Gökbilimciler galaksileri çevreleyen yeni bir yıldız yakıtı buldu
Galaksileri çevreleyen ve yeni yıldızlar ve gezegen sistemleri oluşturmalarına olanak tanıyan soluk yakıt rezervuarlarının çizimi.
Bizim galaksimiz Samanyolu da dahil olmak üzere çoğu galaksi, yeni malzeme biriktirerek ve onları yıldızlara dönüştürerek büyür. Bu kadarı bilinir. Bilinmeyen şey, bu yeni malzemenin nereden geldiği ve yıldızları oluşturmak için galaksilere nasıl aktığıdır.
Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada, Arizona Üniversitesi’nden gökbilimci Sanchayeeta Borthakur, galaksileri çevreleyen soluk yakıt rezervuarlarını ve bu yakıtın galaksilere nasıl düşebileceğini ve onların yeni yıldızlar ve gezegen sistemleri oluşturmalarına ne şekilde olanak tanıdığını belirledi.
Yıldız oluşumu alanındaki önceki araştırmalar, bazı galaksilerin, yıldız oluşturan gaz rezervlerinin izin verdiğinden daha fazla yıldız ürettiğini ileri sürüyordu. Bu durum Borthakur’u, ‘galaksilere yeni gazın gelmesi ve yeni yıldızların ve gezegenlerin oluşumunu desteklemesi gerektiği’ şeklinde bir düşünceye itti.
Borthakur’a göre, “Galaksi gözlemleri, gece uçak penceresinden bakmaya ve karanlıkla çevrili parlak şehir ışıklarını görmeye benzer. Bu yakıt kaynağını bulmak, karanlıkta, şehirlerdeki nüfusu destekleyen çiftliklerin ve tedarik yollarının yattığını keşfetmek gibidir.”
Gazın nereden kaynaklanabileceğini belirlemek için Borthakur, çapraz korelasyon olarak bilinen istatiksel bir yöntem (iki miktar arasındaki ilişkiyi ölçmek için) ve halka açık iki astronomi kataloğundan elde edilen verileri kullandı.
Ayrıca Hubble Uzay Teleskobu’nun Kozmik Köken Spektrografından alınan Düşük Kırmızıya Kaydırmalı Galaksiler Arası Ortam verileriyle, gaz bakımından zengin galaksilerin, galaksiler arası ortamda görülen bulutlarla nasıl bir ilişkide olduğunu ölçtü.
Bir galaksiyi çevreleyen ve onun yeni yıldızlar ve gezegen sistemleri oluşturmasına izin veren soluk yakıt rezervuarlarının animasyonu.
Borthakur, “Bu, araçlarla dolu bir şehir görüntüsünde benzin istasyonlarının varlığını ve yerini keşfetmek gibi” diyor. Sonraki adımlar için, bu gaz bulutlarının yıldızların oluştuğu galaksilerin iç bölgelerine ulaşabileceği yolları belirlemeyi umuyor.
Borthakur’a göre, “bizimki gibi galaksiler, yeni materyaller geldikçe daha fazla güneş sistemi oluşturarak büyümeye devam edecek. Yıldız yakıtının kaynağını anlamak, gelecekte yeni yıldızların oluşup oluşmayacağını tahmin etmemizi sağlıyor.”
Gökbilimciler, Samanyolu’ndaki En Büyük Yapıyı Keşfetti…
Gökbilimciler, Samanyolu’ndaki en büyük yapıyı keşfetti. Bu yapı evren boyunca yayılan yaklaşık 25 trilyon km’lik Maggie adlı bir hidrojen filamenti.
Samanyolu’nda bulunan Maggie adlı bir hidrojen filamenti, evrenimizdeki en büyük yapıdır.
Yaklaşık 25 trilyon km boyutunda ve Dünya’dan 55 bin ışık yılı uzaklıktadır.
Gökbilimciler, Dünya’dan 55 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan bir hidrojen filamanının Samanyolu’ndaki en büyük yapı olduğunu söylüyor.
Maggie adı verilen bu devasa hidrojen filamenti 3 bin 900 ışık yılı uzunluğunda (1 ışık yılı yaklaşık 9.5 trilyon km’ye eşittir) ve 130 ışık yılı genişliğindedir ve 13 milyar yıldan daha uzun bir süre önce oluşmuştur.
Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden (MPIA) gökbilimciler tarafından yönetilen uluslararası bir ekip, yapıyı Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Gaia uydusunu kullanarak ölçtü.
Araştırma grubundan gökbilimci Juan Soler, bir yıl önce bu nesneye ilişkin ilk ipucunu bulmuş ve ülkesi Kolombiya’daki Río Magdalena adlı en uzun nehirden esinlenerek ona ‘Maggie’ adını vermişti.
Soler yaptığı açıklamada, “Maggie, verilerin daha önceki değerlendirmelerinde zaten tanınabilir durumdaydı. Ama mevcut çalışma sadece tutarlı bir yapı olup olmadığı hakkındaki şüpheyi ortadan kaldırıp, bu ince lif yapının düzenli olduğunu kanıtladı” dedi.
Hidrojen elementi Büyük Patlamadan yaklaşık 380 bin yıl sonra, Samanyolundan ise yaklaşık bir milyar yıl önce oluşmuş evrendeki en yaygın maddedir. Bununla birlikte, gazı tespit etmek mutlaka yorucu bir görev olmuşsa da bu da uzun filamanın keşfini son derece heyecan verici hale getirmiştir.
Araştırma grubundan MPIA’da astrofizikçi Jonas Syed, “Bu filamanın konumu bu başarıya katkıda bulunmuştur. Oraya nasıl geldiğini henüz tam olarak bilmiyoruz.
Ancak filament, Samanyolu düzleminin yaklaşık 1600 ışık yılı altına kadar uzanıyor” dedi. Sonuç olarak, 20.32 cm dalga boyunda olan hidrojenden gelen radyasyon, arka plandan net bir şekilde öne çıkarak filamenti görünür kılıyor.
Maggie’nin daha derin bir analizinden sonra ekip, gazın, hidrojenin biriktiği ve daha büyük bulutlar halinde yoğunlaştığı alanlar olan filaman boyunca bazı noktalarda birleştiğini buldu. Araştırmacılar ayrıca, atomik gazın yavaş yavaş moleküler bir forma dönüştüğü ortamlar olduğundan da şüphelenmekteler.
Çalışma grubuna göre, “Maggie filamenti, doğuda daha küçük ölçekli filamentlerin birleştiği ve batıya doğru incelen bir kuyruk gibi görünen göbek benzeri bir özellik ortaya koyuyor.” Maggie devasa olmasına rağmen, bu görüntü Samanyolu’nun boyutunun ne kadar olağanüstü olduğunu gösterir.
Kuzeybatı kısmı, potansiyel olarak daha yüksek enlemlerde bulunan malzemeyi besleyen orta düzlemle bir bağlantı gösteriyor. Bununla birlikte, iplikçiğin çoğu Galaktik orta düzlem malzemesinden kopmuş gibi görünüyor.
Ekip, daha önce yayınlanmış verilere dayanarak, Maggie’nin kütle fraksiyonu ile yüzde sekiz moleküler hidrojen içerdiğini de tahmin etti. Syed, “birçok sorun cevapsız kalıyor ama moleküler gazın fraksiyonu hakkında bize daha fazla ipucu vereceğini umduğumuz ek veriler zaten analiz edilmeyi bekliyor” diyor.
Evren bu yıl daha fazla sırrını ortaya çıkardı ve yeni görevler güneş sistemimizi ve ötesini daha çok keşfedecek.
Karanlık Enerji Araştırması tarafından çekilen bir görüntü, Bernardinelli-Bernstein’ı kuyruklu yıldızını gösteriyor.
