan son derece hassas mesafeler sağlar.

UNIGE’den prof. Lucas Lombriser konuyu şöyle açıklıyor: “Bu iki değer yıllarca hem birbirlerinden farklı hem de daha kesin kalarak çalışmalarda var olmaya devam etti. Belki de ‘yeni bir fizik’ ile uğraştığımız için heyecan verici umudu uyandırmak ve sürekli kılmak için bu durum gerekliydi. Hiç şüphe yok ki, madde bir galaksinin içinde, galaksinin dışındakinden farklı dağılır. Bununla birlikte, galaksiden binlerce kat daha büyük hacimlerde hesaplanan ortalama madde yoğunluğundaki dalgalanmaları hayal etmek daha zordur.”

“Hubble Balonu”

“Eğer bir tür devasa bir ‘balonda olsaydık,” diye devam ediyor prof. Lombriser, “ve burada madde yoğunluğu tüm evren için bilinen yoğunluktan önemli ölçüde düşükse, süper nova mesafeleri üzerinden yola çıkılarak sonuçta H0 sabiti belirleniyor. Gerekli olan tek şey, bu “Hubble baloncuğunun” mesafeleri ölçmek için bir referans görevi gören galaksiyi içerecek kadar büyük olması olacaktır.”

Bu kabarcık için 250 milyon çap oluşturarak fizikçi, içindeki maddenin yoğunluğunu evrenin geri kalanından % 50 daha düşük kabulüyle, Hubble sabiti için yeni bir değer elde edileceğini hesapladı. kullanılarak elde edilen bu değer için Prof. Lombriser, “Bu ölçekte böylesi bir dalgalanma olasılığı 5’te 20 ile 1 arasındadır, bu da bir kuramcı fantezisi olmadığı anlamına gelir. Geniş evrende bizimki gibi böyle birçok bölge var” diyor.

Amatör Gökbilimciler Olağan Dışı Bir Yıldız Keşfetti…

0
Amatör Gökbilimciler Olağan Dışı Bir Yıldız Keşfetti…

Yıldız, güneşimizin kütlesinin yaklaşık 1,7 katı büyüklüğünde ve nabız gibi atan bir yıldız. İlginç olan yıldızın sadece bir tarafa doğru attığı, sanki bize uzak mesafeden yanıp sönen bir kalp atışı.

Yıldızların nabız attığı bilinmektedir ve güneşimiz bile yüzeyinin altında sıcak gaz çalkalanmaları sonucu salınımlara neden olan bu tür bir aktivite sergiler.

Yıldızın yaşı veya bu salınımların ne kadar uzun ya da kısa sürdüğü önemli değildir. Tüm titreşimli yıldızların titreşimi genellikle yıldızın her yönü doğrultusunda görülür. Bu yeni yıldız, yüzeyinin sadece bir yarı küresinde titreşiyor gibi görünmekteydi.

İngiltere Lancashire Üniversitesi’nden astrofizikçi Don Kurtz, “Teorik olarak 1980’lerden bu yana bu tip yıldızların var olması gerektiğini biliyoruz.

Yaklaşık 40 yıldır böyle bir yıldız arıyordum ve şimdi bir tane bulduk” dedi. Araştırmacılar ayrıca yıldızın neden bu kadar benzersiz bir şekilde davrandığını da belirleyebildi.

Bu yıldız, çift yıldız sistemindeki iki yıldızdan biri ve kırmızı bir cüce yıldızla ortak bir yıldız. Kırmızı cüce yıldızlar, galaksimizde en yaygın olan küçük, düşük sıcaklıkta, nispeten serin yıldızlardır.

half-pulsating stars photos ile ilgili görsel sonucu

Bu durumda, iki yıldız birbirlerini o kadar yakın yörüngelerde tutarlar ki, iki Dünya gününden daha kısa bir sürede birbirlerinin etrafında dolanırlar.

Yakınlıkları göz önüne alındığında, kırmızı cüce yıldızın çekim gücü aslında daha büyük yıldızın titreşimlerini bozar. Bu, daha büyük olan yıldızın normal bir küre görünümünden çok gözyaşı damlası gibi bir şekil almasına almasına neden olur.

Halka açık olan TESS verilerini inceleyen amatör astronomlar, diğer yıldızların etrafındaki olası gezegenlerden gelecek bir belirti, bir sinyal ararken bu yıldızı gördüler. Güneş sistemimizin dışında bulunan pek çok öte gezegen, kırmızı cüce yıldızların yörüngesinde bulunmuştur.

Polonya Kopernik Astronomi Merkezi’nden prof. Gerald Handler, “TESS uydusundan elde edilen zarif veriler, yıldızın kütle çekimsel bozulmasının yanı sıra titreşimler nedeniyle parlaklığındaki değişimleri gözlemleyebileceğimiz anlamına geliyordu” dedi.

Titreşimin kaynağını belirleye bildiler çünkü yıldızın, parlaklığındaki dalgalanmalar, yıldızın açısına ve ikili sistemin görüş doğrultusuna göre nasıl yön aldığına bağlı olarak gözlemler sırasında değişiyordu.

Kanarya Adaları Astrofizik Enstitüsü araştırmacısı David Jones, “Bu çift yıldız sisteminde birbirlerine kilitli yörüngelerinde dolanırken titreşen yıldızın farklı kısımlarını görüyoruz.

Bazen yoldaş yıldızı işaret eden tarafı, bazen de dış yüzü görüyoruz” dedi. Araştırmacılar şimdi bu tür bir yıldızın var olduğunun farkında olduklarını, “TESS verilerinde daha birçok gizli kalmış ayrıntıyı bulmayı” beklediklerini söylüyorlar.