2021 yılı büyük bilimsel genişlemelerden biriydi. Çeşitli keşif görevleri ve son teknoloji araçları sayesinde, gökbilimciler kozmosu daha önce hiç olmadığı kadar yakından inceleyebildiler.
Araştırmacılar, bir kara delikten güçlü jetleri görüntülemek için Dünya’yı dev bir teleskopa dönüştürdü. Güneş sistemi araştırmaları, daha önce bilim insanları tarafından fark edilmeden gizlenen yeni ayları ve devasa kuyruklu yıldızları ortaya çıkardı. Güneş, son uykusundan yeniden uyandığı için araştırmaların ana cazibe merkezi oldu.
İki araştırmacı beklenmedik bir şekilde bugüne kadar bilinen en büyük kuyruklu yıldızı keşfetti.
Yüksek lisans öğrencisi Pedro Bernardinelli, Neptün’ün yörüngesinin ötesinde yaşayan nesneleri bulmak için Karanlık Enerji Araştırması verilerini incelerken, güneşten ve incelemeyi planladığı cisimlerden önemli ölçüde daha uzakta bir nesne fark etti. Danışmanı kozmolog Gary Bernstein’dan bir göz atmasını istedi.
Böylece bilim insanları tarafından şimdiye kadar bilinenlerden çok daha büyük bir kuyruklu yıldız keşfedilmiş oldu: Tipik bir kuyruklu yıldızdan 10 kat daha geniş ve 1.000 kat daha büyüktü. Bunun da ötesinde, bu kuyruklu yıldız, yaklaşık 3 milyon yıl önce insansıların (hominidler) atası Lucy’nin Dünya’da yürümesinden bu yana güneşin etrafından geçmemişti. Bulguları resmi olarak 23 Haziran 2021’de bir kuyruklu yıldız olarak belirlendi ve onu keşfedenlerin ardından Bernardinelli-Bernstein kuyruklu yıldızı olarak adlandırıldı.
Büyük bir şans eseri bilimsel bir taramada yakalanan bu kuyruklu yıldızın güneşe yaklaştığını görmeleri için gökbilimcilerin on yıl beklemeleri gerekecek. Bilim insanları, bu kuyruklu yıldız 2031 yılında Dünya’nın en yakınına geldiğinde, boyutu ve bileşimi hakkında daha doğru bilgiler elde edecekler. Kuyruklu yıldızlar, OOrt Bulutu olarak bilinen güneş sisteminin en dış bölgelerinden gelir. Uzun eliptik yörüngelerde kozmik mahallemizde yolculuk ederler ve güneşin etrafındaki bir turu tamamlamaları binlerce yıl alabilir.
2. Amatör bir gökbilimcinin Jüpiter’in etrafında yeni bir ay keşfi
1974’te NASA’nın Pioneer 11 uzay aracı, Jüpiter’i kuzey kutbunun üzerinden görüntüledi.
Güneş sistemindeki en büyük gezegenin çevresinde daha önce bilinmeyen bir ay tespit edildi. Jüpiter dev bir gaz gezegendir. Bu nedenle kütle çekiminden ötürü birçok nesneyi çevresine çeker. Dünyanın bir büyük ayı, Mars’ın iki ayı var: ama Jüpiter’in en az 79 ayı var ve gökbilimcilerin henüz tanımlayamadığı onlarcası daha olabilir.
Son keşif, Mauna Kea üzerindeki 3.6 metrelik Kanada-Fransa-Hawaii Teleskobunu (CFHT) kullanan araştırmacılar tarafından toplanan 2003 tarihli bir veri setinde bu Jovian ayının (Dış gezegenler olarak da adlandırılan – Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün – Jovian gezegenleri olarak bilinir) kanıtını bulan amatör gökbilimci Kai Ly tarafından gerçekleşti.
Ly, Subaru adlı başka bir teleskoptan gelen verileri de kullanarak ayın muhtemelen Jüpiter’in çekim etkisine bağlı olduğunu doğruladı. EJc0061 olarak adlandırılan bu yeni ay, Jovian uydularının Carme grubuna aittir. Bu aylar Jüpiter’in yörünge düzlemine göre aşırı bir eğimde Jüpiter’in dönüşünün zıt yönünde bir yörüngede dönerler.
3. NASA bu on yılda gözünü Venüs’e çevirecek
Venüs, bilim insanlarının içinden bakması zor olan kalın bir atmosferle çevrilidir.
Mars, uzay ajansları için popüler bir hedef olsa da Dünya’nın diğer komşusu son zamanlarda daha fazla dikkat çekiyor. 2020 yılında araştırmacılar, Venüs’ün atmosferinde fosfin (Bir fosfor ve 3 hidrojen atomundan oluşur. Mikropların yaşamı için uygun olsa da insanlar için zehirli bir gazdır) izlerini tespit ettiklerini açıkladılar. Bu olası bir biyolojik imza gazı olmasından dolayı gezegene olan ilgiyi yeniden uyandırdı.
Haziran 2021’in başlarında NASA, 2030’a kadar Venüs’e iki görev başlatacağını duyurdu. DAVINCI ( Venüs Derin Atmosfer Asil Gazların İncelenmesi, Kimyası ve Görüntülenmesi) adlı bir görev, gezegenin atmosferine inerek onun nasıl olduğunu ve zamanla nasıl değiştiğini öğrenecek. Diğer görev, VERITAS (Venüs Emisivite, Radyo Bilimi, InSAR, Topografi ve Spektroskopi), gezegenin arazisini daha önce hiç olmadığı gibi yörüngeden haritalamaya çalışacak.
Venüs robotik sondalar tarafından ziyaret edilmişti, ancak NASA 1989’dan beri gezegene özel bir görev başlatmadı. Mars keşiflerine olan ilgi, Venüs’ün son yıllarda ihmal edilmesinin bir nedeni olabilir. Güneşten sonra gelen bu ikinci gezegen, çalışmak için zorlu bir yerdir. Bir zamanlar okyanusları ve nehirleri olan ılık bir dünya olmasına rağmen, yaklaşık 700 milyon yıl önce Venüs kontrolden çıkarak sera etkisi etkisi altına girmiştir. Şu anda gezegenin yüzeyi kurşunu eritecek kadar sıcaktır.
4. Güneş yeniden uyanıyor
Bir sanatçının, koronal kütle atımı sırasındaki güneş tasviri.
Güneş yaklaşık on bir yıl süren döngüsünde epeydir sessiz bir sürece girmişti, ama artık o fazdan çıkıyor. Güneş son yıllarda çok az etkinliğe sahipti, ancak şimdi yıldızın yüzeyinde yüklü parçacıkları Dünya’ya doğru püskürten güçlü olaylar gerçekleşiyor. Örneğin Kasım ayının başlarında, bir dizi güneş patlaması gezegenimizde büyük bir jeo manyetik fırtınayı tetikledi.
Bu püskürme, koronal kütle atımı (CME) olarak bilinir. Aslında manyetik alanlara sahip milyar tonluk bir güneş malzemesi bulutudur ve bu balon patladığında, güneş sistemi enerjetik parçacık akışına maruz kalır. Bu malzeme Dünya’ya doğru yönelirse gezegenimizin kendi manyetik alanıyla etkileşir ve rahatsızlıklara neden olur. Bunlar, Dünya’nın kutuplarına yakın kuzey ışıkları görüntülerine neden olurken ayrıca uydu bozulmaları ve enerji kayıpları da yaşanabilir.
5. James Webb Uzay Teleskobu uzayda
NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, 25 Aralık 2021’de fırlatılmasından sonra çekilen bu görüntüde arka planda parlak mavi Dünya ile Ariane 5 roketinden ayrılıyor.
Dünyanın bir sonraki büyük teleskopunun başarılı bir şekilde görevine başlamasıyla birlikte 2021 Noel Günü’nde tamamen yeni bir uzay bilimi dönemi başladı. NASA, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Kanada Uzay Ajansı (CSA), otuz yılı aşkın bir süredir bu 10 milyar dolarlık James Webb Uzay Teleskopu (JWST) projesi üzerinde işbirliği yapıyorlardı. Uzay teleskoplarının planlanması ve montajı uzun zaman alır: Bu özel uzay aracının vizyonu, selefi Hubble Uzay Teleskobu, Dünya yörüngesine fırlatılmadan önce başlamıştı.
Hubble Dünya yüzeyinden birkaç yüz km uzakta yörüngedeyken, JWST gezegenimizden yaklaşık bir milyon km uzakta bulunan gözlemsel bir alana doğru ilerliyor. Teleskop, 25 Aralık 2021’de Türkiye saatiyle 15:20’de Dünya-Güneş arasında Lagrange 2 (L2) olarak adlandırılan noktaya doğru yolculuğuna başladı. Teleskop, gökbilimcilerin evrenin evrimi hakkındaki soruları yanıtlamasına yardımcı olacak ve kendi güneş sistemimizde bulunan nesneler hakkında daha derin bir anlayış sağlayacak.
6. Olay Ufku Teleskopu, kara delik jetinin yüksek çözünürlüklü görüntüsünü çekti
Olay Ufku Teleskopu tarafından fotoğraflanan Erboğa A galaksisinin merkezindeki kara delikten çıkan bir jet.
Temmuz 2021’de, dünyanın ilk karadelik fotoğrafının elde edilmesiyle birlikte yeni bir proje sayesinde, bu süper kütleli nesnelerden birinden fışkıran güçlü bir jet patlamasının görüntüsü yayınladı. Olay Ufku Teleskopu (Event Horizon Telescope, EHT) bir Dünya büyüklüğünde teleskop oluşturmak için birlikte çalışan sekiz gözlemevinin ortak küresel çalışmadır. Sonuç, daha önce mümkün olandan 16 kat daha keskin bir çözünürlük ve 10 kat daha doğru bir görüntüdür.
Bilim insanları, gece gökyüzündeki en parlak nesnelerden biri olan Erboğa A galaksisinin merkezindeki süper kütleli kara delik tarafından fırlatılan güçlü bir jeti gözlemlemek için EHT’nin inanılmaz yeteneklerini kullandı. Galaksinin kara deliği o kadar büyük ki tam 55 milyon güneş kütlesine sahip.
7. Bilim insanları, Dünya’ya en yakın bilinen kara deliği tespit etti
Sanatçının, kırmızı dev bir yıldız olan yoldaşını kendine çeken “Unicorn” olarak bilinen minik kara delik adayının illüstrasyonu.
Dünya’dan sadece 1.500 ışık yılı uzaklıkta, “Unicorn” olarak adlandırılan, şu anda Dünya’ya en yakın olarak bilinen bir kara delik bulunmaktadır. Küçük kara delikleri tespit etmek zordur, bilim insanları, kırmızı bir dev olan yoldaş yıldızının garip davranışlarını fark ettiklerinde ancak bunu bulmayı başardılar.
Araştırmacılar, ışığın yoğunlukta değiştiğini gözlemlediler, bu da onlara başka bir nesnenin yıldızı çektiğini düşündürdü. Bu kara delik, sadece üç güneş kütlesinde süper hafiftir. Tek boynuzlu At (Unicorn) takımyıldızındaki konumu ve nadir olması bu kara deliğin ismine ilham vermiştir.
8. Dünyanın ikinci bir ‘ayı’ bulundu
Bir nesne Dünya’nın yörüngesine ikinci bir ay gibi düştü ve bu yıl gezegenimize son yaklaşımını yaptı.
Böyle bir cisim “mini ay” ya da geçici uydu olarak sınıflandırılır. Ancak bu başıboş bir uzay taşı değildi. 2020 SO olarak bilinen bir nesne ve 1960’larda USA Surveyor ay görevlerinden kalan roket güçlendiricinin artık bir parçasıydı.
2 Şubat 2021’de SO, gezegenimizden yaklaşık 220 bin km uzaklıkta, Dünya ile ay arasındaki yolun % 58’ine ulaştı. Bu, mini ayın son yaklaşımıydı, ancak Dünya’ya en yakın yolculuğu değildi. Birkaç ay önce, 1 Aralık 2020’de gezegenimize olan en kısa mesafesine ulaştı. O zamandan beri uzayda sürükleniyor ve Dünya’nın yörüngesinden uzaklaşıyor ve bir daha asla geri dönmeyecek.
9. Parker Güneş Sondası, güneşin atmosferinde yol alıyor
Bir sanatçının, güneşi gözlemleyen Parker Güneş Sondası tasviri.
Bu yıl, NASA’nın güneş sondası uzay aracı, yalnızca tam güneş tutulmaları sırasında görülebilen bir yapının (korona) içinde yüzdü ve yıldızın “dönüşü olmayan noktasının” tam olarak nerede olduğunu ölçebildi. Parker Güneş Sondası, Güneş ve Dünya’yı birçok yönden etkileyen, güneş rüzgarının, yani güneşten dışarı akarak bir deniz yaratan yüklü parçacıkların içeriği hakkında bilgi edinmek için son üç yıl içinde güneşe iyice yaklaştı. İç güneş sistemi aracılığıyla bu yakınlaşma sağlandı.
Uzay aracı, sekizinci güneş uçuşunda 28 Nisan günündeki manevrası sırasında korona olarak bilinen güneşin dış atmosferine adım attı. Yetkililer buna “fırtınanın gözüne uçmak” diye isim verdi. Sonda, güneş yüzeyinden 13 milyon km kadar uzaklığa alçalmayı başardı. Orada, bir güneş tutulması sırasında ayın güneş diskinden gelen ışığı engellediği zaman Dünya’dan görülebilen, koronal akış adı verilen devasa bir yapıdan geçti.
10. Azimli, Mars’ta kayaları incelemeye başladı
Mastcam-Z cihazı tarafından NASA’nın Perseverance Mars gezgini üzerinde çekilen ilk 360 derecelik panoramada görülen rüzgarla oyulmuş “Liman Mührü Kayası.” Kamera sistemi tarafından ne kadar ayrıntılı yakalandığı görülüyor.
Son olarak, NASA Azimli (Perseverance) gezici aracının Mars’a gelişiyle birlikte bu yıla damgasını vurdu. Araç, 18 Şubat 2021’de Kızıl Gezegene ulaştığından beri eski Mars yaşamının izlerini bulmak için halen çok çalışıyor. Mühendisler, görev ekibinin hangi kayaların araştırmaya değer olduğuna karar vermesine yardımcı olması için Azimli’yi güçlü kameralarla donamıştı.
Perseverance’ın en çekici bulgularından biri, muhtemelen uzun yıllar boyunca Mars rüzgarı tarafından oyulmuş, tuhaf şekilli bir özellik olan “Liman Mührü Kayası” olmuştur. Azimli, bu yıl uzay ajansı tarafından gelecekte bir noktada analiz için toplanacak olan birkaç kaya örneği de aldı. Azimli, örneklerini milyarlarca yıl önce bir nehir deltasına ve derin bir göle ev sahipliği yapan 45 km genişliğindeki Jezero Krateri’nden alıyor.
10 milyar dolarlık gözlemevi için uzun bir yolculuk başladı.
25 Aralık 2021’de fırlatıldıktan sonra Ariane 5’in üstündeki bir kamera, uzaklaşan James Webb Uzay Teleskobu’nun bu görüntüsünü yakaladı.
NASA’nın bir sonraki büyük uzay gözlemevi nihayet havada, ancak merakla beklenen bilim görevine başlaması biraz zaman alacak. 10 milyar dolarlık James_Webb_Uzay_Teleskobu 25 Aralıkta Fransız Guyanası’ndan bir Ariane 5 roketinin üzerinde fırlatıldı.
Erken evreni, yakın öte gezegenleri, Büyük Patlama’nın ardından oluşan ilk galaksilerden gelen ışığı ve daha birçok bilinmeyeni incelemek için uzun zamandır ertelenen, bir uzay görevi böylece başlamış oldu.
Elde edilmesi umulan, ağır elementlerin tohum alanı olan “derin alan” görüntülerinin, yani kozmosun bebeklik resimlerinin, doğumdan süpernova patlamalarına kadar galaksilerin oluşumuna ve evrimine, kalplerindeki süper kütleli kara deliklere ve yıldızların yaşam döngülerine ışık tutması bekleniyor.
Webb ayrıca, yaşanabilirliklerini karakterize etmek ve Dünya’nın, güneş sistemindeki gezegenlerin, ayların, asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların Mars’ın dışındaki yakın görünümlerini sağlamak için yakındaki öte gezegenlerin atmosferlerini de inceleyecek.
Noel Günü’nde Guyana Uzay Merkezi’nden bir Ariane 5 roketi patlayarak James Webb Uzay Teleskobu’nu uzaya doğru hızlandırıyor.
Her şey 25 Aralık Cumartesi günü Türkiye saati ile 15:20’de, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) projeye katkısının bir parçası olarak sağlanan Ariane space roketinin kükreyerek canlanıp Güney Amerika’nın kuzeydoğu kıyısındaki Fransız Guyanası Kourou’daki fırlatma alanından uzağa tırmandığında başladı.
Fırlatma, kara ekipmanlarındaki sorun ve fırtınalı hava koşulları nedeniyle planlanandan altı gün sonra gerçekleştirildi ve kalkıştan 27 dakika sonra Webb kendi başına uçmak üzere serbest bırakıldı.
Teleskopun tek güneş paneli, gözlemevinin pillerini şarj etmeye başlamak için ayrıldıktan birkaç dakika sonra açıldı ve yerine kilitlendi. On iki saat sonra, Webb’in ana iticisi yörüngeye ince ayar yapmak için 65 dakika ateş etti.
Teleskop, Dünya’dan yaklaşık 1,5 kilometre uzaktaki Lagrange noktası 2’ye bağlı olarak burada Dünya’yla birlikte Güneş’in yörüngesinde çekimsel bir adım atacak. L2’de Webb, konumunu korumak için minimum yakıt gerektiren yerçekimi açısından kararlı bir park yerinden yararlanabilecek.
Bu park alanı aynı zamanda, Dünya’yı teleskop ile Güneş arasında tutacak ve Webb’in istiflenmiş beş katmanlı güneşliğinin, aksi takdirde hassas kızılötesi sensörlerini bunaltacak olan ışığı ve ısıyı engellemesine izin vererek, gözlemevinin sıcaklığını mutlak sıfırın 60 dere altına düşürecek.
Webb’in L2’ye ulaşması bir ay sürecek. Önümüzdeki iki hafta boyunca, uçuş kontrolörleri, uzay uçuşu tarihindeki en karmaşık ve riskli yerleştirme dizilerinden birini tamamlamak ve karmaşık güneşliğini, ikincil aynasını ve parçalı birincil aynasının iki kanadını yerleştirmek için gerekli komutları düzenleyecekler.
ESA’nın genel müdürü Josef Aschbacher, “Bu Noel Günü’nde harika bir andı. Bütün dünya bunu izliyor ve bunu söylemekten çok mutluyum. Uzay aracını çok hassas bir şekilde yörüngeye teslim ettik” dedi.
NASA Yöneticisi Bill Nelson ise şunları söyledi: “Bu sadece Amerika için değil, Avrupalı ve Kanadalı ortaklarımız için de harika bir gün, aynı zamanda Dünya gezegeni için de harika bir gündür. Webb, bir zaman makinesi, bizi evrenin en başlangıcına geri götürecek. Hiç hayal etmediğimiz inanılmaz şeyleri keşfedeceğiz.”
James Webb Uzay Teleskobu, görev için son derece önemli olan bir anteni başarıyla konuşlandırdı.
Anten düzeneği, James Webb’in gözlemlerini Dünya’ya ışınlamaktan sorumlu yüksek hızda veri iletebilen bir çanağı taşıyor. NASA yetkililerine göre bu anten, günde iki kez en az 28,6 GB veri göndermek için kullanılacak.
NASA’ya göre antenin açılmasının yanında teleskobun sıcaklık ve gerilim ölçerleri de ilk kez etkinleştirildi. Bu ölçümler, ilerleyen günlerde teleskobun sıcaklığının ve genel durumunun takibini sağlayacak.
Gökbilimciler Yakınlardaki Yıldız Oluşum Bölgesinde En Az 70 Serbest Yüzen Öte gezegen Buldu.
Gökbilimciler, uzay ve yer tabanlı teleskoplardan elde edilen gözlemleri ve arşiv verilerini kullanarak, Samanyolu’nun AkrepErboğa Topluluğu olarak bilinen yakın bir bölgesinde (70 ila 170 adet civarında) zengin serbest yüzen gezegen popülasyonu keşfettiler. Bu, tek bir grupta bulunan bu tür gezegenlerin en büyük örneği ve tüm gökyüzünde bilinen sayının neredeyse iki katı.
Bu sanatçının izlenimi, arka planda görünen Rho Ophiuchi bulut kompleksi ile serbest yüzen bir gezegen örneğini göstermektedir.
Bugüne kadar, çoğu öte gezegen, çeşitli yöntemler yoluyla ev sahibi yıldızlarının çevresinde dolanırken tespit edildi. Bu nedenle, bilinen öte gezegenlerin büyük çoğunluğu kütle çekimsel olarak kendi yıldızlarına bağlıdır.
Bununla birlikte, son yirmi yılda yakınlardaki yıldız oluşum bölgelerinin, genç yıldız topluluklarının, güneş komşularının ve Galaktik alanın kütle çekimsel mikro mercekleme araştırmalarında birkaç serbest yüzen gezegen keşfedildi.
Bu ultra-soluk öte gezegen nesneleri, yaklaşık 13 Jüpiter kütlesinden daha küçük ve bir yıldıza veya bir kahverengi cüceye bağlı olmayıp, onların aralarında dolaşıyorlardı.
Bu tip yıldızlar nükleer füzyonu sürdürmekten acizdirler ve zamanla yavaş yavaş kaybolurlar, bu durum ise çok gençken gözlemlenmelerini kolaylaştırır.
Bordeaux Laboratuvarı ve Viyana Üniversitesi’nden astronom Dr. Núria Miret-Roig, “Kaç öte gezegen nesnesi bizi bekliyor bilmiyorduk ve bu kadar çok cisme rastladığımız için heyecanlıyız” dedi.
Çalışmada, Dr. Miret-Roig ve arkadaşları, Ulusal Optik-Kızılötesi Astronomi Araştırma Laboratuvarı (NOIRLab), ESO teleskopları, Hawaii ve Subaru Teleskobu dahil olmak üzere bir dizi büyük gözlemevinden alınan 80 bine yakın gözlem ve arşiv verilerini kullandılar. 20 yıllık gözlemlerin saha görüntülerini taradılar.
Akrep ve Yılancı takımyıldızları içinde yaklaşık 420 ışık yılı uzaklıkta bulunan bir yıldız oluşum bölgesi olan Üst Akrep genç yıldız topluluğunda (varsayılan yaşa bağlı olarak) 70 ila 170 arasında serbest yüzen öte gezegen buldular.
Dr. Miret-Roig, “Göğün geniş bir alanındaki on milyonlarca kaynağın minik hareketlerini, renklerini ve parlaklıklarını ölçtük. Bu ölçümler, bu bölgedeki en silik nesneleri ve haydut gezegenleri güvenli bir şekilde tanımlamamızı sağladı” dedi.
Laboratoire d’Astrophysique de Bordeaux’da bir gökbilimci olan Dr. Hervé Bouy, “Samanyolu’nda bir yıldız olmadan serbestçe dolaşan bu serbest yüzen dev gezegenlerden milyarlarca olabilir” dedi.
Tarihte ilk kez bir uzay aracı Güneş’e dokundu. Parker Güneş Aracı Güneş atmosferi içinde Koronaya (Bu bölge Güneş’in tam tutulması sırasında görebildiğimiz kısmıdır) doğru uçtu.
Bu, Parker Güneş Uzay Aracı için büyük bir adım ve güneş bilimi içinse dev bir adımdır! Ay’a inmek, bilim insanlarının Ay’ın nasıl oluştuğunu daha iyi anlamalarına yardımcı olduysa şimdi, Güneş’e dokunmak da bilim insanlarının yıldızımızı ve güneş sistemindeki dünyaları nasıl etkilediğini anlamasına yardımcı olacak.
Dünya’nın aksine, Güneş’in katı bir yüzeyi yoktur. Dev bir kaynayan gazlar topudur. Güneşin olağanüstü kızgın bir atmosferi vardır. Isı ve basıncı nedeniyle, güneş malzemesini Güneş’ten uzaklaştırır.
Sonunda, bu malzemenin bir kısmı Güneş’in ve manyetik alanının çekiminden kurtulur ve tüm güneş sistemi boyunca esen güneş rüzgarları oluşur.
Güneş’in atmosferi tam olarak nerede biter ve güneş rüzgarı nerede başlar? Hiçbir zaman kesin olarak bilenemiyordu. Şimdiye kadar!
Nisan 2021’de Parker Güneş Aracı, Güneş’in yakınından geçti. Koronadaki devasa bir güneş malzemesi bulutuna daldı. Bu bir kasırganın içine doğru uçmak gibiydi. Buradaki güneş enerjisi akışı (genellikle güçlü bir parçacık akışı) nedeniyle frenlendi ve yavaş harekete geçti.
Parker Güneş Aracı, ilk kez kendini, Güneş’in manyetiğinin ve çekiminin güneş enerjisinin kaçmasını engelleyecek kadar güçlü olduğu bir yerde buldu. Bu, Parker Güneş Aracı’nın sınırı geçtiği anlamına geliyordu: Bir yanda uzay güneş rüzgarıyla dolu, diğer yanda Güneş’in atmosferi.
Parker Güneş Aracı’nın Güneş’e olan yakınlığı başka bir büyük keşfe yol açtı: Bu keşif, güneş rüzgarındaki zikzak şeklindeki manyetik bükülmelerin, geri dönüşlerin kökeni üzerineydi.
Bu tuhaf şekiller ilk olarak 1990’larda gözlendi. Ardından, 2019’da Parker Güneş Aracı bunların, bilim insanlarının ilk fark ettiğinden çok daha yaygın olduklarını ortaya çıkardı. Ama yine de, geri dönüşlerin nereden geldiği ve Güneş’in onları nasıl yaptığı gibi sorular cevap bulmamıştı.
Son zamanlarda, Parker Güneş Aracı iki önemli ipucu daha buldu. İlk olarak, geri dönüşler, bilim insanlarının güneş yüzeyinden geldiğini bildiği çok sayıda helyum içeriğe sahip olma eğiliminde ve yamalar halinde olduğuydu.
Bu yamalar, Güneş’in yüzeyinde görünen manyetik hunilerle tam olarak sıralanmıştı. Bu ipuçlarını yapboz parçaları gibi eşleştiren araştırmacılar, geri dönüşlerin Güneş’in yüzeyine yakın bir yerden gelmesi gerektiğini fark ettiler.
Geri dönüşlerin nereden geldiğini ve nasıl oluştuğunu bulmak, bilim insanlarının Güneş’in güneş rüzgarını nasıl ürettiğini anlamalarına yardımcı olacaktır.
Bu da bizi, Güneş’in en büyük gizemlerinden birine: Güneş’in atmosferinin neden alttaki yüzeyden çok, çok daha sıcak olduğuna götürebilir.
Parker Güneş Aracı, Güneş’e artık daha yakın uçacak. Kim bilir neler neler keşfedeceğiz?
Bilim insanları güneş benzeri bir yıldızdan gelen bilinenlerden daha büyük bir fırtına tespit ettiler
Güneşimizin de benzer şekilde şiddetli bir geçmişi olabilir.
Bilim insanları, EK Draconis yıldızını, daha önce güneş benzeri bir yıldız için kaydedilenlerden daha büyük olduğu kanıtlanan bir plazma patlamasını uzaya fırlatırken gözlemlediler. Dünya’dan 111 ışık yılı uzaklıkta bulunan genç yıldız EK Draconis, güneşimizle yaklaşık olarak aynı boyut ve sıcaklıktadır. Ancak, yeni bir rapora göre şu anda çok daha çalkantılı bir yer olduğu anlaşılıyor.
Araştırmacıların öne sürdüğüne göre, Güneşimiz de Dünya ve komşu gezegenlerine geçmişte, benzer şekilde güçlü fırtınalarla damga vurmuş olabilir. Güneşimiz periyodik olarak halk arasında güneş patlamaları olarak bilinen radyasyon patlamaları yayar. Parlamalara bazen aşırı ısınmış madde veya plazma patlamaları eşlik eder. Bu olaylara güneş fırtınaları veya koronal kütle atımı denir.
Zaman zaman, plazma bulutları, Dünya’nın manyetik alanına ulaşarak uyduların işleyişini bozabilir ve elektrik kesintilerine neden olabilir; 1989’da Kanada’nın Quebec eyaletindeki tüm elektrik şebekesi bir güneş fırtınası nedeniyle arızalanmış günlerce elektrik kesintisi yaşanmıştır.
Boulder Üniversitesi’nde astrofizikçi Yuta Notsu, güneşimizin 4,6 milyar yıllık ömrü boyunca giderek fazlaca sakinleştiğini söylüyor. Notsu ve meslektaşlarının önceki çalışmaları, özellikle etkileyici “süper parlamaların” genç, hızlı dönen yıldızlarda en yaygın olduğunu, ancak güneşimiz gibi daha yaşlı yıldızlarda birkaç bin yılda bir meydana gelebileceğini gösteriyor.
Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçi Damian Christian, “Güneş vasat, orta yaşlı, sıkıcı bir yıldızdır; Parlamaları gerçekten o kadar enerjik değildir. Daha aktif yıldızları inceleyebilir ve onlardan öğrendiklerimizi güneşe uygulayabiliriz” diyor. “EK Draconis’e gelince, bu yıldız, 50 ila 125 milyon yaşında ve parlak bir yıldız. Bunun incelenmesi bir şekilde, güneşin milyarlarca yıl önce nasıl göründüğüne dair bir fikir verebilir.”
Notsu ve ekibi, TESS Uzay Teleskobunun yanı sıra yer tabanlı teleskoplardan yapılan gözlemleri kullanarak Ocak-Nisan 2020 arasında EK Draconis’i gözlemledi. 5 Nisan’da yıldız büyük bir süper parlama ile aydınlandı. Kısa bir süre sonra, araştırmacılar, teleskop tarafından alınan yıldız ışığının dalga boylarında belirgin bir kayma tespit ettiler. Notsu, “Bu durumda, yıldızdan uzakta bize doğru büyük miktarda bir plazmanın hareket ettiği sonucuna varabiliriz” diyor.
O ve meslektaşları, plazma balonunun saatte yaklaşık 1,5 milyon km hızlara varacak şekilde hareket ettiğini ve güneşimizden gelen en büyük fırlatmalardan 10 kat daha büyük bir kütleye sahip olduğunu tahmin ettiler. Christian, araştırmacıların teleskop gözlemlerinin EK Draconis’ten gelen bir koronal kütle atımı ile açıklanması için iyi bir durum olduğunu söylüyor. “Bu çok güzel bir sonuç” diyor.
Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden bir gökbilimci olan Rachel Osten, bulguların ilginç olmasına rağmen, “Daha inandırıcı olan şey, birden fazla olay ve belki de bu tür sonuçları gösteren birden çok yöntem” diyor. Gelecekte, Notsu ve meslektaşları daha fazla yıldız patlamasının araştırılmasını ve yıldızın yüzeyinden uzaklaştıkça plazmaya ne olduğunu takip etmeyi planlıyor.
“Yalnızca bir başlangıç aşaması tespit ettik. Nasıl geliştiğini bilmiyoruz” diyorlar. Yine de, kendisinin ve ekibinin gözlemlediği koronal kütle atımının, bilim insanlarının bu fırtınaların uzak yıldızlarda ve güneşimizde nasıl ortaya çıktığını anlamalarına yardımcı olabileceğini söylüyor. Notsu,ya göre “antik güneşten püsküren plazmanın, bugün Dünya’nınkinden çok daha ince olan Mars’ın atmosferine zarar vermiş olması muhtemeldir.”
Osten, yıldız fırtınalarının bir gezegenin yaşanabilir hale gelip gelmemesi üzerinde büyük bir etkisi olabileceğini söylüyor. Plazma bir gezegenin manyetik alanına ulaşırsa, yıkıcı etkileri atmosferini sert iyonlaştırıcı radyasyona karşı savunmasız bırakabilir. Osten, bir yıldızdan bir plazma kütlesinin uzağa fırlatılmasının, o yıldızın yörüngesindeki gezegenlerden birine çarpacağı anlamına gelmediğini kabul ediyor.
Yine de, koronal kitle püskürmeleri, uzayda yaşamı ararken potansiyel olarak Dünya benzeri bir gezegenin atmosferinin ötesinde neler olup bittiğini düşünmenin ne kadar önemli olduğunu vurguladığını söylüyor. “Bu araştırma dizisi bize her şeyin birbirine bağlı olduğunu söylüyor. Yalnızca gezegenlere odaklanamazsınız, yıldızları da anlamalısınız çünkü onlar bu tarifin içinde hayat yaratabilecek şeylerin önemli bir bileşenidir.”
Hollandalı araştırmacılar tarafından yönetilen uluslararası bir gökbilimciler ekibi, son teknoloji teleskoplarla kırk saat boyunca ayrıntılı ölçümler yapmasına rağmen, AGC 114905 galaksisinde karanlık madde izine rastlamadı.
Groningen ve ASTRON Üniversitelerinden Pavel Mancera Piña ve meslektaşları çok az veya hiç karanlık madde içermeyen altı galaksi keşfettiklerinde, kendilerine “tekrar ölçün, galaksinizin etrafında karanlık madde olacağını göreceksiniz” denildi.
Bununla birlikte, New Meksiko’daki Çok Büyük Diziyi (VLA) kullanılarak yapılan kırk saatlik ayrıntılı gözlemlerden sonra, karanlık madde içermeyen bir galaksiye ilişkin kanıtlar daha da güçlendi.
Söz konusu gökada, AGC 114905, yaklaşık 250 milyon ışık yılı uzaklıktadır. ‘cüce gökada’ adıyla boyutuna değil parlaklığına atıfta bulunularak ultra dağınık bir cüce gökada olarak sınıflandırılır.
Galaksi, bizim Samanyolumuzun büyüklüğündedir ancak bin kat daha az yıldız içerir. Hakim olan fikir, tüm galaksilerin ve kesinlikle ultra dağınık cüce galaksilerin, ancak karanlık madde tarafından bir arada tutuldukları takdirde var olabileceğidir.
Gökada AGC 114905. Gökadanın yıldız emisyonu mavi renkle gösterilmiştir. Yeşil bulutlar nötr hidrojen gazını gösteriyor. Son teknoloji teleskoplarla yapılan 40 saatlik ayrıntılı ölçümlerden sonra bile galakside herhangi bir karanlık madde yok gibi görünüyor.
Araştırmacılar, VLA teleskopunu kullanarak Temmuz ve Ekim 2020 arasında 40 saat boyunca AGC 114905’teki gazın dönüşü hakkında veri topladılar. Daha sonra gazın x ekseninde galaksinin merkezinden uzaklığını ve y ekseninde gazın dönüş hızını gösteren bir grafik çizdiler.
Bu, karanlık maddenin varlığını ortaya çıkarmanın standart bir yoludur. Çıkan grafik, AGC 114905’teki gazın hareketlerinin tamamen normal madde ile açıklanabileceğini göstermektedir.
Pavel Mancera Piña, “Tabii ki, düşündüğümüz ve umduğumuz şey buydu, çünkü önceki ölçümlerimizi bunu doğruluyordu. Ama şimdi sorun, teorinin AGC 114905’te karanlık maddenin olması gerektiğini öngörmesi, ancak gözlemlerimizin olmadığını söylemesi. Aslında teori ve gözlem arasındaki fark giderek büyüyor” diyor.
Araştırmacılar, bilimsel yayınlarında karanlık madde eksikliğinin olası açıklamalarını tek tek sıralıyor. Örneğin, AGC 114905, yakınlardaki büyük galaksiler tarafından karanlık maddeden arındırılmış olabilir.
Karanlık madde içermeyen iki gökada.
Mancera Piña: “Ama hiçbiri yok ve soğuk karanlık madde modeli olarak adlandırılan en ünlü gökada oluşum çerçevesinde, olağan aralığın çok ötesinde aşırı parametre değerleri sunmamız gerekir. Ayrıca soğuk karanlık maddeye alternatif bir teori olan modifiye Newton dinamikleri ile galaksideki gazın hareketlerini yeniden oluşturamayız” diyor.
Araştırmacılara göre, sonuçlarını değiştirebilecek bir varsayım daha var. Bu, galaksiyi gözlemlediklerini düşündükleri tahmini açıdır. ASTRON Üniversitesinden Tom Oosterloo , “Ancak bu açının, karanlık maddeye tekrar yer kalmaması için tahminimizden çok sapması gerekiyor” diyor.
Bu arada, araştırmacılar ikinci bir ultra dağınık cüce gökadayı ayrıntılı olarak inceliyorlar. O galakside bir kez daha karanlık madde izi gözlemlemezsek, karanlık madde zayıf galaksiler için durumu daha da güçlü hale getirecektir.
Mancera Piña ve meslektaşlarının araştırması münferit bir vaka değildir. Örneğin daha önce, Yale Üniversitesinden Pieter van Dokkum, neredeyse hiç karanlık madde içermeyen bir gökada keşfetmişti. Ancak, Mancera Piña ve meslektaşlarının teknikleri ve ölçümlerine çok daha sağlam demek yanlış olmaz.
Kuyruklu Yıldız Leonard iyi bir gösteri yapacak gibi gözüküyor
Kuyruklu Yıldız 2021 A1 (Leonard), 17 Kasım’da şafaktan önce New Mexico, ABD’den çekildi. Kuyruklu yıldız, güney Av Köpekleri Takımyıldızında, sarmal gökada NGC 4395’in yakınında yer almaktadır.
2021 A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızına Aralık ayının ilk on günü boyunca Kuzey Yarıküre göklerinden erişilebilir. Tüm göstergeler çıplak gözle ya da en azından bir ikili dürbünle yeterli bir şekilde görülebilir duruma geleceğini gösteriyor.
Bu zaman periyodu boyunca 2021 A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızı, Av Köpekleri, Çoban ve Yılan Takımyıldızlarından geçerek, 12 Aralık’ta Dünya’ya yakın bir yaklaşımda bulunurken istikrarlı bir şekilde görülen sabah nesnesi olacaktır.
Kuyruklu Yıldız 2021 A1 (LEONARD), 3 Ocak 2021’de Arizona’nın Lemmon Dağı Gözlemevi’nden Greg Leonard tarafından 2021’in ilk kuyruklu yıldızı olarak keşfedilmiştir. Dolayısıyla 2021 A1 tanımı buradan gelmektedir.
Tuhaf bir tesadüf eseri, 2021 A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızı, 3 Ocak 2022’deki Günberi (dünya güneşe en yakın konumda) geçişinden tam olarak bir yıl önce Günberi noktasında Güneş’ten yaklaşık 92.7 milyon km uzaktaydı.
Jüpiter’in çekim etkisi alanında yaklaşık 5 AB uzaklıkta (Astronomik Birim, 1 AB = Güneş – Dünya arası ortalama uzaklık, 150 milyon km), görünür çapı yaklaşık 0,25 m olan ve 19. Kadirde parlayan küçük bir ışık lekesi olarak keşfedilmişti. Gökbilimciler, kuyruklu yıldızın günberi geçişinden sonra bir noktada Güneş Sisteminden ayrılacağını çabucak hesapladılar.
Kuyruklu Yıldız 2021 A1 (LEONARD), yaklaşık 34,4 milyon km uzaklıkta yer alacağı 12 Aralık’ta Dünya’ya en yakın noktaya geliyor. Ancak o zaman şafak öncesi çok zorlu bir noktada, alacakaranlık çökmeye başladığında doğu ufku üzerinde alçak bir konumda olacak.
Kuyruklu yıldız şu anda çok aktif olduğuna dair her türlü emareyi gösteriyor. Geçen ay önemli ölçüde gelişti ve parlaklığı yaklaşık 4 kadir arttı. Son görüntülerde, açısal çapı dört katına çıkmış, yoğun yeşil renkli bir komaya ve ince bir kuyruğa sahip, Kuzeybatıdan en az birkaç derece uzakta, koma 4′ ila 8′ arasında yayılmış durumda görülüyor.
2021 A1 Leonard, 25 Kasım’da çekilen bu muhteşem görüntüde muazzam bir tarz sergiliyor. Kuyruklu yıldız Av Köpekleri Takımyıldızında bulunuyordu; Burada görülen çekici gökadalar, kuyruklu yıldızın çekirdeğine en yakın olan NGC 4656 ve eşlikçisi NGC 4627 ile birlikte NGC 4631’dir.
2021 A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızını görmek için sıcak yatağınızdan kalkmaya ve biraz gece kuşu olmaya hazırlıklı olmalısınız. Yaklaşık 10 gün boyunca bu şansa sahibiz. Kuyruklu yıldız, +4 kadir parlaklığa ulaşma potansiyeliyle şimdiden yılın en parlak buzlu ziyaretçisi ve beklenmedik bir şekilde Güneş Sistemi’nin dışına atılmadan önce görmemiz için tek şans.
Kuyruklu Yıldız 2021 A1 (Leonard) Aralık ayının ilk on günü boyunca Kuzey Yarıküreden görünecek daha sonra gelecek yıl Ocak ayının başlarında günberiye giderken Güney Yarıküreye doğru düşecek.
Aralık ayının başında, 2021 A1 kuyruklu yıldızı (LEONARD), Berenices’in Saçları Takımyıldızı sınırına yakın Av Köpekleri Takımyıldızının güneyinde yer alıyor ve arka plandaki yıldızlara göre dakikada yaklaşık 0,13 m güneydoğuya doğru ilerleyecek. GMT zamanına göre saat 3’e kadar, kuyruklu yıldız doğu ufkundan yaklaşık 30 derece açıkta bulunuyor.
Kuyruklu yıldız 2021 A1 (Leonard), 3 Aralık 2021 sabahı (GMT ile) Av Köpekleri Takımyıldızında parlak küresel küme Messier 3’ün 10′ güneyinden geçiyor.
3 Aralık 2021’de A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızı sabah, Av Köpekleri Takımyıldızındaki büyük küresel küme olan Messier 3’ün hemen güneyinde yer alıyor. Görsel gözlemciler ve gökyüzü fotoğrafçıları için gerçek bir gözlem keyfi olacak.
Şimdiye kadar +6 kadir parlaklığa ulaşacağı umulan kuyruklu yıldız M3’ün 7′ güneyinde yer aldığı saat 4 civarında en yakın konumda yer alacak. Gözlem konumunuz yeterince uzun süre bulutsuzsa ve doğu tarafı makul ölçüde engelsiz bir şekilde görünüyorsa, kuyruklu yıldızın dakikada yaklaşık 0,15 m hızdaki görünür hareketi izlenebilecek.
Kuyruklu Yıldız 2021 A1 (LEONARD) 4 Aralık’ta Çoban Takımyıldızına giriyor ve 6 Aralık sabahı parlak Arcturus yıldızının beş derecenin biraz üzerinde kuzeyinde yer alıyor. 4 Aralık’ta şafakta yeniay olduğundan kuyruklu yıldız sabahın geri kalanında bir çıkarım yapmayacağı için gözlem bakımından şanslı sayılırız.
8 Aralık’a kadar, kuyruklu yıldız dakikada 15” görünür bir hareketle Çoban Takımyıldızının doğusunda, +5.4 kadir parlaklığında xi Boötis yıldızının yaklaşık üç derece doğusunda yer alıyor ve kuyruklu yıldız ufuktan yaklaşık 30 derece yükseklikte bulunuyor. 10 Aralık sabahı, 2021 A1 (LEONARD) kuyruklu yıldızını yakalamak için son şansınız olabilir.
Kuyruklu yıldız Yılan Takımyıldızının Yılanın Kuyruğunda (Serpens Cauda), yaklaşık 5.5 derece kuzey-doğuda, +2.6 kadir parlaklığında Unukalhai (alfa Serpentis) yıldızının yanında yer alıyor ve gökyüzünde dakikada 21″ bir hızla ilerliyor. 12 Aralık’taki yakın yaklaşımın ardından kuyruklu yıldız 2021 A1 (LEONARD) birkaç gün sonra alacakaranlık gökyüzüne doğru ilerliyor ve yakında Güney Yarıküreden görülebilecek.
Gerçekten Dünya’ya doğru gelen bir asteroidi saptırabilir miyiz? NASA’nın DART misyonu.
Gündüz etkilerini (sarı) ve gece etkilerini (mavi) gösteren küçük asteroit çarpmaları. Her noktanın boyutu, çarpmanın optik olarak yayılan enerjisiyle orantılıdır.
Golf arabası büyüklüğündeki bir uzay aracı, asteroide rotasından hafifçe vurmak suretiyle bir çarpışma yapacak şekilde yönlendirildi. Bu test, gelecekte gerçek bir asteroit tehdidinin tespit edilmesi durumunda teknolojik hazırlığımızı göstermeyi amaçlıyor. Çift Asteroid Yönlendirme Testi (DART) 23 Kasım’da Kaliforniya’dan bir SpaceX roketinde kalktı ve gelecek yıl Eylül ayında hedeflediği asteroid sistemine ulaşacak.
Görevi gereği, Amor asteroit grubunun bir üyesi olan asteroit Didymos’a doğru seyahat edecek. Didymos, her 12 saatte bir bir mini-ay (Dimorphos) tarafından yörüngede döner. Çiftin daha küçük olan yarısı, DART’ın hedefi olacak.
Asteroitlerden kaynaklanan bir yok olma tehdidiyle karşı karşıya mıyız?
Milyonlarca yıl önce dinozorları öldüren olaya benzer bir yok olma olayı yaratan bir asteroidin Dünya’ya çarptığı felaket filmlerini hepimiz görmüşüzdür. Peki bu şimdilerde de olabilir mi? Aslında Dünya, çapları 1-20 metre arasında değişen küçük asteroitler tarafından sık sık bombalanıyor. Bu büyüklükteki asteroitlerin neredeyse tamamı atmosferde parçalanır ve genellikle zararsızdır.
Bu nesnelerin boyutu ile çarpma olaylarının sıklığı arasında ters bir ilişki vardır. Bu, küçük nesneler tarafından büyük nesnelerden çok daha sık çarpıldığımız anlamına gelir; çünkü uzayda daha küçük nesneler çok vardır. Ortalama olarak her 500 bin yılda bir 1 km çapındaki asteroitler Dünya’ya çarpar. Bu boyutun en “son” etkisinin, 20 bin yıl önce Moritanya’daki Tenoumer çarpma kraterini oluşturduğu düşünülüyor.
Yaklaşık 5 km çapındaki asteroitler, yaklaşık her 20 milyon yılda bir Dünya’yı etkiler. Örneğin 2013 yılındaki Çelyabinsk’ye düşen meteorun yaklaşık 20 m çapında olduğu, şehirde altı binada hasar oluşturduğu ve yaklaşık 1500 kişinin yaralandığı tespit edilmiştir.
Bu animasyon, DART’ın Dünya için tehlikeli bir göktaşını nasıl etkisiz hale getirdiğini gösterir.
Riski değerlendirmek
NASA’nın DART misyonu, gelecekte Dünya’ya çarpma potansiyeli taşıyan büyük bir asteroidin tehdidi ve korkusu nedeniyle hayat geçirildi. Dünya’ya yakın potansiyel tehlike oluşturan (NEO) göktaşlarını kategorize etmek için 0’dan 10’a kadar bir ölçek kullanılır, burada 0, çarpışma olasılığının ihmal edilebilecek kadar küçük olduğu anlamına gelir ve 10, çarpan nesnenin küresel bir felaketi hızlandıracak kadar büyük olduğu yakın bir çarpışma anlamına gelir.
Bu sınıflamaya Torino Ölçeği adı verilir. Çevrimiçi haberlerin ve bireylerin meteor olaylarını filme alma yeteneğinin artmasıyla birlikte, göktaşları toplumda korku yaratma eğiliminde olmuştur. Şu anda NASA, en büyük “kümülatif tehlike derecesine” sahip nesne olan asteroid Bennu’yu yakından takip ediyor. 500 m çapındaki Bennu, Dünya’da 5 km’lik bir krater oluşturma kapasitesine sahiptir. Ancak NASA, asteroitin bizi ıskalama ihtimalinin % 99.9 olduğunu söylüyor.
Darbe için destek
Didymos ve Dimorphos, Güneş etrafındaki yörüngelerinin bir noktasında Dünya’nın yaklaşık 5,9 milyon km yakınına kadar gelirler. Bu, Ay’ımızdan hala daha uzak bir noktadır, ancak astronomik açıdan çok yakındır. Bu konum DART’ın Dimorfos’u vuracağı an olarak belirlenmiştir.
DART görev tarihleri ve zaman çizelgesi olayları.
DART, Didymos’a doğru seyahat etmek için yaklaşık on ay harcayacak ve yakındayken yönünü hafifçe değiştirerek Dimorphos’a saniyede yaklaşık 6,6 km hızla çarpacaktır. Daha büyük olan Didymos 780 m çapındadır ve bu nedenle DART’ın için daha kolay bir hedeftir. DART, sadece 160 m çapındaki çok daha küçük olan Dimorphos’u tespit ettiğinde, mini ay ile çarpışmak için son dakikada rota düzeltmesi yapabilir.
Dimorphos’un kütlesi 4,8 milyon ton ve çarpma anında DART’ın kütlesi yaklaşık 550 kg olacak. 6,6 km/s hızla hareket eden DART, büyük miktarda momentumu (hareket eden kütlenin bir ölçümüdür: ne kadar harekette ne kadar kütle olduğu ile bağlantılıdır) aktarabilecek ve o noktaya kadar, mini ayın Didymos çevresindeki yörüngesini gerçekten değiştirmesi bekleniyor.
Yaklaşık %1 oranındaki bu değişiklik, haftalar veya aylar içinde yer teleskopları tarafından tespit edilecektir. Bu değişim fazla görünmese de, % 1 aslında umut verici bir değişimdir. Böylece Dünya’dan % 1’lik değişim tespit edebilecek ve bu arada çift, Güneş etrafındaki yörüngesi boyunca devam edecektir. DART ayrıca her şeyi yakalamak için çarpışmadan on gün önce küçük bir uydu yerleştirecektir.
Bu, NASA’nın, gezegen savunma tekniğini göstermeye adanmış, 330 milyon US $ maliyetle, uzay görevi açısından nispeten ucuz ilk görevidir. Örneğin Önümüzdeki ay fırlatılarak kullanıma açılacak James Webb Uzay Teleskobunun maliyeti yaklaşık 10 milyar US $ ‘dır. DART’ın etkisinden kaynaklanan çok az bir kalıntı olacak veya hiç olmayacaktır.
Bunu Dünya’daki bir olayla karşılaştırırsak: Raylara park etmiş ama freni olmayan bir tren hayal edelim. Başka bir tren gelir ve onunla çarpışır. Trenler parçalanmayacak ve birbirini yok etmeyerek birlikte hareket edecekler. Sabit olan biraz hız kazanacak ve ona çarpan biraz hız kaybedecektir. Böylece trenler, eskisinden farklı hızlarda yeni bir sistem haline gelmek için birleşir. Böylece DART görevinden herhangi bir etki, dalgalanma veya enkaz yaşamayacağız.
Tipik asteroit yörüngeleri Mars ve Jüpiter arasında kalır, ancak eliptik yörüngelere sahip bazıları Dünya’nın yakınından geçebilir.
Çaba gerçekten buna değer mi?
Görevin sonuçları bize gelecekte tehdit oluşturabilecek bir asteroidi vurmak için ne kadar kütle ve hız gerektiğini söyleyecektir. Dünya’ya yaklaşan asteroitlerin büyük çoğunluğu zaten takip ediliyor, bu nedenle bu tür herhangi bir nesne hakkında erken uyarı almış olunacaktır.
Bununla birlikte geçmişte bazı nesneler gözden kaçırıldı. Örneğin Ekim 2021’de Asteroit UA_1 Antarktika üzerinden Dünyanın yaklaşık 3 bin km yakınından geçti. Güneş yönünden yaklaştığı için gözden kaçtı. Sadece 1 m boyutunda olduğundan çok fazla hasara neden olmazdı, ancak geldiği görülmeliydi.
Büyük potansiyel bir asteroit tehdidi için bir saptırma sistemi kurmak zor olur. Hızlı hareket etmeli ve hedefe çok iyi nişan alınmalıdır. Böyle bir sistem için bir aday, uyduları yüksek hızlarda yörüngeye fırlatmak için teknoloji tasarlayan ABD uzay uçuşu şirketi SpinLaunch tarafından geliştirilen yeni teknoloji olabilir. Bu cihaz aynı zamanda yakın geçen asteroitlerde kütleleri ateşlemek için de kullanılabilir.